Güney Fransa Neresidir? Güney Fransa şehirleri sahilleri

Admin | Cuma, Temmuz 26, 2013 | 0 yorum




Güney Fransa Neresidir? Güney Fransa şehirleri sahilleri nasıldır?

Ekim sonu gittiğimiz bu geziyi yazmaya ancak fırsat bulabiliyorum, hatam olursa affola…
Bu çok sevdiğim ülkenin güneyini görmek kısmet olmamıştı. Fuar için gideceğim belli olduğunda, bayram tatiliyle birleştirip güneye inmeyi düşündüm. Yine bir uzun yol, maksimum yer görme tatilimizi, yine fazla planlayamadan, yola çıktık Sema’yla. Bu defa nispeten daha organizeyiz, en azından gideceğimiz bölgeye karar verdik. Plansız bir şekilde iki günlüğüne Cynthia, tamami için de Özlem ve Aykın katılıyorlar tatilimize, 2 yerine 5 başlayıp 4 kişi bitiriyoruz.
IMG_6242 (Copy)
Biraz Provence, daha çok Cote D’Azur, toplam 5 gün, işte rotamiz: Paris- Marsilya – Aix – Cassis -  La Ciotat – Bandol -  Sanary sur Mer – Toulon – Hyeres – Bormes les Mimosas – Le Lavandou – Grimaud – Port Grimaud – Gassin – St. Tropez – Ste. Maxime – St. Raphael -  Frejus – Cannes – Antibes – Nice – Eze – Monaco – Monte Carlo – azıcık ucundan İtalya ve Marsilya- Istanbul. Bölge, çiçeklerle kaplı küçük kasabalarla, aşırı gelişmiş büyük şehirlerin kombinasyonu, huzur veya eğlence, hangisini tercih ederseniz.
IMG_6205 (Copy)
Yemeli içmeli, bol eğlenceli, yeterli uykulu ve her kafadan bir ses çıkmali tatilimiz, Paris’ten 3 saatte hızlı trenle geldiğimiz Marsiya‘ya ayak basar basmaz bir kocaman farenin peşimizden koşup bizi otele kadar kovalamasiyla başladi. Bugüne kadar Marsilya hakkında sadece ‘çok güzel’ laflari duyan ben, bu lafların arkasında yatan güzelliği Marsilya’nın içinde değil etrafında daha çok gözlemleme fırsatı buldum. Zira şehrin liman bölgesinde (Vieux Port) bile en ufak hayat kırıntısı yokken ve her yer inşaat halindeyken oradaydık. Tren garına yakın otelimiz Adagio Access Marseille Saint Charles etrafinda da çok tekin kişiler dolaşmıyordu. Kısacası, Marsilya’yı etrafı gezmek için bir baz olarak kullanmak uygun. Gerisi icin yarım gün yeter. (Le Panier, La Canabiere, balık pazarı vs). Şehir deniz ürünleriyle ünlü ama gittiğimiz rota itibariyle zaten genelde deniz kıyısındaydık, dolayısı ile özellikle burada çok tavsiye edebileceğim bir yerde yemedik. (Collins)
IMG_7273 
Aix – en – Provence: Son derece şirin bir üniversite kenti, yeterince büyük, yeterince ufak. Özellikle gece uğramakta fayda var, hatta bence kalmalı. Biz şehrin hareketli meydanı Place des 4 dauphins’de takılırken, Özlemler son derece deneysel bir lokantada yediler: Pierre Reboul. O kadar ilginç sunumlarla enteresan yemekler yemişler ki, lezzetten ziyade görsellik için “Keşke gitseymişiz” deditti bana.
IMG_6255 (Copy) 
Cassis: Nasıl ki her Alman şehrine şehir demek için, bir belediye binası, bir tren garı ve bir kilise yeterliyse, bu bölgede de marina ve oraya bağlı yüzlerce teknesi olmadan şehir denmiyor. İki pastane bir ekmek de fırını, tamamdır. Evet Cassis de sevimli bir kasaba, sanırım yazın çok daha güzel oluyordur. Güney Fransa’daki en güzel şehirlerden biri olarak biliniyor, asıl ünü,  calanques tabir edilen kalkerden oluşmuş kayalık sahili. Görmek için en iyi yol tekne turu tabii ki, özellikle denize girilen mevsimlerde. Kalış için yol uzerindeki Sanary-sur-Mer‘i tercih ettik, diğerleri gibi küçük ve yazlık bir kasaba. Bizim gibi Türklerle başedemeyen zavallı otelciyi kazıklamak hoşumuza gitmese de, geniş odalı otelimizi tavsiye ederim.(Grand Hotel des Bains)
IMG_6279 (Copy) 
Bandol: Tüm gün Bandol’un bağlarını dolaşıp şarap tadımları yaptıktan sonra, biraz şaraba ilginiz varsa dahi, Bandol’un tüm üreticilerinin şaraplarının satıldığı (Maison des Vins du Bandol) mağazasını ziyaret etmek için vakit ayırmanızı tavsiye ederim. Müthiş bir adam Pascal (isimde var bir keramet, Nouma’ya olan sevgim meşhurdur, onun hem memleketlisi hem isimdaşı , Türkiye’nin en bilgili şarap uzmanıyım diye geçinen adamları cebinden çıkartır. Bize saatlerce bilgi verdi ve bir çok tadım yaptık. Gezinin en bilgilendirici saatleriydi. Ama genel olarak Bandol bölgesinin şarapları bizim damak zevkimize pek uymuyor, ağırlıklı kullandıkları Mourvèdre üzümü biraz buruk bir tat veriyor genel olarak. 
IMG_6425 (Copy) 
Bormes les Mimosas: Bu son derece sempatik kasabaya ilkbaharda da uğramak lazım. Her yer çiçek, böcek, cafe. Tam bir görsel şölen. Geliniz.  Taormina’ya benziyor.
Le Lavandou : Olmasa da olur, ismine kanıp gelmeyin, Lavantadan gelmiyor tahmin ettiğiniz gibi, (lavoir’den geliyormuş
IMG_6372 (Copy) 
Grimaud ve Port Grimaud: Çok enteresan olan yer port olanı. İlki tarihi olarak son derece önemli bir kasabayken, ikincisi ise son derece zengin ve ünlülerin biraraya gelip kurdukları özel bir kasaba. Özel derken, özel mülk , içeri girilmiyor Herkes teknesini evin önüne bağlamis, kanallar var evlerin önünde. Son derece ilginç ama sonradan oluşturulmuş bir yer. Zaten Grimaud ailesi her yerde adı geçen bir aile.
Gassin: Denize tepeden bakan bu kasaba, aslında son derece keyifli. Minik restorantları, cafeleri, manzaralı güzel noktaları var. Fena bir yağmura yakalanmasak iyiydi.
IMG_6402 (Copy) 
Saint Tropez: Bu çok şirin kasabanın bu kadar dolu olmasına şaşmamalı, son derece iyi lokanta ve butiklerle dolu. En çok Türk gördüğümüz yer de burası oldu. Son derece şık lokantamızda (Le Girelier) yan masamızda oturan Türkler az evvel yatlarından inmiş gibiydiler, tüm bitli turist görüntümüze rağmen kibarca bizimle sohbet ettiler. Bu civara giderken, aman diyim bizim gibi kotlarla filan gitmeyin, düzgün bir kıyafet alın yanınıza.
IMG_6529 (Copy) 
Saint Maxime: Burada La Derive isimli pubdan cok memnun kaldik, epey pinekledik. Onun dışında sakin ve güzel bir kasaba. Oteller de bol, konaklamak için iyi bir alternatif. Hafif şehir dışında kaldığımız otel  Hotel La Plage,  gayet iyiydi.

Frejus: Bu milat öncesinden beri var olan tarihi şehir, bir kalenin içerisinde konumlandırılmış birkaç Fransız kasabasından biri. Görülmeye değer sokaklari, kalesi, amfitiyatrosu, kathedrali, müzesi,  herseyden önce gönlümüzü fetheden açik pazariyla, görülmeye değer. Itiraf ediyorum: sabah kahvaltımızı sokaktan tavuk çevirme yiyerek yaptık. Müthiş bir lezzetti ama bir gün önceki kibar Türklerle karşılaşmadığımıza sevindiğimiz anlardi.

St. Raphael: En az Frejus kadar eski bir yerleşim olan St. Raphael, Frejus’ta kalan denizcilerin kullandıgı bir yerleşimmiş. Simdi ise diger kıyı kasabalarından çok farklı değil.
IMG_6476 (Copy) 
Cannes: Çok fazla bina olması bir yana, o festival yaptıkları korkunç binayı nasıl hala aynı tutuyorlar bilemedim. Ama güzel mağazalar, bakımlı binalar ve herşeyden önemlisi sanateserleri satan olağanüstü bir pastane (Jean Luc Pele). Mutlaka uğranası.
IMG_6484 (Copy) 
Grasse: Dünya parfüm piyasasının kalbi. Çok turistik ve fakat biz giremedik. Siz atlamayin.
Nice: Sanırım en çok burayı beğenmiş olabiliriz şehir olarak. Son derece büyük ama büyük meydanları, yürüyüş caddeleri, birden fazla noktadaki lokanta ve barları, güzel manzarası ile gönlümüzü kazandı. Son derece güzel bir denizürünü lokantasında yemek yedik. (Le Grand Bleu) Kısacası, Nice is nice.

Eze :Küçük köyler kasabalar bana göre değil bile deseniz, lütfen burada durun, bu minicik yeri gezin, eski bir şato olan Chateau De La Chevre D’Or isimli otelin terasında engin denize bakarak bir kahve için. En azından. Nefis.
Monaco: Albert’i göreceğiz diye gittik fakat Albert meğerse dağa kaçmış oralarda yaşıyormuş. Son derece hak verdim yalnız bu konuda, değil prens, kim olsan, çekilmez o kalabalık, toplam alan Taksim meydanı kadar ya var ya yok. Saray desen cidden hiç güzel degil dışardan, yama gibi ilaveler yapmışlar. Kısacası olağanüstü turistik olması dışında çok bir numarası yok.

Monte Carlo: Casinosuyla ünlü bu şehre uğramak lazım. Benim gibi kağıt oyununa meraklı olmasanız dahi, turistik bir aktivite sonuçta.  Tüm uğraşlarıma rağmen arkadaşları gece casinoya götürmek fırsatı yakalayamasam da, en azından benim zorumla gündüz gidip, 10 dakikada paramızı beşe katlayıp çıktık. Yanlış anlama olmasın. Toplamda 50 Euro kazandık, ama yaptığımız gürültüye ve tüm fotoğraf çekme seremonimize bakanlar, servet kazandığımızı düşündüler. En son bir kadın, Özlem’e yanaşmış; elindeki çekin miktarını okumaya çalışıyordu. Biz devam ederdik ama, Özlem emniyet freni gibiydi, içimizdeki kumar aşkını söndüremeden çıkarttı bizi.

Göremedik: O güzelim mor lavanta tarlalarını göremedik. Sadece mayıs ve haziranda mevcutlarmış. Sadece lavanta degil, diğer tüm çiçekler ve güzellikler için ilkbahar daha uygun olabilir. Yine de şanslıydik, güneşli sonbahar günleri devam ediyordu. Yazın aşırı kalabalık ve bir o kadar da pahalı olduğuna emin olduğum bölge icin bahar ayları gayet uygun. Denize girmek gibi bir niyetiniz yoksa tabii.
Önemli not: Az da olsa fransızca bilmek hayat kurtarıyor. En azından üç beş kelime öğrenip gidin, kendinize eziyet etmeyin.

 gezveye.wordpress.com

Category: ,

0 yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Nedir? Kimdir? Bilgilen