Mu Kıtası (Efsanesi) Nedir? Nerde - Atatürk Mu Kıtası ve Uygurlar

Admin | Cumartesi, Aralık 07, 2013 | 0 yorum






Bu sayfada bilim adamlarının yeni keşfi efsanevi Mu Kıtası (Efsanesi) Nedir? Nerde ve Atatürk'ün Kayıp Kıta Mu ve Uygurlar hakkındaki Araştırmaları ,Mu Kitasi Türklerin Saklanan Ana Yurdumu? ve  Mu Kıtası ili ilgili pekçok bilgi yer almaktadır.

''Mu'' Kıtası

Mu Kıtası, ilk olarak İngiliz Albay ve gezgin James Churchward'ın Tibet'te yaptığı araştırmalara dayanan ve bunlarla ilgili olarak yazdığı 4 adet kitabına konu edilmiştir. Churchward, Tibet tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplerden oniki senede öğrendiği Naga Maya dili ile tercüme ederek elde ettiğini açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus'ta, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğunu anlatır.

Mu Kıtası Türklerin Saklanan Anayurdumu?
Ulu önderimiz atatürk’ün 1930′lu yıllarda bilim adamlarına özel olarak araştırmalar yaptırdığı bir konu olan Mu kıtası Türkler için muhteşem bir tarihi gizemdir.Kanıtlanması durumunda tüm dünya tarihi ve Türk tarihi değişecek ve yeniden yazılması gerkecektir.Efsanevi Mu kıtası hakkında yayımlanan bazı bilgiler vereceğiz ve bu konu hakkında bilgilenmemiz Türklerin tarihi, nereden geldikleri hakkında çok ama çok önemli yararları olacaktır.
   


"Efendiler, Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef'in oğlu olan kişidir." Yeni Aktüel/2-8 ağustos/2005

Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında böyle diyordu. Tesadüfi bir konuşma değildi ve onun Türklerin kökenine ilgisinin devamı da gelecekti...

Atatürk'ün cumhuriyetin ilk yıllarında bu alanda başlattığı araştırmalar, özellikle 1930'ların başında yoğunlaştı. 1930'da Tarih Heyeti'ni oluşturarak Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitabı hazırlattı. 1931'de ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuna ön ayak oldu ve adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirilen cemiyetin çalışma alanını Türk ve Türkiye tarihi olarak belirledi. Kurumun bir yıl sonra gerçekleştirilen ilk genel kurulunda Türk Tarih Tezi kabul edildi.Tez iki ana eksen üzerine oturuyordu; "Türk uygarlığı tarihin en eski uygarlıklarından biridir ve bu uygarlığın kökeni Orta Asya'dır. "

Bu çalışmaların bir ayağının eksik olduğunu düşünen Atatürk, Türk Dil Kurumu'nu da kurdurarak, ulusçuluğun ana öğelerinden olan dil konusunda da derin bir çalışma başlattı. Onun Türk Tarih Kurumu'nun ikinci Dil Kurultayı'nda yaptığı konuşmada yer alan "Güneş" yaklaşımı, sonradan tanışacağı Mu Efsanesinin Güneş kültü ve kendi tezi Güneş Dil Teorisi'yle doğrudan ilintiliydi. Tarih çalışmaları, Türk tarihinin ana kaynaklarını araştırmak, arkeoloji yoluyla yeni bilgiler sağlamak, tarihte ve bugün ırk karakterlerini antropolojik yöntemlerle saptamak gibi noktalar üzerinde şekilleniyordu. Tarih ve Dil kurumlarının varlık nedeni de bu temellere yaslanıyordu. Atatürk, uzmanların yabancı meslektaşlarına ihtiyaç duymadan arkeolojik kazılardan çıkacak yazıları inceleyebilmesi ve bu yoldan elde edilecek bilgilerle eski uygarlıkların gerçeğine ulaşmak amacıyla eski dillerin öğrenilmesi için de Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ni kurdurdu.


Uygurlar Mu'nun Çocukları
James Churchward 'a göre, Mu ūlkesi, Pasifik Okyanusu 'nda Amerika ile Asya arasında yer almış būyūk bir kıtadır. Merkezi, Ekvator 'un biraz güneyine düşer. Temel bölgeleri, bugün hala su yüzünde gözükmektedir. Büyüklüğü yaklaşık doğudan batıya 6.000 mil, kuzeyden güneye 3.000 mil civarındadır. Pasifik Okyanusu üzerinde tek ve grup halinde dağılan kayalı adaların hepsi, bir zamanlar, Mu kıtasının bir parçası idi. Tahminen 12.000 yıl önce ceryan eden şiddetli deprem felaketi, onun batmasına neden olmuştur. Ateş hortumu gibi yanarak Pasifik' in sularına gömülen bu kıta, büyük bir uygarlığın ve 60 milyon insanın sualtı mezarlığına dönüşmüştür.


Mu Uygarlığının kolonileştirdiği ve daha sonra bağımsızlaştırarak birer imparatorluğa dönüştürdüğü en önemli iki devlet Atlantis ve Uygur İmparatorluğudur. Günümüzde antik Mısır, Yunan, Çin, Hint ve Maya uygarlıkları diye bilinen uygarlıkların kökeninde Mu uygarlığı yatmaktadır.


Uygurlar, tüm Arı ırkların (Arianların) atalarıdır (Turan' larının oluşumundan onbinlerce sene önce olabilir ). Slavlar, Tötonlar, Keltler, İrlandalılar, Brötonlar ve Baskların hepsi Uygur asıllıdır. Brötonlar, Basklar ve gerçek İrlandalılar, Avrupa'ya Tertiyer ( Üçüncü zaman ) dönemlerinde gelen Uygurların daha doğrusu manyetik felaket ve dağların yükselmesinden sağ kalan Uygurların torunlarıdır. Çünkü, Uygur İmparatorluğu, Orta Asya ve Pasifik Okyanusu' ndan Ural Dağları' na kadar olan toprakların tümünü dahil eden, Avrupa 'nın merkezi bölgelerine kadar uzanan ileri karakolları ve kolonileri bulunan büyük bir koloni İmparatorluktur.

Schure Edouard'a göre, Tufan 'dan sonra, Uygurlar 'ın bir kolu olan İskitler merkezden kopmuşlar ve Avrupa 'da giderek yozlaşan bir devlet kurmuşlar. Günümüzden 5000 yıl öncesine kadar varlığını sürdürebilmiş Naacalların İran ve Afganistan 'a göç eden yandaşları, burada İskitler 'in diğer boyları ve sarı ırkla karışmış haldeki Turanlılar ile birleşmiş ve büyük güç haline gelerek birlikte Hindistan 'ı işgal etmişler.

Orta Asya Uygarlıklarının Kökeni
Türk Tarih Tezi'nde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getiriliyordu. Ama Orta Asya uygarlıklarının kökü neredeydi? Mustafa Kemal bu sorunun yanıtı olabilecek anahtara 1932'de ulaştı. İlkel diller uzmanı ve tarihçi-diplomat Tahsin Mayatepek'in sunduğu ön raporda Güney Amerika uygarlıklarından Maya uygarlığının dil ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerliğe dikkat çekiliyordu.

Mayatepek, bu süreci inceleyip Atatürk’e raporlar halinde iletmesi için 1935’de Meksika’ya maslahatgüzar atandı. Çok geçmeden de arkeolog William Niven’in Meksika’da yaptığı kazılarda bulduğu yaklaşık 15 bin yıl öncesine ait tabletlerin deşifrelerinden ve ardından James Churcward’ın Hindistan’da bulduğu benzer tabletlerin çevrilerinden Atatürk’ü haberdar etti. O da söz konusu yazarların kitaplarının çevrilmesini emretti. Sağlığı yerinde değildi ama, 1937 yılının önemli bir bölümünü geniş bir kurulca gerçekleştirilen bu çeviriler, üzerlerinde notlar alarak incelemekle geçirdi.



(Bu resimler Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının Cumhuriyetin 60. yılına armağan için hazırladığı” ATATÜRK’ÜN OKUDUĞU KİTAPLAR/Özel işaretleri, uyarıları ve düştüğü notlar” adlı kitaptan alındı. Kaybolmuş Mu kıtası adlı bölümün 376-395 nolu sayfaları arasında Atatürk’ün okuduğu, altını çizdiği ve yanına notlar aldığı bölümleri incelemek mümkün. Kütüphane ya da İş Bankası Kültür Yayınlarına başvurulabilir)

Atatürk’ün özellikle altını çizip notlar aldığı bölümler insanlığın yaratılışı, 64 milyon nüfuslu bir kıtanın batışı, kıtadan göçler ve özellikle de Orta Asya, Uygurlar ve Türklerle ilgiliydi. Mayatepek başlangıçta bu temelden yola çıkıp raporlarında Amerika ve Meksika yerlilerinin dillerindeki Türkçe sözcükleri incelemiş ve yerlilerin kültürel kaynakları ve güneş kültünün dinlerindeki etkilerine yoğunlaşmıştı.
 Aztek / Maya / İnka / Asur / Sümer / Akad / güneş kültü örnekleri


Ancak 29 şubat 1936 tarihli 7. raporu çarpıcı bir biçimde başlıyor ve şaşırtıcı bilgilerle devam ediyordu. “Uygur, Akad, Sümer Türkleri’nin Pasifik Denizi’nde ilk insanların zuhur ettiği Mu’daki büyük medeniyet, dil ve dinlerini cihana yaydıklarına dair yepyeni ve mühim malumatı ihtiva eden rapor: Kuzey Amerika alimlerinden Cononel James Churcward 4 Kıta eserinde dünyada ilk insanların ilk zuhur ve saadet diyarı olarak Tevrat’ta ‘Gan Edn' ve Kuran’da “Cenneti Adn" namı altında zikri geçen ve Pasifik deniz’inde bulunan ‘Mu’ kıtasında ortaya çıktığı ve bu büyük kıtanın 11 bin 500 sene evvel müthiş depremler ve patlamalar neticesinde 24 saatte 64 milyon nüfusuyla denize battığı ve ilk yüksek medeniyetin, dilin ve vahdaniyete dayalı dinin ve fen ilimlerinin Mu kıtasından 70 bin sene önce Maya namıyla çıkarak Asya’da Uygur, Hindistan Naga-Maya, Fırat nehri deltasında Akad, Mezopotamya da Sümer, Kızıldeniz’in batısındaki arazisindeki Mayu ve Etiyopi kıtasında Tamil namlarını almış olan Mu çocukları tarafından bütün cihana yayılmış olduğu vesaire hakkında, şimdiye kadar Doğu’da ve Batı’da yayımlanan kitapların hiçbirinde görmediğim çok derin ve 50 sene süren incelemeler mahsulü malumata tesadüf ettim.”

Mayatepek Churcward’ın kitabından şunları naklediyordu: “Eski Türklerin ilk vatan ve kökenleri şimdiye kadar bildiğimiz üzere Orta Asya olmayıp, Pasifik Denizi’nde 200 bin sene mevcudiyetten sonra batmış olan Mu kıtası olduğu ve Orta Asya’ya, Mezopotamya’ya, Yukarı ve Aşağı Mısır kıtasına ve Etiyopi’ye Mu kıtasından binlerce sene evvel gelip Mu’daki yüksek kültür ve medeniyetlerini, dil ve dinlerini yaydıkları anlaşılıyor.”

Raporda Mu’ya ait bazı sembolleri açıklayarak dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıkları da anlatıyordu:
1.Kol: Bu kolu Mu’dan ‘Maya’ namıyla çıkarak Asya’nın doğu kıyılarına ayak bastıktan sonra ‘Uygur’ namı alan Mu çocukları teşkil etmektedir.
2.Kol: Bu kolu teşkil eden Mu çocukları gemilerle ve ‘Maya’ namıyla çıkarak Hindi Çini kıyılarına çıkmışlar ve oradan ‘Burma’ kıtası istikametinden Hindistan’a girerek oralarda, ‘Naga Maya’ namını alıp, bu namda büyük bir imparatorluk vücuda getirmişlerdir ve bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu insanların bir kısmı Hindistan'ın batısından gemilerle Basra Körfezi’nin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek, bu yerlere ‘Akad’ ve daha kuzeye ilerleyerek bu havaliye de ‘Sümer’ adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır.”

Churcward’ın yapıtı kaynak gösterilerek nakledilen bilgiler arasında şu satırlar da yer alıyordu: ”Uygur İmparatorluğu ortadan kalkmadan önce Türk İmparatorluğu’nun mevcut olmadığı ve bu imparatorluğun, Uygur İmparatorluğu’nun yukarıda izah olunan felaketler neticesinde son bulmasından sonra, 10-11 bin sene evvel ortaya çıktığı ve ırktaşlarımız olan Akadlar’la Sümerler’in Orta Asya’dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotomya arazisine yerleştikleri anlaşılmaktadır.”

kaynak: astroset.com'a teşekkür ediyoruz.

Category: ,

0 yorum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Nedir? Kimdir? Bilgilen