özellikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özellikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2018 Çarşamba

Kuvayı Milliye Nedir? Kimlerden Oluşmaktadır? (Kuvayı Milliye ve Amacı Hakkında Bilgi)


Kurtuluş savaşı denince aklımıza gelen ve milli mücadelenin önemli bir unsuru olan Kuvayı Milliye nedir? ve kimlerden oluşmaktadır? Kuvayı Milliye' nin amacı hakkında bilgiler bulabilirsiniz...


Kuvayı Milliye Nedir?

Kuvayı Milliye “Millî Kuvvetler, Millî Güçler” anlamındadır ve düzenli ordu şeklinde teşkilatlanmamış “Milis Kuvvetleri” demektir.

Kuvayı Milliye, Mondros mütarekesi sonrası topraklarımızı işgal eden ve ülkemizi parçalamak üzere harekete geçen düşman kuvvetlerine karşı açılan cephelerde çarpışmak üzere teşkilatlanan bölgelerdeki her sınıf ve gruptan halkın oluşturduğu sivil-milis kuvvetleridir. Kuvayı Milliye halkın içinden gelen milli duygular sonucu oluşmuş, meslek, gelir düzeyi, yaş, hatta cinsiyet gibi birçok unsuru dikkate almadan kendiliğinden bir araya gelerek gönüllülük esasına göre oluşmuş silahlı sivil birliklerdir.

Kuvayı Milliye Kimdir? Kimlerden Oluşur?

Denizli müftüsü Hulusi bey, Demirci Mehmet efe, İpsiz Recep, Topal Osman, Ethem bey, Antepli Şahin bey Kuvayı Milliyedir. İstiklal yolunda kağnısıyla ve yanındaki bebeğiyle İnebolu’dan mermi taşıyan sert kış günü üzerindeki hırkasını bebeğine değil, mermiler ıslanmasın diye mermilerin üstüne örten, kışlaya ulaştığı sırada da şehadete eren Kastamonulu Şerife Bacı; kadın olduğu halde saçlarını erkek gibi kestirerek birliklere katılan ve kendine Halim Çavuş dedirterek mücadele eden Halime Çavuş; Kadınlardan ve erkeklerden oluşturduğu ekibiyle işgalcilerin kabusu olan Erzurum’lu Kara Fatma Kuvayı Milliyedir. Annesini kaybettiği için Albay olan babasıyla birlikte karargahta kalan ve orada büyüyen, savaş sırasında da çocuk haliyle cepheden cepheye koşarak askerlere moral veren küçük Nezahat Kuvayı Milliyedir.

“Vatanım, ha ekmeğini yemişim, ha uğrunda kurşun” diyebilen bütün bu insanları bir araya getiren de “Kuvayı Milliye Ruhu”dur. Bu ruh içten gelen bir istekle millet fertlerinin ülkenin bağımsızlığı ve ülke çıkarları için her türlü imkansızlık içinde canlarını ortaya koyarak mücadele etmeleridir. Millî Mücadele bu ruhla verilmiş, İstiklal Harbi bu ruhla kazanılmıştır.

1919 yılı Mayıs ayındaki İzmir’de Yunan işgali ile Kuvayı Milliye teşkilatlanması başlamıştır denilebilir. Teşkilatlanma hızla Batı Anadolu’nun iç kısımlarına yayılmıştır. Mayıs ve Haziran aylarında bölgedeki çok sayıda subay, Kuvayı Milliye kurmaya hazır olduklarını belirterek Askerlik Şubesi başkanlıklarına resmî müracaatta bulunmuşlardır. Yöneticilerin bazıları bu fikre sıcak bakmasa da, milli düşünenlerin çoğu bu fikri el altından desteklemişler ve arka arkaya çeşitli büyüklükte eli silahlı gruplar oluşmuş ve işgalcilere karşı mücadeleye başlamışlardır.


Kuvayı Milliye sadece Anadolu’nun batı bölgesinde değil, Anadolu’nun her yerinde gerçekleşmiştir. Güneyde Fransız işgaline ve Fransız Ermeni işbirliği ile Türklere yapılan zulüm, hakaret, yağma ve öldürme olaylarına karşı ilk direnme 19 Aralık 1918’de Dörtyol’a bağlı Karakese Köyü’nde olmuş, köy halkı Fransızlara silâhlı savunmaya geçmiştir. Bu olay bir kıvılcım olmuş Adana, Antep , Urfa ve Maraş’ta çok iyi organize olmuş Kuvayı Milliye teşkilatları kurulmuş ve işgalcilerle işbirlikçilerine karşı çok büyük mücadele verilmiştir. Düşünelim: İstiklal Harbi’nde düzenli orduda verdiğimiz şehit yaklaşık 10.000 civarındadır. Ama sadece Antep savunmasında yaklaşık 7000 sivil şehit vardır. Güney Cephesinde çeşitli rütbelerdeki subaylar, Kuvayı Milliye hareketlerini sivil kıyafet ve Sinan Paşa, Tufan Bey gibi takma adlarla organize etmişlerdir.

Kuvayı Milliyenin Amacı Nedir?


Kuvayı Milliyenin temel amacı vatan topraklarını düşmana karşı korumak, Türk Devleti’nin parçalanarak ortadan kaldırılmasını önlemektir. Ayrıca işgallere müdahale etmeyen ve seyirci kalan yönetime de bir tepkidir Kuvayı Milliye. 1919 yılının şartlarında, silahlandırılmış, yerli gayri-müslim çetelerinin, düşman askerleriyle iş birliği yaparak giriştikleri saldırı ve cinayetlere Türk halkının hiç değilse kendi bölgesini savunma düşüncesinden doğmuştur. Kuvayı Milliye’yi ortaya çıkaran bir başka sebep de Ordunun terhis edilmesi ve silahaltında olan az sayıdaki düzenli birliklerin de zayıf ve yetersiz durumda olmalarıdır.


Düşman işgalleri karşısında kendiliğinden oluşan Kuvayı Milliye, Türk milletinin düşman işgal ve saldırılarına boyun eğmeyeceğinin, işgallere karşı koyacağının dünyaya ilanıdır.

Bu sivil gruplar verdikleri mücadeleyle de işgalci güçleri kayba uğratarak düşmanın Anadolu içlerine ilerlemelerini yavaşlatmışlar, hatta durdurmuşlardır. Ülkenin belli bölgelerindeki işbirlikçi gayri müslim çetelerin saldırılarını, katliamlarını durdurup önlemiş, bölgeyi bu çetelerden temizlemişlerdir. Ayrıca ve en önemlisi Türk milletinin organize olmasını, teşkilatlanmasını ve zamanla düzenli orduya geçişi kolaylaştırmış ve bağımsızlığımızı gerçekleştirmiştir.

Diyebiliriz ki:

– Kuvayı Milliye’nin amacı ülkenin rejimine karşı mücadele etmek değildi; ülkedeki düşmanla mücadele etmekti. Ortada bir mezhep ve rejim mücadelesi yoktu. Bir bağımsızlık mücadelesi vardı.

-Kuvayı Milliye, bağımsızlığı engellemeye çalışan işbirlikçi isyancılar dışında, kendi halkı ile de mücadele etmemiş, işgalciler ve onların işbirlikçileriyle mücadele etmiştir.

-Kuvayı Milliye batılı ve kökü dışarda olan devlet, kurum ve kuruluşlardan ne yardım ne de askerî eğitim almıştır.

-Kuvayı Milliye hep millî kalmış, düzenli orduya karşı çıkanlar dahi işgalci ve paralı gruplara itibar etmemiştir. Hatta onlarla temas bile kurmamıştır. Ethem beyin, millî düşünce yapısına uymayan, hırsına yenildiği ve bizce utancını ömür boyu taşıdığı, düşmana sığınma olayı dışında bir örneği yoktur.

Türkiye’nin düzenli ordu birliklerinden mahrum bulunduğu çok kritik bir dönemde, her türlü imkansızlığa ve olumsuz şartlara rağmen hayatlarını ortaya koyarak giriştikleri cesur ve kararlı mücadeleleri ile, bağımsızlığın kazanılmasına damgasını vuran Kuvayı Milliye, Türk Millî Mücadele Tarihinde çok önemli ve çok seçkin bir yere sahiptir.

Kaynakça:

  • Kadir KASALAK; Milli Mücadele’de Manda ve Himaye Meselesi, Gkur. Bsmevi, Ankara, 1993. 
  • Sabahattin SELEK, Anadolu İhtilali, İstanbul 1963.
  • Sıtkı AYDINEL, Güneybatı Anadolu’da Kuva-yı Milliye Harekatı, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara. 
  • Türk İstiklâl Harbi, Batı Cephesi, C II. 1 nci Ks. Gkur. ATASE Yay., Ankara 1963.
Paylaş:

21 Ocak 2018 Pazar

Altay Tankı Nedir? Özellikleri Nelerdir? (Altay Tankı Hakkında Bilgi)


Türkiye'nin milli tankı Altay AMT, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne büyük bir kara üstünlüğü sağlayacak.2019 sonu 2020 başında seri üretimine başlanacağı söylenen ilk milli tank Altay'ın tek rakibi dünya lideri ve dünyanın en iyi tankı olarak kabul edilen Almanlar'ın Leopard 2 model tankı gösteriliyor.


Panzerleriyle ünlü Alman tankına yeni bir rakip geldi. Türkiye'nin milli tankı olma özelliğini taşıyan Altay, daha seri üretime bile geçmeden çok büyük talep görüyor.Altay tankı, Alman rakibi Leopard'dan çok da farklı değil. Otoriteler maliyet açısından bakıldığında Altay tankının Alman rakibine göre daha avantajlı olduğununu belirtiyor.

Altay Tankının Üstün Özellikleri;

Atay'ın motoru yerli olacak. 3 kilometre atış menzili bulunan Altay tankı, türdeşlerinin çok önünde özelliklere sahip. İçinde 4 personel bulunan tankın elektronik sistemleri ASELSAN tarafından üretiliyor.

Otokar, ALTAY tankını meskun mahallerde çatışmaya uygun hale getirmek için çeşitli geliştirmeler yaptı. Bu kapsamda tankın dar alan hareket kabiliyeti iyileştirildi, görüş açısı artırıldı. Ayrıca araca reaktif zırh ve dozer bıçağı ilave edildi.Halen seri üretim için SSM'nin değerlendirmesinin devam ettiği milli ana muharebe tankı ALTAY'ın, meskun mahal çatışmaları için donatılmış bir versiyonu da Otokar standında yer aldı. Otokar, yeni tip 30 mm uzaktan komutalı kule sistemi MIZRAK-30 da ilk kez gösterildi.

Dozer bıçaklı, reaktif zırhlı ALTAY-AHT

ALTAY tankı üzerinde, son dönemde sıklıkla yaşanan meskun mahallerde çatışma ortamındaki tehditlere göre geliştirmeler yapıldı. Otokar, asimetrik harp şartlarının dikkate alındığı tasarımında, burulabilen süspansiyon geliştirildi. Böylece aracın dar alanlarda hareket kabiliyeti arttı.


Ayrıca ALTAY için, tanksavar silahlara karşı reaktif zırh ve çubuk zırh sistemi oluşturuldu. Daha iyi görüş için YAMGÖZ sistemi geliştirildi. Uzaktan komutalı silah sisteminin konumu da görüş için iyileştirildi. El yapımı patlayıcılara karşı jammer eklenen ALTAY, bir atış aldığında bunun yerini tespit edecek donanımla güçlendirildi. Lazer güdümlü tanksavara, lazer işaretçilere karşı lazer uyarı sistemi de eklendi.


ALTAY AHT, akıllı sis sistemi, silahları tehdit yönüne otomatik döndüren sistemeleri de kullanabilir hale getirildi. Yine meskun mahal çatışmalarının gerekli kıldığı dozer bıçağı da ALTAY AHT'ye eklendi.


Öte yandan, ALTAY Ana Muharebe Tankı (AMT) de IDEF'te yeni kamuflaj boyasıyla boy gösterdi.
Otokar, geliştirdiği uzaktan komutalı silah sistemi olan MIZRAK'ın yeni versiyonu MIZRAK-S'i de ARMA 8x8 platformu üzerinde ilk kez IDEF'te sergilenmişti.


Paylaş:

18 Ocak 2018 Perşembe

Safran Nedir? Nerede ve Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Özellikleri Nelerdir?


Safran Nedir?

Safran bitkisi, Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.

Safran Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.

Safran Nerede Yetişir? Nerelerde Bulunur?

Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor.

Safran'ın Özellikleri Nelerdir?

Safranın kuvvetli bir kokusu vardır. Keskin ve acımsı bir tada sahiptir. Ilık suyla karışınca turuncu-sarı arası bir altın rengi verir. Kendi ağırlığının tam 100 bin katı suyu altın sarısına boyayabilir. Zaten adı da Arapça'da "sarı" demek olan "asfar" kökünden türemiştir.

Uzmanlar tarafından otsu ve samansı rahiyalar barındıran metalik bir bal tadında olduğu söylenen safran, ülkemizde sıkça zerdeçalla karıştırılır. Gerçi zerdeçal da hem yemeklere renk katan hem de birçok hastalığa yararlı olan şifalı bir bitkidir ama safran değildir. Safranın tarımı çok zahmetlidir.

Sadece 100 gram safran elde etmek için 1 dönümlük alanda ekim yapmak gerekir. İçeriğinde 150'nin üzerinde uçucu yağ ve aroma barındıran safran; gıdadan ilaç sektörüne, parfümeriden kumaş boyamaya kadar birçok alanda kullanılır.

Safranın Faydaları Nelerdir? Safran Nelere İyi Gelir?

Gıda, parfümeri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında safran ayrıca binlerce yıllardır şifa verici bitki olarak tüketilir. Safranın keskin ve acımsı tadına rağmen çok eski tarihlerden beridir iştah açıcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Sinirleri uyarıcı etkisi sayesinde cinsel isteği ve performansı artırır; yine aynı özelliği sayesinde menstrüasyon döneminin daha ağrısız geçmesine yardımcı olur. Ama bu özellik, aynı zamanda, safranın hamilelik döneminde kullanılmasını da tehlikeli hâle getirir: Safran, hamilelikte düşüğe sebep olabilir.
Yatıştırıcı özelliği olan safran, serotonin düzeyini dengeleyerek depresyondan anksiyeteye kadar birçok psikolojik soruna çözüm olabilir.

Karaciğere iyi geldiği, araştırmalarla kanıtlanmış olan safran, aynı zamanda antioksidan ve antikanserojendir de... Kanserli tümörleri küçülttüğü ve yayılmalarını önlediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, iştahı düzenleyerek obeziteye karşı da önemli bir yardımcı görevi görür. Amerika'da yapılan bir araştırma, günde 176.5 gram safran tüketen kişilerde zararlı abur cubur yeme isteğinin yüzde 55 oranında azaldığını ortaya koymuştur.

Safranın Zararları Var mıdır?

Her şeyde olduğu gibi ne diyoruz!? ''azı karar, çoğu zarar'' Yani az kullanımının bir zararı yoktur. Bronşite, astıma, öksürüğe, sinir sistemine, dişlere ve diş etlerine, kalp sağlığına ve gözlere kadar her türlü organımıza ve sağlık sorununa faydası olan safranı yine de fazla kullanmamalısınız. Aşırı kullanımı, hayati tehlike yaratabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Ayrıca böbreklere de zarar verebilir.

Tabi, daha önce belirtmiş olduğumuz gibi hamilelikte de safran kullanımından kaçınmakta fayda var.
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Amerika Kıtası Nedir? Amerika Kıtası Özellikleri Hakkında Bilgi


Amerika, Batı Yarımküre'de, Yeni Dünya olarak adlandırılan bölgede, Kuzey Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika ve bu bölgelere bağlı çok sayıda ada ve adacıklardan meydana gelen, 42.550.000 km² toplam alanı olan 2016 yılındaki nüfus verilerine göre 1,002 milyar nüfusu olan, kıtalar ve adalar topluluğudur.

Kuzeyde yer alan kara parçasına Kuzey Amerika, güneyindeki ise Güney Amerika olarak adlandırılır. Orta Amerika denilen bölge ise Meksika’daki Tehuantepec kıstağı ile Panama kıstağı arasındaki kesimdir.

Tarihi Hakkında Bilgi

Amerika’yı ilk olarak 12 Ekim 1492’de Kristof Colomb keşf etmiştir. Yaptığı seferlerde Bahama ve Antil adaları ile Orta Amerika kıyılarını buldu. Ancak buraların yeni bir kıta olduğunu anlayamadı. Amerigo Vespucci buraya yaptığı seferlerde yeni bir kıta olduğunu anlamış ve “Yeni Dünya” ismini vermiştir. 1507’de Alman coğrafyacılar bu kıtaya Amerika ismini vermişlerdir. Amerika kıtası coğrafi bakımdan; Kuzey, Orta ve Güney Amerika olmak üzere üçe ayrılır.

Kuzey Amerika Güney Amerika’nın tamamı ile Orta Amerika, Meksika ve Antiller; ortak tarihsel ve kültürel özellikleri bakımından Latin Amerika adı altında toplanmışken, Meksika’nın kuzeyinden itibaren olan kuzey Amerika topraklarında Anglo-Sakson (Anglo Amerika) adı verdikleri kültürleri hakimdir.

Kıtanın konumuna bakıldığında kıta; kuzeyden Buz Denizi, Doğudan Atlas Okyanusu, batıdan Pasifik Okyanusu ve güneyden de Güney Buz Denizi ile çevrilidir. Kıta, 92 km. genişlikte olup 50 m. derinlikte olan Bering Boğazı’yla Asya topraklarından ayrılmıştır. 20.000 km. boyunca uzanan Amerika dünyanın en uzun kıtasını oluşturur( 82⁰ N enleminde Colombia Burnu– 55⁰ güney enlemindeki Horn Burnu ). Buradan şu sonuç çıkar ki Amerika kuzey ve güney kutup noktalarına en fazla yaklaşan anakaradır. Kıtanın en doğu ucunu oluşturan 35⁰ batı boylamı ki burası Brezilya’nın doğusundaki Branco Burnu ile en batı ucunu oluşturan 166⁰ batı boylamında bulunan Alaska’nın batısındaki Galler Prensi Burnu’dur. Genişlik olarak yaklaşık 5000 km.’yi aşmaktadır.

Yüzölçümü bakımından Asya kıtasından sonra ikinci büyük anakara olan Amerika, yeryüzündeki kara parçasının % 27,8’ini kapsar. Yalnız Amerika Güney kıtası ve kuzey kıtası olmak üzere ikiye ayrıldığından ikici büyük kıta Afrika Kıta’sı olarak geçer. Dünya nüfusunun % 14’ü (yaklaşık olarak 900 milyon) Amerika’da yaşamaktadır.

Amerika Kıtası'nın Yapısal Özellikleri

Amerika Ana karası , yer tarihi boyunca Avrupa ve Afrika ‘da kayarak uzaklaşmıştır. Bu kıtaların karşılıklı kıyıları gözden geçirildiğinde Amerika’nın kuzeyindeki genişliğin Avrupa’nın kuzeyi üzerine kapandığı Orta Amerika’daki girintinin batı Afrika çıkıntısıyla doldurulduğu ‘ aynı şekilde Güney Amerika çıkıntısının da Afrika’nın Gine Körfezi girintisi kapladığı dikkati çeker. Kuzey Amerika!nın kuzeydoğu çeyreğini büyük bir bölümünü kapsayan Kanada kalkanı , Kuzey Amerika’nın ; Guyana ve Brazilya kalkanları da , Güney Amerika ‘nın çeyreğini oluştururlar. Kıtanın batı kıyıları boyunca Dünya anakaralarında genellikle doğu-batı doğrultusunda uzanmasına karşılık Yeni Dünya’daki kuzey-güney doğruştulu uzanışı , dünya kıtasının parçalanmasın dan sonra Kuzey ve Güney Amerika’nın eski temel arazisini oluşturan platformların daima batı yönünde hareket etmesinden ve Pasifik Okyanusu’na ait okyanusal kütlenin kıtalara ait karasal kütle altana dalmasından kaynaklanır. Amerka Kıtası’nda Dördüncü Zaman’dan önce meydana gelen kütleler, bu zaman da yer hareketlerinde baş gösteren değişiklerle bugünkü görünümü almıştır. Ayrıca , bu dönemde Kuzey Yarımküre’de buzullaşma dönemleri görülmüştür. Kuzey Amerika’da en büyük buzul yayılması Kanada Kalkanı üzerinde olmuştur. Buzulların en yaygın olduğu zamanda buzul sınırı , Büyük göllerin güneyinde 40 derece kuzey enlemine kadar inmiştir. Günümüzden 10.000 yıl önce Göller yöresinde , 6.000 yıl önce Alaska’da buzullaşma sona ermiştir. Grönland Adas’ında ise henüz sona ermemiştir.

Amerika Kıtası'nın Yeryüzü Şekilleri

Amerika , Asya (1010 m) ve Afria (660 m) kıtalarından sonra dünyanın üçüncü anakarasıdır. Kuzey Amerika’nın ortalama yükseltisi 600 m , Güney Amerika’nın 550 m dir. Buna göre kıta , Avrupa (330 m) Okyanusya (330 m ) kıtalarından daha yüksektir. Kuzey ve Güney Amerika anakaralarının yeryüzü şekilleri gözden geçirildiğinde , bu iki kıta rölyefinin birbirine benzerlik gösterdiği ve bu benzerlikte bir simetriliğin olduğu dikkati çeker. bu simetrilik genç dağlarda dahada belirgindir. Kıatada yüzey şekilleri bakımından Kuzeyden güneye doğru , üç büyük birim uzanır: Dağlar , Platolar ve Ovalar.

a) Dağlar : Batıda , genç dağlar , Alaskadan Ateş ülkesine kadar yaklaşık 20.000 km boyunca yayılır. Bu dağ sırasında Kuzey Amerika’da Kayalık Dağları , Güney amerika da ise And Dağları denir. Burası aynı zamanda deprem sınırının orta bölümünde yer alan Aconcagua Doruğu (6959 m) Amerika’nın en yüksek noktasını oluşturur. kıtanın yaklaşık orta kesmi çok daralarak 64 km. ye kadar düşer. Burada 1914 yılında ulaşıma açılan Panama Kanalı , Büyük Okyanus ile Atlas okyanusu arasındaki ulaşımı en kısa yoldan sağlar.

b) Platolar: Amerika’nın platoları yapı itibatiyle çeşitli jeolojik devirler kapsamına rağmen , genellikle kambrium öncesi eski kütleler üzerinde yer alırlar. kıtadaki başlıca platoları iki platoları iki bölümde ele almak mümkündür: alp Orejenezi içinde sıkıştırılmış platolar ; Kaledonya ve Hersinya kıvrımları çevresinde, Huron kıvrımları üzerinde oluşmuş platolar. Alp Orejenezi içinde sıkışmış platolar Kuzey Amerika’da oldukça geniş yer kaplarlar. bunların başlıcalarını ise Kolombiya Platosu , büyük Havza ve Meksika Platosu oluşturur.

Güney Amerika’da ise Alp Orejenezi içindeki platolar oldukça küçük ve dağ sıraları arasına sıkışmış durumdadırlar. Bunların başlıcalrı Peru ve Bolivya platolarıdır. Patoganya Platosu ise Güney andlar’ın doğusunda uzanır.
Kaledonya, Hersinya kıvrımları çevresinde, Hurom kıvrımları üzerinde yer alan platolar ise birincisine göre daha geniş alanlıdır. Kuzey Amerika’da yer alan platolar ise birincisine göre daha geniş alanlıdır. Kuzey Amerika’da yer alan Labrador platosu, Ozak platosu; Güney Amerika’da yer alan Guyana ve Brezilya platoları oldukça geniş ve yüksek düzlükleri ihtiva ederler. Bu platoların yükseklikleri 400 m ile 2000 m arasıonda değişmektedir.

c) Ovalar: Dağların okyanuıs kıyılarına paralel uzanmalarından dolayı, Amerika kıtasında önemli kıyı ovaları( Florida ve Carolina hariç) gelşememiştir. Genelde ovalar büyük akarsu sistemlerinin akaçlama alanlarında oluşmuştur. Anakaradaki akarsuların büyük oluşu, ovaların dsa geniş yüz ölçümlü olmasına yol açmıştır. Amerika’da yer alan bu oveların toplam alanı, Avrupa’nın toplam alanından daha geniştir. Bu nedenle, kıtanın tarımsal ekonomik potansiyeli oldukça yüksektir. Kuzey Amerika’da Missisippi-Missiouri ırmaklarının akaçlama sahasında geniş düzlükler yer alır. Güney Amerika’daki Amazon alçak sahası, yedi milyon km2 ‘lik bir akaçlama alanı oluşturur. Pek engebeli olmayan bu geniş ovada eğim oldukça düşüktür. Orinoco ve Paraguay ırmaklarının havzalarında da, geniş alüvyon ovaları vardır. Ykalaşık 780.000 km2’lik bir alanı kaplayan Pampalar, And’lardan taşınmış gevşek tortullardan oluşmuştur.

Amerika Kıtası'ndaki İklim ve Bitki Örtüsü Özellikleri

Amerika kıtasının kuzey-güney doğrultusunda büyük bir mesafe boyunca yayılması bu kıtada çeşitli iklim tiplerinin oluşmasına sebep olmuştur. Ayrıca doğu ve batısında dağlık bölgelerin bulunması, iç kesimlerin de bu dağlık alanlar vasıtasıyla denizlerden ayrılmış havzaların yer alması ve kıyılarında farklı sıcaklıkta akıntıların mevcut olması kıtanın iklimini daha da çeşitlendirmektedir. Kıtada sıcak iklimler, çöl iklimleri, ılıman iklimler ve soğuk iklimler olmak üzere, başlıca dört iklim tipi görülür. Kuzey Amerika büyük bölümüyle ılıman kuşakta, Güney Amerika daha çok tropikal kuşakta yer alır.

a) Sıcak iklimler ve Bitki Örtüsü

1) Ekvatoral İklim: Tropikal bölgedeki birinci iklim türünü oluşturan bu iklim türü, Amazon alçak sahası, Orta Amerika, Antil adaları ve Guyana’nın batısında görülmektedir. Sıcaklık bütün aylarda 20C’nin üstündedir. Kurak mevsim yoktur. Ancak iki max. yağmur devresi vardır. Yılık yağış tutarı ortalama 2500mm iken, Kolombiya’nın Chaco yöresinde rekor düzeye, 8991mm’ye ulaşır. Bitki örtüsü, nemli tropiklal ormanlardan oluşur. Alçak bölgelerde asıl tropikal ormanlar yayılış gösterir. 1000 m’den yüksek bölgelerde ise nemli tropikal ormanlar bazı değişikliklere uğrarlar. And’ların kuzey bölümünün doğu yamaçlarında 1300m’ye kadar gür tropikal ormanlar 3200m’ye kadar subtropikal orman şeridi ve daha yüksek seviyelerde Paramo denilen ağaçsız dağ stepleri yer almaktadır. Mangrovlar nemli tropikal bölgelerin dışında nadiren çıkarlar. Amerika’da Mangrov toplulukları Florida’da, Bermuda adaları, Güneydoğu ve Kuzeydoğu Brezilya’da, Ekvator’da ve Orta Amerika kıyılarında görülmektedir. Tür bakımından fakir olup tüm Mangrovlar ancak 26 kadar türe ayrılır.

2) Tropikal İklim: Savan iklimi de denilen Tropikal iklim türünde yıllık sıcaklık ortalaması 18 C’nin altına düşmemekle birlikte, günlük sıcaklık farkları ekvatoral iklime göre daha büyüktür. Yağışlar daha az olup kurak devrenin süresi ve şiddeti artar. Savan iklimi Orinoco havzası, Brezilya platosu ve Ekvator’un batısındaki bazı yörelerde görülür. Devri yağışlı tropikal bölgede, en geniş yeri savanlar ve savan ormanları kalplar. And’larda ise devri yağışlı tropiklerdeki yükselti katları görülmektedir. Bu dağların orta yamaçlarında dağ savanları, daha yükseklere kurakçıl çalılıklar ve nihayet ağaç sınırının üstünde yer alan Puna katında kurakçıl otlarda, dikenli çalılarda ve Sukkulentlerden(etlimsi yapraklı bitkiler) oluşan bitki örtüsü yer almaktadır.

3) Yüksek Saha İklimleri: Tropikal bölgedeki sıcak iklimlerin yüksek saha çeşitleri, Kolombiya iklimi ve Meksika iklimi olarak iki türe ayrılır. Bunlara sıcak kuşağın yükseklik iklimleri denilmektedir. Bu iklim tiplerinde yağışlar coğrafi enleme bağlı olmakta ve sıcaklıklar ise yükseltiye göre azalmaktadır. Ekvador ve Kolombiya’da görülen Kolombiya iklim tipinde, Ekinokslara tekabül eden iki yağış azamisi vardır. Yıllık ortalama sıcaklıklar her yerde 20 C’nin altındadır. Yıllık sıcaklık farkı gayet azdır. Bu iklim tipinde don olayı görülebilmektedir. Peru ve Meksika yaylalarında görülen Meksika iklim tipi ise sıcaklığın yıllık genliği artar ve yağış rejiminde kurak devre çok belirgin bir hal alır.

b) Çöl İklimleri ve Bitki Örtüsü

1) Sıcak çöl iklimi: Amerika’da sıcak çöl iklimleri Aşağı Kolorado, Meksika’nın iç yaylaları, Aşağı Kaliforniya ve Peru-Şili kıyılarında görülmektedir. Yıllık yağış tutarı 30-40mm’yi geçmez. Bağıl nem çok azdır(%5-30). Yıllık ve günlük genlik 15 C ile 25 C arasındadır ve sıcaklık sıfırın altına düşmez. Kuzey Şili ve Peru’nun kıyı bölgesinde Okyanusal çöl iklimi(Peru tipi) görülür. Bunun nedeni, Humboldt Akıntısı ve And’ları aşarak kıyıya kadar uzanan kuru Alizelerdir. Soğuk hava kütlesinden oluşan, yaklaşık 400m kalınlığındaki bir bulut katmanı, yere yakın hava katmanlarının ısınmasını önler. Bu nedenle sıcaklık öbür bölgelere göre oldukça düşüktür.

Örneğin Lima’da yıllık sıcaklık değerleri, şubatta 23 C ağustosta 15,9 C’dir. Nispi nem oldukça yüksektir(Kışın %81, yazın %78). Yılın en az altı ayını güneşsiz geçiren Peru kıyıları dünyanın en büyük bulutlu çöl bölgesidir. Yıllık ortalama yağış tutarının ancak 40-50 mm kadar olduğu bu kıyılarda, yoğun sis tabakası belirli bir nem sağlar. Lomos denilen ve bazen havanın yoğunlaşmasından meydana gelen bir çiseleme yağış alan tepelik bölgelerde, seyrek çalı türleri görülmektedir. Kıyı boyu tamamıyla çıplaktır. Kuzey Şili-Güney Peru kıyılarında Atakama çölü yer almaktadır. Sıcak çöllerde bitki örtüsü olarak seyrek çalı ve ot türleri görülür. Bu bölgelerde bitki hayatı topiklere doğru olan kesimlerde yazın, tropikler dışında ise ilkbaharda canklanma gösterir. Kaliforniya Yarımadası’nın güneyinde çalı ve ağaçlık formasyonu arasına büyük kaktüsler de karışmaktadır. Kuzeybatı Meksika çöllerinde hakiki türleri çöl stepler oluşturur.

2) Soğuk çöl iklimi: Büyük Havza yaylalarında ve Güney Patagonya sahasında görülür. Yıllık yağış tutarı 70-80 mm’dir. Yıllık sıcaklık farkı 30-35 C’yı bulur. Birkaç ay sıcaklık sıfırın altına düşer. Güney Patagonya”da enleme bağlı olarak, Büyük Havza yaylalarında ise yükseltiye bağlı olarak çöl iklimi görülmektedir. Büyük Havza yaylalarında görülen soğuk çöl iklimine ayrıca Aral Tipi de denir. Soğuk çöllerin doğal bitki örtüsünü çöl bozkırları oluşturmaktadır.

c) Ilıman İklimler

1) Subtropikal iklimler ve bitki örtüsü 

Akdeniz İklimi: Subtropikal iklimlerin birinci türü olan Akdeniz iklimi, Kaliforniya eyaletinin kıyı bölümünde ve Şili’nin 30 C güney enlemi çevresindeki kıyı bölgesinde etkilidir. Buralarda görülen iklim Akdeniz iklimini okyanusal iklim tipine benzemektedir. Kış yağışları önemlidir. Yağışın en az olduğu yaz devresinde, max. sıcaklıklar görülür.

Çin iklimi: ABD’nin güneydoğu kısmı ile Uruguay ve Paraguay’da Çin iklimine benzeyen bir iklim görülmektedir. Bu iklimin başlıca özelliği yazın en yağışlı mevsim olmasına rağmen, kış aylarının da önemli olmasıdır. Nemlilik oranı yıl boyunca yüksektir. Yıllık sıcaklık farkı 20 C’nin üstündedir. Bitki örtüsü olarak Kaliforniya kıyılarında Chapparal(çaparal) adı verilen ve makiye çok benzeyen çalı formasyonları gelişmiştir.

Kalifornia eyaletinden kuzeye doğru Oregon eyaletine kadar, genellikle meşelerin yer aldığı sert yapraklı orman görülmektedir. Kaliforniya yarımadasının büyük bir kısmı ise kreozot çalısı(Creosote Busch) ile kaplıdır. Orta Şili alanında ise kıyıda sert yapraklı çalı formasyonları, yükseklere doğru ise orman formasyonları görülür. Subtropikal kuşakta kıtaların doğu kıyıları genelde yazın bol yağış alır. Bu nedenle, söz konusu bölgenin asli vejetasyonu ormandır.

Bu orman formasyonları, kurak mevsimde yaprağını döken nemli ormanlar ve kuru ormanlar karakterindedir. Kuru orman formasyonu, Amerika’da; Meksika, Bolivya ve Güney Brezilya ile Kuzeybatı Arjantin’de And dağlarını doğu yamaçlarında görülmektedir. Bu ormanlarda tropikal kuşağın daimi nemli ormanlanları arasındaki sınırı çizmek güçtür. Buna karşın subtropikal ormanlarının Kutbi sınırı kabaca 30C paralelini izler. Subtropikal nemli ormanlar ise ABD’nin güneydoğusunda, Paraguay ve Uruguay’da yaygındır.

2. Okyausal İklim ve Bitki örtüsü

Bretanya iklime de denilen okyanusal iklim, ABD’nin kuzey batı eyaletleri ile Kanada’nın batı kıyılarını, Patagonya Andlarının okyanusa bakan taraflarında görülür. Bu iklim türü, sıcaklık ve yağışın mevsimlere dağılışının düzenli olması, sıcaklık farkınını 10 C civarında olması, don olayıın çok nadir görülmesiyle karekterize edilir.

Okayanusal iklim tipinin doğal bitki örtüsü; geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. Kuzey Amerika’nın batısındaki Sierra Nevada Sıra Dağlarında ömürleri 4000 yılı bulan, boyları 120m.ye varan dev sekoyalar(mammuk ağacı), daha kuzeyindeki dağlarda ise Douglas çamları görülür. Çayırlarda geniş yar kaplar.

Dağların yüksek kesimlerinde ise Alpin bitki örtüsü yayılış gösterir. Kuzeybatı Kanada ile Alaska’nın Pasifik kıyısında ve Patagonya Andları’nın güney kesiminde ise okyanusal soğuk iklim görülmektedir. Bu iklim tipinde en soğuk ayın ortalaması -3 c civarında ve dört ayın ortalama sıcaklığı 0 cnin altındadır. Yaz serindir. Bütün yıl yağışlı olmakla beraber, maksimum yağış sonbahara rastlar. Bu bölgelerin doğal bitki örtüsü ise konifer ormanlardan ve çayırlardan oluşmaktadır.

3- Karasal İklimler ve Bitki Örtüsü

Nemli Karsal iklim: bu iklim türü, ABD’nin Atlantik kıyısında, Appallaşlar’da Göller Yöresi’nde Kuzey Dakota Eyaletine kadar uzanan geniş sağada ve Brezilya’da Minas Gerais Eyaleti’nde hüküm sürer. Sıcaklık değişimleri sık görülür. Yıllık sıcaklık farkı 25c civarındadır. Kışlar soğuk ve kurak, yazlar sıcak ve yağışlıdır. Sıcaklık farkı kıyıdan iç kesimlere doğru ve düşük enlemlerden uzaklaşıldıkça artar. Bu iklim tipinin doğal bitki örtüsü: geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. Appalaş Dağları’nda ve Büyük Gölleri yöresinde çayırlarda geniş yer kaplar.

Yarı Kurak Karasal İklim: Orta Kuşak Geçiş İklimi de denilen bu iklim türü, Kuzey Amerika’da, ABD’nin 100ile 120c batı boylamları arasında kalan bölge ile Arajanti’nin orta bölümde Pampalar bölgesinde görülmektedir. Bu iklim tipinde, yıllık sıcaklık 15c civarındadır. Mevsimler arasında yağış farkları fazla değildir. Bu iklim tipinin doğal bitki örtüsünü bozkır formasyonları oluşturur.

Şiddetli Karasal İklim:Kanada’nın güney yarısında tayga veya Sibirya iklim tipide denilen şiddetli karasal iklim görülür. Bu iklimde, en soğuk ay ortalaması -20c civarındadır. En sıcak ay ortalaması 20c dolayındadır. Yaz 3 ay devam eder. Baharlar çok kısadır. Yıllık yağış tutarları genelde çok azdır. Şiddetli karasal iklim bölgesi, subartik iğne yapraklı prman formasyonu ile kaplıdır. Bu orman, Sibirya’dan alınan bir terimle Tayga adı ile tanınır. Kuzey Amerika’nın kuzeyinde eni ortalama 1500 km.ye varan bir kuşak halinde uzanır. İklim şartları dolayısıyla doğudan batıya gidildikçe kuşağın genişliği artar.

Soğuk İklimler ve Bitki Örtüsü 

1)Kutup-Altı iklimi: Kuzey Amerika’nın kuzey yarısında kalan bölgelerde, Kayalık ve And dağlarının yüksek kesimlerinde ve Ateş Ülkesinde görülen bu iklim tipinde , sıcaklık yıl boyunca düşüktür. En sıcak ay ortalaması 10 c altındadır. Yıllık yağış miktarı 250 mm.nin altında olup toprak uzun süre donmuş durumdadır. Yazın buzlar ve karlar kısa bir süre erir ve bataklıklar oluşur. Doğal bitki örtüsü bazı yosun çeşetleriyle soğuğa dayanıklı kurakçıl çalılardan oluşan tundradır. Bol yağışlı okyanusal subpolar iklim sahasına tekabül eden alanlarda , daima yeşil çayırlar gelişmiştir. Ateş Ülkesinde ve Gröland (Yeşil Ülke) adasının kıyılarında bu formasyon yaygındır.

2) Kutup İklimi : bu iklim tipi, Gröland Adası ile Kanada’nın kutup takımlarında görülür. Toprak, derinlere kadar donmuş haldedir. Yıl boyunca sıcaklık o C in altındadır. Yağış son derece azdır ve kar şeklindedir. Kutup ikliminin bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bölgelerde, kutbi çöller görülür. Çok seyrekte olsa bazı kutu alanlarda bitki örtüsüne rastlanır. Buraları sıcak çöllerin vahalarına denk gelmektedir.
Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Yer Elması Nedir? Yer Elmasının Faydaları ve Zararları Nelerdir?



Yer Elması Nedir?

Yer Elması, papatyagiller ailesinden bir bitki olan yer elmasının kanser, kalp ve kemik hastalıklarının oluşma aşamasını yavaşlattığı ve oluşma aşamasından önce kullanıldığında da oluşma riskini azalttığı görülmüştür. Çok köklü bir sebze olan yer elması bazı ülkelerde Tupinamba olarak da bilinmektedir. Tupinamba Hindistan halkına verilen bir isimdir. Aslında Kuzey Amerika kökenli bir bitki olmasına rağmen, neden bazı dillerde bu şekilde isimlendirildiği sırrını korumaktadır.

Yer elmasının faydaları herkes tarafından bilinmez. Patates gibi toprak altında büyüyen yer elmasının sağlık açısından birçok faydası bulunmaktadır. Sade olarak tüketilebilen yer elması zeytinyağlı yemeklerde, et yemeklerinde birçok salata da tüketilebilir. Ancak yer elmasının nasıl yendiği konusunda insanların kafasında birçok soru işareti bulunmakta. Yer elması nasıl yenir yer elmasının faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Yer elmasının faydalarını, yer elması nasıl yenir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırıp bir araya getirdik. Yer elması toprak altında yetişen, tat olarak turpa benzeyen bir yiyecektir. İçerisinde nişasta ve zararlı maddeler bulundurmayan bu yiyeceğin sağlık açısından hiçbir zararı yoktur. Hatta içerisinde nişasta bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından bile tüketilebilir. Yer elması sağlığımıza olan faydalarının yanı sıra zayıflamak için de oldukça yarar sağlayabilir. İçerisinde nişasta ve kalori bulundurmamasından dolayı kilo vermede oldukça etkili olabilir.Zayıflamak isteyenler ve yer elması zayıflatır mı diye soranlar gönül rahatlığıyla yer elması tüketebilirler.

Yer Elması Nerede Yetişir?

Yer elmasının anayurdu Amerika kıtasıdır. 17.yy da avrupaya getirilmiş olan yer elmasının bir çok faydası bulunmaktadır. Ülkemizde bolca yetiştirilen yer elması çok yıllıklı otsu bir bitki olarak bilinmektedir.

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Kan şekerini dengeler; Yer elması kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İçerisinde nişasta da bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından tüketildiğinde fayda sağlayabilir.


Metabolizmayı hızlandırır; İçerisinde yer alan İnülin maddesi sayesinde sindirim sistemini hızlandırmaya yardımcı olur. Bu inülin maddesi suda çözülebilen bir madde olduğundan ve içerisinde yer alan zengin lif içeriği sayesinde kabızlık sorununu da engellemeye yardımcı olmaktadır.

Kanser kemik erimesi şeker hastalığı riskini azaltır; Yer elmasının sağlığınıza olan faydaları yine inülin maddesi sayesinde gerçekleşiyor. İnülin maddesi kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesini rahatsızlığının önlenmesine yardımcı oluyor.

İdrar söktürücüdür; Yer elması doğal bir idrar söktürücüdür. İdrar yaparken problem yaşıyorsanız yer elmasını düzenli olarak tüketerek bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Anne sütünü arttırır; Yer elması içerisinde yüksek miktarda C ve A vitamini barındırır. Aynı zamanda içerisinde bolca mineral barındırmasından dolayı anne sütünü arttırıcı etkisi bulunmaktadır.

Demir kaynağıdır; Yer elmasında bulunan demir miktarını 3 ons (yaklaşık 87 gram) kırmızı et yiyerek elde edebilirsiniz.

Saç sağlığı için oldukça faydalıdır; İçerisinde demir mineralleri ve vitamin bakımından zengin olan yer elması saç sağlığı açısından bulunmaz bir nimettir. Saçlarınız sağlıksız görünmeye başladıysa beslenmenize yer elması ekleyebilirsiniz.

Kışın bol bol tüketilmeli; Yer elması özellikle kış günlerinde bolca tüketilmelidir. Hem bağışıklığı güçlendirici etkisi hem de kanseri önleyici etkisi dolayısıyla uzmanlar tarafından sıkça tüketilmesi tavsiye edilir.

Yer Elması Nasıl Yenir?

Yer elması nasıl yenir sorusunun cevabı çoğu insan tarafından merak edilmektedir. Yer elmasının nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda kafanızda soru işaretleri varsa tam olarak doğru yerdesiniz. Uzmanlar yer elmasının genellikle çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Çiğ olarak yer elmasının lezzetini arttırabileceğiniz tek yöntem onu salatalara eklemek olacaktır. Yer elmasını aynı zamanda yemeklere de ekleyebilirsiniz, bu durum vitaminlerin tamamen kaybolacağı anlamına gelmez. Yer elmasının vitaminleri ve minerallerinin azalmasına neden olabilir.

Yer Elmasının Zararları Var mıdır?

Yer elmasının bilinen herhangi bir zararı yoktur.Tabi her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi yer almasınında gerektiğinden fazla tüketilmemesi gerekir.
Paylaş:

Kehribar (Anber) Nedir? Kehribarın Faydaları ve Özellikleri Nelerdir? Hakkında Bilgi



Değerli bir taş olarak bilinen kehribar bir ağacın fosilleşmiş reçinesi 'dir.Yurt dışında amber olarak bilinir. Çok değişik renklerde olabilen ancak genelde turuncu tonlarında ve son derece doğal ve şeffaf görünüşüyle büyüleyici güzelliktedir. Genelde takı sektöründe ve süs eşyası yapımında kullanılan kehribar, geçmişte şifa amaçlı da kullanılmıştır.

Sıklıkla süs eşyası yapımında kullanılan kehribar, çok açık sarı tonlarından kızıl tonlarına kadar birçok renkte bulunan, yarı saydam formda olan ve kırılgan yapıdaki bir fosildir. Baltık Deniz’inden çıkartılan kehribar, uzun yıllardır özellikle kadınların süs eşyalarının yapımında kullanılmaktadır.

O kadar parlak ve güzel renklidir ki diğer saydam taşlarla karşılaştırmasını yapmak mümkün değildir. Kehribara yapışmış fosil böcekler, diğer taşlarda görülmeyen özelliklerden biridir. Avrupa’daki kehribar yatakları en çok Romanya, İsveç, Ukrayna, İngiltere ve Hollanda’dadır. Bunlar kehribarın ikinci vatanlarıdır.

Aslında İskandinav ülkeleri ve Polonya’nın Baltık Deniz’i en önemli kehribar yataklarındandır. Bu bölgelerde eski zamanlarda büyük ormanların var olduğu düşünülmektedir. Kıtalar arası coğrafi olaylar neticesinde de ormanlar su altında kalmıştır. Süs eşyalarında kullanılan taşın içinde böcek, çiçek ve yaprak kalıntıları hiçbir bozulmaya yer vermeden mumyalanmıştır.

Kehribar Nedir?

Amber bitkilerinin içinde kalarak fosil hale gelmiş, Sciaridae familyasına ait bir sinek türüdür. Sciaridae bitkisi, çamgiller familyasına ait bir çam çeşididir. Kehribar, ağacın fosil hale gelmiş reçinesi olarak da tanımlanabilir. Birçok toplumda taş olarak bilinen kehribar aslında Pinus Succinefra ağaçlarının fosil haline gelmiş reçinesidir.

Kehribarın Faydaları Nelerdir?

Eski zamanlarda tıp alanında sıklıkla kullanılmıştır ama günümüzde bu nedenle kullanılmaz. Geçmiş tarihlerde saf hale getirilmiş amber yağı isterisi ve boğmaca için kullanılmıştır. Eski zamanlarda güzel koku elde etmek için de kullanıldığı bilinmektedir. Anadolu’da da yaygın olarak bilinen kehribar, mürekkep imalatında da kullanılmıştır.

Antik Roma döneminde çeşitli hastalıkların özellikle de akıl hastalıklarının tedavisinde koruyucu olarak kullanılmıştır. Kehribar tozu ile bal karıştırıp tüketmek, boğaz, göz ve kulak hastalıklarına iyi gelir. Su ile içilen kehribar ise mide hastalıklarının iyileşmesinde etkilidir düşüncesi hâkimdir. Kehribarın dumanının ruhu güçlendirdiğine de inanılırdı. Çin’de haşhaştan elde edilmiş şuruplar sakinleştirici ve ağrı kesici etkisi ile kullanılmıştır.


Orta Çağ döneminde sarılık hastalığının iyileşmesinde kehribar taneleri etkiliydi. Doğumu kolaylaştırdığı, yılan ısırmalarına faydalı olduğu, diş ağrılarında etkili olduğu ve romatizma ağrılarına iyi geldiği düşünülmekteydi. Bazı topraklarda böbrek taşı rahatlıkları için kehribar reçeteleri yazılmıştır. Litvanya’da ölen kişilerin arkasından kehribar tütsü olarak yakılırdı ve bunun şeytani ruhları arındırdığına inanılırdı.

Yeni dünyaya gelen bebeklerde de tütsü işlemi uygulanır ve bunun hızla büyüyüp gelişmeye etki edeceğine inanılırdı. Yeni evlilerin mutlu yaşamasında, savaşa gidenlerin zaferle dönmesinde etili olduğu düşünülerek uygulanırdı. 1.Dünya Savaşı’na gelene kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılan kehribar, sonraları, votka ile karıştırıldığında erkeklerde cinsel gücü artırdığı iddialarıyla kullanılmıştır. 2.Dünya Savaşı’na kadar özellikle Almanya’da kehribardan üretilen tesbihler, bebeklerin üzerine konulmuş ve diş çıkarma döneminin acısız olması hedeflenmiştir. Günümüzde özellikle Litvanya’da birçok kadın parlatılmamış ve doğal haliyle kehribardan üretilmiş kolyeler takarak guatrdan korunmak istemektedir. Ayrıca günümüzde yine takı yapımında ve tesbih yapımında kullanılır.

Kehribarın Özellikleri Nelerdir?

Kehribarlarda özellikler, kehribarın yaşına, gömülme şartlarında, reçine salgısı yapan ağacın türüne göre değişiklik gösterebilmektedir. Kehribarlar, şekilsizdirler, saydamdırlar ama yarım saydam olarak da görülebilirler. Kehribar, mineral içermediğinden herhangi bir kimyasal formülü bulunmamaktadır.

Ancak %10 tuz bulunan su içinde yüzebilecek kadar hafif yapıdadır. Turuncu, kırmızı, sarı, konyak rengi, bal rengi, kahverengi, altın rengi, kemik rengi hatta siyah tonlarda görülebileceği gibi renksiz ve mavi tonlarında da olabilir. Kehribarların renk seçenekleri 256 çeşitli bir renk katalogu şeklinde hazırlanmıştır.

Kehribar ısıtılması durumunda hafif bir koku yayar. 150 dereceye kadar sıcağa maruz kalırsa yumuşamaya başlar ve 375 derecede parlak bir alevle, çam reçinesi kokusu yayar. Tarihte kehribarın çeşitli malzemelerle sürtüştüğünde kıvılcım çıkarttığı görülmüştür.

Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Avrupa Hun Devleti (İmparatorluğu) Nedir? Özellikleri ve Bayrağı


Avrupa Hun İmparatorluğu, Atilla (Attilla)' nın Avrupada kurduğu ve Fransa ülkesine kadar  ulaşacak olan Kavimler Göçünü başlatan Hun İmparatorluğunun muhteşem tarihi olarak bilinir.Avrupa Hun Devleti'nin bayrağı da yandaki başında taç olan sarı renkli kartal armasıdır.

Avrupa Hun İmparatorluğu, Orta Asyada varlığını yitirerek Batıya doğru göç ederek Hazar bölgesinde toplanan Hun kütlelerinin bölgede çoğalmasıyla ortaya çıkan, varolduğu kısa dönemde Tarihe silinmeyecek izler bırakmış ve diğer büyük Türk imparatorluklarının temelini oluşturmuş önemli bir devlet olmuştur.

Avrupa Hunlarının tarih sahnesine çıkışları, dünya literatüründe farklı bir öneme daha sahiptir. Avrupa Hunları, Hazar denizinden Avrupaya doğru ilerlemeden önce, Avrupadaki demografik yapı bugünküne göre çok daha belirsizdi. Avrupa kıtası Roma İmparatorluğundan ve İmparatorluğa dahil olmayan Barbar kavimlerden oluşuyordu. Bu barbar kavimler bir imparatorluk seviyesine ulaşmamış, ancak bulundukları topraklarıda Roma’nın yönetimine bırakmamışlardır. Yaşayış şekilleri ve kültürel değerlerinin çok zayıf olması nedeniyle bu topluluklardan Barbar kavimler olarak bahsedilir. Bu barbar kavimler, bugün Avrupa kıtasında bulunan ülkelerin atalarıdırlar. Hunların Avrupaya ilerlemeleriyle bölgedeki demografik yapı önemli ölçüde etkilendi.

Hunlardan önce Kafkaslara kadar uzanan bu barbar kavimler, Hunların Tuna nehrini aşarak Avrupayı otoritesi altına almaya başlamasıyla bu barbar kavimler Avrupanın içlerine doğru ilerleyerek Roma ile karşı karşıya gelmiştir. Bu barbar kavimlerin Roma üzerindeki baskıları sonucunda Roma ikiye bölünmüş, varoluş mücadelesine giren barbar kavimler, zamanla kendi yönetimlerini oluşturmuştur. Tarih, bu dönemi Kavimler göçü olarak kaydetmiştir. Bu süreç, Hunların Avrupaya girmesinde başlar, Avrupa Hun İmparatorluğunun yıkılmasıyla neticelenir. Günümüz dünyasındaki medeni Avrupa ülkeleri, bugünki varlıklarını “Barbar Türkler” olarak telafuz ettikleri Avrupa Hunlarına borçludurlar diyebiliriz.

Avrupa Hunlarının Tarih Sahnesine Çıkışı (352)

Önce Doğu ve Batı, daha sonrada Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünen Büyük Hun İmparatorluğunun Orta Asyada varlığını yitirmeye başlamasıyla batıya doğru göç eden Hun toplulukları Hazar gölü çevresinde yoğunlaşmıştı. M.Ö. 36 yılında başlayıp, M.S. 300 lü yıllara kadar devam eden bu göç hareketiyle Bu bölgede yaklaşık 300 yıl boyunca yaşayan Hun toplulukları, zamanla bölgeye hakim bir güç haline geldi. Büyük Hun İmparatorluğu döneminde devletçilik vasfı kazanan Hun Türkleri, bu vasıflarını bulundukları bölgeye de taşıyarak zamanla güçlerini birleştirerek yeni bir imparatorluk kurmaya doğru ilerlediler.




Günümüz literatüründe Avrupa Hun İmparatorluğunun kuruluşu 374 olarak geçer. Bu bilgiye Avrupa kaynaklarından ulaşıyoruz. Oysaki bu kaynaklar 374 yılında, Hunların Gotları yenilgiye uğratmasından bahseder. Zamanla yapılan araştırmalar Avrupa Hunlarının ilk hakanının “Kama Tarkan” olduğunu ortaya çıkartmıştır. Kama Tarkan, bölgedeki Hun topluluklarını yönetimi altında toplayarak 352 yılında Avrupa Hun İmparatorluğunu fiilen kurdu ve yönetimi 370 yılına kadar elinde bulundurarak Hazar ve çevresinde önemli bir güç haline gelerek hakimiyet alanını batıya doğru ilerletti. Geçen 18 yıl, Hazar bölgesinde yaşayan Hun Türklerinin teşkilatlanmasını ve Devlet düzenine geçmesini sağladı.

Balamir Dönemi (370-378)

Balamir, Kama Tarkan’ın ölümüyle yönetime geçti. (Kama Tarkan’ın oğlu olduğu kesin değildir) Yönetime geçmesiyle Batıya doğru ilerlemeye başladı ve bölgede bulunan Alan ülkesini ele geçirdi. Avrupa menşeili Tarih kaynakları Bledanın 374 yılında İdil nehri kıyılarında görüldüğünü kayıt etmiştir. Bu dönemde bölgede, imparatorluk niteliği taşımayan ancak kalabalık ve güçlü barbar kavimler bulunuyordu. Bugünki pek çok Avrupa ülkesinin atası ola bu barbar kavimler zaman zaman Roma imparatorluklarının sınırlarını zorlayarak bölgedeki varlıklarını devam ettiriyorlardı. Balamir, İdil nehrini geçerek bu bölgede bulunan Gotlara baskı kurmaya başladı. Gotlarla İlk savaş 375 yılında gerçekleşti. Savaşı kazanan Balamir, Gotları Avrupanın içlerine, Romaya doğru ilerlemelerini sağladı. Kavimler Göçü olarak tarihe geçen süreç bu savaşla başlamıştır. Balamir döneminde Hunlar, hakimiyet alanlarını genişleterek Avrupaya doğru ilerlediler.

Alipbi Dönemi (378-390)

Avrupalıların “Baltazar” ünvanı verdiği Alipbi, Balamir’in ölümünden sonra yönetime geçti. Alipbi’nin yönetimiyle Hunlar Balkanlara doğru ilerleyerek hakimiyet alanını giderek genişletmeye başladı. Aynı yıl Tuna nehrini geçerek Trakyaya kadar ilerledi. Bu ilerleyişinde Romadan herhangi bir direniş görmedi. Hunların ilerlemesiyle zor durumda kalan barbar kavimler, Hunlarla mücadele etmek yerine Romanın üzerine gitmeyi yeğelediler. İlerleyen yıllarda da Roma, barbar kavimlerin saldırılarıyla uğraşırken Hunlar bölgedeki hakimiyetlerini güçlendirdiler.

Uldız Dönemi (390-412)

Alipbi’nin ölümüyle tahta Uldız geçti. Uldız, yönetime geçtiği dönemde Karpat dağlarını aşarak bugünki Macaristana kadar ulaştı. I. Theodosius’un 395 de ölmesiyle Roma Doğu ve Batı olarak ikiye bölündü. Theodosius Roma’yı tek başına yöneten son hükümdar olmuştu. Romanın ikiye bölünmesiyle Uldız Trakya ve Balkanlar üzerine yürüdü. Aynı dönemde, bir diğer koldanda Bugünki Şanlıurfa ve Lübnana kadar hızla ilerleyip akdenize ulaştı. Aslında bu nedenle Türklerin Anadoluya ilk girişi 395 dir. Uldız Akdenize kadar ulaştı ancak Kısa bir süre sonra birliklerini Karadenize geri çekti. Avrupa Hunlarının dış politikası Uldız zamanında şekillendi. Bölgedeki barbar kavimlere karşı Romayla iyi ilişkiler kurulmaya başlandı. Zira bu kavimler düzensiz ve barbarca yaşıyorlar bu nedenle kontrol altında tutulamıyorlardı.

Hunlar, Tuna boylarına ilerledikçe barbar kavimlerde Roma sınırlarını zorlamaya başladılar. Bu baskılarla zor durumda kalan Batı roma, Uldızdan yardım istedi. Hunlar ile Radagais komutasındaki barbar kavimler 406 yılında, bugünki floransa bölgesinde karşı karşıya geldiler. Uldız, savaşı kazanarak Radagais’i esir aldı ve Batı Roma tarafından idam edildi. Batı Roma ile iyi ilişkiler içerisinde olan Uldız, Doğu Romayla mücadele halindeydi. 409 yılında Tunayı geçerek Doğu Romayı baskı altına almaya başladı. Uldız, Doğu Romanın gönderdiği elçiye “Güneşin Battığı Yere Kadar Her Yeri Zaptedebilirim” diyerek meydan okuduğu tarih kaynaklarında geçmektedir.

Karaton Dönemi (412-422)

Karaton, Uldız’dan siyasi istikameti belirlenmiş, taşları yerine oturmuş bir imparatorluk devraldı. Batı Roma ile iyi ilişkiler kurulmaya başlanmıştı. Bu doğrultuda Batı Romanın üzerine çok fazla gidilmiyordu. Bu iyi ilişkiler Doğu Roma için geçerli değildi. Ancak Karaton döneminde Doğu Romanında fazlaca üzerine gidilmedi. Karaton 10 Yıl kadar yönetimi elinde bulundurdu. Bu süre zarfında Karadeniz bölgesinde Hun varlığını sağlamlaştırarak bölgedeki teşkilatlanmayı güçlendirdi. Karaton döneminde fazlaca önemli gelişmeler ortaya çıkmadı. Karaton dönemi, Avrupa Hunları için durgun sayılabilecek bir dönem olmuştur.

Rua Dönemi (422-434)

Karatonun ölümünden sonra Hunların yönetimi hükümdar ailesince ortak yönetildi. Kardeş olan Rua, Muncuk, Aybars, Oktar ülkeyi birlikte yönettiler. Rua devletin başına geçti. Doğu kanadını Aybars, batı kanadını ise Oktar yönetti. Muncuk ise kısa bir süre sonra öldü. Rua döneminde Doğu Roma’nın Hunlar üzerinde bazı beşinci kol faaliyetleri başladı. Doğu Roma imparatoru II. Theodosius, Hunlara bağlı olan barbar kavimleri kışkırtmaya ve Hun birliğinden ayırmaya çalışıyordu. Casusların yaklanması ve Doğu Romanın faaliyetlerinin ortaya çıkması üzerine Rua Doğu Romanın üzerine yürüyerek önemli bir savaş kazandı. Bu savaş sonrasında Doğu Roma ilk kez Vergiye bağlandı. Uldız döneminde iyi ilişkiler içine girilen Batı Roma ile Rua dönemindede iyi ilişkiler devam ettirildi. Rua döneminde Batı Roma’da iç karışıklıklar ortaya çıkmıştı. Bu durumdan faydalanmak isteyen Doğu Roman imparatoru II. Theodosius, ordularını Batı Roma’ya gönderdi. Batı Roma’nın Rua’dan yardım istemesiyle, Rua güçlerini Batı Roma’ya gönderdi. II. Theodosius’un ordusu Hunları karşısına almak istemedi ve geri döndü. Takip eden yıllarda Doğu Roma, Hunlara bağlı kabileleri kışkırtmaya devam etti. Rua bunun üzerine Doğu Romalı tüccarların Hun toprakları içine girmesini de yasakladı.

Attila Dönemi (434-453)

434 yılında, Rua’nın ölümüyle yönetim, Rua’nın kardeşi Muncuk’un iki oğluna kaldı. Bleda ve kardeşi Attila, bu dönemde imparatorluğun yönetimine geçtiler. Yaşça büyük olması nedeniyle yönetim Bleda daydı. Ancak Bleda, yeteri kadar varlık gösteremedi. Savaşlarda başarısız sonuçlar alması nedeniyle genellikle savaşları Attila yönetiyordu. Zamanla Attila, Ağabeyi Bledanın başarısız idaresi ve katıldığı savaşlarda varlık gösterememesi nedeniyle kardeşi Attila ile mücadeleye girdi. İmparatorluk 10 yıl kadar bu şekilde yönetildi. Ancak Attila, 445 yılında ağabeyi Bledayı öldürerek yönetimi tek başına eline aldı. Attila’nın amacı, hem Doğu hem Batı Romayı egemenliği altına almaktı. Uldız döneminden bu yana Batı Roma ile iyi ilişkiler içine girilmişti. Ancak Attila, bu şekilde devam etmeyecekti. Doğu Roma ile ilişkiler zaten kötüydü. Daha önce Doğu Roma üzerine birkaç kez yürünmüş ve baskı altına alınmıştı.

Doğu Roma halen Hunlara vergi ödüyordu. Ancak Doğu Roma’nın Hunlar üzerindeki oyunları halen devam ediyordu. Ruanın ölümünden hemen sonra Attila, Doğu Romanın üzerine yürüdü ve savaşı kazanarak Margos antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla vergi iki katına çıkartıldı. Doğu Roma, antlaşmayı imzalasada antlaşmanın şartlarına uymuyordu. Bunun üzerine Attila, 441 yılında tekrar Doğu Roma’nın üzerine yürüdü. Trakyaya kadar ilerledi ve vergi üç katına çıkartıldı. Böylelikle Balkanlar yoluda açılmış oldu.
Doğu Roma, Hunlara karşı faaliyetlerine devam etti. Yine antlaşmaya aykırı hareket ederek Hunlara bağlı kavimleri isyana teşvik etti. Ticaret kurallarını çiğneyerek tüccarlarını Hun topraklarına gönderdi. Attila, bu kez Doğu Romanın üzerine iki koldan saldırıya geçti (447). Bi kolu Yunanistandan girerek Tselya’ya kadar ilerledi.

Diğer koldan Sofya, Lüleburgaz, Flibe şehirlerini ele geçirdi. Bugünki Büyük Çekmece yakınlarına kadar ulaştı. Bu ilerleyişten sonra Doğu Roma tekrar barış istedi. Antolyos antlaşması imzalandı ve vergi üç katına çıkartıldı, savaş tazminatı ödetildi ve Tunanın güneyindeki bölge Doğu Roma askerlerinden arındırıldı. Attila, yılında Batı Roma imparatorunun kızıyla evlendi (451). Karısının çeyizi olarak Batı Roma topraklarının yarısını istedi. Bunun üzerine Batı Roma ve Hun İmparatorluğu büyük bir savaşa girdi. Attila ordularını, Batı Romanın asker deposu olarak görülen Galya’ya gönderdi. Attila buraya 200 bin kişilik bir orduyla geldi. Ordunun 100 Bin’i Hunlardan, 100 Bin’i kendisine bağlı kavimlerden oluşuyordu. Batı Roma’da denk bir kuvvetle savaşa katıldı. Ordular Katalon ovasında karşı karşıya geldiler. Savaş 24 saat sürdü. İki tarafta çok ağır kayıplar verdiler. Buna rağmen savaş henüz sonuçlanmamıştı. Ancak Batı Roma Askerleri, aynı gece askerlerini geri çekti ve yenilgiyi kabul etti. Attila, Galyayı işkal ederek yenilmezliğini tüm dünyaya kabul ettirmişti artık. Attilanın amacı Doğu Romayı tamamen kendisine bağlamaktı.

Kesin sonuç almak için 452 yılında bir sefer daha düzenledi. Romanın artık karşı koyacak gücü yoktu. Attila, ordusuyla Alpleri aşarak Po ovasına indi ve İtalyanın kuzey kentlerini ele geçirerek Roma önüne kadar ilerledi. Papa 2. Leo, Attilanın huzuruna çıkarak Attilanın romaya zaten hakim olduğunu söyleyerek Hristiyanlığın merkezi olarak kabul edilen Roma’nın yıkılmamasını talep etti. Bu dönemde bölgede Veba salgını sorunu vardı. Attila bu seferle Doğu Romayı egemenliği altına almış oldu. Bölgedeki Veba salgını nedeniyle daha fazla ilerlemedi ve vergiyi arttırarak geri döndü. Attila, 453 yılında şüpheli bir şekilde öldü. Bazı tarih kaynakları Attilanın karısı tarafından zehirlendiğini ifade eder.

İlek Dönemi (453-455)

Attilanın 3 oğlu bulunuyordu. İlek, Dengizik, İrnek. Attilanın ölümüyle yönetime, en büyük oğlu İlek geçti. Ancak diğer kardeşlerle arasında saltanat mücadelesi yaşandı. Bu mücadele Hunları iç karışıklıklara ve yönetimde zafiyetler yaşanmasına sebep oldu. Bu iç karışıklıklar nedeniyle, Hunlara bağlı olan kavimler Hun idaresinden ayrıldı. Bugünkü Avrupa ülkelerinin ataları olan bu kavimler, Hunlardan ayrıldıktan sonra bölgede kendi yönetimlerini oluşturup Avrupanın bugünkü demografik yapısının alt yapısını oluşturdular. İlek döneminde, ilk ağır yenilgi alındı. Hunlar Nadao savaşında yenilgiye uğradılar. Bu yenilgiden sonra Hunlardaki iç karışıklıklar dahada arttı. Bugünkü Almanların ataları olan Germenler, İlek dönemine kadar Hunlara bağlı bir kavim olarak yaşıyorlardı. İmparatorluk içerisinde sorunların yaşanmasıyla Germenlerde isyan ettiler. İlek, bu isyanı bastırmak için Germenlerle girdiği mücadelede öldü.

Dengizik Dönemi (455-469)

Yönetimi İlek’den devralan Dengizik, imparatorluğu 14 yıl yönetti. Ancak yönetimi başarılı olamadı. Hunlar zayıflamaya ve küçülmeye başladı. Hem Roma, hem Hunlardan ayrılan kavimler bölgede güçlenmeye ve söz sahibi olmaya başladılar. Dengizik’de, Doğu Roma ile girdiği savaşta öldü. Tarih kaynaklarında Dengizik’in ölümü, Avrupa Hunlarının yıkılışı olarak kabul edilir.

Avrupa Hun İmparatorluğunun Dağılması 

Dengizikten sonra Hun imparatorluğu yönetilemez duruma geldi. Hem İmparatorluk gücü çok zayıfladı, hemde daha önce Hunlara bağlı kavimler isyan ederek ayrı bir güç olarak Hunların düşmanı haline geldi. Bunun üzerine, Attilanın en küçük oğlu olan İrnek, Hun kabileleriyle birlikte bugünki Karadenizin kuzeyine doğru çekildi. İmparatorluk yıkılmıştı ancak bölgedeki Hun varlığı devam etti. İrnek’den sonra Hun kabileleri Tingiz, Belkermek, Çuraş, Tarya, Buyan ve Çelbir tarafından yönetildi. Avrupa Hun İmparatorluğu yıkılmıştı ancak Hunlar yokolmadı. Karadenizin kuzeyinden yayılarak kabileler halinde varlığını devam ettirdi.

Bugün dahi Avrupa’da, Kafkaslarda, Balkanlarda, Kırımda Türk izlerine rastlamaktayız. İmparatorluğun yıkılmasıyla Bölgedeki Hunların bir kısmı Karadenizin kuzeyinde varlığını devam ettirdi. Bir kısmı Hazara dönmek için Kafkaslara doğru ilerledi, bir kısmı bölgede oluşmaya başlayan diğer bir güç olan Avarlara katıldı, bi kısmı ise güneye doğru inerek balkanlara yayıldı. Balkanlara yayıyan Hunlar, bugünkü Bulgaristanın temelini oluşturmuşlardır. Bulgar sözcüğü Türkçe bir ifade olan Bulgamaktan (Dağılmak, yayılmak) gelmektedir.

Karadenizin Kuzey bölgesinde varlığını sürdüren Hunların bir kısmı Karpat dağları ve çevresine ilerleyerek bugünkü Macaristanın temelini oluşturdular. Zira Macaristanın ismi olan Hungary, Avrupa Hun İmparatorluğundan miras kalmıştır. Bugün Macaristanda halen Türk kültürünün izlerine rastlamak mümkündür. Özellikle Gagağuz (Gökoğuz) lar Türk olduklarının ve Attilanın torunları olduklarının farkındadırlar. Karadenizi terk etmeyen Hunlar ise bölgede kaldılar. Bu kabilelerde Kırım Türklerinin atalarıdırlar.

Bölgedeki Hunların önemli bir kısmı Hazara dönmek üzere Kafkaslara doğru çekildiler. Bu topluluk Kafkaslardaki diğer toplumlara karışarak asimile olsalarda bazı kabilelerin varlıklarını uzun süre korudukları tarih kaynaklarında geçmektedir.


kaynak:
https://www.turktarihim.com
Paylaş:

Ağustos Böceği Nedir? ve Özellikleri Nelerdir?


Çocuk masallarına ve çizgi filmlere onlara yakıştırılan tembellikleri ile konu olan ağustos böcekleri nasıl böcklerdir ve nasıl özellikleri vardır. Bu ilginç böceklerin en bilinen özelliği aslında kulakları kimi zaman rahatsız edercesine gürültülü değişik sesleridir.

Ağustos Böcekleri Nasıl Böceklerdir? ve Özellikleri Nelerdir?

Yaşadığı yerler: Sıcak bölgelerde özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinin bağlık, zeytinlik alanlarında. Özellikleri : 3-5 cm boyunda tombul yapılı böcekler. Yalnız erkekleri öter. Ömrü: Türkiye’dekiler 4 yıl, Amerika’daki bir çeşidi ise 17 yıl yaşar. Hayatlarının çoğu Toprak altında “nimfa” halinde geçer. Erginler, yaz mevsiminde eşleştikten sonra ölür. Çeşitleri: Çok çeşitleri olup, her türün kendine has ötüşü vardır.Homojen kanatlılar (Hemoptera) takımından Cicadidae familyasına bağlı böcekler. Yaz mevsiminin tiz sesli çalgıcısı ağustosböceği görülmese de sesinden tanınır. Yaz günlerini çalgı çalmakla geçirip, kışın karıncadan yiyecek dilenme hikayesini hemen hemen herkes işitmiştir. Ağustosböceğinin gerçek hayatını bilenler, bu hikayede onun haksızlığa uğradığını anlarlar. Çünkü; ergin ağustosböcekleri yaz sonuna doğru çiftleştikten sonra ölürler. Bu yüzden yiyecek biriktirmek gibi bir endişeleri yoktur.Dişi ağustosböceği, uzantılı yumurtlama borusuyla yumurtalarını ağaçların genç sürgün yarıklarının içine bırakır.

Bunlardan altı hafta sonra “nimfa” adı verilen ve erginlere benzemeyen yavrular çıkar. Danaburnuna benzeyen bu yavrular, kazıcı ön ayaklarıyla toprağı kazarak altına gizlenirler. Toprak altında galeriler kazarak Ağaç köklerini bulur ve öz suyu emerek beslenirler. Yıllarca toprak altında kaldıktan sonra erginleşmek için topraktan çıkar, ağaç gövdelerine tırmanırlar. Amerika’da yaşayan bir türün (Tibicana septendecium) nimfaları 17 yıl sonra topraktan çıkar. Türkiye’de yaşayanlar ise 4 yıl toprak altında kalırlar. Ağaç gövdesine tırmanan nimfalar kısa bir süre sonra sırtlarındaki çatlaktan örtülerini terk ederek iki çift kanatlı olarak çıkarlar. Kısa zamanda 3-5 cm boyuna ulaşarak erginleşirler. Başlarında iri iki petek gözden başka alınlarında üç tane de küçük nokta göz vardır. Antenleri kısa ve sert kıl gibidir. Ön kanatları, arka kanatlardan daha uzun yapılıdır. Çoğu arka bacaklarının yardımıyla sıçrayarak hızla havalanırlar. Gündüzleri yaprak aralarında gizlenirler. Hortumlarını ağaç filizlerine batırıp özlerini içerler. Özellikle söğüt sürgünlerinin özsuyunu emerler.Erkek ağustosböceklerinin karınlarının altı sağlı sollu gergin bir zarla örtülüdür. Bunlar bir çift ses çıkarma organıdır. Kas yardımıyla bu zarları titreterek ses çıkarırlar. Dişilerinde ses çıkarma organı yoktur. Eş aramak için öten erkeklerin çıkardıkları bu ses çoğu zaman hayatlarına mal olur. Sesi duyan serçe ve diğer kuşlar, sesin geldiği noktaya hızla inerek ağustosböceğinin kanatlarını koparıp besili vücutlarını yerler. Amerikan yerlileri de ağustosböceklerini kızartarak yerler.Ağustosböceklerinin memleketimizdeki en önemli zararlı türü Asma ağustosböceği (Hloropsalta viridissima)dir. Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bağlara çok önemli zararlar verirler. Çok çeşitleri olup, her türün kendine has bir ötüşü vardır. Eğer mini mini ağustosböceğinin boyu, insanların ses çıkarmak için kullandığı araçlar kadar büyütülmüş olsa, yapılan ince hesaplara göre, çıkaracağı sesle camlar kırılır, duvarlar yıkılırdı.

Böcek türlerinde ötenler genellikle erkeklerdir. Ötüşlerinin nedeni ise, tam kesin olmamakla birlikte dişileri çiftleşmeye çağırmak diye bilinmektedir. Erkek ağustos böcekleri, karın zarlarının titreştirilmesiyle birlikte vızıltılı bir sesle öter. Bu vızıltı çekirgelere çok benzer fakat bu böceklerin çekirgelerle bir akrabalık ilişkisi bulunmamaktadır. Buna rağmen ağustos böceği ve çekirge sürekli karıştırılır. Oysaki, ağustos böceklerinin zar gibi
saydam yapıda iki çift kanatları bulunur. Bu özelliğiyle bu böcekler daha çok gece kelebeğine benzemektedir.Ağustos böcekleriyle ilgili toplumda çok yanlış bir kanı vardır. Bu da, bu böceklerin oldukça tembel olmasıdır. Bunun nedeni ise, Orhan Veli Kanık’ın Lafonten’den çevirmiş olduğu ‘’Ağustos Böceği ile Karınca’’ hikayesidir. Bu hikaye oldukça bilindik bir hikayedir ve hikayede ağustos böceği saz çalar ve yan gelir yatar. Yani çalışmaz tembeldir. Burada ise, bir karıştırma söz konusudur. Hikayede anlatılan ağustos böceği değil, yeşil çekirgedir. Öyle ki ağustos böceklerinin yaşam süresi sadece birkaç haftadır. O dönem de adını aldıkları Ağustos ayıdır.

Bu böcek türüyle ilgili bir diğer ilginç bilgi ise, yeryüzünde ağustos böceklerinin 2000 türü bulunmaktadır. Bu sayı, bir böcek türü için muazzam bir sayı teşkil etmektedir. Türün dişi böcekleri, ince dallara küçük yarıklar açarak bu yarıklara yumurtalar bırakır. Yumurtalar kırılınca yavrular çıkar ve toprağa düşerek toprağa gömülürler. Ve toprak altında ağaç köklerinden özsu emerek, yıllarca kalabilirler. Bu yıllarca kelimesi, Amerika’da yaşayan bazı ağustos böceği türleri için 17 seneyi ifade etmektedir.Toprak altında yıllarca yaşayabilme özelliği olan bu böceklerde, toprak altındayken kanat bulunmaz. Kanatlanma işlemi ise çok ani bir şekilde olur ve binlerce ağustos böceği bir anda yeryüzüne çıkar. Burada ise, sadece birkaç hafta yaşayabilirler.

Bu nedenle bu böceklerin asıl yaşam alanı toprağın içidir denilebilmektedir. Kanatlanıp yeryüzüne çıkan bu böceklerin çoğu diğer hayvanlara yem olmaktadır. Yem olmaktan kurtulmayı başaranlar ise, bir araya gelir ve koro halinde tiz seslerle öterler.Bu böcekler, bütün gün ötebilme özelliğine sahiptir. İşin ilginç yani ise, bu sesler ağızdan çıkmadığı için öterken aynı zamanda yemek de yiyebilirler. Erkek böceklerin yanlarında ve kuyruk bölgelerinde bir adet ses çıkarma organı bulunmaktadır. Bu organ bir davul görünümündedir. Ortaya çıkan ses ise, kasların hareketiyle birlikte titreşme yoluyla meydana gelir.
Paylaş:

3 Ocak 2018 Çarşamba

Asit Yağmuru Nedir? Nasıl Oluşur ve Etkileri Nelerdir?



Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan yağışlardır. Özellikle endüstriyel faaliyetlerin ve enerji tüketiminin fazla olduğu yerlerde yakılan, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlardan, azot ve kükürt gazları açığa çıkmaktadır. Oluşan bu gazlar bulutlardaki su buharıyla tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri ortaya çıkarmakta oluşan bu asitler ise kar, yağmur, çiğ ve sis gibi doğal olaylar sonucunda yeryüzüne ulaşmaktadır. Normal koşullar altında oluşan yağmurların pH değeri 5.6’dır. Bunun altında bir değere sahip olan yağış asit yağmuru olarak adlandırılır.

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye başlamıştır. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olan ingiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya koymuştur. Bu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyleki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokola göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokola sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya’ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.


Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.

Asit Yağmurlarının Etkileri
Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur. Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

Asit Yağmurlarının Etkileri Genel Olarak Şunlardır;
  • Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.
  • Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
  • Topraktaki alüminyumun çözülmesine
    neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
  • Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.
Asit Yağmurlarının Etkisini En Aza İndirmek İçin Alınabilecek önlemler;

  • Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)
  • Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.
  • Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.
  • Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.
  • Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.
  • Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

kaynakça; 
http://www.bilgiustam.com
Paylaş:

23 Aralık 2017 Cumartesi

Kan Grubuna Göre Karakter, Kişilik Analizi ve (Japonlaradan) Kişilik Özellikleri



Kan grubuna göre karakter analizi yapılabilir mi? veya kan grubundan insanların kişilik özellikleri saptanabilir mi? İşte bu soruları soran pek çok insan gibi Japonlar da kendilerine bu soruyu sormuşlar ve kan grubuna göre karakter, kişilik analizi ve kişilik özellikleri arasında bir ilişki olup olmadığını incelemişler. Sonuç olarak aşağıda detaylarını sunduğumuz verilere ulaşmışlar. Hangi kan grubu hangi kişilik özelliklerine sahiptir yazımızın devamında...

Kan Grubu Çeşitleri
Vücut ağırlığının % 7- 8"ini kan oluşturuyor.

Kan Grubuna Göre Karakter (Kişilik Analizi) Özellikleri;
  • 0 grubu: Sıcak kanlı
  • A grubu: Serin
  • B grubu: Aktif
  • AB grubu: Rahat
0 grubu:
Olumlu yönleri: Öz güven sahibi, güçlü karar mekanizmasına sahip, sadık, kendi kararını kendi verir.Olumsuz Yönleri: : İşkolik, duygusal, inatçı, soğuk, bencil, geçimsiz, endişeli.statistik: Dünyadaki insanların %38’ı 0 negatif, %6’sı ise 0 pozitiftir.Özellikleri:Sosyal, enerji dolu, çok hareketli, gerçekçi, arkadaş canlısı, gösterişli, uçuk. Önüne çıkan şansları anında kullanır. Yeni bir projeye hemen atılabilir, yeni fikirler üretmeye yatkındır. Dikkati çabuk dağılır, kuvvetli duygulara sahiptir ve kendini iyi ifade edebilir.Her an muhalefet olabilir ama bu duruşundan hemen vazgeçebilir. Diğer kan gruplarından olan kişilere çabuk kapılabilir. Hırslı ve detaycı olan bu kişilik ortama kolay adapte olabilir. Hissettiklerini kolayca ortaya çıkartabilir, doğuştan zariftir.


A grubu:
Olumlu yönleri:Dikkatli, sempatik, özverili, kibar, dürüst, sadık, uyumlu, empati kurabilir.Çok kuruntulu, duygusal, sinirli, kararsız, içine kapalı.İstatistik:Dünyadaki insanların %34’ü A negatif, %6’sı ise A pozitiftir.Özellikleri:Sinirlense bile sakin kalmayı başarır. İçe dönük, kamuoyuna duyarlı, sorumluluk sahibi. Sinirliyken bile güvenilir ve etrafındakilerin kafası karıştığında her şeyin sorumluluğunu üzerine alabilir. Utangaç olduğu zamanlar vardır. İnsanların yanında bazen sinirli olabilir. Etrafına karşı duyarlı olmasına rağmen başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir.Bir doğa düşkünüdür ve kalabalık ortamları pek sevmez. Değişime çok açık değildir, kendine ait bir dünyaya ihtiyaç duyar hatta karamsar bile sayılabilir. Değişikliğe açık olmadığı için duygusal tarafından dolayı bu kan grubundan olan kişiler genelde yaratıcı güce sahip sanatçılardır.

B grubu:
Olumlu Özellikleri:Neşeli, dışarı çıkmayı seven, olumlu, maceracı, aktif, duygusal, kibar.Olumsuz Yönleri:Unutkan, kararsız, dağınık, gürültücü, abartmaya yatkın, spontane.Dünyadaki insanların %9’u “B” negatif %2’si ise “B” pozitiftir.Mantıklı, organizasyon yeteneği gelişmiş, akla duygudan çok önem veren, yaratıcı. Her şeyin yolunda gittiğini gördüğünde kendini harika hisseder. Yaptığı işe konsantre olarak başka şeyleri görmezden gelebilir. Enerjik ve amaca yönelik hareket eder, herhangi bir konunun fanatiği olabilir ve o konuda sonuna kadar uğraşır.Girişimciliğe açık olmasına rağmen takım oyunlarında ise pek başarılı değildir, çünkü o takım yapısına karşıt bağımsız bir kişiliktir. Olumsuz şeyleri dışa vurmak yerine içe atar, sorunları çözmek için gerçekleri göz önünde bulundurur, çok fazla soğuk ya da resmi olarak görülebilir, arkadaşlarına kendini pek açmaz.


AB grubu:
Olumlu yönleri: Diplomatik, sempatik, çabuk öğrenen, zevk sahibi, herkesle kolay anlaşabilen.Olumsuz yönleri:Devamlı şikayet eder, farklı ve değişken ruha haline sahiptir, çok düşünür.İstatistik:Dünyadaki insanların %4’ü AB negatif, %1’i AB pozitiftir.Özellikleri:Zıtlıkların bir arada olduğu bir karakterdir: Örneğin sosyaldir aynı zamanda utangaçtır. Ne yapacağı önceden kestirilemez. Arkadaşlarına bağımlıdır fakat eğer çok üzerine gelinirse isyan edebilir, sosyal ortamlarda zaman zaman utangaç zaman zamansa cesurdur.Yaratıcı/sanatçı bir yönü vardır. Zorlayıcıdır. Psikoloji, astroloji ve falla ilgilenir, iyi bir politikacı ya da diplomat olabilir. Çok geniş tavırlar sergileyebilir, problemleri sezmek ve engellemek konusunda çok başarılıdır.Şehir atmosferini sever ama bazen kapalı alanlarda kalmaktan hoşlanmaz. Yaşadığı ev onu düşünmeye ve hareket etmeye motive etmeli, yaptığı her şeyde başarıya ulaşır.


Kan grubu ile Kişilik (Karakter) İlişkisi

Kan gruplarının insan kişiliği ile yakından ilgisi olduğu anlaşıldı. Japon uzmanlar farklı kan gruplarının erkekler ve kadınlar üzerindeki etkilerini konu alan bi araştırmasının sonuçlarını açıklarken, "İnsan vücudunun kimyası ile kişilik arasında önemli bağlar var. Kan grupları bunlardan biri." dedi

A Grubu Kadını:
Çocukları çok sever ve sürekli çocuklarıyla ilgilendiklerinden eşlerini ihmal ederler. Para harcamaya düşkündürler. Değişiklikten hoşlanırlar. A Grubu Erkeği: İyi bir dost ve konuşmacıdır. Düzenli yaşamayı tercih eder. Eş seçimi konusunda titizdir.

A Grubu Erkeği:
Düzenli yaşamayı sever. İyi bir dost ve konuşmacıdır. Birlikte olacağı kadını seçerken çok titiz davranır.

B Grubu Kadını:
Para konusunda ya çok cimri ya da eli çok açık biridir.

B Grubu Erkeği:
Özgürlüğünün kısıtlanmasından nefret eder. Kadınlara sonsuz saygı duyar. Neşeli bir aile ister. Yemek konusunda oldukça titiz bir yapıya sahiptir.

AB Grubu Kadını:
Süse düşkündür. Para konusunda tutumlu biridir. Yemek pişirmek ve güzel sofra hazırlamakta çok beceriklidir.

AB Grubu Erkeği:
Otoriter, sözünün aile içerisinde sözünün dinlenmesini isteyen bir bireydir. Hoşgörülü ve kararlı bir yapıya sahiptir. Eşine ev işlerinde yardımcı olmaktan hoşlanır.

0 Grubu Kadını:
Çocukları biraz büyüdüğünde, hemen çalışma hayatına geri dönmek ister. Yemek yapmayı sevmez. Mutfak masrafları azaltarak kendine yeni elbiseler almayı tercih eder.

0 Grubu Erkeği:
Çok kıskançtır. Kalabalıklara karışmayı sevmez. Hareketli, hırslı ve çalışkandır. Eşine sürekli hediyeler alarak sürprizler yapar. Bu bilgilere bakarak insanların kan gruplarına göre karakter analizi ve ya kişilik analizlerini yapabilirsiniz.
Paylaş:

Kan Grubuna Göre Karakter Analizi ve Kişilik Özellikleri

Kan grubuna göre karakter analizi yapılabilir mi? veya kan grubundan insanların kişilik özellikleri saptanabilir mi? İşte bu soruları soran pek çok insan gibi Japonlar da kendilerine bu soruyu sormuşlar ve kan grubuna göre karakter, kişilik analizi ve kişilik özellikleri arasında bir ilişki olup olmadığını incelemişler. Sonuç olarak aşağıda detaylarını sunduğumuz verilere ulaşmışlar. Hangi kan grubu hangi kişilik özelliklerine sahiptir yazımızın devamında...

Kan Grubu Çeşitleri
Vücut ağırlığının % 7- 8"ini kan oluşturuyor.

Kan Grubuna Göre Karakter (Kişilik Analizi) Özellikleri;
  • 0 grubu: Sıcak kanlı
  • A grubu: Serin
  • B grubu: Aktif
  • AB grubu: Rahat
0 grubu:
Olumlu yönleri: Öz güven sahibi, güçlü karar mekanizmasına sahip, sadık, kendi kararını kendi verir.Olumsuz Yönleri: : İşkolik, duygusal, inatçı, soğuk, bencil, geçimsiz, endişeli.statistik: Dünyadaki insanların %38’ı 0 negatif, %6’sı ise 0 pozitiftir.Özellikleri:Sosyal, enerji dolu, çok hareketli, gerçekçi, arkadaş canlısı, gösterişli, uçuk. Önüne çıkan şansları anında kullanır. Yeni bir projeye hemen atılabilir, yeni fikirler üretmeye yatkındır. Dikkati çabuk dağılır, kuvvetli duygulara sahiptir ve kendini iyi ifade edebilir.Her an muhalefet olabilir ama bu duruşundan hemen vazgeçebilir. Diğer kan gruplarından olan kişilere çabuk kapılabilir. Hırslı ve detaycı olan bu kişilik ortama kolay adapte olabilir. Hissettiklerini kolayca ortaya çıkartabilir, doğuştan zariftir.


A grubu:
Olumlu yönleri:Dikkatli, sempatik, özverili, kibar, dürüst, sadık, uyumlu, empati kurabilir.Çok kuruntulu, duygusal, sinirli, kararsız, içine kapalı.İstatistik:Dünyadaki insanların %34’ü A negatif, %6’sı ise A pozitiftir.Özellikleri:Sinirlense bile sakin kalmayı başarır. İçe dönük, kamuoyuna duyarlı, sorumluluk sahibi. Sinirliyken bile güvenilir ve etrafındakilerin kafası karıştığında her şeyin sorumluluğunu üzerine alabilir. Utangaç olduğu zamanlar vardır. İnsanların yanında bazen sinirli olabilir. Etrafına karşı duyarlı olmasına rağmen başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir.Bir doğa düşkünüdür ve kalabalık ortamları pek sevmez. Değişime çok açık değildir, kendine ait bir dünyaya ihtiyaç duyar hatta karamsar bile sayılabilir. Değişikliğe açık olmadığı için duygusal tarafından dolayı bu kan grubundan olan kişiler genelde yaratıcı güce sahip sanatçılardır.

B grubu:
Olumlu Özellikleri:Neşeli, dışarı çıkmayı seven, olumlu, maceracı, aktif, duygusal, kibar.Olumsuz Yönleri:Unutkan, kararsız, dağınık, gürültücü, abartmaya yatkın, spontane.Dünyadaki insanların %9’u “B” negatif %2’si ise “B” pozitiftir.Mantıklı, organizasyon yeteneği gelişmiş, akla duygudan çok önem veren, yaratıcı. Her şeyin yolunda gittiğini gördüğünde kendini harika hisseder. Yaptığı işe konsantre olarak başka şeyleri görmezden gelebilir. Enerjik ve amaca yönelik hareket eder, herhangi bir konunun fanatiği olabilir ve o konuda sonuna kadar uğraşır.Girişimciliğe açık olmasına rağmen takım oyunlarında ise pek başarılı değildir, çünkü o takım yapısına karşıt bağımsız bir kişiliktir. Olumsuz şeyleri dışa vurmak yerine içe atar, sorunları çözmek için gerçekleri göz önünde bulundurur, çok fazla soğuk ya da resmi olarak görülebilir, arkadaşlarına kendini pek açmaz.


AB grubu:
Olumlu yönleri: Diplomatik, sempatik, çabuk öğrenen, zevk sahibi, herkesle kolay anlaşabilen.Olumsuz yönleri:Devamlı şikayet eder, farklı ve değişken ruha haline sahiptir, çok düşünür.İstatistik:Dünyadaki insanların %4’ü AB negatif, %1’i AB pozitiftir.Özellikleri:Zıtlıkların bir arada olduğu bir karakterdir: Örneğin sosyaldir aynı zamanda utangaçtır. Ne yapacağı önceden kestirilemez. Arkadaşlarına bağımlıdır fakat eğer çok üzerine gelinirse isyan edebilir, sosyal ortamlarda zaman zaman utangaç zaman zamansa cesurdur.Yaratıcı/sanatçı bir yönü vardır. Zorlayıcıdır. Psikoloji, astroloji ve falla ilgilenir, iyi bir politikacı ya da diplomat olabilir. Çok geniş tavırlar sergileyebilir, problemleri sezmek ve engellemek konusunda çok başarılıdır.Şehir atmosferini sever ama bazen kapalı alanlarda kalmaktan hoşlanmaz. Yaşadığı ev onu düşünmeye ve hareket etmeye motive etmeli, yaptığı her şeyde başarıya ulaşır.


Kan grubu ile Kişilik (Karakter) İlişkisi
Kan gruplarının insan kişiliği ile yakından ilgisi olduğu anlaşıldı. Japon uzmanlar farklı kan gruplarının erkekler ve kadınlar üzerindeki etkilerini konu alan bi araştırmasının sonuçlarını açıklarken, "İnsan vücudunun kimyası ile kişilik arasında önemli bağlar var. Kan grupları bunlardan biri." dedi

A Grubu Kadını:
Çocukları çok sever ve sürekli çocuklarıyla ilgilendiklerinden eşlerini ihmal ederler. Para harcamaya düşkündürler. Değişiklikten hoşlanırlar. A Grubu Erkeği: İyi bir dost ve konuşmacıdır. Düzenli yaşamayı tercih eder. Eş seçimi konusunda titizdir.

A Grubu Erkeği:
Düzenli yaşamayı sever. İyi bir dost ve konuşmacıdır. Birlikte olacağı kadını seçerken çok titiz davranır.

B Grubu Kadını:
Para konusunda ya çok cimri ya da eli çok açık biridir.

B Grubu Erkeği:
Özgürlüğünün kısıtlanmasından nefret eder. Kadınlara sonsuz saygı duyar. Neşeli bir aile ister. Yemek konusunda oldukça titiz bir yapıya sahiptir.

AB Grubu Kadını:
Süse düşkündür. Para konusunda tutumlu biridir. Yemek pişirmek ve güzel sofra hazırlamakta çok beceriklidir.

AB Grubu Erkeği:
Otoriter, sözünün aile içerisinde sözünün dinlenmesini isteyen bir bireydir. Hoşgörülü ve kararlı bir yapıya sahiptir. Eşine ev işlerinde yardımcı olmaktan hoşlanır.

0 Grubu Kadını:
Çocukları biraz büyüdüğünde, hemen çalışma hayatına geri dönmek ister. Yemek yapmayı sevmez. Mutfak masrafları azaltarak kendine yeni elbiseler almayı tercih eder.

0 Grubu Erkeği:
Çok kıskançtır. Kalabalıklara karışmayı sevmez. Hareketli, hırslı ve çalışkandır. Eşine sürekli hediyeler alarak sürprizler yapar. Bu bilgilere bakarak insanların kan gruplarına göre karakter analizi ve ya kişilik analizlerini yapabilirsiniz.
Paylaş: