ÖDEV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖDEV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2018 Çarşamba

LGS tercihleri nedir? ve ne zaman başlıyor? LGS sonuçları ve kılavuzu açıklandı


Ortaokul son sınıftan mezun olan öğrenciler ve öğrenci velilerince merakla beklenen Liseye Geçiş Sınavı sonuçları ve kılavuzu açıklandı. LGS’nin zorluğu sonuçlara yansıdı. Puanlar geçen yıla göre düşük, yüzdelik dilimler yüksek oldu. Tercihler 2-13 Temmuz’da yapılacak, sonuçlar 30 Temmuz’da açıklanacak.


























Liseye Geçiş Sınavı (LGS) sonuçları ve tercih kılavuzu dün açıklandı. Sınavın zorluğunun sonuçlara da yansıdığı dikkat çekti. LGS puanlarının geçen yıla göre düşük olduğu, buna karşın yüzdelik dilimlerinin yükseldiği görüldü.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yayınladığı kılavuza göre adrese dayalı tercihlerin geçerli olması için iki okul türünü listeye alma şartı kaldırıldı. Ancak sınavla öğrenci alacak liseleri tercih için adrese dayalı yani yerel yerleştirme tercihi yapmak zorunlu oldu. Hem sınavlı, hem sınavsız, hem de pansiyonlu okullar için tercihler 2-13 Temmuz arasında e-okul üzerinden ya da ortaokullarda yapılacak. Özel okullar kayıtlarını 27 Haziran- 13 Temmuz arasında gerçekleştirecek. Devlet ile özel okul takvimi aynı anda son bulacak. Özel okula kayıtlar için tercih ekranı açılmayacak. Boş kontenjanlar için de 4 kez nakil uygulaması yapılacak. Bu süre içinde özel okullar da kayıt alabilecek. Yerleştirme sonuçları ve boş kontenjanlar ise 30 Temmuz’da duyurulacak. Tercih sırasında yardım almak isteyen öğrenciler için komisyonlar oluşturulacak. İşte LGS yerleştirme sisteminin ayrıntıları:

SINAVLI OKUL TERCİHİ İÇİN:
LGS puanına sahip öğrenciler dahil tüm öğrenciler yerel yerleştirme ile öğrenci alan okul tercihi yapmak zorunda. Yerel yerleştirme ekranından tercih yapmayana sınavla öğrenci alan okul ekranı da, pansiyonlu okul ekranı da açılmayacak. LGS’ye giren öğrenciler sınavla, yerel ve pansiyonlu olmak üzere 3 grupta tercih yapacak. Her gruptan 5’er tane olmak üzere toplam 15 okul tercih edebilecek. LGS’ye girmeyenler ise yerel yerleştirmeyle öğrenci alan ve pansiyonlu okullar olmak üzere 2 grupta tercih yapacak 10 okul tercih edebilecek.

ÖNCE YEREL YERLEŞTİRME EKRANI:
3 ekrandan önce yerel yerleştirme ekranı açılacak. İlk 3 okul “Kayıt Alanı”ndan seçilecek, toplam 5 okul yazılacak. Aynı okul türünden (Anadolu Lisesi, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Anadolu İmam Hatip Lisesi) en fazla 3 okul seçilebilecek. Bu işlemi tamamlayana, sınavla öğrenci alan okul ekranı açılacak. Buradan da en fazla 5 okul, ardından açılacak pansiyonlu okul ekranından da 5 okul seçilecek. Böylece 15 okul seçilmiş olacak.

3 RENK ÖZELLİĞİ:
Yerel yerleştirmede tercih edilecek okullar 3 renkte ifade edilecek. Yeşil, “Kayıt Alanı”ndaki yani ikamet adresinin bulunduğu alandaki okulları ifade edecek. Mavi, “Komşu Kayıt Alanı”ndaki, yani ikamet adresine komşu okulları belirtecek. Kırmızı ise “Diğer”, yani il içindeki diğer kayıt alanları ile il dışındaki kayıt alanlarında bulunan okulları ifade edecek.

4 NAKİL: 
Merkezi yerleştirmeden sonra 4 kez nakil işlemi yapılacak. Her nakilde sınavla öğrenci alan okullardan en fazla 3, yerel yerleştirmeden en fazla 3, pansiyonlu okullardan en fazla 3 okul seçilecek. Sınava girenler, nakil döneminde 9, girmeyenler 6 okul tercih edebilecek.

FARKLI TÜR ZORUNLULUĞU YOK AMASI VAR: 
Yerel yerleştirmeyle yerleşenlerin nakil döneminde Kayıt Alanı’ndan okul ve farklı tür tercih etme zorunluluğu olmayacak. Ama tercihlerine yerleşemeyenler, ilk 2 okulu “Kayıt Alanı”ndan olmak üzere 3 okul tercih edecek. Aynı okul türünden en fazla 2 okul tercih edebilecekler. Yani biri farklı bir okul türü olacak.


SINAVLA ALAN OKULLARA YERLEŞTİRME NASIL OLACAK? 

 Puan üstünlüğüne göre yerleştirme yapılacak. Puan eşitliğinde sırasıyla Ortaokul Başarı Puanı’na (OBP), öğrencinin doğum tarihine göre yaşının küçük oluşuna, 8’inci, 7’nci ve 6’ncı sınıflardaki yılsonu başarı puanı (YBP) üstünlüğüne, okula özürsüz devamsızlık yapılan gün sayısının azlığına ve tercih önceliğine bakılacak. Puanla yerleşenin yerel ve pansiyonlu tercihleri dikkate alınmayacak.

YEREL YERLEŞTİRME NEDİR? NASIL YAPILACAK?: 

Öğrenciler; okulların türü, kontenjanı ve konumuna göre il/ilçe milli eğitim müdürlüklerince oluşturulan ortaöğretim kayıt alanlarındaki okullara ikamet adresleri, ortaokullarda bulunuşlukları, tercih önceliği, okul başarı puanları, devam-devamsızlık ve yaş kriterleri göz önünde bulundurularak yerleştirilecek. İkamet adresine göre bulunduğu “Kayıt Alanı”ndan okul tercih etmeleri durumunda, aynı okulu tercih edenler “Komşu Kayıt Alanı”ndaki öğrencilerden; “Komşu Kayıt Alanı”ndaki öğrenciler de “Diğer” kayıt alanlarındaki öğrencilerden avantajlı olacak. Aynı “Kayıt Alanı”nda dönem olarak fazla okuyan, az okuyanlara göre daha avantajlı olacak.

Kaynakça:
www.haberturk.com
Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

İcat Nedir? Önemli İcatlar Nelerdir?


İcat Nedir?

İcat, daha önce bulunmayan bir nesnenin geliştirilmesidir. İcatlar ya bir sorundan ya meraktan yada bir düşünce ürünü olarak ortaya çıkarlar. Ortaya çıkışında genelde geçmiş yaşantılar, hayal gücü , merak ve çalışma azmidir. Üretilen fikirler neticesinde verilen emekler ve denemeler sonucu kendini gerçekleştirir. İhtiyaca verdiği cevaba ve ihtiyaç çeşidine göre değer kazanır. Günümüzde insanlar yaşantısını etkileyen en önemli etkenlerden biriside içimizde yaşamış insanlardan bazılarını farklı düşünerek hayata farklı bir açıdan bakmalarıdır. Şüphesiz ki bu insanlar sayesinde günümüzde daha rahat şartlarda yaşıyoruz.

Önemli İcatlar Nelerdir? 

TELGRAF : William Cooke ve Charles Wheatstone adlı iki İngiliz1837 yılında , teller üzerinden elektrik akımı göndererek mesaj iletmeyi başardılar. Böylece ilk elektrikli telgraf makinesı ortaya çıktı. Elektrik akımı, alıcı cihazın kadranındaki bir dizi iğneyi hareket ettirerek ulaştırılacak mesajın ekranda belirmesine yardımcı oluyordu.

MORS ALFABESİ : 1843’ te Samuel Morse, telgraf mesajlarında nokta ve çizgilerden oluşan ünlü Mors Alfabesi’ ni geliştirdi. Morse, Baltimore’ den Washington’ a uzanan 60 km’ lik bir telgraf hattı kurarak, hattı başkanlık seçimleriyle ilgili haberleri iletmek için kullandı.

TELEFON : 1876’ da Alexander Graham Bell, telefonu icat etti. Bell ve Thomas Watson adlı elektrik mühendisi, bir gönderici ve bir alıcıdan oluşan bir düzenek yaptılar. Alıcı, sesi belli bir elektrik akımına dönüştürüyor ve bu akım bir tel aracılığı ile ahizeye taşınıyordu. Tarihteki ilk telefon görüşmesini, 10 Mart 1876‘ da Bell yapmıştır.

RADYO : 1902’ de İtalyan mucit Guglielmo Marconi, kablo ya da tel olmadan bir yerden diğerlerine mesaj göndermenin yolunu keşfetti. Böylece radyo doğdu. Marconi, radarın mucidi Hertz’ in yapmış olduğu deneyleri kullanarak bulunduğu yerden 9 metre uzaktaki bir kapı zilini çalmayı başarabiliyordu ve bunun için her hangi bir kabloya ihtiyaç duymuyordu. Kullandığı yönteme “elektromanyetik” adını vermişti.

FM RADYO : 1920’ de Edwin Howard Armstrong, FM radyoyu geliştirdi. Elektrik mühendisi Armstrong’ un elektromanyetik ve elektrik alanında yaptığı icatlar çok önemlidir. Fakat onun belki de hepimiz tarafından bilinen icadı, geniş aralıklı yayın yapan FM radyo bandıdır.

SÜPER İLETKEN : 1986’ da George Bednorz, kayıp olmaksızın enerjiyi transfer edebilen bir madde geliştirdi. Böylece “süper iletken” kavramı hayatımıza girmiş oldu. Süper iletkenler, “bilgi çağı” açısından çok önemli gelişmeleridir. Sıradan bir bakır telden iletildiğinde enerjinin yaklaşık % 40’ ı kaybolmaktadır. İşte bu yüzden süper iletkenler insanlığın enerjiyi doğru ve verimli kullanabilmesi açısından çok önemlidir.

UYDU : 4 Ekim 1957’ de Ruslar, ilk uydu Sputnik’ i Dünya yörüngesine yerleştirdi. Dünya’ nın ilk yapay uydusu sadece bir basket topu büyüklüğünde olup 82 kg ağırlığındaydı. Bu minik uydu, 98 dakika içinde yörüngeye yerleştirilmişti. Sputnik, insanoğlu için uzay çağının başlangıcı demekti.

PARA : Para, ilk kez MÖ 700’ de Lidya’ da malların alımı için kullanıldı. Yoğun olarak ticaretle uğraşan ve bir Anadolu uygarlığı olan Lidya’ da paranın ilk formu değerli maddeden oluşmaktaydı. Altın ya da gümüş, en çok kullanılan para ham maddesiydi. MÖ 700 yılına gelene kadar insanların ekonomik ilişkilerinde kullandıkları en yaygın metot “barter” yani değişim sistemiydi. Buğday almak isteyen, yerine eşit miktarda pirinç kullanabiliyordu. Günümüzde ise para kullanımı, yavaş yavaş yerini dijital ortamdaki paralara yani kredi kartlarına bırakmaktadır.

FAKS : 1843’ te üretilen ilk faks makinesi, kabartma harfleri tarayarak elektrik sinyalleri gönderen bir sarkaçtan oluşuyordu. Modern faks makinelerinde ise gönderilen dokümandan yansıyan ışığı algılayan diyotlar kullanılır. 1922’ de Alman fizikçi Arthur Korn, radyo dalgaları ile Avrupa’ dan Amerika’ ya fotoğraf göndermiştir.

HABERLEŞME KULELERİ : Claude Chappe, tepelerin üzerine kurulmuş kulelerden oluşan bir ağ sistemi geliştirdi. Her kulenin üzerinde 49 değişik konuma ayarlanabilen iki uzun oka sahip bir makine vardı. Her konum bir harfe ya da rakama karşılık geliyordu. Operatörler böylece bir kuleden ötekine mesaj gönderebiliyorlardı. Bu sistem çok başarılı oldu ve 4.828 km’ lik bir ağ kulelerle birbirine bağlandı.

ÇENGELLİ İĞNE : Dünya, 1849’ da Walter Hunt tarafından bulunan, çok basit ama faydalı bir ürünle tanıştı: Çengelli İğne. Çengelli iğne, Amerikalı mucit tarafından sadece 15 dolar kazanabilmek amacıyla bir iddia sonucunda ortaya çıkmıştır.

YEMEK ÇUBUKLARI : Yemek çubukları 5000 yıl önce ilk defa Çin’ de kullanılmaya başlandı. Çinliler, daha iyi pişmesi için yiyecekleri çok ufak parçalara ayırıyorlardı. Bunları tutabilmek için de ağaç dallarını kullanıyorlardı. Bugün Çin, Japonya, Vietnam, Kore gibi Uzakdoğu ülkelerinde yemek çubukları hala yaygın olarak kullanılmaktadır.

EKMEK KIZARTMA MAKİNESİ : 1909’da General Electric şirketi, ilk elektrikli ekmek kızartma makinesini üretti. Dilimlenmiş ekmek, elektrikle ısıtılan bir tel üzerine konuluyordu. Ayarlı bir saat, süre dolduğunda elektriği kesiyor ve ekmeği dışarı doğru itiyordu. Bu sayede sabahları kahvaltı masalarını renklendiren çıtır çıtır ekmeklerin hikayesi doğdu.

MİKRODALGA FIRIN : Yiyecekleri radyo dalgaları ile ısıtan bir fırın fikrinin patentini 1945’ te Amerikalı mucit Percy L. Spencer almıştır. Yiyecekler, mikrodalga adı verilen radyo dalgalarıyla bombardıman edilir, bunun neticesinde moleküler titreşerek yiyeceğin ısınmasını sağlar. Mikrodalga fırınların kapağındaki metal teller ise mikrodalgaların fırından dışarıya çıkıp insanlara zarar vermesine engel olmaktadır.

KAŞIK : Paleolitik zamanlardan beri kullanılan kaşıkların atası deniz kabuklarıdır. Kaşığın Latince ve Yunanca’ daki karşılığı “spiral şekilli sümüklüböceği kabuğu” anlamına gelen “cochlea” kelimesinden türetilmiştir. Günümüzdeki formunu ise MS I. Yüzyılda Romalılar vermiştir.

BIÇAK : Tarihte kesin olarak ne zaman icat edildiği belli olmayan bıçak, günümüzde mutfaklarda ve yemek masalarında dizayn edilseler de tarihin ilk dönemlerinden başlayarak yakın bir zamana kadar öncelikle silah olarak kullanıldı. Ortaçağ Avrupası’ nda ev sahibi masaya bıçak getirmezdi, çünkü herkesin bıçağı belindeydi. Ancak şiddet artmaya başlayınca 1669’ da Fransa Kralı 14. Louis’ in bütün sivri uçlu bıçakların yemek masalarında kullanımını ve sokaklarda taşınmasını yasaklamıştır. 

ÇATAL : Çatalı ilk kullananların Yunanlılar olduğu sanılmaktadır. Çatalın yemek masalarındaki kullanımı MS 7. yüzyılda Ortadoğu’ daki zengin ve itibarlı ailelerde görülmektedir. 13. yüzyılda Bizanslılar’ a onlardan da İtalyanlar’ a geçmiştir. Fransa da ise “gösterişe kaçıyor ” diye kabulü yavaş olmuştur. Çatal, 1600’ lerin ortalarından itibaren tekrar itibar kazanmış, kraliyet ailesi ve zengin sofralarının vazgeçilmez lüksü olmuştur. Günümüzde ise hepimizin vazgeçilmez ihtiyacıdır. 

MEKANİK SAAT : 999’ da Gerbert, insanoğlunun zamanı ölçebilme arzusuna hizmet etmek için yepyeni bir ürün sundu. Fransız keşiş ve sonrasında Papa olan Gerbert’ in ağırlıklar kullanarak çalışan ilk mekanik saati günümüze kadar pek çok kez geliştirildi.

HASSAS SARKAÇLI SAAT: Galileo’ nun sarkaç teorisini üretmesinden sonra daha kesin zaman ölçümü yapılabilir miydi? 1656’ da Christian Huygens, bu noktadan hareketle, sarkacın hareketini bir dizi dişli çark üzerinden saatin kollarına iletirken, bir yandan da sarkacın sürekli salınım halinde tutmanın yolunu bularak ilk hassas sarkaçlı saati geliştirdi.

DİKİŞ MAKİNESİ : 1830’ da Barthelemy Thimonnier dikiş makinesini icat etti. Makinede ayak pedalıyla döndürülen bir tekerlek, iğneyi kaldırıp indiriyordu. Fakat o dönemlerde pek çok terzi, işini kaybedeceği korkusuyla bu makinelerin 80 tanesini tahrip etmişti.

FERMUAR : Fermuarın icadında her ne kadar tek bir mucitten söz etmek zor olsa da asıl katkıyı 1893’ de W.L. Hudson’ un yaptığı söylenebilir. Fermuarın hayatımıza girmesi oldukça zaman almıştır. İlk fermuar tasarımının o kadar ürkütücü bir görüntüsü vardı ki pek çok üretici seri üretimi yapmayı reddetmişti. Fermuar, günümüze kadar gelişmiş ve hayatımızdaki pratik malzemelerden biri olarak yerini almıştır.

ELEKTRİK ISITICILI ÜTÜ : 1882’ de Henry Seely, elektrik ısıtıcılı ütüyü geliştirdi. İlk ütüler, içine kor halinde kömür konularak ısıtılırdı. Seely’ nin ütüsünün içinde ise elektrikli bir ısıtıcı bulunuyordu. Böylece ütü, zor kullanılan bir ev aleti olmaktan çıkmıştı.

ELEKTRİKLİ BUZDOLABI : İlk elektrikli buzdolabı, Karl Linde tarafından 1877’ de geliştirildi. Yiyeceklerin bozulmadan saklanabilmesi için gereken, ortamın soğuk olması koşulu, ilk defa Karl Linde tarafından yapay olarak sağlanmıştı. Linde’ nin cihazı, yiyecek kabininin arkasına freon gazı yerine metil ether adlı son derece patlayıcı bir gaz pompalıyordu. Bu yüzden pek yaygınlaşmadı. Freon gazı kullanılan ilk buzdolabını ise Balzer Von Platen ve Carl Munters birlikte tasarlamıştı. 

BULAŞIK MAKİNESİ : 1889’ da W. A. Cockran adındaki maharetli kadın mucit, tarihin ilk elektrikle çalışan ilk bulaşık makinesini üretti. Sistem çok basitti. Bir fiskiye, boru yardımıyla gelen tazyikli suyu tabakların üzerine eşit dağıtıyor ve bulaşıkları temizliyordu.

ÇAMAŞIR MAKİNESİ : 1906’ da Ala Fischer, çamaşır makinesini icat etti. Makinenin içine yatay olarak yerleştirilmiş metal tambura kirli çamaşırlar konuluyordu. Tambur, elektrik yardımıyla döndürülüyor ve hareket sırasında çamaşırlar sürekli suyla temas ederek temizlenmiş oluyordu. İlk kurutuculu çamaşır makinesi ise 1924’ te üretildi. Çamaşır makineleri sürekli gelişerek günümüzdeki halini aldı.

TERMOS : 1906’ da İskoçyalı J. Dewar, termos adını verdiği ve içine konulan sıvının ısısını koruyan, iç içe geçmiş iki kaptan oluşan bir sistem geliştirdi. Tarihin en popüler icatlarından birisi olan termos sayesinde piknik yapmak, insanoğlu için daha da keyifli bir hal almaya başladı.

ÜTÜ MASASI : Ütü yaparken yeterince iyi sonuç alamamaktan şikayetçi olan Afrikalı Sarah Boone adlı bir ev kadını, 1892 yılında kendisi için bir ütü masası geliştirdi. Böylece tarihin ilk ütü masası ortaya çıkmış oldu.

ELEKTRİKLİ SÜPÜRGE : 1901’ de Hubert Booth, elektrikli süpürgeyi icat etti. Booth’ un elektrikli süpürgesi o kadar büyüktü ki atlı bir arabayla çekilmesi gerekiyordu. Fakat süpürgenin performansı gayet iyiydi; öyle ki İngiliz Kralı VII. Edward taç giyme töreninden önce salondaki halının bu süpürge ile temizlenmesini istemişti.

BLENDER : Stephen Poplawski, termos benzeri cam bir kutunun tabanına metal, dönen bir bıçak koyarak blender fikrini ilk ortaya atan kişidir. 1932’ de bu fikrini tasarım haline dönüştürmeyi başarmıştır. 1935’ te Fred Waring ve Frederick Osus adlı iki girişimci dostu, Poplawski’ nin fikrini geliştirerek büyük bir ticari başarı kazanmışlardır.

ATAÇ : 1900’ de Johann Vaaler, kağıtları sıkıca tutabilmek için,iç içe geçmiş iki halkadan oluşan, metal bir telden ibaret orijinal bir ürün tasarladı. Vaaler’ in “Ataş” adını verdiği bu tasarım bugüne değin hemen hemen hiç değişmemiştir.

KALEMTIRAŞ : Bugün okur yazar hemen hemen herkesin evinde, çekmecesinde bulunan kalemtıraş Amerikalı John Lee Love tarafından 1897’ de icat edildi. İlk üretimi bildiğimiz taşınabilir şekliyle tasarlanan kalemtıraş daha sonraki yıllarda geliştirildi.

KURŞUNKALEM : Kurşunkalemin bugün bildiğimiz şeklini Fransız kimyacı Nicolas Conte vermiştir. Kil ve graphite karışımını yakıp tahtadan silindir çubuklar içine koyan Conte; 1795’ te patentini almıştır. İlk kurşunkalem fabrikasını ise 1861’ de Eberhard Faber, New York’ ta kurmuştur. 

BİLYE UÇLU TÜKENMEZKALEM : 1938’ de Macar mucit Lazlo Biro, biro da denilen, günlük hayatımızın vazgeçilmez parçası olan bilye uçlu tükenmezkalemin hayata geçmesini sağladı. Tükenmezkalem, öncelikle yüksek basınca maruz pilotların kullanması için üretilmişti. Zamanla kolay kullanımından dolayı geniş kitlelere ulaştı.

DOLMAKALEM : 1935’ te Fransız Jules Fagart, tekrar doldurulabilen dolmakalemi geliştirdi. Bugün bizlere bir parça nostalji gibi görünse de dolmakalemler, pek çok insan için hala önemli yazı araçlarından biridir.

SİLGİ : Silgiyi ilk defa 1736’ da Avrupa’ ya getiren, Fransız kaşif ve bilim adamı Charles Marie de la Condamine’ dir. Bu aslında, Güney Amerika’ da yerli kabilelerin oyun için ve tavuk tüyü gibi şeyleri vücutlarına yapıştırmak için kullandıkları bir maddeydi. Avrupalılar bunu kullandı fakat bir süre sonra çürüdüğü için kullanışlı olmadı. 1839’ da Charles Goodyear, kauçuğu işlemenin ve dayanıklı kılmanın yolunu buldu. Bugün kullandığımız silgilere şekil vermiş oldu.
Paylaş:

Kimyasal Bağlar Nedir? Çeşitleri Nelerdir? Ödev Konusu


Kimyasal bağ, çekirdekteki atomları bir arada tutan kuvvettir. İki ya da daha fazla atom arasında  elektron alışverişi veya ortak kullanımı ile kimyasal bağlar oluşmaktadır. Atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha düşük enerjili duruma ( daha kararlı ) erişmek için bir araya gelirler ve kimyasal bağlar  sayesinde atomlar birarada, düzenli olarak belli bir geometri oluştururlar. Bu geometriyi oluştururken amaç elektron dizilişlerini soygazlara benzetmeye çalışmaktır. Birçok  fiziksel özellik elektriksel bağların cinsine bağlıdır ve bu kimyasal bağlar ile farklı maddeler meydana gelmektedir. Kimyasal bağın kuvvetli olması sertliğini ve erime noktasını yükseltir.
Atomlar Neden Soygazlara Benzemek İsterler?
Soygazlar kararlı bir yapıya sahiptir ve elektron alıp verme eğilimleri yoktur. Yani  denge halindedirler ve en dış elektron kabukları  tamamen elektronlarla doludur.
Periyodik cetvelin en kararlı grubu olmalarından dolayı   diğer bütün elementler soygazlara benzeyebilmek için elektron alışverişi veya ortak kullanımına girerler. Elementin, son yörüngesinde 2 elektron bulunan  He (helyum) soygazına benzemek istemesi dublete(2’ye) varmasıdır. Diğer  son yörüngelerinde  8 elektron bulunan soygazlara benzemek istemesi ise oktede (8’e) varmasıdır. Soygazların kararlı olması ve boş orbitallerinin bulunmaması normal şartlarda onlara bağ yapma özelliği vermez.
İyonik Bağ
Farklı yüklü iyonların ( +  ve  – yüklü taneciklerin) elektriksel çekim kuvvetlerinden  ortaya çıkan bağ türüdür. Metaller ile ametaller arasında gerçekleşir ve metallerin elektron vermesi, ametallerin  ise elektron almasıyla oluşur.
İyonik bağı yapan atomlardan elektron veren (+) yüklü, elektron alan (–) yüklü iyon olur ve zıt  çekim kuvveti iyonları bir kristal içinde tutar. Bu kuvvetli çekim iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmayı zorlaştırır. Atomlardan biri ,elektron kaybedip pozitif yüklü iyona dönüşürken,diğer atom elektron kazanıp negatif yüklü iyonu oluşturur. Son durumda kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmaktadır.
Atomlardan elektron kaybı sonucu oluşan pozitif (+)  iyonlara katyon; elektron kazanarak oluşan negatif (-) iyonlara ise anyon denilmektedir.
inherit; font-variant: inherit; font-weight: inherit; height: 0px; line-height: inherit; margin: 0px; opacity: 0; overflow: hidden; padding: 0px; position: relative; vertical-align: baseline; visibility: visible; width: 0px;">
İyonik Bağlı Bileşiklerin Özellikleri Nelerdir?
İyonik bileşikler kristal yapıdadırlar ve oda sıcaklığında katı halde bulunurlar. Katı halleri elektriği iletmezken, sulu çözeltileri ve sıvı halleri elektirik akımını  iletir. İyonlaşma enerjisi düşük elementler ile elektron ilgisi yüksek elementler arasında en kararlı bileşikler oluşur.

İyonik bağlı bileşiklere örnekler;
NaCl, MgS, BaCl2 NaOH, NH4NO2, FeO, …
Kovalent Bağ
Bazı ametal atomlarının atomları kendi aralarında kararlı yapıya ulaşmak için son yörüngedeki bazı elektronlarını ortak kullanırlar. Ortaklaşa kullanılarak oluşturulan bağa kovalent bağ  ve oluşan bileşiklere kovalent bağlı bileşikler denir. Kovalent bağların oluşması sırasında herhangi bir elektron aktarımı gerçekleşmez.
Örneğin, C, N,  S, F,Cl, Br, I, O ve H elementlerinin kendi aralarında oluşturdukları bileşikler kovalent bağlı bileşiklerdir.
Kovalent bağlı bileşikleri apolar kovalent ve polar kovalent bağ olmak üzere ikiye ayırırız.
Apolar Kovalent Bağ
Aynı cins ametal atomları arasında kovalent bağlı bileşikler oluşur. Örneğin; Cl2, H2, O2 gibi moleküller apolar kovalent bağlıdır.
Ortaklaşa kullanılan elektronlar eşit paylaşıldığından molekülün pozitif veya negatif kutbu yoktur; yani kutupsuz bir bağdır.
Polar Kovalent Bağ
Farklı cins ametal atomların yapmış oldukları kutuplu  bağlardır. Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur . Aametallerden biri ortaklaşa kullanıldığından dolayı molekülün bir ucu pozitif (+), diğer ucu negatif (-) yüklenir.
HCl, HF, CO2, NO, CO, OF2, CO2, H2O   gibi moleküller polar kovalent bağa örnek verilebilir.
İki atomun elektron çekme yetenekleri arasındaki farkın büyüklüğü arttıkça kimyasal bağ daha polar hale gelmektedir.
Metalik Bağ
Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan  kuvvetlerdir ve  metal atomları arasında metal bağı etkişimini oluştururlar. Metallerde değerlik(valens) elektronlar, atom çekirdekleri tarafından kuvvetli tutulmazlar. Bunun sebebi metallerin iyonlaşma enerjilerinin ve elektronegatifliklerinin oldukça düşük olmasıdır. Böylece  metal atomlarının en dış elektronları nispeten gevşek tutulmaktadır. Bu bağ metal atomlarının değerlik elektronlarını bir elektron bulutuna vermesi ile oluşan bağdır ve bu şekilde elektronlar serbestçe hareket edebilmektedirler. Bu da metallerde yüksek ısı ve elektrik iletkenliğine sebep olur.
İyonlaşma enerjisi azaldıkça metalik bağlar zayıflamakta ve değerlik elektronları sayısı artıkça metalik bağ kuvveti artmaktadır.
Van Der Waals Bağı
Pozitif olarak yüklenmiş  molekülün  bir kısmı ve  negatif olarak yüklenmiş ikinci molekülün  bir kısmı arasındaki kısa süreli zayıf çekim kuvvetidir. Molekülde elektronların yoğun olduğu taraf kısmen negatif, diğer taraf da kısmen pozitif yükle yüklenir. Pozitif ve negatif yüklü kısımları arasındaki kuvvetlerin etkisi ile moleküller arasında oluşan bağlara van der waals bağları denilmektedir.
Oda koşullarında gaz halindeki bazı apolar moleküller soğutulduğunda ve yüksek basınç uygulandığında molekülleri birbirine yaklaşır. ve ikincil bir bağ olan van der waals bağları oluşur. Moleküler maddelerin molekül büyüklüğü arttıkça  hem zayıf olan bu bağın kuvveti artmakta, hem de kaynama ve erime noktaları yükselmektedir.
Hidrojen Bağı
Hidrojenin elektron ilgisi büyük atomlarla oluşturduğu bileşiklerde, molekülleri bir arada tutan kuvvete hidrojen bağı denir. H atomunun kovalent olarak bağlandığı yüksek elektronegatiflikteki atom, bağ elektronlarını kendine doğru çeker ve bir hidrojen bağı oluşturur.
Biokimyasal sistemlerin yapıları  kısmen hidrojen bağı etkileşmelerinin sonucu olarak belirlenir.

kaynak:
http://www.bilgiustam.com/kimyasal-baglar-ve-cesitleri-nelerdir/
Paylaş:

3 Ocak 2018 Çarşamba

Asit Yağmuru Nedir? Nasıl Oluşur ve Etkileri Nelerdir?



Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan yağışlardır. Özellikle endüstriyel faaliyetlerin ve enerji tüketiminin fazla olduğu yerlerde yakılan, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlardan, azot ve kükürt gazları açığa çıkmaktadır. Oluşan bu gazlar bulutlardaki su buharıyla tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri ortaya çıkarmakta oluşan bu asitler ise kar, yağmur, çiğ ve sis gibi doğal olaylar sonucunda yeryüzüne ulaşmaktadır. Normal koşullar altında oluşan yağmurların pH değeri 5.6’dır. Bunun altında bir değere sahip olan yağış asit yağmuru olarak adlandırılır.

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye başlamıştır. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olan ingiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya koymuştur. Bu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyleki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokola göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokola sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya’ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.


Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.

Asit Yağmurlarının Etkileri
Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur. Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

Asit Yağmurlarının Etkileri Genel Olarak Şunlardır;
  • Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.
  • Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
  • Topraktaki alüminyumun çözülmesine
    neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
  • Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.
Asit Yağmurlarının Etkisini En Aza İndirmek İçin Alınabilecek önlemler;

  • Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)
  • Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.
  • Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.
  • Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.
  • Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.
  • Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

kaynakça; 
http://www.bilgiustam.com
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Ayna Nedir? Aynaların Çeşitleri Nelerdir? ( Aynaların Kullanım Alanları)



Ayna Nedir? Aynaların Çeşitleri Nelerdir? Aynaların Kullanım Alanları nelerdir?Aynalar, Ayna Çeşitleri ve Kullanım Alanları hakkında bilgiler içeren fizik dersi ödev konusu anlatımı...

Düzlem Ayna,Çukur Ayna,Tümsek Ayna


Tüm yüzeyler ve cisimler ışığı az veya çok yansıtabilir.Ama en güzel yansıtıcı yüzeyler parlak yüzeylerdir. Düz bir cam parçasının arkası gümüşlü ya da alüminyumlu bir madde ile sırlanarak ışığın tamamen yansıması sağlayan araçlara ayna denir.


Aynalar üç gruba ayrılır.
1-Düzlem Ayna
2-Tümsek Ayna
3-Çukur Ayna

1.Düzlem Aynalar
Düz bir yüzeye sahip olan aynaya düzlem ayna denir.Düzlem aynaya düz ayna da denir.Bu aynalarda ışık ışınları düzgün olarak yansır.


Evlerimizde genellikle düz ayna kullanırız. Düz ayna önündeki bir cisimden çıkan ışınlar aynada yansıdıktan sonra tekrar gözümüze gelir. Biz de cisimleri bu şekilde görürüz.


Düzlem Aynada Görüntünün Özellikleri :
1-Düz aynada görüntü sanal(zahiri,görünen)dır. Görüntü bir perde veya ekran üzerine düşürülemez.Aynanın içinde oluşur.
2-Görüntü ile ayna arasındaki mesafe, cisimle ayna arasındakine eşittir.
3-Görüntü düzdür. Görüntünün boyu,cismin boyuna eşittir.
4-Cismin görüntüsü aynaya göre simetriktir.
5-Düzlem aynaya bakan bir kişinin sağ kolu,görüntüsünün sol kolu olur.Sol kolu ise sağ kolu olur.


Düzlem Aynanın Kullanım Alanları
Evlerimizde,tepegöz cihazlarında,periskoplard a, kuaförler-de,projeksiyonlarda ve bazı binaların camlarında yalıtım amaçlı kullanılır.
Periskop Nedir? Periskop, deniz ve kara savaşlarında, harekatı kolaylaştırmak maksadıyla kullanılan, emniyetli mesafelerden hedefi görünmeden incelemeye yarayan optik bir alet. Teknisyenler, nükleer araştırmaları da tehlikeli bölgeye yaklaşmadan periskopla gözler. Periskopun en çok kullanıldığı saha denizaltılardır. Periskopta iki yansıtıcı ayna veya prizma bulunur. Birinci ayna hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. İkincisiyse bu gelen ışıkları tekrar doksan derece kırarak yatay yönde göze iletir. Periskopun bu özelliği teleskop yapı ile güçlendirilir. Periskop, mercekler yardımı ile hedefi yaklaştırma, büyütme özelliği kazanır. 
  
Örnek 1:
Şekildeki düzlem aynaya bakan göz K, L, M noktalarından hangilerini görebilir? 


Gözün görüş alanı çizildiğinde K ve L noktaları görüş alanındadır

KÜRESEL AYNALAR
Yansıtıcı yüzeyi bir küre kapağının iç ya da dış yüzeyi şeklinde olan aynalara küresel ayna denir.Küresel aynalar ikiye ayrılır. 1-Çukur Ayna 
2-Tümsek Ayna 
İç yüzü yansıtıcı olan küresel aynalara çukur ayna(iç bükey),dış yüzeyi yansıtıcı olan küresel aynalara tümsek ayna(dış bükey)denir. 
T-tepe noktası 
M-kürenin merkezi
F-odak noktası
R-kürenin yarıçapı 


Küresel aynalar çember yayı şeklinde gösterilir.Kürenin M merkezi aynanın merkezidir.Merkezden geçip aynayı simetrik iki eşit parçaya bölen doğru asal eksendir.Asal eksenin aynayı kestiği T noktası tepe noktasıdır.Aynanın merkez ve tepe noktalarının tam orta noktasına da odak noktası denir.Odak noktası F ile gösterilir.
1.Çukur Ayna
Çukur aynada yansıyan ışınların kesiştiği nokta odak noktasıdır.
Çukur aynalar ışığı bir noktada toplayacak şekilde yansıtır.Çukur aynanın önündeki cismin görüntüsünün özellikleri,cismin aynaya olan uzaklığına göre değişir.
Çukur aynada ,odak dışındaki cisimlerin görüntüsü ters;aynaya doğru yaklaşıp odağı geçtikten sonra görüntü düz ve daha büyüktür.




Çukur Aynanın Kullanım Alanları
Işıldaklarda,el fenerlerinde,araba farlarında,makyaj aynası ve tıraş aynası olarak çukur aynalar kullanılır.Ayrıca diş hekimleri de çukur ayna ile diş muayenesi yaparlar.
Örnek 2:
Aşağıdakilerden hangisinde çukur aynalar kullanılmaz?
A)Makyaj aynası B)Dişçi aynası 
C)Tepegöz cihazı D)El feneri
Cevap:C şıkkıdır.Çünkü diğerlerinde çukur aynalar kullanılır.Ama tepegözlerde düz aynalar kullanılır.

2.TÜMSEK AYNA
Tümsek aynaya paralel ışınlar gönderilirse aynadan yansıyan ışınlar şekilde görüldüğü gibi farklı yönlere dağılır.Fakat bu ışınların uzantıları aynanın arkasındaki bir noktada kesişir.Bu nokta aynanın odak noktasıdır.
Tümsek aynalar ışığı dağıtarak yansıtır.
Tümsek aynadan yansıyan ışınlar odak noktasından çıkıyormuş gibi davranır.

Bir kaşığın iç tarafı çukur ayna gibi davranırken dış tarafı tümsek ayna gibi davranır.
*Görüntü sanaldır,düzdür ve görüntünün boyu cismin boyundan küçüktür.Görüntü,aynanın arkasında ve odak ile ayna arasındadır.

Tümsek Aynanın Kullanım Alanları
Tümsek aynalar taşıtlarda dikiz aynası olarak, alış veriş merkezlerinde ve bazı kavşaklarda görülmeyecek noktaları görmek için kullanılır.Ayrıca araçların altını aramak için de tümsek aynalardan faydalanılır.
 
Araç altı arama yapmak için kullanılan tümsek aynalar
 
Araçlarda bulunan dikiz aynaları
  
Güvenlik amaçlı kullanılan aynalar,Kahkaha Aynaları: Bazı lunaparklarda ve eğlence merkezlerinde kahkaha aynaları vardır.Bu aynalar insanları uzun,zayıf,kısa veya şişman gösterir.Bu aynalar çukur,tümsek ve düz aynaların belli bir kurala bağlı kalmadan bir araya getirilmesiyle oluşturulur.



a) Düz aynalar: Evlerimizde genellikle düz aynaları kullanırız. Düz ayna önünde durduğumuzda bizden çıkan ışınlar aynada yansıdıktan sonra tekrar gözümüze gelir. Bizde görüntümüzü görmüş oluruz. Düzlem aynalarda;

Görüntü düz
Görüntü cisimle eşit boyda
Görüntünün aynaya uzaklığı cismin aynaya olan uzaklığına eşittir.
Görüntü aynaya simetriktir.

Düz aynalar günlük yaşamda; evlerde, kuaförlerde, mağazalarda, okullarda, bina kaplamalarında gibi alanlarda çok kullanılır.

b) Küresel aynalar: yansıtıcı yüzeyi bir kürenin i,ç ya da dış yüzeyi gibi olan aynalara küresel ayna denir. İç yüzü yansıtıcı olan aynalara çukur ayna denir. İç yüzü yansıtıcı olan aynalara tümsek ayna denir. Bun aynaların yüzeyleri küresel bir yapıya sahiptir.

Çukur aynaya paralel ışın demeti yollandığında aynadan yansıyan ışınlar aşağıdaki şekildeki gibi aynı noktada toplanır. Bu nokta aynanın odak noktasıdır. Odak noktası F ile gösterilir. Çukur ayna ışınları toplar. Çukur aynanın odak dışından bakıldığında görüntünün ters olduğunu, aynaya doğru yaklaşıp odağı geçtikten sonra görüntünün düz ve daha büyük olduğunu fark ederiz. Çukur aynanın verdiği görüntü cismin durduğu yere göre değişir. Görüntü düz ise kesinlikle cisimden büyük olur. Ancak ters bir görüntü cisimden büyük ya da küçük olabilir. Çukur aynalar, kürsel yapıda olması ve odak noktasındaki ışık kaynağından çıkan ışınların birbirine paralel olması nedeniyle fenerlerde ve araba farlarında kullanılır. Görüntüyü büyütme özelliği olduğundan makyaj aynası olarak kullanılabilir.

Tümsek aynaya paralel ışın demeti gönderdiğimizde aynadan yansıyan ışınlar farklı yönlere dağılır. Ancak bu ışınların uzantıları aynanın arkasındaki bir noktada kesişir. Bu nokta aynanın odak noktasıdır. Tümsek aynadan yansıyan ışınlar odak noktasından çıkıyormuş gibi davranır. Tümsek ayna dağıtıcı özelliğe sahiptir. Tümsek aynaların oluşturduğu görüntü düz ve cisimden küçüktür. Işığı geniş bir alan yayarlar. Bu nedenle taşıtlarda dikiz aynası olarak kullanılır.


Ayna, ışığın % 100'e yakın bir kısmını düzgün olarak yansıtan cilalı yüzey.
Metal yüzeylerin parlatılmasıyla ilk ayna elde edilmiştir. Daha sonraları ise, cam levhaların bir yüzeyleri civa amalgamaları ile kaplanarak, ayna elde edilmiştir. Günümüzde ise, genellikle cam levhaların bir yüzü, ince bir gümüş tabakası ile sırlanarak elde edilir. Bazan gümüş yerine alüminyum, altın, hatta platin dahi kullanılır. Alüminyum sırlı aynalar, dalga boyu 0,4 mikrondan küçük olan morötesi ışınları da yansıtırlar. Aynalar; düz, küresel ve parabolik diye üç gruba ayrılırlar.

Tarihçe ve yapım tekniği

Yüzyıllarca önce (17.yüzyıla kadar), yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar, daha sonraları yerlerini bir yüzü çok ince bir metal katmanıyla kaplanmış cam levhalara bıraktılar. Sır adı verilen bu metal kaplama, aynanın ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlar. Kolayca şekil verilip cilalanabilmeleri, böylelikle pürüzsüz hale getirilebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılırdı. Milattan önceki zamanlarda Mısırlılar, Etrüskler, Yunanlılar ve Romalılar'ın bronz el aynaları kullandığı bilinmektedir. Daha değerli olanları ise gümüşten yapılırdı. Çok eskiden metalle kaplanmış cam aynaların kullanıldığına dair kayıtlara da rastlanmaktadır. Fakat bu yöntem o zamanlar yaygınlaşmamıştır.



Günümüzden yalnızca üç yüzyıl öncesine kadar Venedik Cumhuriyeti, Avrupa'da cam eşya ve özellikle de ayna yapımının gizine sahip tek ülkeydi. Venedikliler bu sırrı büyük bir özenle saklıyorlardı. Ayna ve cam eşya fabrikalarını Murano adasında kurmuşlardı ve bu adaya camcı ustalarından başkasının girmesine de izin vermiyorlardı. Bu sırrı Fransızlar, adadan zorla kaçırdıkları dört usta sayesinde öğrendiler ve bundan sonra ayna yapımı bir giz olmaktan çıkmaya başladı.
Ayna yapımında Venedikliler'in kullandığı yöntem özetle şöyleydi; İnce bir kalay yaprak düz bir şekilde yayılır, üstü cıva ile kaplanır. Cıvanın fazlası sıkıştırılarak alındıktan sonra, üstüne bir kâğıt ve onun da üstüne bir cam levha konur. Şimdi sıra aradaki kâğıdın yavaşça çekilip alınmasına gelmiştir. Bu sırada kalay ve cıva bir amalgam oluşturarak camın alt yüzeyini kaplar. Şimdi tek yapılacak şey camın arkasına sırı koruyacak bir sırt geçirilmesinden ibarettir.

Venedikliler'in kullandığı yöntem, 19. Yüzyılda yerini yeni bir yönteme bırakmıştır. Alman kimyacı Justus von Liebig (1803-1873), camın üzerine bir çözeltiyle gümüş kaplama yöntemini bulmuş, bu yöntem günümüzde bile günlük amaçlar için kullanılan aynaların üretiminde uygulanmaya başlanmıştır. Yumuşak gümüş tabakasının çizilmemesi için bakır sülfat gibi maddelerle kaplama ve boyama işlemleri yapılmaktadır.
Bilimsel çalışmalarda kullanılan aynalarda ise, camın ışığın bir bölümünü soğurmasını önlemek amacıyla ön yüzler de gümüşlenir.

Düz Aynalar 
Yansıtıcı yüzeyi düz olan aynalardır. Cisimlerin aynada oluşan görünümleri cisimleden çıkarak aynada yansıyan ışınların uzantılarının kesiştiği yerde oluşur. Bu şekilde oluşan görüntülere zahiri veya sanal görüntü denir. Yansıtan ışılarının kendilerinin kesişimiyle oluşan görütülere ise gerçek görüntü denir.

Zahiri görüntü 
Yansıyan ışınların uzantılarının kesişmesiyle oluşur. Görüntü aynanın arkasında oluşur. Düzdür ve görülebilir.

Gerçek görüntü 
Yansıyan ışınların kendilerinin kesişmesiyle oluşur. Cisimler aynı tarafta oluşur. Terstir. Görülebilmesi için ekran üzerine yansıtmak gerekir.

Küresel aynalar 
Yansıtıcı yüzeyi, küre kapağı şeklinde olan aynalardır. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının iç yüzeyi ise bu aynalara çukur, konkav veya iç bükey aynalar denir. Yansıtıcı yüzey, küre kapağının dış yüzeyi ise böyle aynalara tümsek, konveks veya dış bükey aynalar denir.

Küresel yüzeyin merkezinden geçen eksene asal eksen veya optik eksen denir. Asal eksenin aynayı kestiği noktaya tepe noktası, tepe noktası ile merkezin tam ortasına da odak noktası adı verilir. Asal eksene paralel olarak gelen ışınlar, yansıdıktan sonra odaktan geçerler. Odaktan geçerek gelen ışınlar ise asal eksene paralel olarak yansırlar. Merkezden geçen ışınlar aynı yoldan geriye yansırlar. Tepe noktasına gelen ışınlar ise asal eksen ile meydana getirdiği açı kadar diğer tarafta açı yaparak yansırlar.

Çukur aynada, merkezin dış tarafındaki bir cismin görüntüsü, merkez ile odak arasında cisimden küçük, ters ve gerçek bir görüntüdür. Cisim merkezyken görüntüsü de merkezde ters, gerçek ve boyu cismin boyuna eşittir. Cisim merkezle odak arasındayken görüntü merkezin dışında ters, gerçek ve cisimden büyüktür. Cisim odak ile ayna arasında ise, görüntüsü aynanın arkasında düz, zahiri ve cisimden büyüktür.
Tümsek aynanın önünde bulunan bir cismin görüntüsü ise, daima odak ile ayna arasında, cisimden küçük, düz ve zahiridir. Cisim, aynanın tepe noktasına geldiği zaman, görüntünün boyu cismin boyuna eşit olur.
Aynalarda ışıkların yansıması kanunlarını bulan, İbn-i Heysem'dir.

Kullanıldığı yerler
Tümsek aynalar, seyahat otobüslerinde dikiz aynası olarak yaygın kullanılma alanı bulmaktadır. Teleskop imalinde de kullanılır. Tepe noktası delinmiş tümsek aynalar ise kulak, burun, boğaz boşluklarını incelemede kullanılır. Bu tür aynalar ile yapılan incelemeler başarılı neticeler verir. Çukur aynalar ise mikroskoplarda ve banyo aynası olarak kullanılır.

Parabolik aynalar 

Yansıtıcı yüzeyleri parabolik olan aynalardır. Otomobil farlarındaki aynalar birer parabolik aynadır.
Diğer ayna türleri arasında silindirik aynaları saymak mümkündür. Bu tür aynalar gerçek görüntüye benzemeyen acayip görüntüler verirler. Panayır yerlerinde ve fuarlarda eğlence maksadıyla kullanılan bu tip aynalar, parabolik ve silindirik aynalarıdır.

Aynalarda Görüntü Oluşumları 

  • Net bir görüntü oluşabilmesi için yansıtıcı yüzeylerden yansıyan ışınların düzgün bir şekilde gözümüze yaklaşması gerekir.


  • Bir cismin düz aynadaki görüntüsü,cisimle aynı büyüklükte ve düzdür.Düz ayna önüne geçip sağ

elimizi kaldırdığımızda, sol elimizi kaldırmış gibi görünürüz.Sol kulağımızı tuttuğumuzda aynadaki görüntümüzde sağ kulağımızı tutmuş gibi görünürüz.Bu yüzden bir cismin düz aynadaki görüntüsü önündeki cisimle simetriktir deriz.

  • Durgun bir su birikintisine baktığımızda su yüzeyinde düzgün yansıma sonucu net bir görüntümüz oluşur.Eğer su içine küçük bir taş atılarak suyu hareketlendirecek olursak görüntümüz bozulur.Bunun sebebi pürüzlü, dalgalı yüzeylerde düzgün yansıma oluşmamasıdır.


  • Eğer cisim şekildeki gibi bir çukur aynanın önüne konulursa cismin görüntüsü büyük ve düz olur.Bu durum cismin ayna ile odak noktası arasına girmesiyle oluşur.Bu şekliyle kullanıldığında çukur aynaya Dev Aynası da denilir.


  • Tümsek aynanın önüne konan cismin görüntüsü küçük ve düz olur. Tümsek ayna ile bir odanın içindeki tüm eşyaları,sınıfımızın içindeki tüm arkadaşlarımızı ve eşyaları görmemiz mümkündür. Tümsek aynalar çok geniş bir alanı görebilme imkanı sağlar.


Aynaların Kullanıldığı Yerler 
Düz aynalar:
Evlerde, kuaför, terzi, ve giyim mağazalarında .
Çukur aynalar:
Otomobil farlarında, ışıldaklarda, teleskoplarda, diş hekimliğinde.
Tümsek aynalar:
Otomobil dikiz aynalarında, tıpta kulak, burun, boğaz boşluklarının incelenmesinde, teleskoplarda kullanılır.

Düz Aynada Görüntü

Bir düz aynada, cismin aynaya olan uzaklığı ile görüntünün aynaya olan uzaklığı birbirine eşittir. Aynı zamanda cismin boyu, cismin görüntüsünün boyuna eşittir.
Düz aynaya yaklaşınca, görüntümüz de yaklaşır. Uzaklaşınca görüntümüz de uzaklaşır.

Çukur Aynada Görüntü

Görüntü büyük ve terstir.
Ekran üzerine düşürülebilen görüntülere gerçek görüntü denir.
Görüntünün aynaya olan uzaklığı cismin aynaya olan uzaklığından daha büyüktür.

Çukur Aynada Görüntünün Oluşması


Cisim merkezle odak arasında ise görüntü merkezden uzakta; Cisimden büyük, ters ve gerçek oluşur.

Çukur Aynada Görüntünün Oluşması


Cisim merkezden uzakta ise,görüntü merkez ile odak noktası arasında, cisimden küçük, ters ve gerçektir.

Çukur Aynada Görüntünün Oluşması


Cisim odakta ise görüntü oluşmaz.

Çukur Aynada Görüntünün Oluşması


Cisim ayna ile odak arasında ise görüntü cisimden büyük, düz ve gerçek değildir.

Tümsek Aynada Yansıma


Tümsek aynaya paralel olarak gelen ışınlar, birbirinden uzaklaşarak yansır.
Yansıyan ışınların uzantılarının aynanın arkasında kesiştiği nokta, tümsek aynanın odak noktasıdır.

Tümsek Aynada Görüntü


Cismin görüntüsü daima aynanın gerisinde ve düzdür. Cisim aynaya yaklaştıkça görüntü de aynaya yaklaşır ve büyür. Görüntünün boyu, cismin boyundan her zaman küçüktür. Görüntüler gerçek değildir.

Aynaların Kullanıldığı Yerler 

Düz aynalar:
Evlerde, kuaför, terzi, ve giyim mağazalarında .
Çukur aynalar:
Otomobil farlarında, ışıldaklarda, teleskoplarda, diş hekimliğinde.
Tümsek aynalar:
Otomobil dikiz aynalarında, tıpta kulak, burun, boğaz boşluklarının incelenmesinde, teleskoplarda kullanılır.

Tarihçe ve yapım tekniği

Yüzyıllarca önce (17.yüzyıla kadar), yüzeyi iyice parlatılmış düz metal levhalardan yapılan aynalar, daha sonraları yerlerini bir yüzü çok ince bir metal katmanıyla kaplanmış cam levhalara bıraktılar. Sır adı verilen bu metal kaplama, aynanın ışığı yansıtarak görüntü vermesini sağlar. Kolayca şekil verilip cilalanabilmeleri, böylelikle pürüzsüz hale getirilebilmeleri ve dayanıklı olmaları nedeniyle metaller, ayna yapımında çok eskiden beri kullanılırdı. Milattan önceki zamanlarda Mısırlılar, Etrüskler, Yunanlılar ve Romalılar'ın bronz el aynaları kullandığı bilinmektedir. Daha değerli olanları ise gümüşten yapılırdı. Çok eskiden metalle kaplanmış cam aynaların kullanıldığına dair kayıtlara da rastlanmaktadır. Fakat bu yöntem o zamanlar yaygınlaşmamıştır.

Günümüzden yalnızca üç yüzyıl öncesine kadar Venedik Cumhuriyeti, Avrupa'da cam eşya ve özellikle de ayna yapımının gizine sahip tek ülkeydi. Venedikliler bu sırrı büyük bir özenle saklıyorlardı. Ayna ve cam eşya fabrikalarını Murano adasında kurmuşlardı ve bu adaya camcı ustalarından başkasının girmesine de izin vermiyorlardı. Bu sırrı Fransızlar, adadan zorla kaçırdıkları dört usta sayesinde öğrendiler ve bundan sonra ayna yapımı bir giz olmaktan çıkmaya başladı.

Ayna yapımında Venedikliler'in kullandığı yöntem özetle şöyleydi; İnce bir kalay yaprak düz bir şekilde yayılır, üstü cıva ile kaplanır. Cıvanın fazlası sıkıştırılarak alındıktan sonra, üstüne bir kâğıt ve onun da üstüne bir cam levha konur. Şimdi sıra aradaki kâğıdın yavaşça çekilip alınmasına gelmiştir. Bu sırada kalay ve cıva bir amalgam oluşturarak camın alt yüzeyini kaplar. Şimdi tek yapılacak şey camın arkasına sırı koruyacak bir sırt geçirilmesinden ibarettir.

Venedikliler'in kullandığı yöntem, 19. Yüzyılda yerini yeni bir yönteme bırakmıştır. Alman kimyacı Justus von Liebig (1803-1873), camın üzerine bir çözeltiyle gümüş kaplama yöntemini bulmuş, bu yöntem günümüzde bile günlük amaçlar için kullanılan aynaların üretiminde uygulanmaya başlanmıştır. Yumuşak gümüş tabakasının çizilmemesi için bakır sülfat gibi maddelerle kaplama ve boyama işlemleri yapılmaktadır.

Bilimsel çalışmalarda kullanılan aynalarda ise, camın ışığın bir bölümünü soğurmasını önlemek amacıyla ön yüzler de gümüşlenir.


muhteva.com

Paylaş: