Belirtileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belirtileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2018 Çarşamba

Şap Hastalığı Nedir? Belirtileri Nelerdir?


Şap hastalığı, Türkiye'de tedavisi üzerine özel olarak çalışılan ve canlı hayvan, hayvansal ürün ticaretini olumsuz etkileyen bulaşıcı etkinliğe sahiptir. Genellikle hayvan pazarlarında bulaşıcı bir hal aldığı düşünülen Şap Hastalığı, yaygın olarak direk bulaşma ile yayılmaktadır. Peki, çoğunlukla kontrol altına alınsa da zaman zaman ülkemizde gündeme gelen Şap Hastalığı nedir ve nasıl bulaşır? İşte, hastalık hakkında önemli bazı detaylar...

Şap hastalığı, ülkeler arası canlı hayvan ve hayvansal ürün ticaretini olumsuz yönde etkileyen, büyük ekonomik kayıplara neden olan, çift tırnaklı hayvanların akut ve çok bulaşıcı viral bir hastalığıdır.

Direk temas, enfekte ve duyarlı hayvanlar arasında en yaygın bulaşma formudur. Şap hastalığı mihraklarının yaklaşık %95' inde bulaşma direk temasla olur. Birbirlerine çok yakın mesafede bulunan hayvanlar arasında oluşan aerosol bulaşma direk temasın en önemli yoludur. Şap virusu hayvanların soludukları havada enfeksiyondan beş gün sonrasına kadar bulunabilmektedir. Solunan havada domuzların, sığır ve koyunlara oranla daha fazla virus çıkardıkları tespit edilmiştir. Sığırlar geniş solunum hacimleri ile hava yolu ile enfeksiyona en duyarlı olan hayvanlardır.

Şap hastalığının en önemli epidemiyolojik özelliklerinden birisi de virusun hava yolu ile çok uzak mesafelere taşınması nedeniyle hastalığın yayılmasıdır. İnsan ve hastalığın konakçısı olmayan hayvanlar (kuşlar, fareler, vs.), kontamine materyaller (yem, ot, su, vs.), nakil araçları, et, et ürünleri, süt, süt ürünleri, suni tohumlama ve embriyo transferi enfeksiyon kaynağı olabilir.

Hasar görmüş boynuzlaşmış epitel dokusuna direk virus girişi dışında, farengeal bölge enfeksiyonun primer bölgesidir. Viremiden veya klinik belirtilerin görülmesinden 1-3 gün önce bu bölgede virus tespit edilebilir. Virus farenksteki primer replikasyonu takiben lenfatik sisteme geçerek, kan yoluyla doku ve organları enfekte eder. Viremi dönemi yaklaşık 4-5 gün sürer. Klinik belirtilerin görülmesinden önce virus sekret ve ekskretlerde vardır. Hedef dokulara (ağız, deri ve dilin boynuzsu epiteli) taşınan virus burada depolanır ve ikinci replikasyona başlar.

Enfeksiyonun ağır seyrettiği durumlarda, veziküller genişler ve yara şeklini alır. Veziküllerin içi açık renkte seröz sıvı ile doludur. Veziküller genellikle kabuklaşır ve bu kabuklar yaklaşık 24 saat sonra düşer. Kabukların ayrılmasından sonra kırmızı renkte ülserler açığa çıkar. Birkaç gün sonra lezyonlar üzerinde nekrotik epitel parçaları meydana gelir. Özellikle ağız bölgesinde ve dil üzerinde hastalığa özgü granülasyon dokusu oluşur.


Bazı şap virusu suşları, genç hayvanlarda kalbe büyük zarar vererek akut miyokarditise yol açar ve beyaz-gri nokta veya şeritler kalbe kaplan postu görünümü verir. Hiperakut vakalarda kalpte makroskobik lezyonlar görülmeyebilir ve sıklıkla epitel dokusunda veziküler lezyonlara rastlanmaz. Bununla birlikte genellikle kalpten ve kandan virus izole edilebilir.

Hastalığın ilk devresinde viremiden dolayı hayvanlarda ateş görülür. Bu dönemde ateş 40- 410C ye çıkar. Ancak bu devre kısa sürer ve ateşsiz dönem başlar. Daha sonra ağızda veziküllerden dolayı iştahsızlık ve depresyon görülür. Şap virusunun en çok yayıldığı dokular özellikle ağız, ayak ve meme epitelidir. Genç hayvanlarda ilk belirti yüksek ateştir. Bunu ağız mukozasında, ayaklarda tırnak arası ve korona bölgesinde, memelerde veziküllerin oluşumu takip eder. Sığırlarda ağız lezyonları koyun, keçi ve domuzlardan daha şiddetlidir. Veziküllerden dolayı ağızdan bol miktarda ip gibi uzayan salya akmaya başlar. Ağızda bol salya mevcut olup, mukoza kırmızı ve sıcaktır. Dil ve dudakların iç yüzeyinde, yanak, dişetleri ve damakta veziküllerin oluştuğu görülür. Koyunlarda klinik belirtiler hafif seyreder Virus miktarına bağlı olarak hastalığın inkubasyon süresi 2-14 gün arasında değişmektedir. Koyunlarda belirtiler sığırlardakine benzermektedir; fakat daha hafif seyreder ve bazen varlığı bile anlaşılamaz. Ağızdaki lezyonlar küçük ve çabuk kaybolan niteliktedir. Çoğu zaman ayaklar daha duyarlıdır, topallık klinik belirtilerin başında gelir.


Kaynakça:
http://www.hurriyet.com.tr/sap-hastaligi-nedir-40725686
Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Kansızlık (Anemi) Nedir? Kansızlığa İyi Gelen Şeyler ve Belirtileri Nelerdir?



Anemi veya halk arasında biline adı ile kansızlık, farklı şekillerde tanımlanan kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir.Kansızlık rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallikler şeklinde de tanımlayabiliriz.Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Sıkça görülen bir başka kansızlık nedeni Akdeniz anemisi yani talasemidir.

Ülkemizde ve Kıbrıs’ta beta talasemi taşıyıcılığı sık görülmektedir.Halk arasında kansızlık olarak bilinen anemiden kurtulmak için bol bol kırmızı et, yumurta ve sebze tüketmek şart. Ayrıntılı bir inceleme, demir eksikliğiyle Akdeniz anemisi taşıyıcılığının birbirinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlar.

Demir Eksikliği

Akdeniz anemisi taşıyıcılığı doğumsal bir hastalık olduğundan önceki yıllara ait kan düzeyleri var ise bunlar tekrar gözden geçirilmelidir. Yıllar önceye ait düşük hemoglobin düzeyleri Akdeniz anemisi taşıyıcılığından kuşku duyulmasına neden olur. Tabii burada yıllar boyunca tekrarlayan demir eksikliği anemisi olan ve tam tedavi edilmemiş hastaları da göz ardı etmemek gerekir.

Romatizmal Ağrılar

Bir diğer önemli nokta kalıtsal bir hastalık olduğundan Akdeniz anemisi taşıyıcılarının anne, baba ya da yakınlarında da aynı durumun söz konusu olmasıdır. Bu kişiler de araştırılmalıdır. Romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları, brusella ve tüberküloz gibi iltihapla seyreden bazı kronik hastalıklarda da bazen demir eksikliğiyle karışabilen kansızlık görülebilir.

Birçok Önemli Hastalığa Zemin Hazırlar

Tüm bu durumlar kan hücrelerinin yapımıyla ilgili bozukluklardır. Bir de tüm kan hücrelerinin hızlı yıkıldığı durumlar vardır ki bunun önemli nedenlerinden biri dalak büyüklüğüdür. Dalak büyüklüğü çok çeşitli hastalıklarda görülebilir. Mutlaka kan hastalığı olması gerekmez. Karaciğer hastalıklarından enfeksiyonlara değin bir dizi durum buna yol açabilir. Görüldüğü gibi kansızlığı uzun süreden beri devam eden bir kişinin ayrıntılı olarak incelenmesi ve altta yatan hastalığa göre tedavisinin yapılması şarttır.

Halsizlik ve Unutkanlık Varsa Dikkat!

Sabahları yorgun uyanıyor, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, unutkanlığınız arttı, saçlarınız zayıfladı, çarpıntılarınız başladıysa sizde kansızlık (anemi) olabilir. Kansızlığın en önemli nedeni demir eksikliğidir. Özellikle kadınların büyük çoğunluğunun ortak sorunu demir eksikliği ve kansızlıktır.

Doğum Sonrası Dönem Riskli

Kansızlık, erkeklere nazaran kadınlarda daha yüksek oranda görülür. Bunun en önemli nedeni, her âdetle beraber kan kaybı. Eğer kaybedilen kan yerine konamıyorsa yavaş yavaş gelişen bir kansızlık başlar. Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Tecimer, “Özellikle doğum sonrası annelerin büyük bölümünde kan kaybı ve demir eksikliğine bağlı kansızlık görülür.

Erken Doğan Çocuklarda Kansızlık

Yine düşük kilolu ve erken doğan çocuklarda kansızlık görülür, büyüme çağındaki çocuklar vücudun ihtiyacı arttığı için genellikle biraz anemik olabilir. Yapılan çalışmalar kadınların üçte birinde, erkeklerin ise beşte birinde demir eksikliği anemisi olduğunu göstermiştir. Kansızlığın en önemli nedenlerinden biri de kanda demir eksikliğidir. Bu da beslenme tarzıyla doğrudan ilişkilidir.

Kırmızı Et ve Sakatat Tüketilmeli

Demir, ağırlıklı olarak kırmızı et ve sakatatta bulunduğu için hayvansal ürünlerin yenilmediği vegan tarzı beslenmede kronik bir demir eksikliği gelişebilir. Demir, kandaki oksijeni taşıyan alyuvarların içinde oksijenin bağlandığı hemoglobinin temel elementidir. Hemoglobin, kan hücrelerine kırmızı rengi veren bir protein ve demir kompleksidir.


Ayrıca Sebze Tüketilmeli

Akciğerden hava yoluyla alınan oksijen hemoglobin içindeki demire bağlanarak dokulara taşınır, demirin eksik olduğu durumlarda oksijenlenme bozulur, anemi gelişir. Yetişkin bir insanın vücudunda toplam 5-6 gr kadar demir bulunur. Vücudun sürekli ihtiyacının karşılanması için günlük 3-4 mg demir alınması gerekir, bu miktarın demirden zengin sebzelerden karşılanması oldukça güç” diyor.

Vejeteryanlar Dikkatli Olmalı

Kansızlığın sıkça görüldüğü bir başka hastalık B12 vitamininin eksikliğidir. Bu vitamin insan vücudunda başta kemik iliği hücreleri olmak üzere, bölünen hücrelerin DNA sentezi için gerekli bir maddedir. Vücutta sentezlenmez, yiyeceklerle dışarıdan alınır. Sindirim sistemine gelen B12 vitamini doğrudan emilemez. Özellikle kemik iliğinde bulunan kan hücreleri erken yıkıma uğrar ve kansızlık ortaya çıkar.

B12 Vitamini ve Demir Eksikliği

B12 vitamini eksikliği, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Bunun için dışarıdan kas yoluyla B12 vitamini verilir. B12 iğneleri eksikliğin tespit edildiği ilk günler her gün yapılır. Daha sonra haftada bir uygulanır. Birkaç uygulama sonrası ayda bir olmak üzere ömür boyu B12 vitamini verilmesi gerekir. Folik asit denilen bir başka B vitamininin eksikliği de B12 eksikliğine benzer bir kansızlık yapar. Bu vitamini gıdalarla yeteri kadar almayan ya da ihtiyacın arttığı durumlarda ortaya çıkabilir. Tedavide folik asit hapları ağız yoluyla dışarıdan verilir.

Demir Yönünden Zengin Besinler Nelerdir?


  • Kırmızı et Tavuk, hindi
  • Ton balığı, somon
  • Yumurta Tofu, soya fasulyesi
  • Kuru baklagiller (kuru fasulye, mercimek, nohut, iç bakla, barbunya gibi)
  • Yağlı tohumlar (fındık, ceviz, badem)
  • Zenginleştirilmiş tahıllar Taze bezelye, börülce, fasulye, yeşilbiber
  • Taze meyveler (portakal, kavun, çilek, dut, muz gibi)
  • Yeşil yapraklı sebzeler (maydanoz, nane, roka, ıspanak, pazı, brokoli, dereotu…)
  • Pekmez, tahin, kuru meyveler (kuru üzüm, kuru erik, kuru incir, hurma, kuru kayısı gibi),
  • Demirle zenginleştirilmiş mısır gevrekleri


kaynak:
Güneş Gazetesi / 16 Ağustos 2017
Paylaş:

15 Aralık 2017 Cuma

Cushing Sendromu Nedir? - Belirtileri Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Türkiye'de pek fazla bilinmeyen, ancak son zamanlarda ünlü oyuncu yıldız Türkan Şaray ile adını duyduğumuz ve merak ettiğimiz Cushing sendromu nedir, belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?
Cushing Sendromu, Türkan Şoray ile gündeme geldikten sonra ülkemizde çok fazla bilinmediğinden pek çok insan tarafından merak konusu oldu. Az rastlanan ancak ciddiye alınması gerektiğini sonradan anladığımız bu Cushing Sendromu nedir?

Yıllar önce rol aldığı Selvi Boylum Al Yazmalım, Dila Hanım, Sultan Devlerin Aşkı ve daha pek çok filmiyle sevgi ve hayranlık duyduğumuz Yeşilçam'ın efsane yıldızı namıdeğer Türkan Sultan yani Türkan Şoray, ülkemizde az rastlanan ve de pek bilinmeyen bir hastalığa yakalandığını söyledi ve tüm gözler ve meraklar bu hastalığa kilitlendi...

 Cushing Sendromu Nedir?

1932 yılında Harvey Williams Cushing tarafından tanısı ilk kez konmuş olan kortizol hormonunun olağanın üstünde bir düzeyde olduğu durumlarda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür. Cushing sendromunun alışılmış nitelikleri kilo artması, obezite, kan basıncının artması (hipertansiyon), ve derinin zayıflaması sonucu oluşan çizgilerdir. Her hastada belirtilerin tümü gözlenmeyebilir.

Belirtilerin ağırlığı ve niceliği hastanın ne denli uzun bir süredir kortizol etkisinde kalmasına bağlıdır. Ancak kimi belirtiler bu durumdan bağımsız, iveğen olarak da gelişebilir. Örneğin, özellikle uyluk kemiğinin baş bölgesinin iveğen doku ölümüne uğraması (akut aseptik nekroz) çok kısa bir süredir hafif izleyen, ya da yıllardır ağır izleyen Cushing sendromlu hastalarda da rastlanabilir. Cushing hastalığı hipofiz bezinin böbreküstü bezini uyaran adrenokortikotrop hormonu (ACTH) fazla ürettiği durumlarda ortaya çıkan bir hastalıktır.

Cushing hastalığı Cushing sendromunun en sık rastlanan nedenidir. Cushing hastalığına hipofiz bezinin fazla büyümesi (hiperplazi) ya da bir tümör neden olur. Cushing hastalığı olan insanlarda çok fazla ACTH bulunur. ACTH bir stres hormonu olan kortizolün üretimini ve salınımını kontrol eder. Yani çok fazla ACTH demek çok fazla kortizol demektir. Gövde fazla kilolu, kol ve bacaklar ince, yüz yuvarlak ve tombuldur. Akne ya da cilt enfeksiyonları, karında, uyluklarda ve göğüste mor çatlaklar, kolay morarabilen hassas bir cilt, ensede yağ toplanması, zayıf kaslar, sırt ağrısı, kemik ağrısı ve kemiklerde hassasiyet gibi belirtileri vardır.

Cushing Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Ülkemizde pek bilinmeyen Cushing sendromu kendini bu belirtilerle gösteriyor. Cushing sendromu'na yakalanmış kişilerde gövde fazla kilolu, kol ve bacaklar ince, yüz yuvarlak ve tombuldur. Akne ya da cilt enfeksiyonları, karında, uyluklarda ve göğüste mor çatlaklar, kolay morarabilen hassas bir cilt, ensede yağ toplanması, zayıf kaslar, sırt ağrısı, kemik ağrısı ve kemiklerde hassasiyet gibi belirtileri vardır.

- Cinsel isteğin, içgüdünün (libido) azalması 100
- Obezite, kilo artması 97
- Yüzün yuvarlak biçimini alması 88
- Aybaşı kanamalarında değişiklik 84
- Kıllanma 81
- Hipertansiyon 74
- Deride bere, ezik 62
- Bitkinlik 62
- Deride çizgiler 56
- Kas gücünde azalma 56
- Damar sertliği 55
-(EKG) değişiklikleri 55
-Sırtta (ense altı) yağ kitlesi 54
- Şişlik ve ödem 50
- Şekere karşı olağan dışı duyarlılık 50
-Kemik erimesi ve kırılmalar 50
- Baş ağrıları 47
-Sırt ağrıları 43
-Yineleyen enfeksiyonlar 25
-Karın ağrıları 21
-Ergenlik sivilceleri ile akne 21
-Kadınlarda kelleşme, saç yitirimi

Cushing Sendromu Tedavi Yöntemleri ve İlaçları

Cushing sendromunun tedavisi vücuttaki artmış kortizol miktarını düşürmeye yöneliktir. En iyi tedavi sebebe yöneliktir. Tedavi şunları içerir: Kortikosteroid kullanımını azaltmak: Cushing sendromunun sebebi eğer uzun süre kortikosteroid kullanımı ise doktorunuz bu semptomları azaltmak için astım, artrit veya diğer durumların tedavisini yeterli düzeyde tutar ak ilaç dozlarını periodik olarak azaltabilirler. Medikal problemlerin çoğunda kortikosteroid olmayan ilaçlar kullanılabilir.

Cerrahi tedavi:
Eğer cushing sendromunun  sebebi tümör ise doktorunuz size cerrahi önerebilir.  Hipofizer tümörler  beyin cerrahisi tarafından çıkarılır. Eğer tümör  adrenal bezlerde, akciğer ya da pankreasda  oluşmussa cerrahi standart ameliyatla ya da bazı vakalarda küçük insizyonlarla  minimal invaziv cerrahi teknik kullanılarak yapılabilir.

Ameliyat sonrasında vücudunuza doğru miktarda kortizol miktarını sağlamak için kortizol replasman ilaçlarına ihtiyacınız olabilir.  Birçok vakada normal adrenal kortizol üretimi geri dönebilir ve doktorunuz kortizol replasman tedavisini kesebilir. Ayrıca bu süreç bir yıldan daha uzun  süreyi alabilir. Bazı örneklerde cushing sendromlu insanlarda normal adrenal fonksiyon asla geri dönmeyebilir ve ömür boyu replasman tedavisine ihtiyaç duyarlar.

Radyasyon tedavisi:
Eğer cerrahi ile hipofizer  tümörün tümü çıkartılamazsa genelde  o kişiye operasyon ile birlikte radyasyon tedavisi verilir. Ek olarak  cerrahi için uygun olmayan adaylar içinde radyasyon kullanılabilir. Radyasyon altı haftalık periyodlarla küçük dozlarda verilebilir  veya  stereotaktik cerrahi ya da gamaknife radyasyon denilen tekniklerle verilebilir.

Cushing Sendromu İlaçları:
Bazı durumlarda cerrahi ve radyasyon tedavisi ile kortizol düzeyleri normale getirilemediginde doktorunuz size ilaç tedavisi verebilir. İlaçlar aşırı kortizol üretimini kontrol ederler (Ketokonazol, mitotan ve metirapon).  İlaçlar çok kötü durumdaki hastalarabelirti ve bulguları iyileştirmek ve cerrahi riskleri azaltmak için kullanılabilir. Bazı vakalarda tümör veya onun tedavisi hipofizer ve
adrenal bezde üretilen diğer hormonların eksikligine neden olabilir ve doktorunuz size bu hormonları yerine koymak için ilaçlar verebilir.

Eğer hiçbir tedavi yöntemi  etkili olmazsa doktorunuz size adrenal bezlerinizin cerrahi ile alınmasını önerebilir. Bu prosedür aşırı kortizol üretimini tedavi edecektir. Ayrıca sizin ACTH düzeyleriniz yüksek kalacaktır.  Bu durum sizin derinizde pigmentasyon artışının sebebi olabilir.Eğer tedavi edilmezse Cushing sendromu ölüme neden olabilir.  Ancak tedavi ile belirti  ve bulgular iyileşir ve kortizol düzeyleri normale gelir.


kaynak: 
http://www.milliyet.com.tr
Paylaş:

9 Aralık 2017 Cumartesi

Kolera Nedir? Belirtileri Nelerdir? Nasıl Bulaşır ve Tedavi Yöntemleri Nedir?


Önemli bulaşıcı hastalıklardan biri olan kolera nedir? nelirtileri nelerdir, nasıl bulaşır ve kolera tedavisi nasıldır, tedavi yöntemleri nelerdir gibi bilgi veren sayfamızın detayı aşağıdadır...

Kolera, kalabalık ortamlarda yaşayan savaş, yoksulluk ve doğal afetlerden etkilenen topluluklarda kolayca yayılıp ölümlere yol açan bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Kolera, Vibrio cholerae isimli bir bakterinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonudur ve hastalığın bulaşma yollarının başında içme suyu ve kirli sularla yıkanmış besinler gelir. Hastalık, ince bağırsaklara tutunarak ishal, karın ağrısı, şişlik ve kusma belirtilerine neden olur.

Aşırı su ve tuz kaybı meydana getirir, bu nedenle saatler içinde ölüme neden olabilir. Kolera tedavisi antibiyotiklerle yapılır. Hastalık kötü hijyen koşullarında salgınlara dönüşebiliyor. Örneğin son yıllarda Suriye’den ülkemize gelen kontrolsüz göç sebebiyle kolera hastalığına yakalanma riski giderek artıyor. Koleranın bulaşma yollarından birisi de taşıyıcı ya da hasta kişilerin dışkılarıdır. Bunlardan yayılan bakteriler vücuda girdikten 6-48 saat sonra hastalık ortaya çıkıyor.

Kolera Nedir? 

Kolera, bağırsağın Vibrio cholerae bakterisi ile enfekte olmasından kaynaklanan akut ishal ile seyreden tehlikeli bir hastalıktır. Dünyada her yıl 3-5 milyon kolera vakası görülmekte ve bunlardan yaklaşık 100 bin kişi ölmektedir. Kolera enfeksiyonu genellikle hafif veya semptom göstermez, ancak bazen şiddetli olabilir. Enfekte kişilerin yaklaşık 10’unda ciddi su ishali, kusma ve bacak krampları ile karakterize ciddi hastalık belirtileri görülmektedir. Bu insanlarda, vücut sıvılarının hızlı bir şekilde kaybedilmesi dehidrasyon ve şoka neden olur. Tedavi edilmediğinde saatler içinde ölüm meydana gelebilir.

Kolera Nasıl Tedavi Edilir? Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kolera tedavisi kaybedilen sıvı ve tuzların yerine konması ve antibiyotik kullanımı ile yapılmaktadır. Ağır hastaların tedavisinin hastane ortamında olması gerekir. Göçler ve mülteciler kolera hastalığına yakalanma riskini arttırmaktadır. Hastalık, ince bağırsaklara tutunarak ishal, karın ağrısı, şişlik ve kusma gibi sorunlara neden olmaktadır.Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kolera halen dünyanın farklı bölgelerinde gelişmekte olan ülkelerde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.

Kolera nasıl bulaşır?

Koleranın bulaşma yollarının başında içme suyu ve kirli sularla yıkanmış besinler geliyor. Taşıyıcı ya da hasta kişilerin dışkılarıyla da başkalarına bulaşan bakteri, vücuda girdikten 6-48 saat sonra hastalık ortaya çıkıyor. Çeşitli hastalık tablolarının bazılarında hastalık aniden kusma ve ishalle başlıyor ve günde 30-40 defaya kadar pirinç suyu görünümünde dışkılama oluşuyor. Hastalar susuzluk nedeniyle hızlı bir şekilde organ yetmezliği aşamasına gelebilir. Bazen 2-3 gün süren hastalık ishal şeklinde görülüp kendiliğinden iyileşebilir, ancak bir süre sonra yine aynı şikayetler ortaya çıkabilir. Bu tip hastalar kolerayı yayan kişiler kategorisinde olduğu için tanılarının konup kısa süre içinde tedavi edilmeleri çok önemlidir.

Koleranın teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında...

Hastanın laboratuvar tanısı konması için dışkının mikroskobik incelenmesi ve kültürü yapılıyor. Özel ortamlarda bakteri üretiliyor ve böylece teşhis ediliyor. Hastalığın tedavisi kaybedilen sıvı ve tuzların yerine konması ve antibiyotik kullanımıyla oluyor. Ağır hastalar ancak hastane ortamında damardan verilen sıvılarla tedavi edilebiliyor.Hastalar, oral rehidrasyon çözeltisi, önceden paketlenmiş şeker ve tuzlar su ile karıştırılarak hastaya büyük miktarlarda içirilir. Bu çözüm dünyada diyare tedavisinde de kullanılmaktadır. Şiddetli vakalar da intravenöz sıvı replasmanı uygulanır. Derhal rehidrasyon uygulandığında kolera hastalarının %99’den fazlası kurtarılır. Antibiyotik uygulaması tedavi başarısını arttırır ve süreyi azaltır. Ancak rehidrasyon kadar önemli değildir. Kolera oluştuğunda ishal ve kusma olan kişilere derhal tıbbi yardım verilir.


Kolera’dan korunmak için ne yapmalı?

Kolera aşısı bulunan bir hastalıktır. Kolera aşısı olunabilir ancak bu aşının koruyuculuğu %50 civarındadır ve etki süresi de 3-5 aydır. Ama salgın dönemlerinde aşılama çok önemlidir. Kolera, taşıyıcı kişilerden bulaştığı için öncelikle taşıyıcıların saptanması ve tedavi edilmeleri gerekir. Bu durumda çevre temizliği ve hijyen çok önemli bir faktör olarak ortaya çıkıyor. Tuvalet ve kanalizasyonların dezenfekte edilmesi, ellerin sürekli yıkanması, açık su içilmemesi, sadece şişelenmiş ve dezenfekte edilmiş suların içilmesi gerekiyor.Yemek yerken şunlara dikkat edilmesi gerekir. Çiğ sebzeler haşlanmalı, meyveler kendimiz tarafından soyularak yenilmesi gerekiyor. Çiğ gıda ve kabuklu deniz ürünleri yenmemelidir. Kolera mikrobu ısıya dayanıksız olduğu için süt ve sütlü gıdalar kaynatılmadan içilmemeli ve yenmemelidir. Kolera olan hastalar normale döndükten sonra bile 7 gün daha bakteriyi dışkıyla atmaya devam ediyorlar. Bu nedenle bakterinin vücuttan tamamen atıldığını anlamanın yolu, 24 saat ara ile yapılan 2 dışkı kültürünün negatif olması ile ortaya çıkıyor.

Kolera için aşı var mı? Kimler aşı olabilir?

Günümüzde koleradan korunmak için bir kaç aşı bulunmaktadır. FDA, yakın zaman önce, aktif kolera bölgelerine yolculuk eden 18-64 yaşları arasındaki yetişkinler için Vaxchora (liyofilize CVD 103-HgR) adlı tek doz canlı oral kolera aşısını onayladı. Çoğu insan aktif kolera bulaşma alanlarını ziyaret etmediğinden, aşı, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen çoğu gezgin için rutin olarak önerilmemektedir. Dukoral ve ShanChol, gibi aşılar sadece Dünya Sağlık Örgütü, tarafından uygulanmaktadır. Kolera aşısı hiçbir şekilde korelasyona uğramamaktadır; standart önleme ve kontrol önlemlerinin yerine geçer.
Paylaş:

3 Aralık 2017 Pazar

Basur Nedir? (Hemoroid) Belirtileri Tedavi Yolları Yöntemleri Nelerdir ve Neler İyi Gelir?


Dünya'da ve Ülkemizde pek çoğumuzun sorunu olan basur nedir, belirtileri ve tedavi yolları yöntemleri nelerdir, basura yani halk dilinde hemoroide ne iyi gelir gibi pek çok sorunuza ışık tutacak olan ''Basur Nedir? (Hemoroid) Belirtileri Tedavi Yolları Yöntemleri Nelerdir ve Neler İyi Gelir?'' başlıklı sayfamızda yer alan yazıyı dikkatle okuyunuz...

''Biliyor musunuz? En sık görülen hastalıklardan biridir. Toplumun yarısından fazlasında basur gelişir, genellikle 30 yaşından sonra Hastaların önemli bir kısmı çok uzun bir süre bu hastalıkla karşılaşmasına rağmen çok sonra hekime başvurmaktadır. Dünyada milyonlarca insan bu hastalıktan muzdariptir. Güncel cerrahi tedavi yöntemleri ile bu sorun ağrısız olarak çözümlenebilmektedir.''

Basur Nedir?

Basurlar makat etrafındaki damarsal doku yastıkçıklarıdır. Basurlar bu damarların şişmesi ile
belirginleşir.





Basurların Farklı Tipleri Nelerdir?

Makattaki basurlar iç ve dış olarak ikiye ayrılır.
  • İç basurlar makatın içerisindedir. Siz onların mevcudiyetinden ancak sarkma yaptıklarında,kanadıklarında veya sümüksü akıntı oluşturduklarında haberdar olursunuz. Ağrısız kanama ve dışkılama esnasında ya da sonrasında ele gelen kitle en sık görülen bulgulardır. Doktorunuzun muayenesi ile iç basurunuzun olup olmadığı rahatlıkla anlaşılır.
  • Dış basurlar makatın çıkışındaki küçük kabarcıklardır. Genellikle ağrısızdırlar. Ancak, bu basurlarda kan pıhtısı oluşabilir, bu durumda rengi maviye döner ve şiddetli ağrı yapabilir; diğer zamanlarda ise normal cilt rengindedir. Şikâyetlere sebep olan dış basurlar makatta şişlik, yanma ve ağrıya, nadiren kaşıntıya neden olurlar.

Basurun oluşma nedenleri nelerdir?

Tam olarak nedeni bilinmemekle beraber ayakta kalma pozisyonuna bağlı olarak makat bölgesindeki damarlarda basınç artışı olmakta ve hemoroidlerde genişleme meydana gelmektedir.
Basur oluşmasına katkıda bulunan diğer faktörler;
· Yaş
· Kronik kabızlık ya da ishal
· Gebelik
· Ailesel
· Şişmanlık
· Dışkılama esnasında aşırı zorlama, ıkınma
· Kabızlığı gidermek için aşırı olarak laksatif ya da lavman kullanımı
· Tuvalette gereğinden fazla (3-5 dakikadan fazla) zaman harcama (gazete, dergi, kitap
okuma vb.)
Nedeni her ne olursa olsun anal bölgedeki damarsal yastıkçıklar gerilir. Buradaki damarlar
genişler, incelir ve kanama yapar. Ikınma ve basınç devam ederse, önlem alınmazsa bu yastıkçıklar dışarı çıkarak ele gelen kitle şeklinde kendini gösterir.

Basur şikayetleri nelerdir?

· Dışkılama esnasında kanama
· Dışkılama esnasında ele gelen kitle
· Anal kaşıntı
· Ağrı
· Hassas kitleler

Basurunuz olduğuna emin misiniz?

Çoğu erişkin hasta şikâyetlerinin tabiatı ne olursa olsun, basurlarından yakınırlar. Kanama,
kaşıntı, ağrı, şişlik ya da tahriş olma benzeri yakınmalarınız olduğunda, direkt olarak basurunuz olduğunu düşünmemelisiniz. Muayene için doktorunuza başvurarak, polip, kolit veya kanser gibi daha ciddi bir probleminiz olmadığından emin olmanız gerekir. Makattan kanama olması durumunda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız. Kaşıntı şikâyeti nadiren basurlardan kaynaklanmaktadır.

Uygun Tedavi Nedir?

Uygun tedavi hem cerrahi hem de cerrahi dışı tedavi unsurlarını içerir.

Cerrahi Dışı Tedavi

Sıklıkla, beslenme alışkanlığının değiştirilmesi mucizeler yaratır. İlk etapta hastalara beslenme alışkanlıkları ile ilgili tavsiyelerde bulunuruz; bitkisel liflerden zengin, düşük kolesterollü bir diyet ve günde en az beş bardak su içmelerini öğütleriz.

Basurların İlaçla Tedavisi

· Yüksek miktarda lifli gıda alımına ve bol su içmeye özen gösterin. Aynı zamanda, hayvansal yağ alımını azaltmanız gerekir.
· Doktorunuzun da onayını alarak her gün egzersiz yapın. Bu egzersizler tempolu yürüyüş,
bisiklete binmek, koşmak, yüzmek ya da yapmaktan hoşlandığınız ve doktorunuzun
onayladığı herhangi bir aktivite olabilir.
· Dışkılama ihtiyacınızı günde bir kez sabahları giderin. Her yanlış uyarıda tuvalete gitmeyin.
· Dışkılama esnasında aşırı ıkınmaktan kaçının, çünkü aşırı ıkınma ile makatı gereksiz yere zorlarsınız ve bu basura bağlı şikâyetlerinizde artmaya neden olur.
· Basurların olduğu bölgeye doktorunuzun yazdığı bir pomat uygulayabilir ya da fitil
kullanabilirsiniz.
· Gün içerisinde 10’ar dakikalık ılık suya oturma banyoları şikâyetlerinizi azaltacaktır.
Bu önlemlerle 2 ile 7 gün arasında şikayetleriniz azalacaktır. 4-6 hafta içinde de ele gelen
meme küçülecektir. Şiddetli ve devamlı bir ağrınız varsa tromboze hemoroid (kan pıhtısı
oluşması) gelişmiş olabilir. Bu nedenle hekiminize başvurursanız lokal anestezi altında
müdahale ile sizi rahatlatacaktır.

Bantlama (Ligasyon) -Dışarı doğru çıkmış iç hemoroidlerin tedavisinde lastik band (rubber band) tedavisi oldukça etkilidir. Basur pakesinin yukarısına yapılan lastik band uygulaması ile buranın kanlanması kesilir ve birkaç gün içinde bu pake söner, band düşer. 1-2 hafta içinde hastanın şikayetleri geriler. Bu yöntemi bazen tekrarlamak gerekebiir.

Dağlama (Koagülasyon) -Bir ışık kaynağı kullanılarak, basur pakesinin yukarısında küçük bir yanık oluşturulur, bu şekilde basurun kanaması engellenir ve normal boyutuna küçülmesi sağlanır. Kanamalı hemoroid pakelerinde kullanılmaktadır. Dışarı sarkanlara uygulanmamaktadır.
Enjeksiyon -Bu işlemde şişmiş basurun yukarısına onu küçültmek için bir sıvı enjekte edilir, daha çok kanayan ancak makattan dışarı sarkma yapmayan basurlarda etkilidir. İşlemin iki üç yılda bir tekrarlanması gerekebilir.

Bu tedavi yöntemleri sadece iç basurlar için kullanılır. Dış basurların tedavisinde kullanıldıkları takdirde şiddetli ağrıya sebep olurlar.

Cerrahi tedavi

İleri derecede büyümüş basurlar genellikle yukarıda anlatılan, poliklinikte uygulanabilen
yöntemlere yanıt vermezler.

· Dış basurda şiddetli ağrıyla birlikte kan pıhtısı (trombüs) olması,
· Band uygulama yöntemine yanıt vermeyen iç basurlar,
· Makattan dışarı çıkmış ve de içeri yerleştirilemeyen basur durumlarında,
· Sürekli basur pakelerinden kanamalarının olması durumunda cerrahi tedavi gerekir.
Hemoroidal hastalık özel ya da klasik aletlerle kanayan ve dışarı doğru sarkmış pakelerin kesip çıkarılarak veyahut da stapler yöntemi ile olması gereken yere asılması ile tedavi edilir. Bu cerrahi işlemler hastanede yatmaya gerek olmadan, lokal anestezi altında, birkaç günlük ev istirahatı ile uygulanabilmektedir. Lazer yöntemlerinin Standard cerrahi yöntemlere belirgin bir avantajı yoktur. Lazer cerrahisi çok pahalı bir yöntem olup, sanıldığının aksine daha az ağrılı bir yöntem değildir.

Unutmayınız:
Basur, sık görülür ve etkilenen kişinin hayatını tehdit etmez. Ancak, doktorunuz tarafından basur tanısı konana dek, gözden kaçırabileceğiniz önemli bir tıbbi probleminizin de olabileceği akla getirilmelidir. Genellikle, beslenme alışkanlıklarının değiştirilerek lifli besinlere ağırlık verilmesi, yağlı yiyeceklerden kaçınılması ve günlük içilen su miktarının arttırılması ile basura bağlı şikâyetler azalır.

Cerrahi tedavi gerektiğinde, ağrıyı azaltan pek çok yeni yöntemin olduğu hatırlanmalıdır.

Tedaviden Sonra:
Belirtiler:
İlk 36-48 saat içinde hafif- orta derecede ağrı, künt bir sızı hissedebileceğiniz gibi, aslında hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz. Rahatsızlığınız hafif derecede ise basit bir ağrı kesici ilaç kullanabilirsiniz. Aspirin ya da içerisinde aspirin bulunan kan sulandırıcı ilaçlar kullanmayınız, çünkü bu ilaçlar kanı sulandırarak, kanamayı tetiklerler. Eğer ağrınız şiddetli ise, doktorunuz size ağrı tedavisi için ilaç yazacaktır. 10-15 dakikalık ılık oturma banyosu yapmak, rahatsızlık hissinizin azalmasını sağlar. Cerrahi olarak basur tedavisi uygulanmış ise, ameliyattan 8 saat sonra dış pansumanı çıkarıp ılık suya oturma banyosu yapılabilir. Ameliyattan sonra yaradan birkaç gün boyunca az miktarda akıntınız , kanamanız olabilir. Bu akıntı için pansuman yapmaya gerek yoktur, yara 10 gün içerisinde iyileşir.

Beslenme Biçimi:
Tedaviden sonra dışkılamanızın düzenli ve yumuşak olmasını sağlamak önemlidir. Liften zengin besinler ile beslenin ve bol bol su için (günde 6–8 bardak). Doktorunuz lif açısından zengin bir beslenme destek ürünü kullanmanızı önerdiyse buna devam edin. Kafeinin kabızlık yapıcı etkisi vardır. Bu nedenle, kahve, çay, çikolata ve kola kullanımını azaltmanız gerekir.

Fiziksel Aktivite:
Normal fiziksel aktivitenizi devam ettirebilirsiniz. Tedaviden hemen sonra arabanızı sürebilir,
merdivenlerden çıkabilir ve normal hareketlerinizi sürdürebilirsiniz.

Kaygılanılması Gereken Durumlar:
Aşağıdaki durumlardan her hangi biri gerçekleşirse, doktorunuz ile görüşünüz.
· Üç günden beri azalmadan devam eden ağrı
· Tedaviden sonraki birkaç gün içerisinde artarak devam eden ağrı
· Makatta ağrılı şişlik
· Ateş yüksekliği, üşüme titreme
· İdrar yapmada zorluk
· Şiddetli kabızlık (3 günden beri dışkılama olmaması)
· İshal (24 saat içinde 3 defadan fazla sulu dışkılama)
· Kanamanın artması ( bir çay bardağından daha fazla kanama olması)
· Üç saat içerisinde üç ya da dört defa kanlı dışkılama
· Makattan iltihap/ irin akması

Bu yazı Op. Dr. İbrahim Dolu tarafından yazıldı.Op. Dr. İbrahim Dolu' ya teşekkür ediyoruz ve bu yazı www.umithastanesi.com.tr sitesinden alınmıştır.

kaynak:
https://umithastanesi.com.tr/bulletin/2342-hemoroidal-hastalik-basur-mayasil-hemoroid



Paylaş:

1 Mart 2013 Cuma

Kalp Hastalıkları Nedir? Belirtileri Nelerdir Hakkında Bilgi


ritm En önemli organlarımızdan olan ve yaşam  boyunca durmadan çalışan kalp, hastalıklara karşı oldukça duyarlıdır.Kalpte en sık görülen sorun damar sertliğidir; ama bunun yanında, daha değişik kalp hastalıkları da vardır.

Kanın kalpte doğru yönde ilerlemesi, dört kapağın da düzgün bir biçimde çalışmasına bağlıdır. Kapak hastalıklarının nedenlerinden biri çocukluk çağında geçirilen romatizmal ateş ya da akut eklem
romatizmasıdır.

Kapak hastalıklarının bir başka nedeni de doğuştan görülen yapı bozukluklarıdır. Bu bozukluklar
en çok sol karıncığın giriş ve çıkışında yer alan kapaklarda (mitral ve
aort kapakları)ortaya çıkar.

Kapak hastalıkları iki türlüdür.Ya kapak daralarak kanın ileri akışınıengeller (stenoz) ya da yeterli derecede kapanmayarak kanın gerisızmasına olanak verir (kapak yetmezliği, regurgitasyon). Bu iki bozukluk genellikle birlikte görülür.

Kalp kapağındaki bozukluk hafifse sorun yaratmaz, ama bu hastalarda enfeksiyona bağlı endokardit geçirme olasılığı yükselir. Endokardir,enfeksiyona yol açan organizmaların, bozulmuş olan kapağın üstüne yerleşerek orada çoğalmalarıyla ortaya çıkar. Kalp kapaklarını oluşturan bağ dokusu ayrı bir kan dolaşımına sahip
olmadığından, akyuvarlar oraya ulaşarak yabancı organizmalarla savaşamaz, bedenin savunma sistemi etkili olamaz.

Doğuştan kalp hastalıkları;

Kalpte doğuştan yapı bozukluklarının bu kadar sık görülmesinin nedeni, organın ana karnındaki gelişmesinin çok karmaşık olmasıdır. Gebeliğin ilk haftalarında düz bir boru biçiminde olan yapı, sonunda dört odacıktan
oluşan ve iki ayrı dolaşım sistemi bulunan bir organa dönüşür ve bu karmaşık süreçte zaman zaman bozukluklar ortaya çıkabilir.
Bebekler bazen kulakçıklar ya da karıncıklar arasında delikle doğarlar. Bu duruma “atrial ya da ventriküler septum defektleri” (kulakçıklar ya da karıncıklar arası bölme bozuklukları) adı verilir.

Akciğerlere yeterli kan gitmediği zaman kan gerekli miktarda oksijenle yüklenmeyeceğinden “mavi hastalık” (siyanoz) adı verilen hastalık görülür.
Son yıllarda kalp ameliyatları o kadar gelişmiştir ki, çok küçük bebekler bile kolaylıkla ameliyat edilebilmektedir.

Yetersizlik;
Bazıdurumlarda sol karıncığın kasları zayıf kaldığından kalbin pompalama gücü yeterli olmaz. Bunun nedeni, daha çok koroner damar hastalığı yüzünden, kalbe yeterli kan gemlememesidir.

Kardiyomiyopati;
Konjestif
kardiyomiyopati kalp kaslarının zayıflamasına yol açan bir hastalıktır.
Zayıflayan kaslar zorlandıkça boşluk genişler ve kalp yavaş yavaş
büyür. Hastalığın nedeni çoğunlukla gizli kalır.

Bazen de kas kalınlaşarak sol karıncıktan kanın çıkışını engeller. “hipertrofik
kardiyomiyopati” adını alan bu hastalık, birkaç kalıtsal kalp
hastalığından biridir.
Kalpte ritm bozuklukları

Kalbin her bölümünün tam gerektiği anda kasılmasından elektriksel ileti sistemi sorumludur. Bu açıdan da iki ayrı bozukluk görülebilir. Kalbin
atışları ya yavaşlar ya da hızlanır.

İki durumda da beyne yeterli kan gitmemesi yüzünden hastada baş dönmesi,
hatta bilinç yitimi olabilir. Kalbin vuruşları bazen o kadar zayıflar ki
kan pompalayamaz olur. Öte yandan atışların çok hızlanması da (bu kez
de atışların arasında kalp yeterince dolma fırsatını bulamayacağından)
yine az kan pompalanmasına neden olur.


Baş dönmesi ile bayılmanın nedeni kalbin hızlı çalışması ise çarpıntı olarak
tanımladığımız rahatsızlık duygusunda ortaya çıkar. Ritm bozuklukları y
kendi başına y da başka kalp hastalıklarından sonra görülürler.
Belirtilerin nedenini saptamak için EKG (elektrokardiyografi) çekilmesi
gerekir.

Kalp
hastalıkları konusundaki en önemli gelişmelerden biri taşınabilir bir
teyp aygıtı yardımıyla hastanın 24 saatlik EKG’sının kaydedilmesidir.
Daha sonra sonuçlar kayıttan 60 kez daha hızlı okuyan başka bir aygıtla
incelenir.

Kalbin yavaş çalışmasına karşı kalp pili kullanılır, hızlı çalışmasına karşı da ilaç tedavisi uygulanır.

Kalp hastalıklarının belirtileri;

Kalp
hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olmasına karşılık, belirtileri
pek azdır. Kalbin oksijensiz kalması kendini ağrı ile (anjina) belli
eder. Ama başka nedenler de, sözgelimi sindirim bozukluğu da benzer
ağrılar yaratabilir.

İkinci
belirti de kalp yetersizliğidir. Sol karıncık akciğerlerde biriken sıvı
hastanın özellikle egzersiz sırasında soluksuz kalmasına yol açar.

Kronik
kalp yetersizliği sonunda iki karıncığı birden etkileyeme başka ve
akciğerlerde sıvı birikmesi yanında dokularda da aşırı su tutulur, ayak
bileklerinde ödem (şişme) belirir. Böbreklerden daha çok sıvı atılmasını
sağlayan idrar söktürücüler verilerek ödem azaltılır.

Tanı:
Kalp
yetersizliği kolayca fark edilir. Akciğerde sıvı toplanması dinleme
aletiyle anlaşılan sesler verir, ayak bileklerindeki ödem rahatsızlık
veren şişmelerle belli olur.

Tanının
temel işlemi önce kalbin muayenesidir. Doktor bu amaçla hastanın kalp
atışlarının düzgün olup olmadığını kontrol eder, göğüs duvarını inceler.
Kalp yetmezliğinde kalp büyür ve karıncık kasların kalınlaştığı zaman
kalp atımlarının niteliği değişir. Bu da göğsün dışından anlaşılabilir.

Doktor
dinleme aleti ile kalp kapaklarının sesini ve tıpta üfürüm olarak
adlandırılan özel sesleri dinler. Üfürümler kalp kapaklarında daralma ya
da yetmezlik yüzünden ortaya çıkan, kanın akışı sırasında yarattığı
girdaplardan gelen seslerdir.

Ayrıntılı yöntemler
Doktor hastanın kalbini muayene ettikten sonra daha başka incelemelere de gerek duyabilir. Bunlar EKG, göğüs röntgeni ya da ekokardiyogarifidir. Uygulaması çok basit olan bu sonuncu yöntem, tam
anlamıyla ağrısızdır. Ses ya da ultra ses dalgaları yardımıyla kalp
kapakları hakkında ayrıntılı bilgi edinmek ve sorunların nedenini
saptamak olanaklı olur.

Hastanede uygulanan testler;

İleri
muayene yöntemlerinden biri “kateter”dir. Bu işlem damara (atardamar ya
da toplardamar) yerleştirilen bir borunun (kateter) kalbe ilerletilirken
çeşitli aşamalarda röntgen çekilmesidir. Testin yapılması için hasta
birkaç günlüğüne hastaneye yatar.

Kateter kalbin değişik bölümlerindeki basıncı ölçer.
Aygıt ile verilen özel boyada maddesi odacıkların durumunu belirleyerek
anormalliklerin saptanmasını sağlar.

Kalp kapakları:


kalp_kapaklari
Kalp,
görevi bedendeki kan dolaşımını sağlamak olan, kaslardan yapılmış bir
pompadır. Bütün pompalar gibi kalbin çalışması da, bir dizi kapakçığın
düzgün çalışmasına bağlıdır. Kalbin sağ yanında pulmoner ve
triküspid(üçlü) kapaklar, sol yanında ise aort ve mitral (ikili)
kapaklar yer alır. Bu dört kapak otomatik olarak, belirli bir düzen
içinde açılıp kapanarak kanın ilgili bölümlere dolup boşalmasını ve tek
bir doğrultuda ilerlemesini sağlar.

Pulmoner
kapak, yani akciğer atadamarı girişindeki kapak ile aort kapağının
yapıları birbirine benzer. Sağlam bağ dokusundan oluşan bu kapaklar üçer
yaprakçıktan oluşur. Birbirine benzemekle birlikte yapıları daha
karmaşık olan mitral kapak (sol kulakçık ie sol karıncık arasında yer
alır) iki, triküspid kapak (sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındadır)
ise üç yaprakçıktan oluşur.

Kapakların hepsi kulakçıklar ile karıncıkların arasındaki halkasal yapıların
üzerinde yer alır. Kapakları oluşturan yaprakçıkların serbest uçları
kapalı durumda birbirine değerek kulakçık ile karıncığı ayırır. Bu
uçlardan karıncıkların içine uzanan ince lifler, kapağın, basıncın
etkisiyle kulakçıklara doğru açılmasını önler.

Sorunlar:
Kapaklarda
iki bozukluk görülür. Ya kapak daralarak kanın geçmesini engeler(darlık
ya da stenoz) ya da kanın normal dolaşım yönünün tersine, geri
kaçmasına yol açacak biçimde tam kapanamaz, yani yetersiz kalır
(yetmezlik ya da regürjitasyon).

Kalp kapağı hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri romatizmal ateş ya
da akut etlem romatizmasıdır. Romatizmal ateşte iltihaptan neredeyse
hep, sol yandaki kapaklar (aort ve mitral kapaklar) etkilenir ve sonuçta
kapak darlığı ya da yetmezliği ortaya çıkar.

Kapak hastalıklarının bir başka nedeni doğuştan görülen kusurlardır. Darlık ve
kapak yetmezliği önemsiz yapısal bozukluklar sonunda da ortaya
çıkabilir ve daha çok aort kapağı ile pulmoner kapakta görülür.
Belirtiler bazen ancak ileri yaşta, yıpranıp yorulan kapağın zorlanmaya
başlamasıyla kendini belli eder. Yapğı bozukluğu kapağın kalınlaşmasına
ve üstünde de kalsiyum birikmesine (kireçlenme) neden olarak, çalışma
yeteneğini kısıtlar. Kandaki zararlı mikroorganizmalar da bozuk
kapakların üstünde toplanarak, bunların daha da bozulmasına yol açar. Bu
durum enfeksiyöz endokardit olarak bilinen çok ciddi bir Rahatsızlığa
neden olabilir.

Doğuştan yapı bozuklukları kalbin kapaktan başka bölümlerini de etkileyerek
sorun yaratabilir. En sık görülen kusurlardan biri “fallot tetralojisi
(dörtlüsü)” adı verilen durumdur. Bu hastalıkta pulmoner kapak darlığı
ile birlikte karıncıklar arasında delik de bulunur.

Önemli rahatsızlık yaratmayan başka bir bozukluk da mitral kapağın prolapsıdır.
Kapağın ve onu tutan “chordae tendineae” adli liflerin yapısındaki
geçeklikten ötürü kapak kulakçığa doğru balonlaşarak kanın geriye
kaçmasına izin verir.

Kapak hastalıklarının belirtileri:

Kapak hastalıklarının belirtisi birkaç tanedir. Doktor, muayene sırasında
dinleme aleti ile üfürümleri duyar. Üfürüm kanın, bozulmuş olan kapaktan
geçişi sırasında duyulan sestir. Aort ve mitral kapak bozukluklarının
yaptığı daralma ya da kaçak yüzünden kan basıncının artması nedeniyle
akciğerlerde sıvı toplanması, soluk darlığına, aşırı zorlanma sonucu
kalınlaşan kalp kası ağrıya (anjina) yol açar. Kas düzenli kasılma
yeteneğini yitirince kalp atışlarının düzeni de bozulur.

Muayene ve tedavi;



Onemsiz kapak rahatsızlıkları genellikli ilaçlarla kontrol altına alınabilir.
Bazı durumlardaysa ameliyat gerekir. Kalp hastalıkları uzmanı bunu
anlamak için çeşitli testlerin yanı sıra göğsün röntgenini ve EKG’yi
inceler. Kapaklar ultra son ile incelenebilir; odacıklardaki basıncı
ölçmek için de kateterizasyon yapıldıktan sonra ameliyata başvurulur.

Kalp Kası İltihabı:

Kalp,aşağı yukarı bütünüyle kastan oluşur. Bu kas, bedenin öteki
bölümlerindeki kaslar gibi enfeksiyon sonucu iltihaplanabilir. O zaman
kalp atışları hızlanır; çarpıntı, yorgunluk ve soluk darlığı
görülebilir.

Kalp kası iltihabı virüs ve bakteri kökenli hastalıkların sonucunda
görülebilir, ama ancak açık seçik ve ciddi belirtiler verdiği zaman
yapılan testlerle saptanır. Ciddi kalp kası iltihabına ise çok ender
rastlanılır.

Tanı ve Belirtiler:

fft16_mf102779Kalp
kası iltihabından kuşkulanıldığında başvurulacak ilk test
elektrolar-diyoğrafidir. Eğer kalp hastalıktan etkilenirse, EKG’de kalp
atışlarının hızlandığı (taşikardi) ve normal ritmi bozan
ekstrasistor’ler görülür.

Kalbin çapında büyüme olup olmadığını anlamak için röntgen yararlı olur. Kalp
kası iltihabının erken belirtilerinden biri de iki karıncağız birden
şişerek balonlaşmasıdır. Bu şişme yüzünden kulakçıklar ile kapakçıkların
kenarları birleşmez. Bu yüzden kan geri kaçar ve sistolik üfürümler
duyulur. Yani kalbin kan pompaladığı sırada olağandışı sesler oluşur.

Kalp kası iltihaplandığı için eskisi kadar verimli çalışamaz. Akciğerde
biriken kan soluk darlığına, sağ karıncığın yeterli çalışmaması ise ayak
bileklerinde ödeme neden olur.

Nedenler:


Kalp kası iltihabının çeşitli nedenleri vardır. Batı ülkelerinin çoğunda en
sık görülen hastalık nedeni, çoxsackie B ailesine ait bir virüstür.
Kabakulak, grip, kızamık, çocuk felci virüsleri de hastalığa yol
açabilirler.

Septisemide kana yüksek oranda bakteri karışmasıyla da kalp kası iltihabı
oluşabilir. Bu enfeksiyonlar çok tehlikelidir. Hastalık difterinin
komplikasyonu olarak da görülebilir, ama difteriye karşı aşılanmış
çocuklarda bu olasılık çok düşüktür.

Bir başka hastalık nedeni de rtişinozdur (trichinella spiralis adındaki
solucanın larvaları bulaşmış domuz etinin yenmesiyle ortaya çıkan
hastalık). Asalaklara bağlı kalp kası enfeksiyonları tropikal ülkelerde
daha sık görülür ve genellikle başka asalak hastalıklarının (güney ve
orta Amerika da chagas hastalığı, Afrika’da uyku hastalığı) komplikasyonu olarak ortaya çıkar.

Tedavi ve sonuç:

Bakteri ve asalak kökenli kalp kası iltihabın tedavisi antibiyotiklerle yapılır.
Buna karşılık etkili antiviral ilaçların sayısı pek az olduğundan, en
sık görülen virüs kökenli kalp kası iltihabında yatakta dinlenmeden
başka özel bir tedavi yöntemi yoktur. Deneyimler göre tehlikeli yan
etkiler ancak dinlenme önerine uymayan hastalarda görülmektedir. Ağır
egzersiz yapan gripli hastalarda kalpte ritm bozuklukları yüzünden ani
ölümler bildirilmiştir.

COxsackie B enfeksiyonuna yakalanan hastalar EKG ve röntgende iltihap belirtileri
yok olup kalp yeniden normal çalışıncaya kadar (6-8 hafta) yatakta
kalmalıdır.

Virüs enfeksiyonunun akut evresinde en etkili ilaçlardan biri aspirindir. Ama
etkili olması için dört saatte bir 1-2 tane aspirin tableti almak
gerekir. Kalp atışlarındaki düzensizlik, lokat anestezikler ve sıvı
atılmasını sağlayarak kalbin yükünü azaltan idrar söktürücüler ile
tedavi edilir. Hastanın az tuz yemesi de tedaviye yardımcı olur.

Kalp kası iltihabı virüs nedeniyle olmuşsa az da olsa yineleme olasılığı
vardır. Bu durumda en iyi tedavi yeniden yatakta dinlenmek ve aspirin
almaktır.


kaynak: bilgiustam.com

Paylaş: