Harem Nedir? Nasıl Bir Yerdir Osmanlı Haremi Hakkında Bütün Bilgiler



Harem Nedir?
Osmanlı Devletinde Harem deyince akla hemen Topkapı Sarayı gelmektedir. Topkapı Sarayı’nın tamamen padişahın evi ve eğlence yeri olduğu pek çok kişi tarafından ifade edilmekte ve aksine fikirler kabul dahi görmemektedir. Turist rehberleri, bazı bir kısım ilim ve fikir adamları dahi Topkapı Sarayı’nı, Osmanlı Padişahlarının eğlence sarayı olarak nitelendirmekte ve daha da ileri giderek bir de bu nitelendirmeleri yaparken ‘’Amma da ihtişamlı hayat sürmüşler’’ifadesini de eklemekten kendilerini alıkoyamayanlar dahi vardır.

Hünkar Sofrası Nedir Nerededir ve Nasıl Bir Yerdir;
Hünkar Sofrası, adından da anlaşılacağı gibi Hünkar’ın yani Padişahın ailesi (eşi ve çocukları ile) birlikte yemek yedikleri , aile sohbetleri ettikleri ve Hünkar Sofrası dairesinin duvarlarınasöylendiği gibi ‘’Padişahın cariyeler ve güzel kadınlar için yazdığı tahrik edici aşk meşk şiirleri’’ değil tam aksine özellikle aile hayatı ve terbiye ile alakalı bazı ayetlerin ve hadislerin nakşedildiği yerdir.
Öncelikle ,Topkapı Sarayı veya Yıldız Sarayı olsun, Saray denilince, sadece Padişahların evleri ve aileleriyle beraber oturdukları  kaşaneler ve köşkler akla gelmemelidir. Padişahın tam anlamı ile evi özeli diyebileceğimiz yer harem ve has oda denilen yerlerdir. Zira bu saraylar, bugün Cumhurbaşkanlığı köşkü,  Başbakanlık Konutu ve bakanlıklar gibi bir devlet daireleridir. Bu saraylarda, Padişahın yani bugünkü karşılığı olan Cumhurbaşkanının lojmanı veya konutu demek olan mekanlar, sadece Harem denilen yerlerdir. Harem adı verilen bu yerler incelendiğinde, günümüz devlet adamlarımızın evlerinden daha ihtişamlı olduğu söylemez hatta aksine o devirde olmasına rağmen bu kadar büyük bir Cihan İmparatorluğunun başındaki Cihan Padişahı (bu günkü Amerika Birleşik Devletleri Başkanından çok daha büyük güç, ihtişam ve kudret sahibi bir İmparator) için çok fazla mütevazi yerlerdir.
Ayrıca Harem;girilmesi yasak olan yer anlamına gelir. Mekke-i Mükerreme ’nin sınırları belli yerlerine ihramsız girmek yasak olduğundan Harem-i Şerif denildiği gibi, hem Mekke hem de Medine’ye gayr-ı müslimler giremediğinden dolayı her ikisine birden HAREMEYN adı verilmektedir.
Aynı manadan hareketle, kadınların ikamet ettikleri ve yabancı erkeklerin girmesi yasak olan evlere de İslam aleminde harem adı verildiği gibi, yabancı erkeklere haram olan kadınlara da harem adı verilmektedir. Osmanlı zamanında evler ve devlet adamlarının konutları demek olan saraylar, haremlik ve selamlık şeklinde ikiye ayrılmıştır; girilmesi yasak olan harem kısmı kadınların ikametine tahsis edilmişti.
İşte Osmanlı Padişahlarının hanımlarına da harem denildiği gibi, bunların yaşadığı mekanlara da Padişah Haremi veya Padişah Evi manasına gelen Harem-i Hümayun adı verilmiştir. Aslında Osmanlı Devleti  tarihinde Padişahın evine Dar’üs-Sa’adet yani saadet evi adı verilmekteyse de, Harem-i Hümayun yada sadece Harem kelimesi kullanılmıştır.

Osmanlı Haremi Kaç Kısıma Ayrılır?
Şunu önemle hatırlatalım ki, bilindiği üzere, Osmanlı haremini üçe ayırabiliriz:
·         Hareme Medfhal; asıl harem kapısına kadar olan Hareme Medfhal (Antre) kısmıdır.Burada Darüs-Sa’ade Ağası ve Harem ağalarının emri altındaki erkek köleler istihdam olunmaktadır. Bu bölümde çalışan bir tek kadın köle yani cariye bulunmadığı gibi, izin alınmadan bu bölümde çalışan tavaşirlerden kimsenin asıl hareme girmeleri de mümkün değildir.
·         İkinci Kısım; asıl haremde yaşayan Kadın Efendilerin, Şehzade haremlerinin, padişahlarının ve Padişah ailesi mefhumu içine giren herkesin hizmetçisi durumunda olan cariyelerdir. Bu cariyeler, Harem’in işçi personeli durumundadır. Reisleri de Hazinedar Usta denilen cariyedir. Bunların padişahların karı-koca hayatı ile ilgileri yoktur.
·         Üçüncü Kısım; asıl haremde yaşayan ve Padişah’ın ailesi kavramı altında toplanan Kadın Efendiler, valide sultanlar, şehzade haremleri ve kendileri  ile karı-koca hayatı yaşayan cariyelerdir. Bu grubun reisi, zaman içinde değişmekle birlikte bazen Baş Kadın Efendi ve bazen de Valide Sultan olmuştur.

Batılı Bazı Yazarların Kitaplarında Harem’le İlgili Yazdıkları Erotik Söylemler Doğru mudur?
Batılı bir kısım yazarların harem2le ilgili kitapları, erotik romanlar gibidir ve tamamen hayali olan sahnelerle doludur. Mesela Harem isimi ile yayınlanan bir roman türü bir eser, tarihi gerçeklerden maalesef çok uzaktır. Bilimsellik adı altında kaleme alınan çoğu araştırma eserlerinin bu etkiden kurtulamadığı görülmektedir. Harem için odalık cariye temini hakkında, ilk kalem oynatanlar Batılı yazarlar olmuştur. XVII. Yüzyılda başlayan bu yazıların ilkini, III. Mehmet ’in harem kadınlarını tasvir eden Thomas Dallam (1599) ‘ın yazıları teşkil etmektedir. Bunu Venedik Elçisi Ottavianao Bon (1606-1609), Robert Withers (1650), Rico, Madam Montegü (1717-1718) ve Fransız Fabrikatörü Flachat (1745-1755) takip etmiştir. Mesela Venedik Elçisi Bon’un Padişahlara odalık takdimi ile alakalı ve tamamen erotik romanları hatırlatan tasvirini maalesef, bütün Batılı yazarlar tekrar etmişlerdir. Biz, yalanlarını nakletmeye utandığımız gibi, mevcut belgelerin ve hatıraların hiçbiri, bu nakledilenleri tasdik etmemektedir.

Harem’e Aitmiş Gibi Gösterilen Çıplak Resimlerin Osmanlı kadınlarına Ait Olduğu Doğru mudur?
Harem’le ilgili, bazı kitaplarda ve dergilerde yayınlanan çıplak resimlerin de aslı esası mevcut değildir ve batılı bir kısım yazarlar, kendi hayallerindeki harem hayatını, ressamlar eliyle resme aktararak, meşru ve gayri meşru demeden neşretmişlerdir. Bunlar arasında özellikle Padişahın süt banyosu yaptığını, çırılçıplak cariyeler ortasında poz verdiğini gösteren resimler, tamamen hayal ürünüdür. Hubanname ‘de kaydediln bir doğum sahnesini canlandıran resim, Osmanlı kaynaklarında mevcut olanların en açık olanıdır. Zaten hususi dairede kalmak şartıyla gayri meşru da değildir.

Saray’daki Cariyeler ’in Hepsi Padişahların Hanımları mıydı? Görevleri Nelerdi?
Osmanlı Padişahları, Harem dairelerinde istihdam ettikleri veya karı-koca hayatı yaşadıkları cariyelere şer-i şerifin hükümlerini aynen tatbik etmişlerdir. Osmanlı Hareminde Orhan Bey zamanından beri cariyelerin bulunduğu ve istihdam edildiği ifade edilmektedir. Ancak haremdeki sayıca artması, Fatih döneminden itibaren başlar. Zira Fatih devrinde devlet idaresi devşirmelerin eline geçtiği gibi haremde de böyle olmuştur. Nasıl devşirilen erkekler, Enderun Mektebinde  terbiye edilerek Osmanlı Devleti’nin askeri ve idari üst makamlarına yükselme imkanlarını elde etmişlerse, Harem mektebine alınan cariyeler de zekalarına, ahlaklarına ve güzelliklerine göre, evvela haremin hizmetçi statüsündeki grubu olan cariye, kalfa ve ustalar makamlarına ve sonra da Padişahlar tarafından seçilmeleri halinde Padişah ile karı koca hayatı yaşayan gözde, ikbal ve Kadın Efendi ve neticesinde valide sultan payelerine kadar yükselme imkanlarına kavuşabilmektedirler.
O halde harem mektebinde yetişen cariyeleri iki gruba ayırmak gerekir:
·         Birinci Grup, asıl haremin ve Padişah ile ailesinin hizmetini gören cariyeler grubudur ki, haremde sayıları bazen 400’e ve 500’e ulaşan cariyelerin %90 ‘ını bunlar teşkil etmektedir. Bunların, haremin ve Padişah ailesinin hizmetlerini ifa dışında herhangi bir şekilde Padişah ile karı koca hayatları mevzubahis değildir.
Bu hizmetçi cariyeler dört gruba ayrılır:
1-      Acemiler
2-      Cariyeler
3-      Kalfalar (Şakirdler)
4-      Ustalar (Gedikli Cariyeler)
Bu hizmetkar cariyelerin bekar olmaları ve haremde bulundukları sürece evlenmelerinin fiilen mümkün olmaması nedeniyle, her an şehzade veya Padişah’ın haremi arasına girmeleri her daim mümkündür. Padişah’ın haremi arasına girmediğinden veya giremediğinden dışarıdan evlenmek isteyenler, çırağ edilme adı altında evlendirilip haremden çıkarılırlardı.
·         İkinci Grup ise; Padişahın ailesi arasında yer alan gözdeler, ikballer ve kadın efendiler grubu idi.
Haremde Bulunan Cariyeler İstediklerinde Evlenebilirler miydi?
Osmanlı Haremindeki cariyelerin evlenmeleri  konusu cariyelerin statüsüne göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
·         Birinci Grup; Padişahların veya şehzadelerin haz odalığı olan cariyelerdir. Padişahlar, kendileri için odalık olarak terbiye edilen cariyelerin hepsi ile münasebet kurmuyordu. Münasebet kurdukları belli sayılarda idi. Bunların bir kısmı kadın efendi, bir kısmı ikbal oluyordu. Çocuk sahibi olanlar genelde ikbal  ve kadın efendi olurlardı. Aynı durum şehzadeler için de geçerliydi. Eğer Padişah olurlarsa, adalıkları kadın efendi veya ikbal olurdu. Olmazlarsa şehzade haremi olarak kalırlardı. Padişahların veya şehzadelerin münasebette bulunup da beğenmedikleri veya çocukları olmayanlar ise, çırağ edilirler ve hariçten münasip bir kimse ile evlendirilirlerdi; çeyizleri ve evi Padişahlar tarafından temin edilirdi.
·         İkinci Grup, hizmet cariyeleri, kalfalar ve ustalar; cariyelik süreleri olan 9 yılı doldurduktan sonra azad edilirler ve ellerine çırağ kağıdı denilen bir belge verilerek saraydan ayrılmalarına müsaade edilirlerdi. Ayrılmak istemeyenler haremde kalır veya Eski Saray’a gönderilirlerdi.
Kadın Efendi Nedir Kimdir?
Kadın Efendiler; Osmanlı Padişahlarının bazen dört kadınla evlenmek sınırına riayet ederek nikah akdi ile evlendikleri ve bazen de nikahsız olarak beraber yaşadıkları ve ancak ümm-i veled statüsündeki yani çocuk sahibi oldukları kadın veya kadın Efendi denilen cariyelerdir. Bunların sayıları en fazla sekize çıkmıştır. Ayşe Osman Oğlu ’na göre bunların çoğu nikah ile alınmaktadır. Nikah ile alınması, evlenilen kadın cariye de olsa, aynı anda dört kadından fazla olanı haran haline getirir. Dört adedine ulaşılınca ancak birisinden boşandıktan sonra diğerini nikahlayabilir. Halbuki bir anda dörtten fazla cariye ile  Kadın Efendiler olarak hayat yaşayan Padişahlar vardır. Bu duruma göre, böyle bir iddia bütün kadın efendiler için doğru değildir.
Padişahun ilk kadınına Baş Kadın Efendi denilirdi. Diğerleri de İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci kadın Efendi diye anılırlardı. Baş kadın ve diğer kadın efendilere hususi daireler tahsis olunur ve emirlerine cariyeler ve kalfalar verilirdi.
Kasm (Nöbet) Nedir?
Osmanlı Padişahları, nikahlı eşleri olmamalarına rağmen, kadın efendileri arasında fıkıh kitaplarında izah edilen kasmyani eşler arasında kalbi muhabbet dışındaki bütün muamelelerde adaleti gözetme prensibine azami derecede riayet ederlerdi ve buna nöbetdenilirdi.Nöbetin tanzimi ve uygulanması haznedar ustanın göreviydi.
Fıkıh kitaplarında ‘’Kasm’’ başlığı altında incelenen birden fazla kadınlar arasında adalet esaslarına uymayan Padişahların, kadınlar arasında fitne ve kıskançlıklara yol açtığı yaşanan olaylardan anlaşılmaktadır.Kanuni Sultan Süleyman’ın Baş Kadını ve Şehzade Mustafa’nın annesi Mahi-Devran Sultan ile Şehzade Selim’in annesi Hürrem Sultan arasındaki sürtüşmeler, bu adalet esaslarına riayet edilmediğinden kaynaklanmıştır.

İkbal Nedir ve İkballer Kimdir?
İkbal, Osmanlı Padişahları ’nın beraber oldukları karı koca hayatı yaşadıkları ve genellikle çocuk sahibi olmadıkları cariyelere denir.
Bazı durumlarda çocuk sahibi olur olmaz Kadın Efendiliğe yükselmişlerdir. II. Mahmut‘un ikbali Pertevniyal Sultan gibi. Bazen de çocuk sahibi olmalarına rağmen, Kadın Efendi unvanını hemen almamışlar ve ikbal olarak kalmışlardır. Abdülmecid ‘in Baş ikbali Nalandil Hanım gibi.
İkbal Müessesesi, Osmanlı Tarihinde II. Mustafa ile başlamaktadır ve ismi de Şahin Fatma Hanım ‘dır. Daha sonra III. Ahmet ‘in 1, I. Mahmut’un 4, III. Mustafa’nın 1, III. Selim’in 1, II. Mahmut’un 4, Abdülmecid’in 6 ve II. Abdülhamit’in 4 ikbali tespit edilebilmiştir.
İkballer, Padişah’ın kadın efendilerinden sonra gelen ve karı-koca münasebetinde bulunduğu cariyelerdir. Padişah eğer, has odalık, peyk veya gözde tabir edilen cariyeler ile cinsel münasebette bulunur, bunlar gebe kalırlar ve sonradan çırağ (dışarıdan biri ile evlendirme) edilmezlerse, adı geçen cariyelere ikbal adı verilir. Birden fazla olmaları halinde sırasıyla baş ikbal, ikinci ikbal, üçüncü ikbal şeklinde anılırlardı. Sayıları aynı anda dördü geçmemiştir. İkbal meselesi, XVII. Yüzyıl sonunda duraklama ve gerileme devri padişahlarının tahta çıktıktan sonra aldıkları kadınlar olarak başlamış ve XIX. Yüzyılda ise Harem’in itibarlı kadınları arasında yerlerini almışlardır. I. Abdülhamid’e kadar hususi daireleri olmayan ikballer için I. Abdülhamid, Topkapı Sarayında  Gözdeler-İkballer Dairesini inşa ettirmiştir. Kadın Efendiler ile İkballerin en önemli özelliği, Padişahın vefatından sonra dastatülerini koruyabilmeleridir.

Gözde Nedir Pey Nedir Has Odalık Nedir? Gözdeler Peyler ve Has Odalıklar Hakkında Bilgi
Padişahın sayıları genellikle dördü bulan ve aynı anda olmasa da bütün hayatı boyunca bazen yediye ve sekize ulaşan Kadın Efendileri, İkballer arasından seçilirlerdi. İkballer arasından Kadın Efendiliğe seçilen cariyeler, yine cariye statüsündeydi; ancak bazen Şeyhülislam’ın nikah akdi icra etmesiyle nikahlı olarak eş tarzında ve bazen de nikahsız cariye eş statüsünde Padişahın eşleri  tarzında hayatını sürdürürlerdi.

Gözdeler Peyler ve Has Odalıklar Nasıl Seçilirlerdi?
Genellikle Kadın Efendilerin arasından seçilen ikballer ise, has odalık, peyk veya gözde adı ile anılan cariyeler arasından seçilirlerdi. II. Mustafa zamanında ikbal müessesesi ortaya çıkıncaya kadar, Kadın Efendiler de doğrudan has odalık, peyk veya gözde adı ile anılan cariyeler arasından Padişah tarafından seçilirlerdi. İslam hukukuna göre, efendiler ve elbette ki  Padişahlar, başkalarıyla evli olmayan istifraş hakkı kendilerine ait bulunan cariyeleriyle karı-koca hayatı yaşayabilmekteydiler.
Osmanlı Padişahlarının karı-koca hayatı yaşayacakları cariyeler, Harem’e alınan cariyeler arasından temin edilirdi. Hazinedar ustanın nezareti altında saray terbiyesi alan cariyelerden, önce Padişahın şahsi ve hususi hizmetlerini görmek üzere Hünkar Kalfaları seçilirdi. Hünkar Kalfaları arasından Padişahın beğendikleri, peyk, gözde veya has odalık adıyla Padişah için ayrılırlardı. Has odalık, peyk veya gözde adıyla anılan cariyelere bir daire tahsis edilirdi.

Has Odalıklar da Peyk ve Gözde adıyla ikiye ayrılır;Peyk ve gözdeler de en fazla dörder adet olurlar. Bunlar arasından Padişah ile halvete giren ve Padişahın beğenisini kazananlar ile Padişah’ dan çocuğu olanlar ikbal veya Kadın Efendi olurlar. Diğerleri ise, harem haricinde bulunan erkek kölelerden biriyle evlendirilirlerdi. Erkek çocuk doğuran kadınlar mutlaka Kadın statüsü kazanır ve doğurduğu çocuk ilk erkek çocuk ise baş Kadın Efendi olurlardı.
Ayrıca, başta Penzer olmak üzere, Batılı yazarlar, Padişahın ikbal ve Kadın Efendilerin içlerinden tespit ettiği has odalık cariyelerin teminini ve seçilişini, gayri meşru ve kötü tarzlarda tavsif etmişlerdir ki bunların verdikleri bilgileri, ne bir Osmanlı Tarihi ve ne de arşivindeki belgeler tasdik etmemektedir. Muhteşem Yüzyıl dizisinde  de verildiği gibi cariyeyi oryantal benzeri dans ettirip bu dansı seyrederken  Padişahın cariyenin üzerine mendil atılması veya hamamlarda yıkanırken cariye seçmesi gibi buna benzer halvet tasvirleri, geçekle ilgisi olmayan yalan veya hayal ürünlerinden ibarettir.


Alıntı Kaynaklar: OSAV -Prof. Dr. Ahmet Akgündüz –Doç. Dr. Said Öztürk
 

0 yorum:

Yorum Gönder