Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2018 Pazar

Nirvana (Budizim) Nedir? Nirvanaya Ulaşmak Nedir? Hakkında Bilgi


''Nirvana'' kelimesini güncel hayatın akışı içerisinde pek çok kişiden farklı durumlar karşısında duymuşsunuzdur.Bir de ''Nirvanaya Ulaşmak'' diye bir tabir var; ancak Nirvana'nın tam olarak ne olduğunu, ne anlama geldiği bazılarımızca tam olarak bilinmemektedir. Hali ile Nirvana'ya ulaşmak meselesi de tam olarak bilinmediği olabilir.İşte bu sebepten Nirvana nedir ve Nirvana'ya Ulaşmak nedir?, Nirvanaya nasıl ulaşılır? sorularının cevaplarını araştırdık ve bu sayfada derledik...

Nirvana (Budizim) Nedir?  

Nirvana, Sanskrit dilinde "dışarı" anlamına gelen "nir" ve "esmek, üflemek, nefes vermek" anlamındaki "va" sözcüklerinden türetilmiş olup, Doğu dinlerinde, mistizminde ve Hint Teozofi'sinde manevi kurtuluş'u belirtmek üzere, sözcük anlamıyla "dışarı esmiş", "dışarıya üflenmiş" anlamına gelir.Hinduizm'de ve yoga felsefesinde nirvana kişinin yeryüzünde tekrar doğma ihtiyacından kurtulacak derecede gelişmiş, olgunlaşmış olması anlamında ele alınır. Nirvana Budizm’in en yüksek rütbesi olup, sonsuz ve acısız bir huzuru ifade eder.

Budizm'in temel ilkelerinden birini oluşturan nirvana, Gautama Buda'ya göre, Dünya'yı ilgilendiren karma yasasına (nedensellik kuralı) artık bağlı olmayacak derecede her şeyden arınmış olmak, tüm karmik telafilerini gidermiş olmaktır. Gautama Buda ıstıraplarınızın nedeni geçici olan dünyasal unsurlara bağlanmanız, maddi isteklerinizdir der. Bu bakımdan, nirvana arzuların, maddi isteklerin sönmesi ve dolayısıyla ıstırapların, acıların, nefretin sönmesi anlamına da gelir. Daha açık bir deyişle, Budist felsefeye göre, Dünya bir çile yeridir; insan iyilik yaparak yaşamalı, zulüm etmekten kaçınmalı, daha da önemlisi vicdanının sesini dinlemelidir.Budist Asanga'ya göre, nirvana öte-aleme ait bir ödül olmayıp, insanların ruhsal gelişim sonucunda yeryüzünde erişebilecekleri bir haldir; bu, saf bilinçlilik halidir.

Nirvana'ya Ulaşmak Nedir? Nirvana'ya Nasıl Ulaşılır?


Bu düşünce mutluluğunun anahtarı olarak belli kavramlar sunar; doğru düşünmek, görüş, eylem, çaba, anımsama ve doğru yaşayış gibi. Nasıl ki bu felsefe ruhu özgür bırakmayı ve varlığının farkına varmayı savunuyorsa, başkalarının düşüncelerinden sıyrılmak gerektiğini de savunmaktadır. Hayatı doğal akışına bırakmak gerektiğini, henüz olmamış şeyleri düşünüp üzerine gitmemeyi, yaşanmış olayların ise tekrarlanacağı korkusunu bir kenara bırakmayı savunur. Başıma bu gelir mi? Aynı şeyleri tekrar yaşar mıyım? Gibi düşüncelerden uzak durmayı gerektirir.


Nirvana’ya ulaşmanın en etkili yolu, aşırı duyguları, ihtirasları kontrol altına alabilmektir. Bu anlayışın en önemli düşüncesi, kişinin hayatı boyunca yaptığı eylemlerin ileriki hayatında önüne geleceğini savunur. Yani ne ekersen onu biçersin mantığı ile hareket eder. İnsanların düşüncelerine saygılı bir birey olmayı ön gören bu kavram, her zaman iyi düşünmenin faydalı olacağını inanır. Hayatın getirdiklerine razı olmak ve yaşanılması gerektiğine inanmak, daha az acı çekmeyi sağladığını düşünmektedir. Bu anlayış, insanların, emeğinin, çalışmanın karşılığını mutlaka karşılığını alacağını düşünür ve başarı neticesinde nirvana’ya ulaşacağını savunur.
Paylaş:

Amerika Kıtası Nedir? Amerika Kıtası Özellikleri Hakkında Bilgi


Amerika, Batı Yarımküre'de, Yeni Dünya olarak adlandırılan bölgede, Kuzey Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika ve bu bölgelere bağlı çok sayıda ada ve adacıklardan meydana gelen, 42.550.000 km² toplam alanı olan 2016 yılındaki nüfus verilerine göre 1,002 milyar nüfusu olan, kıtalar ve adalar topluluğudur.

Kuzeyde yer alan kara parçasına Kuzey Amerika, güneyindeki ise Güney Amerika olarak adlandırılır. Orta Amerika denilen bölge ise Meksika’daki Tehuantepec kıstağı ile Panama kıstağı arasındaki kesimdir.

Tarihi Hakkında Bilgi

Amerika’yı ilk olarak 12 Ekim 1492’de Kristof Colomb keşf etmiştir. Yaptığı seferlerde Bahama ve Antil adaları ile Orta Amerika kıyılarını buldu. Ancak buraların yeni bir kıta olduğunu anlayamadı. Amerigo Vespucci buraya yaptığı seferlerde yeni bir kıta olduğunu anlamış ve “Yeni Dünya” ismini vermiştir. 1507’de Alman coğrafyacılar bu kıtaya Amerika ismini vermişlerdir. Amerika kıtası coğrafi bakımdan; Kuzey, Orta ve Güney Amerika olmak üzere üçe ayrılır.

Kuzey Amerika Güney Amerika’nın tamamı ile Orta Amerika, Meksika ve Antiller; ortak tarihsel ve kültürel özellikleri bakımından Latin Amerika adı altında toplanmışken, Meksika’nın kuzeyinden itibaren olan kuzey Amerika topraklarında Anglo-Sakson (Anglo Amerika) adı verdikleri kültürleri hakimdir.

Kıtanın konumuna bakıldığında kıta; kuzeyden Buz Denizi, Doğudan Atlas Okyanusu, batıdan Pasifik Okyanusu ve güneyden de Güney Buz Denizi ile çevrilidir. Kıta, 92 km. genişlikte olup 50 m. derinlikte olan Bering Boğazı’yla Asya topraklarından ayrılmıştır. 20.000 km. boyunca uzanan Amerika dünyanın en uzun kıtasını oluşturur( 82⁰ N enleminde Colombia Burnu– 55⁰ güney enlemindeki Horn Burnu ). Buradan şu sonuç çıkar ki Amerika kuzey ve güney kutup noktalarına en fazla yaklaşan anakaradır. Kıtanın en doğu ucunu oluşturan 35⁰ batı boylamı ki burası Brezilya’nın doğusundaki Branco Burnu ile en batı ucunu oluşturan 166⁰ batı boylamında bulunan Alaska’nın batısındaki Galler Prensi Burnu’dur. Genişlik olarak yaklaşık 5000 km.’yi aşmaktadır.

Yüzölçümü bakımından Asya kıtasından sonra ikinci büyük anakara olan Amerika, yeryüzündeki kara parçasının % 27,8’ini kapsar. Yalnız Amerika Güney kıtası ve kuzey kıtası olmak üzere ikiye ayrıldığından ikici büyük kıta Afrika Kıta’sı olarak geçer. Dünya nüfusunun % 14’ü (yaklaşık olarak 900 milyon) Amerika’da yaşamaktadır.

Amerika Kıtası'nın Yapısal Özellikleri

Amerika Ana karası , yer tarihi boyunca Avrupa ve Afrika ‘da kayarak uzaklaşmıştır. Bu kıtaların karşılıklı kıyıları gözden geçirildiğinde Amerika’nın kuzeyindeki genişliğin Avrupa’nın kuzeyi üzerine kapandığı Orta Amerika’daki girintinin batı Afrika çıkıntısıyla doldurulduğu ‘ aynı şekilde Güney Amerika çıkıntısının da Afrika’nın Gine Körfezi girintisi kapladığı dikkati çeker. Kuzey Amerika!nın kuzeydoğu çeyreğini büyük bir bölümünü kapsayan Kanada kalkanı , Kuzey Amerika’nın ; Guyana ve Brazilya kalkanları da , Güney Amerika ‘nın çeyreğini oluştururlar. Kıtanın batı kıyıları boyunca Dünya anakaralarında genellikle doğu-batı doğrultusunda uzanmasına karşılık Yeni Dünya’daki kuzey-güney doğruştulu uzanışı , dünya kıtasının parçalanmasın dan sonra Kuzey ve Güney Amerika’nın eski temel arazisini oluşturan platformların daima batı yönünde hareket etmesinden ve Pasifik Okyanusu’na ait okyanusal kütlenin kıtalara ait karasal kütle altana dalmasından kaynaklanır. Amerka Kıtası’nda Dördüncü Zaman’dan önce meydana gelen kütleler, bu zaman da yer hareketlerinde baş gösteren değişiklerle bugünkü görünümü almıştır. Ayrıca , bu dönemde Kuzey Yarımküre’de buzullaşma dönemleri görülmüştür. Kuzey Amerika’da en büyük buzul yayılması Kanada Kalkanı üzerinde olmuştur. Buzulların en yaygın olduğu zamanda buzul sınırı , Büyük göllerin güneyinde 40 derece kuzey enlemine kadar inmiştir. Günümüzden 10.000 yıl önce Göller yöresinde , 6.000 yıl önce Alaska’da buzullaşma sona ermiştir. Grönland Adas’ında ise henüz sona ermemiştir.

Amerika Kıtası'nın Yeryüzü Şekilleri

Amerika , Asya (1010 m) ve Afria (660 m) kıtalarından sonra dünyanın üçüncü anakarasıdır. Kuzey Amerika’nın ortalama yükseltisi 600 m , Güney Amerika’nın 550 m dir. Buna göre kıta , Avrupa (330 m) Okyanusya (330 m ) kıtalarından daha yüksektir. Kuzey ve Güney Amerika anakaralarının yeryüzü şekilleri gözden geçirildiğinde , bu iki kıta rölyefinin birbirine benzerlik gösterdiği ve bu benzerlikte bir simetriliğin olduğu dikkati çeker. bu simetrilik genç dağlarda dahada belirgindir. Kıatada yüzey şekilleri bakımından Kuzeyden güneye doğru , üç büyük birim uzanır: Dağlar , Platolar ve Ovalar.

a) Dağlar : Batıda , genç dağlar , Alaskadan Ateş ülkesine kadar yaklaşık 20.000 km boyunca yayılır. Bu dağ sırasında Kuzey Amerika’da Kayalık Dağları , Güney amerika da ise And Dağları denir. Burası aynı zamanda deprem sınırının orta bölümünde yer alan Aconcagua Doruğu (6959 m) Amerika’nın en yüksek noktasını oluşturur. kıtanın yaklaşık orta kesmi çok daralarak 64 km. ye kadar düşer. Burada 1914 yılında ulaşıma açılan Panama Kanalı , Büyük Okyanus ile Atlas okyanusu arasındaki ulaşımı en kısa yoldan sağlar.

b) Platolar: Amerika’nın platoları yapı itibatiyle çeşitli jeolojik devirler kapsamına rağmen , genellikle kambrium öncesi eski kütleler üzerinde yer alırlar. kıtadaki başlıca platoları iki platoları iki bölümde ele almak mümkündür: alp Orejenezi içinde sıkıştırılmış platolar ; Kaledonya ve Hersinya kıvrımları çevresinde, Huron kıvrımları üzerinde oluşmuş platolar. Alp Orejenezi içinde sıkışmış platolar Kuzey Amerika’da oldukça geniş yer kaplarlar. bunların başlıcalarını ise Kolombiya Platosu , büyük Havza ve Meksika Platosu oluşturur.

Güney Amerika’da ise Alp Orejenezi içindeki platolar oldukça küçük ve dağ sıraları arasına sıkışmış durumdadırlar. Bunların başlıcalrı Peru ve Bolivya platolarıdır. Patoganya Platosu ise Güney andlar’ın doğusunda uzanır.
Kaledonya, Hersinya kıvrımları çevresinde, Hurom kıvrımları üzerinde yer alan platolar ise birincisine göre daha geniş alanlıdır. Kuzey Amerika’da yer alan platolar ise birincisine göre daha geniş alanlıdır. Kuzey Amerika’da yer alan Labrador platosu, Ozak platosu; Güney Amerika’da yer alan Guyana ve Brezilya platoları oldukça geniş ve yüksek düzlükleri ihtiva ederler. Bu platoların yükseklikleri 400 m ile 2000 m arasıonda değişmektedir.

c) Ovalar: Dağların okyanuıs kıyılarına paralel uzanmalarından dolayı, Amerika kıtasında önemli kıyı ovaları( Florida ve Carolina hariç) gelşememiştir. Genelde ovalar büyük akarsu sistemlerinin akaçlama alanlarında oluşmuştur. Anakaradaki akarsuların büyük oluşu, ovaların dsa geniş yüz ölçümlü olmasına yol açmıştır. Amerika’da yer alan bu oveların toplam alanı, Avrupa’nın toplam alanından daha geniştir. Bu nedenle, kıtanın tarımsal ekonomik potansiyeli oldukça yüksektir. Kuzey Amerika’da Missisippi-Missiouri ırmaklarının akaçlama sahasında geniş düzlükler yer alır. Güney Amerika’daki Amazon alçak sahası, yedi milyon km2 ‘lik bir akaçlama alanı oluşturur. Pek engebeli olmayan bu geniş ovada eğim oldukça düşüktür. Orinoco ve Paraguay ırmaklarının havzalarında da, geniş alüvyon ovaları vardır. Ykalaşık 780.000 km2’lik bir alanı kaplayan Pampalar, And’lardan taşınmış gevşek tortullardan oluşmuştur.

Amerika Kıtası'ndaki İklim ve Bitki Örtüsü Özellikleri

Amerika kıtasının kuzey-güney doğrultusunda büyük bir mesafe boyunca yayılması bu kıtada çeşitli iklim tiplerinin oluşmasına sebep olmuştur. Ayrıca doğu ve batısında dağlık bölgelerin bulunması, iç kesimlerin de bu dağlık alanlar vasıtasıyla denizlerden ayrılmış havzaların yer alması ve kıyılarında farklı sıcaklıkta akıntıların mevcut olması kıtanın iklimini daha da çeşitlendirmektedir. Kıtada sıcak iklimler, çöl iklimleri, ılıman iklimler ve soğuk iklimler olmak üzere, başlıca dört iklim tipi görülür. Kuzey Amerika büyük bölümüyle ılıman kuşakta, Güney Amerika daha çok tropikal kuşakta yer alır.

a) Sıcak iklimler ve Bitki Örtüsü

1) Ekvatoral İklim: Tropikal bölgedeki birinci iklim türünü oluşturan bu iklim türü, Amazon alçak sahası, Orta Amerika, Antil adaları ve Guyana’nın batısında görülmektedir. Sıcaklık bütün aylarda 20C’nin üstündedir. Kurak mevsim yoktur. Ancak iki max. yağmur devresi vardır. Yılık yağış tutarı ortalama 2500mm iken, Kolombiya’nın Chaco yöresinde rekor düzeye, 8991mm’ye ulaşır. Bitki örtüsü, nemli tropiklal ormanlardan oluşur. Alçak bölgelerde asıl tropikal ormanlar yayılış gösterir. 1000 m’den yüksek bölgelerde ise nemli tropikal ormanlar bazı değişikliklere uğrarlar. And’ların kuzey bölümünün doğu yamaçlarında 1300m’ye kadar gür tropikal ormanlar 3200m’ye kadar subtropikal orman şeridi ve daha yüksek seviyelerde Paramo denilen ağaçsız dağ stepleri yer almaktadır. Mangrovlar nemli tropikal bölgelerin dışında nadiren çıkarlar. Amerika’da Mangrov toplulukları Florida’da, Bermuda adaları, Güneydoğu ve Kuzeydoğu Brezilya’da, Ekvator’da ve Orta Amerika kıyılarında görülmektedir. Tür bakımından fakir olup tüm Mangrovlar ancak 26 kadar türe ayrılır.

2) Tropikal İklim: Savan iklimi de denilen Tropikal iklim türünde yıllık sıcaklık ortalaması 18 C’nin altına düşmemekle birlikte, günlük sıcaklık farkları ekvatoral iklime göre daha büyüktür. Yağışlar daha az olup kurak devrenin süresi ve şiddeti artar. Savan iklimi Orinoco havzası, Brezilya platosu ve Ekvator’un batısındaki bazı yörelerde görülür. Devri yağışlı tropikal bölgede, en geniş yeri savanlar ve savan ormanları kalplar. And’larda ise devri yağışlı tropiklerdeki yükselti katları görülmektedir. Bu dağların orta yamaçlarında dağ savanları, daha yükseklere kurakçıl çalılıklar ve nihayet ağaç sınırının üstünde yer alan Puna katında kurakçıl otlarda, dikenli çalılarda ve Sukkulentlerden(etlimsi yapraklı bitkiler) oluşan bitki örtüsü yer almaktadır.

3) Yüksek Saha İklimleri: Tropikal bölgedeki sıcak iklimlerin yüksek saha çeşitleri, Kolombiya iklimi ve Meksika iklimi olarak iki türe ayrılır. Bunlara sıcak kuşağın yükseklik iklimleri denilmektedir. Bu iklim tiplerinde yağışlar coğrafi enleme bağlı olmakta ve sıcaklıklar ise yükseltiye göre azalmaktadır. Ekvador ve Kolombiya’da görülen Kolombiya iklim tipinde, Ekinokslara tekabül eden iki yağış azamisi vardır. Yıllık ortalama sıcaklıklar her yerde 20 C’nin altındadır. Yıllık sıcaklık farkı gayet azdır. Bu iklim tipinde don olayı görülebilmektedir. Peru ve Meksika yaylalarında görülen Meksika iklim tipi ise sıcaklığın yıllık genliği artar ve yağış rejiminde kurak devre çok belirgin bir hal alır.

b) Çöl İklimleri ve Bitki Örtüsü

1) Sıcak çöl iklimi: Amerika’da sıcak çöl iklimleri Aşağı Kolorado, Meksika’nın iç yaylaları, Aşağı Kaliforniya ve Peru-Şili kıyılarında görülmektedir. Yıllık yağış tutarı 30-40mm’yi geçmez. Bağıl nem çok azdır(%5-30). Yıllık ve günlük genlik 15 C ile 25 C arasındadır ve sıcaklık sıfırın altına düşmez. Kuzey Şili ve Peru’nun kıyı bölgesinde Okyanusal çöl iklimi(Peru tipi) görülür. Bunun nedeni, Humboldt Akıntısı ve And’ları aşarak kıyıya kadar uzanan kuru Alizelerdir. Soğuk hava kütlesinden oluşan, yaklaşık 400m kalınlığındaki bir bulut katmanı, yere yakın hava katmanlarının ısınmasını önler. Bu nedenle sıcaklık öbür bölgelere göre oldukça düşüktür.

Örneğin Lima’da yıllık sıcaklık değerleri, şubatta 23 C ağustosta 15,9 C’dir. Nispi nem oldukça yüksektir(Kışın %81, yazın %78). Yılın en az altı ayını güneşsiz geçiren Peru kıyıları dünyanın en büyük bulutlu çöl bölgesidir. Yıllık ortalama yağış tutarının ancak 40-50 mm kadar olduğu bu kıyılarda, yoğun sis tabakası belirli bir nem sağlar. Lomos denilen ve bazen havanın yoğunlaşmasından meydana gelen bir çiseleme yağış alan tepelik bölgelerde, seyrek çalı türleri görülmektedir. Kıyı boyu tamamıyla çıplaktır. Kuzey Şili-Güney Peru kıyılarında Atakama çölü yer almaktadır. Sıcak çöllerde bitki örtüsü olarak seyrek çalı ve ot türleri görülür. Bu bölgelerde bitki hayatı topiklere doğru olan kesimlerde yazın, tropikler dışında ise ilkbaharda canklanma gösterir. Kaliforniya Yarımadası’nın güneyinde çalı ve ağaçlık formasyonu arasına büyük kaktüsler de karışmaktadır. Kuzeybatı Meksika çöllerinde hakiki türleri çöl stepler oluşturur.

2) Soğuk çöl iklimi: Büyük Havza yaylalarında ve Güney Patagonya sahasında görülür. Yıllık yağış tutarı 70-80 mm’dir. Yıllık sıcaklık farkı 30-35 C’yı bulur. Birkaç ay sıcaklık sıfırın altına düşer. Güney Patagonya”da enleme bağlı olarak, Büyük Havza yaylalarında ise yükseltiye bağlı olarak çöl iklimi görülmektedir. Büyük Havza yaylalarında görülen soğuk çöl iklimine ayrıca Aral Tipi de denir. Soğuk çöllerin doğal bitki örtüsünü çöl bozkırları oluşturmaktadır.

c) Ilıman İklimler

1) Subtropikal iklimler ve bitki örtüsü 

Akdeniz İklimi: Subtropikal iklimlerin birinci türü olan Akdeniz iklimi, Kaliforniya eyaletinin kıyı bölümünde ve Şili’nin 30 C güney enlemi çevresindeki kıyı bölgesinde etkilidir. Buralarda görülen iklim Akdeniz iklimini okyanusal iklim tipine benzemektedir. Kış yağışları önemlidir. Yağışın en az olduğu yaz devresinde, max. sıcaklıklar görülür.

Çin iklimi: ABD’nin güneydoğu kısmı ile Uruguay ve Paraguay’da Çin iklimine benzeyen bir iklim görülmektedir. Bu iklimin başlıca özelliği yazın en yağışlı mevsim olmasına rağmen, kış aylarının da önemli olmasıdır. Nemlilik oranı yıl boyunca yüksektir. Yıllık sıcaklık farkı 20 C’nin üstündedir. Bitki örtüsü olarak Kaliforniya kıyılarında Chapparal(çaparal) adı verilen ve makiye çok benzeyen çalı formasyonları gelişmiştir.

Kalifornia eyaletinden kuzeye doğru Oregon eyaletine kadar, genellikle meşelerin yer aldığı sert yapraklı orman görülmektedir. Kaliforniya yarımadasının büyük bir kısmı ise kreozot çalısı(Creosote Busch) ile kaplıdır. Orta Şili alanında ise kıyıda sert yapraklı çalı formasyonları, yükseklere doğru ise orman formasyonları görülür. Subtropikal kuşakta kıtaların doğu kıyıları genelde yazın bol yağış alır. Bu nedenle, söz konusu bölgenin asli vejetasyonu ormandır.

Bu orman formasyonları, kurak mevsimde yaprağını döken nemli ormanlar ve kuru ormanlar karakterindedir. Kuru orman formasyonu, Amerika’da; Meksika, Bolivya ve Güney Brezilya ile Kuzeybatı Arjantin’de And dağlarını doğu yamaçlarında görülmektedir. Bu ormanlarda tropikal kuşağın daimi nemli ormanlanları arasındaki sınırı çizmek güçtür. Buna karşın subtropikal ormanlarının Kutbi sınırı kabaca 30C paralelini izler. Subtropikal nemli ormanlar ise ABD’nin güneydoğusunda, Paraguay ve Uruguay’da yaygındır.

2. Okyausal İklim ve Bitki örtüsü

Bretanya iklime de denilen okyanusal iklim, ABD’nin kuzey batı eyaletleri ile Kanada’nın batı kıyılarını, Patagonya Andlarının okyanusa bakan taraflarında görülür. Bu iklim türü, sıcaklık ve yağışın mevsimlere dağılışının düzenli olması, sıcaklık farkınını 10 C civarında olması, don olayıın çok nadir görülmesiyle karekterize edilir.

Okayanusal iklim tipinin doğal bitki örtüsü; geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. Kuzey Amerika’nın batısındaki Sierra Nevada Sıra Dağlarında ömürleri 4000 yılı bulan, boyları 120m.ye varan dev sekoyalar(mammuk ağacı), daha kuzeyindeki dağlarda ise Douglas çamları görülür. Çayırlarda geniş yar kaplar.

Dağların yüksek kesimlerinde ise Alpin bitki örtüsü yayılış gösterir. Kuzeybatı Kanada ile Alaska’nın Pasifik kıyısında ve Patagonya Andları’nın güney kesiminde ise okyanusal soğuk iklim görülmektedir. Bu iklim tipinde en soğuk ayın ortalaması -3 c civarında ve dört ayın ortalama sıcaklığı 0 cnin altındadır. Yaz serindir. Bütün yıl yağışlı olmakla beraber, maksimum yağış sonbahara rastlar. Bu bölgelerin doğal bitki örtüsü ise konifer ormanlardan ve çayırlardan oluşmaktadır.

3- Karasal İklimler ve Bitki Örtüsü

Nemli Karsal iklim: bu iklim türü, ABD’nin Atlantik kıyısında, Appallaşlar’da Göller Yöresi’nde Kuzey Dakota Eyaletine kadar uzanan geniş sağada ve Brezilya’da Minas Gerais Eyaleti’nde hüküm sürer. Sıcaklık değişimleri sık görülür. Yıllık sıcaklık farkı 25c civarındadır. Kışlar soğuk ve kurak, yazlar sıcak ve yağışlıdır. Sıcaklık farkı kıyıdan iç kesimlere doğru ve düşük enlemlerden uzaklaşıldıkça artar. Bu iklim tipinin doğal bitki örtüsü: geniş ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karışık ormanlardır. Appalaş Dağları’nda ve Büyük Gölleri yöresinde çayırlarda geniş yer kaplar.

Yarı Kurak Karasal İklim: Orta Kuşak Geçiş İklimi de denilen bu iklim türü, Kuzey Amerika’da, ABD’nin 100ile 120c batı boylamları arasında kalan bölge ile Arajanti’nin orta bölümde Pampalar bölgesinde görülmektedir. Bu iklim tipinde, yıllık sıcaklık 15c civarındadır. Mevsimler arasında yağış farkları fazla değildir. Bu iklim tipinin doğal bitki örtüsünü bozkır formasyonları oluşturur.

Şiddetli Karasal İklim:Kanada’nın güney yarısında tayga veya Sibirya iklim tipide denilen şiddetli karasal iklim görülür. Bu iklimde, en soğuk ay ortalaması -20c civarındadır. En sıcak ay ortalaması 20c dolayındadır. Yaz 3 ay devam eder. Baharlar çok kısadır. Yıllık yağış tutarları genelde çok azdır. Şiddetli karasal iklim bölgesi, subartik iğne yapraklı prman formasyonu ile kaplıdır. Bu orman, Sibirya’dan alınan bir terimle Tayga adı ile tanınır. Kuzey Amerika’nın kuzeyinde eni ortalama 1500 km.ye varan bir kuşak halinde uzanır. İklim şartları dolayısıyla doğudan batıya gidildikçe kuşağın genişliği artar.

Soğuk İklimler ve Bitki Örtüsü 

1)Kutup-Altı iklimi: Kuzey Amerika’nın kuzey yarısında kalan bölgelerde, Kayalık ve And dağlarının yüksek kesimlerinde ve Ateş Ülkesinde görülen bu iklim tipinde , sıcaklık yıl boyunca düşüktür. En sıcak ay ortalaması 10 c altındadır. Yıllık yağış miktarı 250 mm.nin altında olup toprak uzun süre donmuş durumdadır. Yazın buzlar ve karlar kısa bir süre erir ve bataklıklar oluşur. Doğal bitki örtüsü bazı yosun çeşetleriyle soğuğa dayanıklı kurakçıl çalılardan oluşan tundradır. Bol yağışlı okyanusal subpolar iklim sahasına tekabül eden alanlarda , daima yeşil çayırlar gelişmiştir. Ateş Ülkesinde ve Gröland (Yeşil Ülke) adasının kıyılarında bu formasyon yaygındır.

2) Kutup İklimi : bu iklim tipi, Gröland Adası ile Kanada’nın kutup takımlarında görülür. Toprak, derinlere kadar donmuş haldedir. Yıl boyunca sıcaklık o C in altındadır. Yağış son derece azdır ve kar şeklindedir. Kutup ikliminin bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bölgelerde, kutbi çöller görülür. Çok seyrekte olsa bazı kutu alanlarda bitki örtüsüne rastlanır. Buraları sıcak çöllerin vahalarına denk gelmektedir.
Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Nuh'un Gemisi Nedir? Kur’an ve Tevrat’a Göre Nuh’un Gemisi Hakkında Bilgi



Nuh gemisi, günümüzden yaklaşık 7.500 yıl önce Hz.Nuh tarafından yapılmıştır. Nuhun gemisi genelde tahtadan yapıldığı sanılırken aslında metalden yapılmıştır.Geminin hareketi kol gücü ya da yelkenle gidilmemiş, bilinenin aksine buhar gücüyle hareket etmiştir. Hz.Nuhun gemisi uzunluğu 205 metre 27 santim, denizden yüksekliği ise 20.5 metre bu ebatlar yaklaşık yüzyıl önce batan Titanik gemisinin ebatlarındadır. Bu boyut tüm hayvanların (ikişer ikişer) girebilecek büyüklüğü olduğunu göstermektedir. Amerikalı ressam Edvard Hicks (1780-1849) Nuhun gemisine hayvanlarının alışını konu eden bir resim yapmıştır.

Tevratın Tevkin (Yaratılış) bölümünde anlatılana göre ''Tanrının insan ve diğer canlı ırklarının devam etmesi için büyük tufandan önce Nuhun yapmasını emrettiği efsanedir. Gemi Nuhun ailesi ve dünyada bulunan diğer hayvanların korumaya alınması amacıyla hazırlanmıştır. Bu efsaneye göre Tanrı, sapkın insanoğlunun bir ceza vermek için yeryüzündeki tüm canlıları yok edeceğini söyler. Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükle, insani yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım. Çünkü onları yarattığıma pişman oldum. Ama Nuhun Rabbin gözünde lütuf buldu. ( Yaradılış 6: 5-8 ) Bu, Tanrının insanoğluna bir şans vermesine sebep olur. Bu yüzdendir ki Tanrı, Nuh gemisine her canlıdan ikişer, bazı tür hayvanlardan yedişer (kuşlardan yedişer) almasını emretmiştir. Yine Tevratta ”Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap.''

“Gemiyi şöyle yapacaksın; uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.” (Yaradılış 6: 14-21)


Tufanın geldiği gün Tevrata göre ''Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı. Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı. (Yaradılış 7: 11-12) '' Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ağrı dağına oturdu. (Yaradılış 8:4) Geminin Ağrı dağında olduğunu kanıtlayacak o döneme ait çivi yazısıyla hazırlanmış Asur yazıtları bulunmuştur.

Kuran-ı Kerim ise Hz.Nuhun gemisini nasıl yapıldığı şöyle açıklanmıştır. ''Hz.Nuh’un gemisi saçtan yapılmış ve buharla çalışan bir gemiydi. Üç tabakadan oluşuyordu. Alt tabakada vahşi haşarat denilen hayvanlar, orta tabakada sair ehli hayvanlar, üst tabakada Hz.Nuh ile kendisine iman etmiş olanlar bulunuyordu.

Allah, Hz.Nuha şöyle söylemiştir; ''Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmemiş olanların dışında aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle'' (Hud suresi: 40)

Kuran da Hz. Nuhun gemisinin büyük tufandan sonra Cudi dağına oturduğu yazmaktadır. Hud suresinde ''Ey yeryüzü! Yur suyunu. Ey gök! Tut suyunu denildi. Su çekildi iş bitirildi. Gemi de Cudiye oturdu'' şeklinde anlatılır. Kurana göre Cudinin Musula yakın yerde olduğu bahsedilir. Cudi dağı Şırnak'ın Cizre ilçesinde bulunur. Şırnak Şehr-i Nuh anlamına gelmektedir. Cudi dağı Heştan köyünde Nuh tarafından kurulduğuna inanılır. Heştan seksenler anlamına gelmesi, seksen kişiye atfen böyle anılmaktadır.

Kaynakça:
http://www.bilgiustam.com/kur%C2%92an-ve-tevrat%C2%92a-gore-nuh%C2%92un-gemisi/
Paylaş:

Kehribar (Anber) Nedir? Kehribarın Faydaları ve Özellikleri Nelerdir? Hakkında Bilgi



Değerli bir taş olarak bilinen kehribar bir ağacın fosilleşmiş reçinesi 'dir.Yurt dışında amber olarak bilinir. Çok değişik renklerde olabilen ancak genelde turuncu tonlarında ve son derece doğal ve şeffaf görünüşüyle büyüleyici güzelliktedir. Genelde takı sektöründe ve süs eşyası yapımında kullanılan kehribar, geçmişte şifa amaçlı da kullanılmıştır.

Sıklıkla süs eşyası yapımında kullanılan kehribar, çok açık sarı tonlarından kızıl tonlarına kadar birçok renkte bulunan, yarı saydam formda olan ve kırılgan yapıdaki bir fosildir. Baltık Deniz’inden çıkartılan kehribar, uzun yıllardır özellikle kadınların süs eşyalarının yapımında kullanılmaktadır.

O kadar parlak ve güzel renklidir ki diğer saydam taşlarla karşılaştırmasını yapmak mümkün değildir. Kehribara yapışmış fosil böcekler, diğer taşlarda görülmeyen özelliklerden biridir. Avrupa’daki kehribar yatakları en çok Romanya, İsveç, Ukrayna, İngiltere ve Hollanda’dadır. Bunlar kehribarın ikinci vatanlarıdır.

Aslında İskandinav ülkeleri ve Polonya’nın Baltık Deniz’i en önemli kehribar yataklarındandır. Bu bölgelerde eski zamanlarda büyük ormanların var olduğu düşünülmektedir. Kıtalar arası coğrafi olaylar neticesinde de ormanlar su altında kalmıştır. Süs eşyalarında kullanılan taşın içinde böcek, çiçek ve yaprak kalıntıları hiçbir bozulmaya yer vermeden mumyalanmıştır.

Kehribar Nedir?

Amber bitkilerinin içinde kalarak fosil hale gelmiş, Sciaridae familyasına ait bir sinek türüdür. Sciaridae bitkisi, çamgiller familyasına ait bir çam çeşididir. Kehribar, ağacın fosil hale gelmiş reçinesi olarak da tanımlanabilir. Birçok toplumda taş olarak bilinen kehribar aslında Pinus Succinefra ağaçlarının fosil haline gelmiş reçinesidir.

Kehribarın Faydaları Nelerdir?

Eski zamanlarda tıp alanında sıklıkla kullanılmıştır ama günümüzde bu nedenle kullanılmaz. Geçmiş tarihlerde saf hale getirilmiş amber yağı isterisi ve boğmaca için kullanılmıştır. Eski zamanlarda güzel koku elde etmek için de kullanıldığı bilinmektedir. Anadolu’da da yaygın olarak bilinen kehribar, mürekkep imalatında da kullanılmıştır.

Antik Roma döneminde çeşitli hastalıkların özellikle de akıl hastalıklarının tedavisinde koruyucu olarak kullanılmıştır. Kehribar tozu ile bal karıştırıp tüketmek, boğaz, göz ve kulak hastalıklarına iyi gelir. Su ile içilen kehribar ise mide hastalıklarının iyileşmesinde etkilidir düşüncesi hâkimdir. Kehribarın dumanının ruhu güçlendirdiğine de inanılırdı. Çin’de haşhaştan elde edilmiş şuruplar sakinleştirici ve ağrı kesici etkisi ile kullanılmıştır.


Orta Çağ döneminde sarılık hastalığının iyileşmesinde kehribar taneleri etkiliydi. Doğumu kolaylaştırdığı, yılan ısırmalarına faydalı olduğu, diş ağrılarında etkili olduğu ve romatizma ağrılarına iyi geldiği düşünülmekteydi. Bazı topraklarda böbrek taşı rahatlıkları için kehribar reçeteleri yazılmıştır. Litvanya’da ölen kişilerin arkasından kehribar tütsü olarak yakılırdı ve bunun şeytani ruhları arındırdığına inanılırdı.

Yeni dünyaya gelen bebeklerde de tütsü işlemi uygulanır ve bunun hızla büyüyüp gelişmeye etki edeceğine inanılırdı. Yeni evlilerin mutlu yaşamasında, savaşa gidenlerin zaferle dönmesinde etili olduğu düşünülerek uygulanırdı. 1.Dünya Savaşı’na gelene kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılan kehribar, sonraları, votka ile karıştırıldığında erkeklerde cinsel gücü artırdığı iddialarıyla kullanılmıştır. 2.Dünya Savaşı’na kadar özellikle Almanya’da kehribardan üretilen tesbihler, bebeklerin üzerine konulmuş ve diş çıkarma döneminin acısız olması hedeflenmiştir. Günümüzde özellikle Litvanya’da birçok kadın parlatılmamış ve doğal haliyle kehribardan üretilmiş kolyeler takarak guatrdan korunmak istemektedir. Ayrıca günümüzde yine takı yapımında ve tesbih yapımında kullanılır.

Kehribarın Özellikleri Nelerdir?

Kehribarlarda özellikler, kehribarın yaşına, gömülme şartlarında, reçine salgısı yapan ağacın türüne göre değişiklik gösterebilmektedir. Kehribarlar, şekilsizdirler, saydamdırlar ama yarım saydam olarak da görülebilirler. Kehribar, mineral içermediğinden herhangi bir kimyasal formülü bulunmamaktadır.

Ancak %10 tuz bulunan su içinde yüzebilecek kadar hafif yapıdadır. Turuncu, kırmızı, sarı, konyak rengi, bal rengi, kahverengi, altın rengi, kemik rengi hatta siyah tonlarda görülebileceği gibi renksiz ve mavi tonlarında da olabilir. Kehribarların renk seçenekleri 256 çeşitli bir renk katalogu şeklinde hazırlanmıştır.

Kehribar ısıtılması durumunda hafif bir koku yayar. 150 dereceye kadar sıcağa maruz kalırsa yumuşamaya başlar ve 375 derecede parlak bir alevle, çam reçinesi kokusu yayar. Tarihte kehribarın çeşitli malzemelerle sürtüştüğünde kıvılcım çıkarttığı görülmüştür.

Paylaş:

5 Ocak 2018 Cuma

Kortizon Nedir?



Kortizon, insan vücudunda böbrek üstü bezlerinin ürettiği ve özellikle iltihap önleyici özelliği olan bir çeşit hormondur.Kortizonun görevi vücuttaki yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemektir.

Hormonlar ihtiyaç duyulduğu an özel bezlerden salgılanarak, hedef bölgeye kan içerisinde taşınır. Şimdi bu makalemizde, böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan Kortizon hormonu hakkında bilinmesi gereken önemli bilgileri sizlerle paylaşacağız.

Konu başlıklarını inceleyecek olursak; Kortizon nedir?, kortizon hangi hastalıklarda ve neden kullanılır? Kortizonun yan etkileri nelerdir? Kortizon fazlalığı ve yanlış kortizon kullanımının ne gibi sonuçları veya zararları vardır? konuları ile ilgili soruların cevaplarını detaylarıyla vermeye çalışacağız makalemiz aşağıdadır...

Kortizon Nedir? Kortizon Hangi Hastalıklarda ve Neden Kullanılır? Yan Etkileri Nelerdir?

İltihaplanmayı önlemeye yarayan Kortizon Hormonunun bilinçsizce kullanılması, ya da kontrolsüz kullanılması vücuda zarar vermektedir. Bu sebeple uzman hekimin hastayı çok iyi yönlendirmesi gerekmektedir. Bu kadar önemli bir hormonun bir çok tedavi de ismini duyarsınız. Kortizon Hormonu, vücudun enerji fabrikaları olan, protein, yağ ve karbonhidratdan enerji üretimini kontrol eder. Eğer kortizon hormonu salgılanamaz görevini yapmazsa, obezite ve kemik erimesi kaçınılmaz bir kaç hastalıktan biri olmaktadır. Tarihte ilk defa Kortizol olarak 1937 yılında E. Kendall ve Wintersteiner tarafından bulunmasına rağmen ve yapay olarak sentezleyen 1938 yılında ilk defa T. Reichstein tarafından yapılmıştır. Kortizolun yapay olarak ilk defa tıbbi kullanan 1948’de Ph. S. Hench, romatizmal eklem inflamasyonu hastasında kullanmıştır. T. Reichstein, E. Kendall ve Wintersteiner 1950 yılında Nobel Ödülünü de kazanmıştır. Kortizol, kortikosteroidler olarak bilinen hepimizin yakından bildiği Kortizon hormon sınıfına dahil edilmiştir.

Kortizon Nedir? 

Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan, steroit yapısında olan, çok önemli bir hormon. Bu hormon, vücutta çok çeşitli ve çok önemli tesirler icra etmektedir. Kandaki şeker miktarını artırır, dışarıdan ilaç olarak verildiğinde, şeker hastalarının durumunu ağırlaştırır. Vücutta protein yıkımını uyarır ve yapımını azaltır. Açıkçası vücuttaki, yağ ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesini sağlamaktadır. Kortizonun yağ metabolizması üzerine olan tesirinin esası hakkında pek az şey bilinmektedir. Kortizon tedavisi gören hastalarda aşırı bir yağ birikmesi meydana gelmektedir. Kortizonun tıpta kullanılmasının en mühim sebebi, antienflematuar etkisine (iltihabi reaksiyonu giderici, doku şişmesini önleyici) bağlıdır. Kortizonun önemli bir tesiri de, alerjiyi önleyici olmasıdır. Suyun vücuttaki dengesi üzerinde de büyük rol oynamaktadır. Farklı bir tesiri de bağışıklık sistemi baskılamasıdır.

Kortizon Maddesinin İnsan Vücudundaki Önemi 


Normal bir günde insan vücudunun salgıladığı kortizon miktarı farklıdır. İstirahat halindeki normal bir insanın salgılamış olduğu kortizon miktarı günlük 15-40 mg arasında değişmektedir. Bunun aksine şişman insanlarda kortizon üretimi yüzde 50 oranında daha fazladır. Vücudun gün içerisinde salgılamış olduğu kortizon miktarı gece, gündüz ve kan basıncına göre değişiklik göstermektedir. İnsan vücudunda kortizonun en fazla salgılandığı zaman sabah saatleridir. Aşırı bir sinir anında ise kortizon miktarı 10 kata kadar çıkmaktadır. Vücuttaki kortizonun üretimi henüz 3 haftalık iken başlar ve ömrünüzün sonuna kadar devam eder. Üretilmediği durumlarda ise dışarıdan alınmaktadır. Birçok hastalığın tek tedavi çözümü olan kortizon miktarı doktor tarafından doğru bir şekilde belirlenmelidir.

Kortizon Kullanımında Nelere Dikkat Edilmesi Gerekir? 

Yüksek dozda uzun süre kullanıldığında, ay dede yüzü, kıllanma, sivilce, adetlerin kesilmesi, kemiklerin, kasların zayıflaması, tansiyon yükselmesi, mevcut şeker hastalığının veya tüberkülozun ağırlaşması, mide ülserinin azgınlaşması, psikolojik bozukluklar ve enfeksiyonlara karşı mukavemetin kırılması durumu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu durumların hepsine birden de Cushing Sendromu denilmiştir. Daha düşük miktarda kortizonun yeteceği hastalıklarda yüksek dozda kortizon kullanımının önerilmesi de sıkıntılı hallerden biridir. En önemli kısım ise kortizon kullanımı sırasında hasta doktor tarafından takipte olmalı, yerinde ve belirli miktarda kullanımı sağlanmalıdır. Kortizon tedavisine başlanan hastaların dikkat etmesi gereken besinler de mevcuttur. Tuzlu gıdalar, konserve, turşu ve salamura, tahin pekmez, çikolata, tatlı meşrubatlara, kuru yemiş, kabartma tozu, et suyu bulyonları, ve kızarmış ağır hamur tatlılarından da kaçınmaları gerekmektedir.

Kortizon Tedavisi Hangi Hastalıklarda Uygulanır? (Kullanılır) 

Vücutta çok önemli tesirlere sahip olan bu hormonun, sentetik olarak, çeşitli türevleri yapılmış ve piyasaya ilaç olarak sürülmüştür. Bu grup ilaçlar Aşağıdaki hastalıklarda faydalı olabilmektedir. Addison hastalığı, hipofiz bezi yetersizliği, şiddetli bronşiyal astıma allerjik durumlar, had göz iltihapları, romatoitartrit, ateşli romatizma, had nikris (gut hastalığı) krizi, hemolitik anemi, had kan kanseri, multipl, myelom, müzmin, lenfatik kan kanseri, pemfigus vulgaris (öldürücü bir deri hastalığı), septik şok. Egzama ve benzeri hallerde de faydalı olduğu görülmektedir. Kortizon bazı hastalıklarda tek çözüm tedavi yöntemi olsa da fazla alındığında geri dönüşü olmayacak hastalıklara da sebep olabilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki; içlerinde kortizon bulunan ve tedavi amacı ile kullanılan bu ilaçlar, herhangi bir hastalığı tamamen tedavi etmemektedir. Uzun süreli bir tedaviye geçmeden önce iyice düşünüp taşınmalı ve mevcut diğer grup ilaçları mutlaka denenmiş olmalıdır. Sebebi ise, kortizon grubu ilaçların, çok dikkat ve devamlı kontrolü gerektiren ilaçlar olmasıdır. Şuursuz, bilgisiz ve gereksiz uygulamalar ölüme kadar varabilen bir çok yan etkiye sebep olabilmektedir. Bu tehlikelere rağmen, bu grup ilaçlar, günümüzde en çok kullanılan ilaçlar arasına girmiştir. İlaçlar kullanılmadan önce mutlaka hastanın sıkı bir kontrolden geçirilmesi gerekmektedir.

Kortizon (Tedavisinin) Maddesinin Yan Etkileri Nelerdir?

Özellikle çocukluk dönemi ve genç yaşlarda uygulanmış olan kortizon tedavisi gelişme bozukluklarına neden olabilmektedir. Kullanılan kortizon, vücudun bazı bölgelerinde şişlik ve gövdede yağlanma oluşturabilmektedir. Adele zayıflığı, kemik erimesi, kan basıncında yükselme, seksüel ve psikolojik sorunları da beraberinde getirebilir. Ayrıca cilt üzerinde kıllanma ve çizgilenmelere de yol açmaktadır. Troid hormonu işlevlerine de olumsuz durumlar olabilmektedir. Kadınlar üzerinde kullanımında regl bozukluklarına da yol açmaktadır. Erkekler üzerinde ise, testisler üzerinde olumsuz durumlar yaşanabilmektedir. Kortizonun çocuklar üzerinde uzun süre kullanımı büyüme ve gelişmenin gecikmesine sebep olmaktadır. Kortizonun kontrolsüz kullanımı da bazı sorunlara neden olabilmektedir. Diyabet, hipertansiyon ve yukarıda bahsettiğimiz Cushing sendromuna yol açabilmektedir. Cushing hastalığında bağışıklık sistemi gerilemektedir. Tuz tutulması artacağından hipertansiyon oluşmaktadır. Kortizonun kullanımı ile beraber aşırı kilo alımı ve kaslarda gerilme görülmektedir. Dolayısıyla hasta şişman ve kırmızı yüzlü bir hal almaktadır. Aynı zamanda potasyum eksikliği, kaslarının ince oluşu, kemiklerinin kırılgan oluşu ve mikroplu hastalıklara eğilimli olması muhtemel olacaktır.

Kortizon Kullanımının Vücudumuzdaki Organlara Etkileri Nelerdir?

Önemli noktalardan birisi de kortizon tedavisinin aniden kesilmemesidir. Tedavinin ani bir şekilde bırakılması, organizma üzerinde ani reaksiyonlara sebep olmaktadır. Kortizon tedavisi uygulanırken dozu yavaş yavaş arttırılarak başlanmalı ve aynı şekilde de kesilmelidir. Kortizon tedavisinin böbrek üstü bezi yetersizliğinden ötürü fiziksel bağımlılık yaptığı unutulmamalıdır. Bu sebeple kortizon tedavisini uzun süre uygulayanların, aniden bırakmaması önemlidir. Çünkü hastanın böbrek üstü bezleri gerileyebilir ve hasta şoka girebilmektedir. Başka bir yan etkisi de uzun süreli kortizon tedavisinde kaslarda erimeye yol açmaktadır. Özellikle de kol ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında güçsüzlük görülmektedir. Kortizon tedavisi mantar ve virüs kaynaklı enfeksiyon gelişimine yatkınlık oluşturmaktadır. Tüberküloz mikrobunu da yeniden alevlendirir. Ve hastalığın yeniden oluşmasını sağlamaktadır. Kortizon tedavisinin, mideye de birçok yan etkisi vardır. Kortizon, midedeki asit salgısını arttırmaktadır. Böyle olunca koruyucu mukus tabakasını bozmaktadır. Yara etrafında iyileşmeyi sağlayan hücrelerin aktivitelerini azaltarak, ülsere yol açmaktadır. Kortizon, vücuttaki tuz ve su tutulumuna sebep olmaktadır. Bu da böbrek hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği olan hastalar üzerinde sorunlara yol açmaktadır. Kortizon tedavisi yapılan hastaların böbreklerindeki tuzun geri emilimi artmaktadır. Kortizon tedavisi sırasında da tuz tüketimi azalmaktadır. Bu şekilde tuz, kanda ve vücut sıvılarında birikerek basıncı arttırmaktadır. Çünkü kandaki tuz oranı ne kadar fazla ise, kılcal damarlar basınç sebebi ile dokulardan o kadar fazla su çekecektir. Böylece kan basıncı da yükselmektedir. İşte yüksek tansiyon yapmasının sebebi de budur. Ayrıca vücuttaki potasyum atılımı da kasların güçsüzlüğüne yol açacaktır. Kalbin kasılma fonksiyonlarında da olumsuz sonuçlara doğurabilmektedir. Kortizon tedavisinin uzun süre uygulanmak zorunda kalınan hastalarda, katarakta da yol açtığı görülmektedir. Hatta bazı burun spreyleri içerisinde de kortizon kullanılmaktadır. Bu tür burun spreyleri, bazı kişilerde burunda kanamalara, kabuklanma ve kurumalara sebep olmaktadır. Son olarak kortizon, tedavi için mecburen kullanılacaktır. Ancak bu yazılanların tümüne dikkat edilerek ve uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Kortizonun aniden bırakılması durumunda, böbrek üstü bezleri kortizon üretmediğinden dolayı vücutta ani bir kortizon eksikliği oluşacaktır ve addison krizi de meydana gelecektir.
Paylaş:

Ötüken Birliği Partisi Nedir? Kurucusu, Programı ve Amaçları Hakkında Bilgi


Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün kurduğu ve yönettiği yıllardaki Cumhuriyet Halk Partisinden bu güne ilk defa Türkçü, Turancı, sadece ve sadece Türk Milletini esas alan, din ve mesheb ayrımı gözetmeksizin ırk temelli yani Türk temelli bir bakış açısı ve parti programı ile yola çıkan yeni bir parti kuruldu. Bilenler bilir bilmeyenler araştırınca görecektir; Atatürk kendi zamanında Türkiye'de aynı Ötüken Birliği Partisi gibi bir yaklaşımla bütün devlet işleyişini Türk ve Türkçülük temelinde şekillendirmiştir.

Bu durum, Ötüken Birliği partisinin Atatürk'ün tam izinde olduğu, Atatürk İlke ve İnkılaplarının sarsılmaz bir bekçisi olması nedeni ile Atatürk'ün ''Türk Milleti'' ve ''Türkçü Türk Devleti'' ideali ile tam anlamıyla örtüştüğünü göstermektedir.

O kadar ki! Atatürk, tüm kamu kurumlarının amblemlerinde mutlaka bozkurt kullanmış, mesela Güreş Federasyonu amblemi ve Milli Eğitim Bakanlığı keza öyle, bozkurt sigarası, bozkurt pulu, izcilerin adını yavru kurtlar koyması ve amblemini yine bozkurt yapması. Ki, Cumhuriyet halk Partisinin ilk özgün parti bayrağı da bozkurtlu'dur. Daha o kadar çok örnek var ki, bu Atatürk' ün tam ve mükemmel bir Türkçü olduğunun kanıtıdır.

Ötüken Birliği Partisi 

''Ötüken Birliği Partisi'' adı ile kurulan ve kısa adı ''Ötüken'' olan bu yeni kurulan parti hakkında merak edilen sorular var tabi ki; mesela, Ötüken Birliği Partisi Nedir?, kurucusu ve kurucuları kimdir, kuruluş amacı nedir, nasıl bir ideolojiye sahip gibi sorular en başta gelmektedir. İşte Türk Milletinin kendisini ve bekasını tam merkeze koyan, aynı zamanda Türk devletleri ve tüm toplulukları arasında inanç kapsamında hiç bir ayrıma gitmeden tüm Türk ırkından olanları bir kabul eden, kimilerine göre  ırkçılığı esas alan bir parti kuruldu.

Ötüken Birliği Partisi Türkiye’de faaliyet gösteren siyasi parti sayısı, son kurulan Ötüken Birliği Partisi ile 88'e yükseldi. Irkı esas alarak Türkçülük düşüncesiyle yola çıktığını açıklayan partinin programında, “Türk’ü dünyada en üstün ırk olarak gördüğümüz için, Türkiye Türklerindir demek için kurulduk” ifadesi yer alıyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı faaliyette bulunan siyasi parti listesini güncelledi. 31 Aralık 2017 tarihi itibariyle Türkiye’de 88 siyasi parti faaliyette bulunuyor. Listeye göre 2017 yılında 4 siyasi parti kuruldu. Bu partiler sırasıyla Güven Adalet ve Aydınlık Partisi, İyi Parti, Türkiye İşçi Partisi ve en son 20 Aralık tarihinde kurulan Ötüken Birliği Partisi oldu.

KISA ADI ''ÖTÜKEN''

Kısa adı Ötüken olan partinin kurucusu ve tüzüğü henüz Yargıtay sitesine yüklenmemiş ancak parti genel merkezinden yapılan açıklamaya göre önümüzdeki günlerde Yargıtay sitesinin güncellenmesiyle sitede yükleneceği belirtilmekte.

Partinin sosyal medya hesabında yer alan bilgilere göre kurucu genel başkanı M. Hakan Semerci oldu. Yine burada yer alan programa göre parti “Türk milletinin, Türk yurdunda kayıtsız şartsız hâkim, tam bağımsız ve birlik olarak yaşamasını amaçlayan Türkçü düşüncenin ürünü” olarak kuruldu.

Tek başına iktidara gelme amacı ile yola çıktığını belirten partinin programında Türk Milleti, “anne ve baba soyu olarak Türk ırkına mensup, ana dili Türkçe, Türk kültürüne mensup ve Türk ırkına mensup olanlar kadar Türkleşen (Türk olduğunu hatırlayan ve uyanan) kişilerin, bir araya geldiği bir kitle” olarak tanımlandı.


‘TÜRKÜ DÜNYADA EN ÜSTÜN IRK OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ İÇİN’
Partinin iç ve dış politikasının temelini de bu kitlenin her açıdan faydasını sağlamak üzere oluşturduğu belirtildi. Parti programında yer alan kuruluş amaçları içinde “Türkü dünyada en üstün ırk olarak gördüğümüz için, Türkiye Türklerindir demek için kurulduk” ifadeleri dikkat çekti.

 

ÖTÜKEN BİRLİĞİ PARTİSİ PROGRAMINDA YER ALAN HEDEFLER

Parti programında yer alan hedeflerden bazıları şöyle:
  • Irkı esas alan Ötüken Birliği Partisi’ne göre millet, ırk demektir. Bizler ırkımızı (milletimizi) daha çok yükseltmek için çalışmalar yapmayı kutsal görev kabul ederiz. Türk ırkının varoluş gayesi dünyaya hakim olmaktır, Türkçülük görüşünün kaynağında din mezhep birlikteliğini ölçü kabul etmeyiz kan birliği esastır. Türkçülüğü devletimizin temel felsefesi yapmak temel hedefimizdir.
  • Devletin resmi makamlarında Türklük şuuruna sahip olmayanların görev almasını reddeder.
  • Türkiye Cumhuriyeti siyasetine yine Türkler karar verecekler ve uygulayacaklardır. Türk siyasetinde, Türk milletvekilleri ve Türkçü millet vekilleri olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatanının bekası Türk olmayanların idaresinde olmayacaktır.
''ASKER VE POLİSLER TÜRK KÖKENLİ OLACAK''
  • Asker ve polislerimiz Türk kökenli olacak, yabancılarla evlilikleri yasaklanacaktır.
  • Mülteci akını durdurulacak, Türk tabiyetine geçenlerin vatandaşlıkları iptal edilerek ülkelerine geri yollanacaktır.
  • İdam cezası kapsamlı olarak suçlar kapsamında uygulamaya geçirilecektir.
''İMAM HATİPLER KAPATILACAK''
  • Ülkemizin yıllık imam ihtiyacını karşılayacak miktarda imam yetiştirecek okullar hariç tüm imam hatip liseleri kapatılacaktır. Kalan imam Hatip liselerinin müfredatı yeniden düzenlenecek, analitik ve bilimsel düşünme yetisi kazandırılmış, kültürlü, felsefe ve sanat bilen imamlar yetiştirilecektir.
  • İlk, orta ve lise seviyesindeki okullarımızda ‘Andımız’ın ve ‘İstiklal Marşımız’ın’ okunması yeniden mecburi hale getirilecektir.
  • Cemaat ve tarikatlar eğitim sisteminden uzaklaştırılacak, tarikat ve cemaat yurtları kapatılacaktır. -Türk devletleri dilleri okullara seçmeli ders olarak verilecektir. Yabancı dillerde tedrisat ancak liselerde başlayacaktır.
  • Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin içeriği yeniden düzenlenecektir. İlkokul seviyesinde asla din eğitimi olmayacaktır.

PARTİ ROGRAMININ TAM METNİ (PDF) İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ.

Mustafa Kemal Atatürk zamanında, Atatürk' ün Türkçü devlet ideolojisinin bazı örnekleri;








Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Vecihi Hürkuş Kimdir? Biyografisi, Hayatı Hakkında Bilgi


Vecihi Hürkuş, Türk havacılık tarihine adını yazdıran önemli şahsiyetlerden biri ve pilot ve aynı zamanda da mühendistir. 1896 yılının Ocak ayında, İstanbul’da doğmuştur. İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, Vecihi Hürkuş’un babasıdır. Annesi ise, Vidin’de doğmuş, küçük yaşlardayken İstanbul’a getirilmiş olan Zeliha Niyir Hanım’dır. Daha bebek sayılabilecek yaşlarda iken babası ölmüş, annesi ve geriye kalan geniş ailesi ile birlikte yaşamıştır. Ardından, amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlardır.

Amcası Ahmed Şekür Bey, Harbiye’de eskrim ve resim hocasıdır. Sonraları ise, kardeşleri ve annesi ile birlikte Üsküdar’a taşınmışlardır. Vecihi Hürkuş, 3 kardeşin ortanca olanıdır. İlkokulunu Bebek’te okumuş, sonra ise sırasıyla Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde öğrenim görmüştür. Bir süre sonra, sanata olan merakı ve isteği nedeniyle de, Tophane Sanat Okulu’na geçmiş ve burayı bitirmiştir. 1912’de yaşanan Balkan Savaşı’na, eniştesi olan Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katılmıştır. Bu savaşta, Edirne’ye giren kuvvetlerin içinde yer almıştır. Balkan Savaşı’ndan sonra ise, Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan olmuştur.

Vecihi Hürkuş, gençliğinden bu yana tayyareci olmak niyetindeydi. Yaşının küçük olması sebebiyle, makinist mektebine alınmıştır. Burayı bitirerek, Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit olarak mezun olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında, makinist sıfatıyla Bağdat’a gönderilmiştir. Gönderildiği yerde, 1916 yılının Şubat ayında bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a dönmüştür.

Savaştan yaralı olarak döndükten sonra, Yeşilköy’deki Tayyare Okulu’na girmiş, burada tayyareci olmuştur. Vecihi Hürkuş, pilot olarak ilk uçuşunu 21 Mayıs 1916 tarihinde gerçekleştirmiştir. 15 Kasım 1916 tarihinde ise, tayyarecilik tahsilini başarıyla noktalamış ve pilot diplomasını almıştır. 1917 yılının sonbaharında, Ruslar’a karşı savaşmak üzere Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atanmıştır. Burada oldukça başarılı keşif ve bombardıman uçuşları gerçekleştirmiştir. Kafkas Cephesi’nde girdiği bir hava muharebesinde, bir Rus savaş uçağını düşürerek, uçak düşüren ilk Türk tayyareci olmuştur.

1917 yılının Ekim ayında, bir hava savaşında yaralanıp düşürülmüş, esir olacağını anlayınca, düşmana teslim etmemek için uçağını yakmıştır. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’nda tutulmuştur. Azeri Türkleri’nin yardımıyla adadan yüzerek kaçmış, adanın karşısındaki Bakü, Ruslar tarafından işgal edildiği için, savaşa girmeyen İrandan karaya çıkmıştır. Beraber esaretten kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile, 2,5 ay süren kara yolunu yaya olarak tamamlamıştır. Süleymaniye üzerinden Musula geldikten sonra yurda dönüp, 1918 yılı yaz başlarında Yeşilköy’de bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev almıştır.


Bu zaman zarfında, bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Hürkuş’un projesi, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması nedeniyle yarıda kalmıştır. İstanbul işgal edildiğinde, esaretten dönen askerlerin arasına karışarak, Harem’den kalkan bir gemiyle gizlice Mudanya’ya, oradan da Bursa ve Eskişehir üzerinden Konyaya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında, Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot” olarak başarıyla görev yapmıştır. Özellikle İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, çok başarılı keşif ve destek uçuşları yapmıştır. Bu uçuşlardan birinde, bir Yunan uçağını da indirmiştir. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilot olarak da havacılık tarihine geçmiştir. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi de, Vecihi Hürkuş’tur.

Vecihi Hürkuş’a, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Bununla birlikte, TBMM tarafından 3 kez takdirname verilmiştir. Bu başarısı ile de, 3 takdirname verilen tek kişi olma ünvanına da sahip olmuştur. Kurtuluş Savaşı sıralarında, Akşehir’de Jandarma Komutanı olan Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlenmiştir. Gönül ve Sevim isimli 2 kızı olmuştur.

avaşın ardından, İzmir / Seydiköy’de açılan tayyare okulunda, yeni tayyarecileri eğitmeye başlamıştır. 1923 yılının başlarında, İzmit bölgesindeki Tayyare bölüğüne atanmıştır. Ancak 3 ay geçtikten sonra, İzmir’de görevli Binbaşı Fazıl’ın, eğitim uçuşunda düşüp şehit olmasıyla, tekrar İzmir’e çağrılmıştır. Tüm bu eğitim ve görevlerin yanı sıra, fen işleri ile de uğraşmış, savaşta birçok sıkıntı ve yokluk çekildiğini bildiği için, bu sıkıntıların giderilmesi amacıyla, havacılığı millileştirme düşünceleri zihnine hakim olmuştur.


Yine bu yıllarda, Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilmiştir. Bu hizmeti karşılığında, o uçağa “VECİHİ” adı verilince, uçak tasarlama ve yapma düşüncelerine yoğunlaşmıştır. İzmir Seydiköy Hava Okulu’nda (bugün yerinde Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı bulunan askeri tesis), uçak yapımı projesine devam etmiştir. Kendi ürettiği ilk uçağında, 1923 yılında Yunanlılar’dan savaş ganimeti olarak elde edilen motoru ve bazı parçaları kullanmıştır. Aynı zamanda bu uçak, imal edilen ilk Türk uçağıdır. 28 Ocak 1925 tarihinde, “VECİHİ K-VI” adını verdiği uçağını uçurmuştur. Ancak, bugün gururla anlatılan bu olay, izinsiz uçuş yaptığı için, Vecihi Hürkuş’a ceza getirmiştir. Uçuş için istediği izin nedeniyle bir heyet toplanmış, ancak havacılıktan pek de anlamayan kimselerce izin işi geciktiği için, çeşitli telkinlerle uçuş kararı alan Vecihi Hürkuş’a, heyet tarafından ceza verilmiştir. Bu ceza, havacılık tarihi açısından, bir dönüm noktasıdır.

Ceza aldıktan sonra istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp, Ankara’ya giden Vecihi Hürkuş, yenice kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “İstikbal göklerdedir…” sözünden feyz alan bu cemiyet, çeşitli bağışlarla güçlenmek ve havacı bir nesil yetiştirmek için okul kurmak niyetindeydi. Vecihi Bey, bu cemiyete bağışlamak için yaptığı uçağı geri almaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır.

1930 yılında Kadıköy’de, bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay gibi bir sürede, ilk Türk sivil uçağını, kendisinin de ikinci uçağı olan “VECİHİ XIV”‘ü inşa etmiştir. Bu uçakla ilk uçuşunu, 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de gerçekleştirmiştir. Ardından, VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy’e, sonra da Ankara’ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası’nı alabilmek için, İktisat Bakanlığı’na başvurmuş, ancak 14 Ekim 1930’da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Bu cevap üzerine, istenen belgenin alınması amacıyla, uçak sökülerek Çekoslovakyaya gönderilmiştir. Hürkuş, 6 Aralık 1930da Praga vardığında, parçalanmış tayyare henüz gelmemiştir. Birçok prosedür, montaj ve çeviri işlemlerinin ardından, tayyarenin uçuş kontrolü tamamlanmıştır.

Vecihi Hürkuş, 23 Nisan 1931de, Çekoslovakyalı yetkililerin düzenlediği bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazan bir pankartla onurlandırılarak, uçuş izni almıştır. 25 Nisan 1931de Çekoslovakyadan uçuşuna başlamış, 5 Mayıs 1931de Türkiyeye ulaşmıştır.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti yararına Türkiye turu yapmıştır. Tur güzergahları ise şöyledir;


Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.
İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.
1932 yılında, “Vecihi Sivil Tayyare Mektebi” isimli, ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda, ilk Türk kadın pilotu olan “Bedriye Gökmen” ile beraber, toplam 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de, ilk sivil uçağı “VECİHİ XIV”, ilk eğitim ve spor uçağı “VECİHİ XV”, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı “VECİHİ SK-X” üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, bunun sonucunda, 1933 yılında “NURİ BEY” adı verilen “VECİHİ XVI kabin uçağı” yapılmıştır.
1954 yılında ilk Türk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Havayolları’nı kuran da, Vecihi Hürkuş’tur. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırmış olduğu uçaklardan sekiz tayyare, Ziraat Bankası’ndan kredi kullanılarak satın alınmıştır. Ancak kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar vb. aksilikler sonucunda, Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edilmiştir. Bu kötü gelişmeye rağmen, elinde kalan son uçağını (TC-ERK), Maden Tetkik Arama Enstitüsü adına kullanarak, Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arama faaliyetlerinde görev almıştır.
Hayatının sonlarına doğru çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmaya sürüklenmiş, icra takipleri ve davalarla boğuşurken, vatana hizmet nedeniyle kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konulmuştur.
Ankara’da anılarını yazdığı zaman diliminde, beyin kanamasından komaya girmiştir. Hayatı boyunca havacılıkla uğraşmış olan Vecihi Hürkuş, insanoğlunun aya ayak basmak üzere Dünya’dan ayrıldığı tarihte (16 Temmuz 1969), Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde, hayata gözlerini yummuştur.
Ölümünün ardından, Ankara / Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Vecihi_H%C3%BCrku%C5%9F
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4572
http://www.bilgiustam.com/vecihi-hurkus-kimdir
Paylaş:

29 Aralık 2017 Cuma

Mors Alfabesi Nedir? Nasıl Yazılır? Ne İşe Yarar?- Mors Alfabesinin Tarihçesi (Hakkında Bilgiler)



Mors alfabesi olarak adlandırılan bu özel alfabe, çok zor ve bilmeyen için anlaşılması neredeyse imkansızdır.Film ve belgesellerde çoğu zaman kullanıldığını görürürüz. Ancak mors alfabesi çevirisi yapmaya çalışsanız da, ilk etapta anlamakta güçlük çekeceğiniz kesindir. İlk olarak 1835 yılında Samuel Morse tarafından oluşturulmuş ve ilk kullanımı 1837 yılında olmuştur.

Mors Alfabesi Nedir?

Kısa ve uzun sinyalin farklı olan kombinasyonlarının harfleri, noktalama işaretleri ya da sayıların oluşturmuş olduğu bir haberleşme dilidir. Elektrik sinyali ya da radyo frekansları ile kişiden uzak olan farklı bir noktaya yazılı olan bir metnin iletilmesidir. Aralarda oluşan sessizlikler de aynı şekilde anlam ifade etmektedir. Telefon ve cep telefonu teknoloji gibi düşünülebilir. İlk olarak Samuel Morse’nin telgraf ile uğraşması sonucu bulunmuştur. Telefonun olmadığı dönemlerde mors alfabesi ile benzer iletişim kurulabilmekteydi. Günümüz koşullarında çok fazla karşınıza çıkacaktır diyemiyoruz. Ancak, yine de mors alfabesi öğren ve kendini geliştir diyebiliriz. Online internet sitelerinde mors alfabesinin nasıl öğrenileceği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.

Mors Alfabesi Nerelerde Kullanılır?

Mors alfabesi nerelerde kullanılır diye merak ediyor olabilirsiniz. Günümüzde çok fazla kullanılan bir alfabe değildir. Bazı amatör radyolarda ve gemilerde mors alfabesinin halen kullanıldığını görebilirsiniz. Özellikle gizli bilgilerin paylaşılabilmesi için mors alfabesini öğrenmek faydalı olacaktır. Genel anlamda mors alfabesi öğrenme çok zor olmayacaktır. Temel mantığını kavradığınız takdirde kısa sürede öğrenebileceksiniz. Mors alfabesini öğrenmek için temel sinyallerin anlamlarını bilmek şarttır. Bu anlamları öğrendikten sonra süreç çok daha hızlı ilerlemiş olacaktır.

Mors Alfabesi Nasıl Öğrenilir? 

Mors alfabesinin ilk icat edildiği yıllarda tüm dünyada adeta bir devrim gibi karşılanmıştı. Hemen herkes bu haberleşme dilini kullanmaya başlamıştı. Ancak, teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesi ile birlikte mors alfabesinin kullanımı ve öğrenilmesi azalmıştır. Genel olarak öğrenmenin kolay yolu kısa sinyal aldığınızda sola, uzun sinyal aldığınızda da sağa yönelmenizdir. Mors alfabesini öğrenmenin yolları şu şekildedir.

  • Temel Sinyallerin Anlamlarını Öğrenin: Mors alfabesinde farklı iki sinyal vardır. Uzun ve kısa bu sinyalleri öğrenerek başlayabilirsiniz.
  • Mors Alfabesini İnceleyin: Alfabe içerisinde yer alan bir harfi seçin ve detaylı olarak inceleyin. Harf için karşılık seslere bakın ve dit ya da dat seslerine denk geldiğinde bunu tekrarlayın.
  • Tüm Harflerin Seslerini Çıkarın: Daha sonrasında tüm harflerin üzerine yoğunlaşın. Çıkan sesleri anlamaya ve tekrar etmeye çalışın.
  • Kelime Tekrarları Yapın: Kelime tekrarı yapmak harflerin çıkardığı sesi anlamak için çok önemlidir. Bunu sürekli olarak yapmak öğrenmek için büyük önem arz etmektedir.
  • Basit Kelimeler Oluşturun: Az heceden oluşan basit ve kolay kelimeler oluşturmaya çalışarak öğrenme sürecini hızlandırabilirsiniz.


Mors Alfabesi Nasıl Kullanılır? 


Mors alfabesini kullanabilmek için öncelikli olarak öğrenilmesi gerekmektedir. Önemli olan sesleri kavramaktır. Daha sonrasında harflerin karşılık geldiği semboller kendiliğinden kafanıza yerleşmiş olacaktır. Sürekli tekrarlar yaptığınızda çıkan sesleri çok kolay bir şekilde anlayabiliyor ve mors alfabesini kullanabiliyor olacaksınız.

Mors Alfabesi Harfleri Nelerdir?

Mors alfabesi harf, rakam ve işaretlerden oluşmaktadır. A, b, c, d, e, f, g, h, ı, j, k, l, m, n, o, p, q, r, s, t, u, v, w, x, y, ve z harflerinden oluşmaktadır. Öğrenmek için online site üzerinden mors alfabesi çevirici kullanabilirsiniz. Rakam olarak da 0’dan başlamak üzere 9’a kadar tüm rakamlar mevcuttur. Bunun yanında nokta, virgül, soru işareti, / ve @ gibi işaretler de mors alfabesi içerisinde mevcuttur.



Paylaş:

23 Aralık 2017 Cumartesi

Şahmeran Efsanesi Nedir? Hakkında Bilgi - Kısaca Özet

Dünyada pek çok efsane vardır, ama Türklere ait olan efsaneler arasında yer alan Şahmaran efsanesi deniz kızı masallarına benzerliği ile dikkat çeker...

Vücudunun üst kısmı güzeller güzeli bir kadın, vücudunun alt kısmıysa yılan şeklinde olan doğu kültürünün masallarında yer bulan mitolojik bir yaratıktır. Yılanların şahıdır. Efsaneye göre, Tarsus çevresinde yaşadığı düşünülür.

Çocukken büyüklerimizden severek dinlediğimiz bir öyküsü vardır. Şahmeran, özünde iyilik olan bir canlıdır. Yer altında yılanları ile birlikte yaşar. Tüm yılanlar ona itaat eder. Cemşab adlı bir genç, arkadaşlarının açgözlülüğü yüzünden buldukları balı paylaşmamak adına, kuyunun dibinde bırakılır. Burada yalnız kalan ve yukarıya çıkamayan Cemşab, kuyunun yan tarafında bir delik görür. Deliği büyüterek, delikten ışık sızan bölümü gözetler ve orada Şahmeranı görür. Sonra geçebileceği kadar kazar ve Şahmeranla bu şekilde tanışır. Şahmeran Cemşabı çok sever. Cemşab, Şahmeranın yanında kaldığı süre içinde Şahmeran ona tıp bilimiyle ilgili hiçbir insanın sahip olamadığı bilgileri verir. Cemşab da bu bilgileri öğrenmek için elinden geleni yapar. Bir söylentiye göre Cemşab, aslında bilinen Lokman Hekimdir.

Aradan geçen uzun bir süreden sonra Cemşab sıkılır ve evine dönmek ister. Şahmeran gitmemesini ister; ama Cemşab bu konuda kararlı olduğu için gitmesine izin verir. Giderken Şahmeran kendisini gördüğünü kimseye söylememesi gerektiği konusunda Cemşabdan söz alır. Cemşab evine döndükten sonra Şahmeranı gördüğünü kimseye söylemez. Ama zamanın hükümdarı hastalanır ve hastalığının tek çaresi de Şahmeranın vücudundadır. Şahmeranı kesip etini hükümdara yedirerek iyileştirmeyi düşünen vezir, her yerde Şahmeranı arar. Ülkedeki tüm insanları tek tek kontrol eder. Kendince bir yöntemi vardır bu konuda. Tüm insanları hamama çeker ve bir köşeden gizlice yıkanan insanları izler. Cemşab Şahmeranın yerini söylememekte kararlı olsa da, vezir Cemşabı da hamama çağırır. Bir köşeye gizlenerek Cemşabı izler. Orada yıkanmak için soyunan Cemşabın vücudunun pullarla kaplı olduğunu gören vezir birden ortaya çıkar. Şahmeranı gören insanın vücudunun pullarla kaplı olacağını bilen vezir Cemşabı zorla konuşturur. Bunun üzerine Cemşab istemeyerek de olsa Şahmeranın yerini söylemek zorunda kalır. Bu şekilde Şahmeranın yerini öğrenen vezir Şahmeranı ele geçirmeyi başarır.

Yakalanan Şahmeran, Cemşabın ne kadar üzgün olduğunun farkına varır. Bunu isteyerek yapmadığını anlar. Çaresiz ölecektir Şahmeran ama ölmeden önce Cemşab ile görüşmek ister. Cemşaba kendisini öldürdükleri zaman etini kaynatıp suyunu vezire içirmesini, etleri de hükümdara yedirmesini söyler. Cemşab Şahmeranın söylediklerini aynen uygular. Suyunu vezire içirir. Vezir oracıkta ölür. Etini hükümdara yedirir, hükümdar hastalığından kurtulup iyileşir. Şahmeran efsanesi iyilik yapma ve kötülük bulma konusunda insanlara bir ders niteliği taşır ve kuşaklar boyu anlatıla gelir.

Efsaneye göre Şahmera’nın yılanları, hala Şahmera’nın öldüğünü bilmez. Eğer yılanlar Şahmeranın öldüğünü öğrenirlerse tüm şehri basacak ve Şahmeranın intikamını alacaktırlar. Ama efsanede Şahmeran barışçı ve iyilikseverdir. Yılanları insanlara zarar vermesin, öldüğünü anlamasın diye bir takım hilelere başvurduğu söylenir.

Kaynakça:
vikipedi
Paylaş:

Noel (Christmas) Nedir? Ne Zaman, Niçin ve Nasıl Kutlanır? (Noel Hakkında Bilgi)



Hristiyan Dünyasının kutsal saydığı günlerden biri olan Noel veya Christmas nedir? Noel nasıl, niçin ve ne zaman kutlanır? Yılbaşı ile Noel aynı şey midir? gibi sorulara cevap olabilmesi açısından faydalı olacağını düşündüğümüz yazımızın detayları aşağıdadır... Noel neden kutlanıyor? İşte Noel hakkında bilgiler ve detayları...

Noel (Christmas) Nedir?

Noel, Hz. İsa'nın doğumunu kutlamak ve anmak için her yıl genellikle 25 Aralık tarihinde Hristiyan alemince kutlanan dini ve kültürel bir gündür. Birçok ülkede Noel günü resmi tatildir ve Hristiyanlar tarafından kutlanır. Son yıllarda Hristiyan olmayan ülke ve uluslar da Noel kutlamaları yapmaktadır. Bazı ülkelerde Noel Arifesi olarak bilinen Christmas Eve günü Noel'den daha önemli bir gün olarak kutlanmaktadır.

Birçok ülkede Noel günü resmi tatildir ve Hristiyanlar tarafından kutlanır. Son yıllarda Hristiyan olmayan ülke ve uluslar da Noel kutlamaları yapmaktadır. Bazı ülkelerde Noel Arifesi olarak bilinen Christmas Eve günü Noel'den daha önemli bir gün olarak kutlanmaktadır.

Noel hangi tarihte kutlanıyor? 

Hz. İsa'nın doğumuna dair net bir tarih olmasa da Batı Hristiyan Kilisesi 4'üncü yüzyılın ortasından itibaren doğumu 25 Aralık Noel günü olarak kabul etmiştir. Günümüzde Hristiyan aleminin büyük bir çoğunluğu Miladi Takvim'e göre 25 Aralık'ta Noel'i kutlamaktadır. Doğu Hristiyan Kiliseleri de Noel günü için Jülyen Takvimi'ndeki 25 Aralık tarihini esas alır. Bu tarih Miladi Takvim'de 7 Ocak tarihine tekabül eder. 6 Ocak tarihi de Batı Hristiyan Kilisesi için Epifani bayramıdır. Hristiyan aleminde Noel günü için bir anlaşmazlık bulunmamaktadır fakat genel olarak 25 Aralık tarihi baz alınır.

Noel neden 25 Aralık'ta kutlanır? 

Noel'in neden 25 Aralık günü kutlandığına dair bir bulgu olmasa da bazı sebepler 25 Aralık tarihini seçmeye yöneltmiş olabilir. Romalılar 25 Aralık tarihini yılın en uzun gecesi ve en kısa gündüzünün yaşandığı gün dönümü olarak kabul ederdi. Bu tarihten itibaren gündüz süresi uzuyor ve Güneş daha çok görünüyordu. Eski bir ahit dizesinde Hz. İsa, Güneş olarak betimlenmiştir ve 25 Aralık günü, 25 Mart'ta kutlanan Beşaret'ten 9 ay sonrasına da işaret etmektedir. Antik Roma'da yılın bitmesine yakın birtakım pagan festivalleri düzenlenirdi. Noel tarihi de bu festivallerle beraber belirlenmiş olabilir. Bazı bilim insanları pagan festivali açıklamasına katılmıyor. Onlara göre Roma İmparatoru Aurelianus, Hristiyan Kilisesi'nin yükselişine karşı olarak 25 Aralık'ta bir pagan festivali düzenlenmesne karar vermiş bu bir süre sonra bu tarih Noel olarak kutlanmaya başlanmıştı.

Noel ve Yılbaşı Aynı Şey midir?

Noel sık sık yılbaşı ile karıştırılıyor. Yılbaşı 31 Aralık'tan 1 Ocak tarihine geçişi ve miladi yılın sonunu belirten bir gündür. Yılbaşı tüm dünyada kutlanır ve Noel ile herhangi bir ilgisi yoktur.

Noel Nasıl Kutlanır? ve Noel Günü Ne Yapılır? 

Günümüzde birçok ülke Noel'i, Hristiyanlık öncesi dönem, Hristiyanlık ve Laiklik temaları ile kutlamaktadır. Noel için birçok kişi birbirine hediye alıyor, çam ağacı süslüyor, dini inançlara göre ibadet ediyor. Noel günü ile özdeşen Noel Baba (Santa Claus ya da Saint Nicholas) figürleri de Noel süslemeleri ve hediyeleri için çokça kullanılan bir simge. Noel kutlamaları ayrıca çok büyük bir ekonomi de yaratıyor.

Hristiyan ülkelerde, Müslüman olan ve diğer inançlara sahip ülkelere göre daha renkli ve coşkulu bir şekilde kutlanan Noel hazırlıkları aylar öncesinden başlar. Bu hazırlıklar büyük bir özen içerisinde gerçekleştirilir. Advent döneminde yani Hristiyanların İsa'nın doğum tarihi olan 25 Aralık öncesinde 24 penceresi olan advent takvimleri hazırlanır. Bu takvimlerde her pencerenin ardına resimler veya şekerlemeler gizlenir, her gün bir tanesi açılır. Bazı ülkelerde advent mumları yakılır ve okullarda İsa?nın doğumunun ve doğudan gelen üç müneccimin İsa'ya hediyeler getirişinin canlandırıldığı oyun ve gösteriler sahnelenir. Kiliselerde ve sokaklarda korolar halinde Noel ilahileri söylenir. Noel öncesindeki hafta sonlarında Noel partileri verilir. Noel ağaçları süslenir. Caddeler, sokaklar, alışveriş merkezleri, evlerin bahçeleri ve iç mekanları ışıklarla ve yeniyıl süsleriyle süslenir. Noel ağaçları büyük bir ihtişamla süslenir. İnsanlar birbirlerine hediyeler alırlar. Noel arifesinde Noel Baba'nın gelişi simgesel olarak canlandırılır. Çocuklar Noel Baba'nın getireceği söylenen hediyeleri heyecanla beklerler.

İnsanlar Noel gecesinde süslenen Noel ağaçlarının altına koydukları hediyeleri birbirlerine verirler. Çoğu ülkede Noel'in yeni yılla birleştiği 31 Aralık tarihinde, yeni bir yılı karşılamak geride bırakılan yılın yorgunluğunu atmak ve gelen yeni yıl için umut beslemek amacıyla "Yılbaşı Kutlamaları" yapılmaktadır. Bu kutlamalar Hristiyanlarda ki dini amacından sıyrılmış ancak "Noel Geleneği" içerisinde yer alan hediyeleşme, sofralar hazırlayarak akraba ve arkadaşlarla kutlama yapma, noel ağacı süsleme, evlerin cadde ve alışveriş merkezlerin süslenmesi, "Noel Baba" kıyafetleri giyen insanların alışveriş merkezlerine müşteri çekmek amacıyla küçük hediyelerle doldurdukları torbalarından çocuklara küçük hediyeler dağıtması gibi eylemler gerçekleştirilmektedir. Bu durum, farklı kültürlerden alınan davranış alışkanlık ve geleneklerin bizim kültürümüze eğlence ve aile ve arkadaş bağlarının güçlendirilmesi amacıyla geçmesi olarak açıklanabilir.

Noel ilk kez ne zaman kutlandı? 

Dünya'da ilk Noel kutlaması Roma'da 336 yılında yapılmıştır. Orta Çağ'da Noel Epifani bayramının gölgesinde kalmıştır. 800 yılından sonra Noel, Şarlman'ın Noel günü imparatorluk tacı giymesiyle tekrar önem kazanmaya başlamıştır. Alkol tüketimi ve kötü davranışla özdeştirildiği için bağnaz Protestanlar 17'inci yüzyılda Noel kutlamalarını yasakladı ve 1660 yılında resmi tatil günü olarak ilan edildi. 19'uncu yüzyılın başlarında Anglikan Kilisesi'nde gerçekleşen Oxford Hareketi ile beraber Noel tekrar önem kazandı. Charles Dickens ve diğer önemli yazarlar Noel gününü aile, din, hediye alışverişi ve sosyal barış gibi kavramlarla özdeşleştirildi.
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Afife Jale Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Eserleri Hakkında Bilgi



Türk tiyatro tarihe geçmiş ve Türk kadını için çok başka anlamlar taşıyan, öncü bir Türk kadını olarak gösterdiği mücadele ve sanatsal başarıları Türk kadınlarının simge ismi haline gelen ve Türkiye tiyatral sahne hayatının mihenk taşlarından biri olmayı hak ederek başaran Afife Jale Kimdir?, nasıl bir hayatı oldu, biyografisi ve eserleri hakkında bilgiler içeren ''Afife Jale Kimdir'' yazımız başlıyor...

Çi dizisinde Serenay'ın Sarıkaya'nın canlandırdığı Duru karakterinin baş oyuncusu olmak için çabaladığı Afife Jale'nin anlatılacağı müzikal gözleri birkez daha Afife Jale'ye çevirdi. Türk kadının en güçlü seslerinden "ilk Türk kadın tiyatrocu" Afife Jale kimdir? Türk kadının en güçlü seslerinden "İlk Türk kadın tiyatrocu" Afife Jale Fi yeni sezon Çi dizisine damga vurdu. Çi'nin yeni sezonunda Serenay Sarıkaya'nın canlandırdığı Duru karakteri Afife Jale'nin konu alındığı müzikalde baş dansçı olmaya çalışıyor.İlk Türk tiyatro kadın oyuncusu olan sanatçı, her yıl düzenli olarak tekrarlanan Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri ile anılıyor. Peki Türk kadını ve tiyatrosu için büyük öneme sahip olan, başarısı günümüze kadar yüzlerce belki binlerce kadını etkilemiş ve Türkiye'nin sahne hayatında bir mihenk taşı oluşturan Çİ dizisi ile tekrar gündeme gelen Afife Jale kimdir?

Afife Jale Kimdir?

Afife, 1902 yılında İstanbul'un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. 10 Kasım 1918 günü Darülbedayi’ye talebe olarak kabul olunan Beyza, Refika, Behire ve Memduha adlı beş kızdan biriydi.

Afife ve Refika hariç öteki kızlar daha fazla dayanamamış ve “nasılsa sahneye çıkamayacakları" gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı. Afife Jale, Müslüman kadınların sahnede rol yapması, oynaması günah ve yasak olan bir dönemde zoru başardı. Aynı yılın 18 Aralık günü Refika tiyatrosunun suflör, Afife de "mülazım artistlik" (stajyer oyuncu) kadrolarına alınmışlardı. Afife bir yıl süreyle bütün provalara devam etti, ama bir türlü sahneye çıkamadı. Öte yandan Refika, sahne gerisinde görev alan ilk Türk kadını oldu.

Afife Jale Hayatı Hakkında Bilgiler

1919 yılının 13 Nisan gecesi premier'i yapılacak olan, Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyununda, Emel rolü, Eliza Binemeciyan'ın Paris'e gitmesiyle ortada kaldı. Darülbedayi yöneticileri rolü Afife'ye oynatmaya karar verdiler. Böylelikle Afife, " Jale" takma adıyla 22 Nisan gecesi, Kadıköy'deki Apollon Sineması'nda (sonraki Hale, şimdiki Reks) Emel rolünü oynayarak sahneye çıkan ilk Türk kadını oldu. Fakat sanatçının mutluluğu kısa sürdü. Şehir tiyatrosu polis tarafından baskına uğradı.


Sanatçı o esnada “Tatlı Sır” adlı oyunda rolünü ifşa ediyordu. Polisi gören ermeni bir oyuncu sanatçıyı bahçeye kaçırarak polisin elinden kurtardı. Fakat bu baskınlar son bulmuyordu. “Odalık “adlı oyunda rolünü sahneleyen sanatçı, tekrar baskına uğradı ve yine makine odasına kaçırılarak polisin elinden kurtarıldı. Bu olaylardan sonra İçişleri Bakanlığı devreye girdi ve Müslüman Türk Kadının sahnede rol almasını yasakladı. Ve sanatçı ilk baskınlarda kurtulsa da son baskında yakalanarak polisler tarafından götürüldü. Ve devletine karşı geldi, isyan çıkardı, dinine, milletine karşı çıktı düşüncesi ile hırpalandı. Babası da sanatçıyı evlatlıktan reddetti. Usta oyuncu bu olumsuzlar karşısında yalnız yaşamak zorunda kaldı.


Maddi ve manevi bunalıma giren sanatçı, şiddetli baş ağrıları ile de savaşmaktaydı. Ve nihayet 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına sahneye çıkma yasağını ortadan kaldırdı. Ve Afife Jale özgür bir şekilde oyunculuğu yapmaya başladı. Zorlu aşamalardan geçen ve tiyatroya olan aşkı için çaba gösteren sanatçı, idealleri uğruna tutku ile bağlı olduğu sahnede rolünü ifşa etmiştir. Turnelere çıkan sanatçı, birçok tiyatro mekanında rol aldı. Fakat sanatçı, yaşadığı ağrılar ve buhranlı günler neticesinde morfin bağımlısı haline gelmişti. Ve tiyatroyu bırakmak zorunda kaldı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılarak, 39 yaşında daha hayatının baharında iken yaşama veda etti.
Paylaş: