Darya İgorevna Klishina, Rusya'nın son dönemde yetiştirdiği en önemli atletlerden birisi.

Tam adı Darya İgorevna (Klishina) Klişina olan güzel sporcu 1991 doğumlu dünya uzun atlama şampiyonu.2007 yılından bu yana madalyaları silip süpüren Darya İgorevna, güzelliğiyle dünya spor basının dikkatini çekiyor.Rus uzun atlamacı. Klişina 2011 ve 2013 Avrupa Salon Şampiyonalarında altın madalya kazanmayı başardı. Aynı yıllardaki 2011, 2013 Dünya Şampiyonalarında ise yedincilikte kaldı.

Darya İgorevna Resimleri;


 
     






Justin Bieber'in yeni sevgilisi Chantel Jeffries kimdir? Chantel Jeffries nereli, Chantel Jeffries kaç yaşında ne iş yapıyor,Chantel Jeffries resimleri bu sayfada

Geçtiğimiz günlerde alkol etkisinde araç kullandığı için tutuklanan Justin Bieber ve olay anında yanında bulunan kız arkadaşı Chantel Jeffries Miami'de görüntülendi.Sahilde arkadaşlarıyla eğlenen çift bir ara ATV'ye bindi.

Justin Bieber'in sevgilisi Chantel Jeffries resimleri;


 




Ergenekon (GÖÇ) Destanı

Bugün Orkun ırmağının kıyısında bir kent kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu kente Ordu-Balıg denildiği sanılmaktadır. Göç Destanı, bu kentteki saray yıkıntısının önünde bulunan anıtlardan birinde yazılıdır. Bu yazıtlar, Hüseyin Namık Orkun’a göre, Moğol hanı Ögedey döneminde Çin’den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.

Göç Destanı’nın Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlara göre iki ayrı söyleniş biçimi vardır. Bu iki ayrı söyleyiş biçimi birbirine ters düşer nitelikte değil birbirini bütünler niteliktedir. İran kaynaklarındaki söyleyiş biçimi, tarihsel bilgilere daha yakındır. Ayrıca İran söyleyişi, Uygurların maniheizm dinini benimseyişlerini anlatan bir menkıbe niteliğindedir. İran söyleyişi Cüveyninin





Tarih-i Cihangüşa adlı eserinde yer almaktadır.


Destanda adı geçen Bögü Kagan, MS 8. yüzyılda yaşamış bir Uygur kağanıdır. 763 yılında Böğü Kağan, Mani (Maniheizm) dininin rahiplerini çağırıp onları dinlemiş ve bu dini Uygur Devleti’nin resmi dini olarak kabul etmiştir. Aşağıdaki efsanenin kahramanı olan Bögü Kağan, Mani dinini benimseyip yayan bu kağandır. Böğü Kağan’ın Mani dinini kabul etmesi, Göç Destanı’nın İran kaynaklarına göre olan varyantında anlatılmaktadır. Bu bağlamda efsanenin gerek konu, gerekse dayandığı inançlar bakımından Mani dininin ilkelerine dayanması gerekirdi. Ancak durum tam olarak böyle değildir. Göç Destanı’nda Bozkır Kültürü ağır basmış ve efsanenin ana motifleri Orta Asya öğeleri ile donanarak Eski Türk inançları Maniheizm ve Budizm inançlarını adeta efsanenin dışına itmiştir.

                        Atatürk'ün İbrahim Çallıya yaptırdığı Ergenekon'dan Çıkış Tablosu 

Türk destanlarının kuruluşunu ve gelişmesini hazırlayan cihan devleti olma ülküsünün Göç Destanı’nda kutsal bir inançla yaşatıldığı görülür. Oğuz Kağan, Alp Er Tonga (Afrasyab) ve Ergenekon destanlarında görülen bu ülkünün Göç Destanı’na da işlenmesiyle, Türk destanlarının yapı bakımından belirgin bir bütünlük kazandığı görülür. Türk destanlarının ayrı adlarla farklı zamanlarda kurulmuş gibi görünmelerine karşın, destanların oluşumunda aynı boyların etkili oluşu destanların aynı kaynakta birleştiklerini kanıtlar.

Çin ve İran kaynaklarınca birçok kez sözü edilen Göç Destanı ile ilgili en önemli kaynaklardan biri İranlı tarihçi Cüveyni tarafından yazılmış olan “Tarih-i Cihangüşa” adlı yapıttır. İkinci önemli kaynak da son Uygur hanlarından Temür Buka (Demir Boğa) adına dikilmiş olan mezar taşı yazıtıdır. Bu yazıtın metni sonradan özet olarak Çin tarihlerine geçmiş ve kimi Avrupalı yazarlar da ikinci elden kaynaklardan bu bilgileri özet olarak aktarmışlardır. Göç Destanı ile Oğuz Kağan Destanı Arasındaki Benzerlikler

Göç Destanı’nın kahramanı olan Böğü Kağan’ın akınları, Oğuz Destanı’nın kahramanı Oğuz Kağan’ın seferleriyle benzerlik göstermektedir. Oğuz Kağan Destanı’nın İslami söyleyişinde Oğuz Kağan, kuzeybatıdaki karanlık ülkelere doğru gittikçe, başları köpek başına benzeyen İt-Barak adlı bir kavme rastlar. Oğuz Kağan Destanı’nın anlatımına göre artık buradan sonra insanoğlunun yaşadığı topraklar bitmekte, garip yaratıkların ülkeleri başlamakta idi. Böğü Kağan da akınlarında o denli ilerilere gitmişti ki artık elleri ve ayakları hayvanlarınkine benzeyen insan türlerine rastlamıştı. 

Göç Destanı’na göre Böğü Kağan, tıpkı Oğuz Kağan gibi, Hindistan’ı da ele geçirmişti. Ancak Böğü Kağan hakkında destanda geçen bu anlatımlar gerçek tarih olaylarına uygun ifadeler değildir. Büyük olasılıkla, bu efsaneyi yazan/söyleyen Uygurların elinde Oğuz Destanı ya da Oğuz Destanı’na benzer bir destan vardı (zaten Oğuz Destanı’nın İslam öncesine ait versiyonu Uygurlar arasında söylenmekte olup yazılı nüshası Uygurlardan günümüze intikal etmiştir). Uygur Türkleri, Mani dinini kabul edip yayan Böğü Kağan’ı, bu eski destana yerleştirmiş ve Göç Destanı’nı yaratmışlardır. Göç Destanı’na göre, Balasagun (=Kuz-Balıg) kentini kuran da Böğü Kağan’dır. Ancak, tarihi kaynaklara göre Uygur Devleti’nin egemenliğinin Isıg-Göl’ün batısına geçmediği de bir gerçektir.

Reşideddin’in Oğuznamesinde (Farsça Oğuz destanı) Türk boylarının nasıl türediği anlatılırken, Kıpçak Türklerinin türeyişinin bir ağaç aracılığıyla gerçekleştiği hikaye edilir. Oğuzname, Kıpçak Türklerinin ortaya çıkışını şöyle anlatır:

Oğuz’un çerilerinden birinin karısı gebe kalmış, kocası da savaşta ölmüştü. Bu savaş yerinde kadınların doğum yapması yasaklanmıştı. Yakınlarda içi oyulmuş bir ağaç vardı. Kadın o ağaca gidip çocuğunu doğurdu. Çocuğu Oğuz’un yanına getirdiler, durumu ona anlattılar. Oğuz, çocuğun adını Kıpçak koydu. Kıpçak, kabuk sözcüğünden çıkmıştır; Türk dilinde içi çürümüş ve oyulmuş ağaca derler. Türklerin düşüncesine göre Kıpçak boyları bunun neslinden olmuşlardır.

J.P.Roux’a göre, Reşideddin’in naklettiği Oğuz Kağan Destanı’ndaki (Oğuzname) ağaç kovuğunda doğum yapan bu kadının çocuğuna Oğuz Kağan tarafından Kıpçak adının verilmesi, Böğü Kağan Efsanesi’nin yani Göç Destanı’nın sonraki bir varyantıdır.

Göç Destanı’nda, Oğuz Kağan Destanı’nın yapısı ve yaşam anlayışı Böğü Kağan’ın kişiliğinde yaşatılmıştır. Gerçek tarihte Orta Asya’nın dışına çıkmamış olan Uygur kağanları, Göç Destanı’nda bir dünya egemeni olarak görülmektedir. Böğü Kağan, Oğuz Kağan gibi, bütün seferlerinden zaferle döner. Oğuz Kağan’ın ilahi ışıklar içinde bulup evlendiği kıza karşılık Bögü Kağan’a yedi yıl gelen ve birlikte Kutlu Dağ’a gittikleri ilahi kız aynı kaynaktan gelmekte olup Bozkır inançlarına göre kız biçimini almış yardımcı bir ruhtur. Oğuz Kağan Destanı’ndaki Oğuz Kağan’ın veziri Uluğ Türk’ün düşüne karşılık, benzer biçimde Böğü Kağan ile veziri de bir düş görürler ve bu iki düş de adı geçen kağanların devletlerinin geleceğini etkiler. Yukarıda sayılan bu benzerliklerin sonucu olarak Göç Destanı’nın kuruluşunda Oğuz Kağan Destanı’nın etkisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Destanda Asya’ya hatta dünyaya egemen olan bir devlet portresinin çizilmesi, Oğuz Kağan ve Alp Er Tonga (Afrasyab) destanlarındaki geleneğin ve Türklerin yaşam anlayışının Göç Destanı’na işlenmiş olmasından ileri gelmektedir. Fakat Göç Destanı ile Oğuz Kağan Destanı arasındaki bu benzerliklere karşın Göç Destanı, Oğuz Kağan Destanı kadar görkemli bir destan değildir.

Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı
Uygur ülkesinde, Togla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Bu tepenin adına Hulin dağı denirdi. Hulin dağında birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Bu ağaçlardan biri kayın ağacı idi. Bir gece, kayın ağacının üzerine gökten bir mavi ışık düştü. İki ırmak arasında yaşayan kişiler bu ışığı gördüler, ürpererek izlediler. Kutsal bir ışıktı bu; kayın ağacının üzerinde aylar boyu kaldı. Kutsal ışığın kayın ağacının üzerinde kaldığı süre içinde ağacın gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Ağaçtan, çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesine değin bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu.

Bir gün, ağacın gövdesi birdenbire yarılıverdi. İçinden beş küçük odacık görünümünde beş küçük çadır çıktı. Her odacığın içinde bir çocuk vardı. Çocukların ağızlarının üzerinde asılı birer emzik vardı; onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.

Çocukların en büyüğünün adı Sungur Tigin, ondan sonrakinin Kotur Tigin, üçüncüsünün Tükel Tigin, dördüncüsünün Or Tigin, beşinci ve en küçüğünün adı da Bögü Tigin idi. İnsanlar, bu beş çocuğu Tanrı’nın gönderdiğine inandılar. İçlerinden birini kağan yapmak istediler. Böğü Tigin ötekilerden daha güzel, daha yiğit, daha akıllı idi. Halk, Böğü Tigin’in hepsinden üstün olduğunu anladı, onu kağan seçti. Böğü Han, büyük bir törenle tahta çıktı. Kendisinden sonra gelen otuzdan fazla soyu da Uygurların başında kaldı. 

Yıllar yılları kovaladı. Bir gün geldi, Yolun Tigin Uygurlara kagan oldu. Yolun Kağan’ın Kalı Tigin adında bir oğlu vardı. Yolun Kağan, oğlu Kalı Tigin’e Çin konçuylarından (=prenseslerinden) Kiu-Lien’i eş olarak almayı uygun gördü. Kalı Tigin ile Kiu-Lien evlendiler. Evlilikten sonra Kiu-Lien, sarayını Kara-Kurum’daki Hatun Dağı’nda kurdu. Hatun Dağı’na “Gök Ruhlarının Dağı” adı da verilirdi. Hatun Dağı’nın çevresinde daha bir çok dağ vardı. Bu dağlardan biri Tanrı Dağı idi. Tanrı Dağı’nın güneyinde de Kutlu Dağ bulunmaktaydı. Kutlu Dağ, koca bir kaya parçası idi. Günlerden bir gün Çin elçileri, yanlarında falcılarla birlikte Kiu-Lien’in sarayına geldiler. 

Çin elçileri ile falcılar aralarında konuşup şöyle dediler. “Türk ülkesinin tüm varlığı, bütün mutluluğu Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı ellerinden almalıyız.” Elçiler aralarında böyle konuşup anlaştıktan sonra Kalı Kağan’a gittiler. Ona dediler ki: “Siz bizim bir konçuyumuzla evlendiniz. Bizim de sizden bir dileğimiz olacak. Kutlu Dağ’ın taşları sizin saygıdeğer ülkenizce kullanılmamaktadır. Sizin yerinize biz bu taşları değerlendirelim.” Yeni kağan, bu isteği yerine getirdiğinde sonucun nereye varacağını düşünemedi; Çinlilerin isteğini kabul etti. Böylece yurdun bir parçası olan kayayı onlara verdi. Oysa Kutlu Dağ kutsal bir kaya idi. 

Türk ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı; kutsal taş Türk yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu. Tılsımlı kaya düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak, Türklerin tüm mutluluğu yok olacaktı. Kağan bu kutsal kayayı Çinlilere verdi. Ama kaya, kolay kolay sökülüp götürülecek gibi değildi. Bunu gören Çinliler kayanın çevresine odun kömür yığdılar, kayayı ateşe vurdular. Kaya iyice kızınca üstüne sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar, ülkelerine götürdüler. İşte, ne olduysa o zaman oldu. Türkeli’nin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanı dile geldi; kendi dillerince kayanın düşmana verilmesine duydukları acıyı anlattılar, ağladılar. 

Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz düşüncesiz kağan öldü. Ne var ki, kağanın ölümüyle de ülke felaketten kurtulamadı. Bir Çin konçuyu (=prensesi) uğruna çekinilmeden bağışlanan yurdun kayası, Türkeli’nin felaketine neden oldu. Halk rahat yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buğulaştı, uçup gitti. Topraklar kurudu, ürün vermez oldu. Yolun Kağan’dan sonra başa geçen kağanlar da arka arkaya öldüler. Günlerden sonra Türk tahtına Böğü Kağan’ın torunlarından biri oturdu. 

O zaman yurtta canlı-cansız, evcil-yaban, çoluk-çocuk, soluk alan-almayan her ne varsa bir ağızdan “Göç!… Göç!…” diye çığrışmağa başladılar. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu. İnlemelere yürek dayanmıyordu. 

Uygurlar bu çığrışmaları bir ilahî buyruk bildiler. Toparlandılar, yola koyuldular. Yurtlarını, yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere göç ettiler. Sonunda adına Turfan denilen bir yere geldiler. Burada sesler kesildi. Uygurlar bu yere kondular, beş kent kurup yerleştiler. Adını da Beş-Balıg koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.

kaynak: www.bilinmeyenturktarihi.com





Bu sayfamızın ünlü konuğu Claudia Galanti kimdir? Claudia Galanti nereli, Claudia Galanti kaç yaşında ve Claudia Galanti resimleri ile sizlerle

Claudia Galanti, 1998 doğumlu Paraguaylı modeldir.Avrupa, Kuzey Amerika ve İtalya'da , Güney Amerika'da çeşitli ajanslarda modellik yaptı.

2010 yılınında bir rrkek dergisi için hazırlanan seksi takvimin 2011 yılı kapak kızı oldu ve 2010 yılında bu proje ile ünlendi.Daha sonra yetenek yarışmalarına katıldı ve 2013 sonbaharında bir "seks sembolü "  ve " moda ikonu " gibi lakaplarla anılmaya başladı.

İşte seksi model Claudia Galanti Resimeleri; 
 
  





Çörek Otu Nedir? Faydaları ve Zararları Nelerdir? başlıklı yazımızda bilinçli kullanıldığında vücudumuza çok faydalı olan ve halk arasında çörek otu olarak bilinen bir bitki hakkında bilgiler yer verilmektedir.

Çörek otunu hamile iken kullanmayınız!
Bakınız Çörekotu ve Hamilelik. Ayrıca çörek otunun doğum kontrol haplarının etkisini azaltabileceği ihtimaliyle bu haplar ile birlikte kullanımınıda önermiyoruz. Çünkü doğum kontrol hapı ile kontrollü bir şekilde engellenen hormon salgılamasını çörek otu tekrardan düzenleyebilir.

- Organ nakli durumunda çörek otu kullanılmamalıdır. Kullanılmak isteniyorsa bu mutlaka bir doktor kontrolünde ve onun tavsiyesine uygun olarak kullanılmalıdır.

Çörek otu bir ilaç değildir.
Çörek otu şimdiye değin bilimin tanık olduğu en mükemmel, yüzlerce bileşimiyle yüzlerce hastalıkla mücadele edebilen en sıra dışı bitkidir.

- Çörek otu belli bir hastalık için tedavi edici değildir.
Vücudu bir bütün olarak tedavi ederek olması gereken sağlıklı durumuna yaklaştıracağı için etkisini ilaç gibi hemen göstermez. Vücudunuzdaki yüzlerce düzenin üstüne üstlük birbirini etkileyebilen bu yüzlerce düzenin hemencecik düzene girmesi de mümkün olmamaktadır. Bu zaman almaktadır, bunun içinde düzenli olarak kullanmanız gerekmektedir. En az 1-2 ay olmak üzere, belli bir müddet (ort. 6ay) devam edilmesi gerekir.


- Rahatsızlığınızı öncelikle bir doktor ile paylaşın ve tavsiyelerini kesinlikle yerine getirin. Çörek otu kullandığınızı veya kullanacağınızı belirtin. Çörek otu kullanırken belirli aralıklarla tahlil yaptırın ve bu tahlilleri bir sağlık uzmanından yorumlamasını isteyin.

Yapılan bu deney çörek otunun zararlı bakterileri önemli ölçüde azaltırken, vücuda faydalı bakteri popülasyonunda da bir değişikliğe neden olmadığı sonucuna varılmış. Yinede başka bir nedenden dolayı ishal başladığında beslenmeye yoğurt, kefir ve peynir gibi fermente olmuş süt ürünleri, probiyotik gıdalar veya tabletler eklenmesi önerilir.

- Çörek otunun, tansiyon düşürücü veya idrar söktürücü ilaçlar ile birlikte kullanılması, çörek otunun mevcut tansiyon düşürücü ve idrar söktürücü etkisini güçlendirir. Antibiyotik ilaçlar (streptomycin and gentamicin) ile birlikte kullanılması ise anti bakteriyel etkiyi arttırdığı bildirilmiştir.

- Çörek otunun kemoterapi ilaçları ve radyoterapi tedavisi ile birlikte kullanılması, çörek otunun anti oksidan etkisi nedeniyle bu tedavi yöntemlerinin etkisini azaltabilir. Çok güçlü antioksidan etki gösteren kara üzüm ve kahve vb.de aynı şekilde tedavi sırasında kullanılan ilaçların vücutta etkisiz hale gelmesine ve vücuttan daha çabuk atılarak tedavi etkisinin azalmasına neden olabilirler. Bu tür önemli ilaç kullananların tedaviden sonra bitkisel tedaviye başlamaları veya doktorlarına danışarak kullanmaları önemle tavsiye edilir.

coreklen.com





Uygur Metinleri Nedir? Uygur Metinleri Nelerdir? Uygur Metinleri hakkında bilgiler içeren edebiyat dersi performans ve proje ödev konusu

Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buda ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eseri de vardır. Kalyanamkara Papamkara, Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek adlı eserler, Budizm’i anlatan dinî metinlerdir. Irk Bitig adlı eser ise bir fal kitabıdır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.

Uygur dönemi eserleri şunlardır:

Maniheist Uygurlara Ait Eserler
I.Uygur Kağanlığı’nın üçüncü hakanı Bögü Kağan’ın 762′de Mani dinini resmen kabul etmesiyle başlayan süreçte Maniheist Uygurlar hikaye, dua, ilahi, tövbe, din bilgisi türü ve konularında birçok eser meydana getirmişlerdir. Maniheist Uygurlardan kalan bazı parçalar şunlardır:

Huastuanift: Maniheizm’in öğretileri çerçevesinde yazılmış bir tövbe ve dua kitabıdır.

Irk Bitig: Tahminen 930 yılında ve Köktürk harfleriyle kaleme alınmış olan Irk Bitig (Fal Kitabı), Mani muhitinde yazılmış önemli bir metindir. İçinde dine ait unsurlar bulunmakla beraber dinî bir eser değildir; bir fal kitabıdır. Her biri ayrı bir fal olarak yorumlanan 65 paragraftan meydana gelmiştir. Her falın (paragrafın) başında siyah mürekkeple çizilmiş küçük daireler vardır. Her faldaki daireler üç dizi hâlindedir. Her dizide, sayıları 1-4 arasında deği­şen daireler vardır. Böylece her fal, üç rakamlı bir sayı ile numaralanmış gibidir. Meselâ, bir paragrafın başındaki birinci dizide 2, ikinci dizide 2, üçüncü dizide 4 daire varsa bu fal 2 2 4 numaralı faldır. Falına bakmak iste­yen insan, muhtemelen dört yüzünden her biri bir sayıya delâlet eden aşık kemiğini üç defa atmak suretiyle kaç numaralı falın kendisine isabet ettiğini tespit eder.

Budist Uygurlara Ait Eserler
Uygurlar arasındaki en kalabalık topluluk Budist Uygurlardır. Dolayısıyla bu dilin edebiyatı da Mani Uygurlarının eserlerinden çok daha geniş ve zengindir. Budist Uygurlardan kalan bazı parçalar şunlardır:
Maitrsimit: Türk edebiyatının ilk iptidai (ilkel) tiyatro örneğidir.
Prens Kalyanamkara Papamkara: Uygurlar döneminin en tanınmış öykülerinden biridir. Kansu vilayetindeki Bin Buda mabetlerinde bulunan bu eserde, iyi yürekli bir şehzadenin bütün canlılara yardım etmek ve canlıların birbirlerini öldürmelerine engel olmak üzere çok değerli bir mücevheri ele geçirmek için çıktığı maceralı yolculuk anlatılır.

Altun Yaruk: 10. yüzyılın ilk yarısında yazıldığı tahmin edilen eser, 17. yüzyılda bulunmuştur. Birkaç nüshası bulunan ve oldukça hacimli olan bu eser, Budizm’in esaslarını, felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini anlatan dini bir eserdir.

Sekiz Yükmek: Sekiz bilgi, sekiz tomar anlamlarına gelmektedir. Eserde beş duyu organının anlamı ve görevleri Budist bir yaklaşımla verilmiş ve bazı manevi bilgiler anlatılmıştır.

Uygur Dönemine ait bir metin parçası
Buda Avatamsaka atlıg sudur içinde
Busulmak -sız nom oguş- ka kirmek bölükde
Bulung yıngak sayu kelmiş bodısatav-lar
Bulıtçılayu yığılmış toy kuvrag ara
 
Günümüz TürkçesiyleBuda Avatamsaka adlı sutra içinde.
Değişmeyen -töre faslında- giriş bölümünde.
Her yandan, her köşeden gelmiş bodhisatvaların
Bulut gibi toplanmış olan topluluğu cemaati arasında.

kaynakça: edebiyatogretmeni.org

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Nedir? Kimdir? Bilgilen