Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2018 Pazar

Altay Tankı Nedir? Özellikleri Nelerdir? (Altay Tankı Hakkında Bilgi)


Türkiye'nin milli tankı Altay AMT, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne büyük bir kara üstünlüğü sağlayacak.2019 sonu 2020 başında seri üretimine başlanacağı söylenen ilk milli tank Altay'ın tek rakibi dünya lideri ve dünyanın en iyi tankı olarak kabul edilen Almanlar'ın Leopard 2 model tankı gösteriliyor.


Panzerleriyle ünlü Alman tankına yeni bir rakip geldi. Türkiye'nin milli tankı olma özelliğini taşıyan Altay, daha seri üretime bile geçmeden çok büyük talep görüyor.Altay tankı, Alman rakibi Leopard'dan çok da farklı değil. Otoriteler maliyet açısından bakıldığında Altay tankının Alman rakibine göre daha avantajlı olduğununu belirtiyor.

Altay Tankının Üstün Özellikleri;

Atay'ın motoru yerli olacak. 3 kilometre atış menzili bulunan Altay tankı, türdeşlerinin çok önünde özelliklere sahip. İçinde 4 personel bulunan tankın elektronik sistemleri ASELSAN tarafından üretiliyor.

Otokar, ALTAY tankını meskun mahallerde çatışmaya uygun hale getirmek için çeşitli geliştirmeler yaptı. Bu kapsamda tankın dar alan hareket kabiliyeti iyileştirildi, görüş açısı artırıldı. Ayrıca araca reaktif zırh ve dozer bıçağı ilave edildi.Halen seri üretim için SSM'nin değerlendirmesinin devam ettiği milli ana muharebe tankı ALTAY'ın, meskun mahal çatışmaları için donatılmış bir versiyonu da Otokar standında yer aldı. Otokar, yeni tip 30 mm uzaktan komutalı kule sistemi MIZRAK-30 da ilk kez gösterildi.

Dozer bıçaklı, reaktif zırhlı ALTAY-AHT

ALTAY tankı üzerinde, son dönemde sıklıkla yaşanan meskun mahallerde çatışma ortamındaki tehditlere göre geliştirmeler yapıldı. Otokar, asimetrik harp şartlarının dikkate alındığı tasarımında, burulabilen süspansiyon geliştirildi. Böylece aracın dar alanlarda hareket kabiliyeti arttı.


Ayrıca ALTAY için, tanksavar silahlara karşı reaktif zırh ve çubuk zırh sistemi oluşturuldu. Daha iyi görüş için YAMGÖZ sistemi geliştirildi. Uzaktan komutalı silah sisteminin konumu da görüş için iyileştirildi. El yapımı patlayıcılara karşı jammer eklenen ALTAY, bir atış aldığında bunun yerini tespit edecek donanımla güçlendirildi. Lazer güdümlü tanksavara, lazer işaretçilere karşı lazer uyarı sistemi de eklendi.


ALTAY AHT, akıllı sis sistemi, silahları tehdit yönüne otomatik döndüren sistemeleri de kullanabilir hale getirildi. Yine meskun mahal çatışmalarının gerekli kıldığı dozer bıçağı da ALTAY AHT'ye eklendi.


Öte yandan, ALTAY Ana Muharebe Tankı (AMT) de IDEF'te yeni kamuflaj boyasıyla boy gösterdi.
Otokar, geliştirdiği uzaktan komutalı silah sistemi olan MIZRAK'ın yeni versiyonu MIZRAK-S'i de ARMA 8x8 platformu üzerinde ilk kez IDEF'te sergilenmişti.


Paylaş:

17 Ocak 2018 Çarşamba

Türk Soykırımı Nedir? Talkan ve Curcan Katliamları Nedir ve Ne Zaman Olmuştur?


Türklerin tarih kitaplarında ve arşivlerinde yer almayan ancak diğer milletlerin yazılı tarihinde yer alan iki büyük Türk katliamından biri. Ermeni’ler “katledildik” diyebiliyor. Rumlar “topraklarımızdan sürüldük” diyebiliyor. Ancak Türk gururu “Araplar bizi katletti, zorla müslümanlığı dayattı” diyemez. Talkan ve Curcan katliamları.. Resmi tarihte şöyle bir üfürme var. Türkler Çin ile savaşırken Araplar yardıma gelmiş, bu sırada birbirlerine sempati beslemişler, Türk savaşçılar Arap okçuların yanaklarından makas almış, islamiyeti kabul etmihihihi hoh!. Karşılıklı milletlerin hem fikir olduğu tüm savaşlar gerçek, bir tek Türklerin katledildiği yalan öyle mi?

Talkan Katliamı‘nda 100.000 Türk katledilmiştir, bunun yanında 50.000 ‘den fazla türk köle ve cariye olarak pazarlarda satışmıştır. Bu katliam, İslam’ın barış dini olduğunu yeterince kanıtlamış, ayağı kayıp yanlışlıkla arap kılıçlarının üstüne düşen arkadaşlar da olmuş ama dersini iyi alanlar akın akın islamiyet ile şereflenmiştir. Hz. Muhammed’in ölümüyle birlikte insanlığın iktidar hırsı İslam dininde de ortaya çıktı. Mezhep ayrımcılığını kesinlikle reddeden İslam dininin iktidar çatışmaları sebeple mezheplere ayrılması tamamen Arapların eseridir. Eflak Voyvodası Vlad’ın yaptıklarına kin duymayan insan olamaz değil mi?

İşte Vlad, Curcan ve Talkanda yaşanan acımasızlığı hayal dahi edemezdi. Ancak gel gör ki İslamı en doğru yaşayan, koruyan ve öğreten millet yine Türk’lerdir. Eğer Türkler müslüman olmasaydı, İslamiyet bugün Arapların etnik dini olmaktan öteye gidemez, olsa olsa en fazla Hindistana kadar gidebilirdi.

1. TARİHİN EN ALÇAK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ – TALKAN KIRIMI
Buhara’da yaşananlar diğer Türk Beyliklerinde de tesirini hissettirir. Sogd Meliki Neyzek Tarhan şehrinin yok olmaması için Kuteybe ile anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsızlık ve Türklerin bir araya gelememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istila edip talan etmişlerdir.. İlk saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler de aynı kırımı yaşadı. Türkler örgütlü olmadığı için Arap’ların işleri kolaylaştı. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada yanlış yaptığını ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir teminat getirmeyeceğini gördü. Üstelik diğer Türk Beylerine de aldattığını anladı. Tohoristan’a döndükten sonra diğer Türk beyliklerine bir mektup yazıp uyarmaya çalışır. İlk pozitif cevap Talkan meliki Sehrek’den gelir.. Tarhan’ın düşüncelerini öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir silahlı güç ile Talkan şehrine doğru yürür..

O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu kırım o vakte kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu kırımı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Kilometre.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Tüm bunlar hep İslam adına yapılmıştır..

Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alır. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar. Askerlerin yorgunluk eğlencesi olurlar. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar. Erkekleri kavga ederek can verirler.. Tüm şehir yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir manasında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i abluka eder.. 2 ay müddetle devamlı olarak buraya saldırır lakin bir netice alamaz. Aynı zamanda kış yaklaşır. Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.


Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim ismindeki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması vaziyetinde kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin önerinini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur. Komutanları ile görüşüp önerisi kabul ederler. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, çevresi hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur. Kuteybe aynı zamanda Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der. Kuteybe önce Tarhan’ın iki erkek çocuğunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.

Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht dövüşü vardır. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar. Önce Havarizat ile çevresindekileri öldürtür. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında tutsak alırlar. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin buyruğu üzerine öldürülürler.

Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler isimli kitabında aynen şöyle anlatılır ;

Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe’ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman’ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir alana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını buyurmuştur. Cebbar, zorba, vicdansız Arap komutanının çevresinin bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten sanki gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,

”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış perişan Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir anımsayınız.

Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Yalnızca ata bile binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.”

Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir. Harzemli tanınmış Türk bilgini, Biruni Harzem’deki muasırlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, ananelerini savunanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylelikle herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi ile ilgili bilinenleri artık öğrenme imkanı bırakmadı. Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, ama gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant, abluka edilir. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre,

1.Semerkant Araplara her yıl 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır.. 4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir..

Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır.

Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Ara ara Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi direktifini verir. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada Haccac can verir.
Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar. Tam Kasgar’ı abluka edecekken Halife Velid can verir, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile beraber 716 yılında kafası kesilerek öldürülür. Zira Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir.

Taberi Anlatımları
Aşağıdaki pasajlar direk Taberinin anlatımından alınmıştır.

Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)
Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yeniden dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle bağlaşık idi. Kuteybe’nin geldiğini duyunca kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği zaman hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada sayısız Türk öldürdü.

Söylenti odur ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki erkek çocuğunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Kuteybe diye konuştu: – Vallahi şayet benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar vakit kalmış olsa bunu cildim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün ) Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi erkek çocukları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler. Hepsi 700 adam idi. Emretti başlarını kesip Haccac’a gönderdiler. (Syf-347)

Bu 70 sene süren Türk-arap savaşlarının en ehemmiyetli noktaları ve sonuçları ;

1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir.
2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir.
4- Tüm zenginlikler , tarihi yapıtlar yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek 24 kilometre yol süresince ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)
6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk’ün nehir kenarında kafaları kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır.
7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş , “Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet ele geçirmişlerdir.
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden bile görmemişlerdir.
10- Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte , söz edilmemektedir.

Türkçü politikacılar bile konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir

9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş hatıranda) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.

Çaygan Kuteybe’den yardım diledi.Çünkü Camhüd meliki her zaman gelip Çaygan ile cenk ederdi.Ve Çaygan’ı gayet incitirdi.Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi.Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş tutsak aldılar. Kuteybe emretti. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)


Kaynakça:
http://www.bilimislam.com/turk-soykirimi-talkan-ve-curcan-katliami/
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Asit Yağmurları Nedir? ve Nasıl Oluşur? Kısaca Bilgi


Asit yağmuru, asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çiy veya kuru parçacıklar halinde yeryüzüne düşmesine verilen isimdir. Atmosfere yayılan kükürtdioksit azotdioksit ve karbondioksit gazlarının kimyasal dönüşümlerden geçtikten sonra bulutlardaki su damlacıkları tarafından emilmesi ile oluşur.

Asit Yağmuru Nedir?

Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden çıkan gazlarlardan oluşan asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çığ veya kuru parçacıklar halinde düşmesine verilen isimdir.

Asit Yağmuru Nasıl Oluşur?

Fosil yakıtlar havamızı kirletmekte olan, kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon gibi gazlar yaymaktadır, bu kirleticiler atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara uğrayarak zamanla çeşitli doğal etkenler sayesinde çok uzaklara taşınabilmektedir. Bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmaktadır. Hiçbir yabancı maddeyle kirletilmemiş bir atmosferde bile yağmursuyu hafif asidik karakterdedir ve pH derecesi 5.6 civarındadır. Bundan dolayı yağmur suyunun pH derecesi çok kolay 5.6 nın üstüne çıkabilir. Böylece asit yamurları oluşur. Ayrıca Hava kirliliğine CO’nun %52, SO2’nin %18, Hidrokarbonların %12 ,NO2’nin %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır.

Asit Yağmurlarının Etkileri Nelerdir?

1- Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.

2- Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
3- Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
4- Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.

Asit Yağmurlarının İnsanlara Etkileri Nelerdir?

Yaş ve kuru çökelme sonucunda atmosferden yeryüzüne geçen sülfat, nitrat gibi anyonlarla toksik metallerin, kırsal bölgelerde toprağın ve göllerin asitleşmesine neden olan ve kentlerde ise insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek düzeylere erişmelerinin yanında, toprağa çökelmeleri sonucunda da insanların özellikle çocukların sağlığını dolaylı olarak etkilediği bugün artık bilinmektedi Özellikle çoçuklarda olmak üzere solunum yolu enfeksiyonu olmak üzere çesitli iltihaplanmalar ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır.Hava kirliliği olmayan yerlerle karşılaştırıldığında, hava kirliliği olan bir yerde iki kat daha fazla insan kronik bronşitten şikayet etmektedir.

Asit Yağmurlarına Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

1- hava kirliliği ve asit yağışlarının çevreye, özellikle bitkilere olan etkisinin kesin sonucu ve buna karşı isabetli önlemler alınmak isteniyorsa, çok sayıda bilimsel denemenin yapılması gerekir.
2- Yakıtlardaki kükürt oranı azaltılmalı,
3- Alternatif enerji kaynakları kullanılmalı,
4- Kentlerin kurulma yerleri topografik açıdan iyi saptanmalı,
5- Kışın yaprak döken bitkiler ekilmeli,
6- Yakıtların (araç ve meskenlerde) kalitesi kontrol edilmeli,
7- Hava kirliliğine dayanıklı bitkiler ekilmeli,
8- Bacalara filitre takılmalı,
9- Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.
Paylaş:

Hatmi Çiçeği Nedir? Faydaları Nelerdir? Hakkında Bilgi



Hatmi Çiçeği Nedir?

Bilimsel adı Althaea officinalis olan hatmi çiçeği, soğuk aylarda vücudumuzun büyük dostlarındandır. Bazı yörelerimizde Hire, Devegülü, Silindir Çiçeği, Gülhatmi olarak da bilinmektedir. Temmuz – Ağustos aylarında çiçekleri açan bitki, 50-150 cm'ye kadar boylanabilmektedir. Sulak yerleri seven bitkinin, gövdesi dik ve tüylü olup Akdeniz Bölgesinde yetişmektedir. Bitkinin şifalı kısımları kök, yaprak ve çiçekleridir. Bünyesinde nişasta, sakaroz, galaktoz, pektin, yağ, tanen ve asparagin taşır. Bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Hatmi Çiçeği'nin Faydaları;

  • Özellikle soğuk algınlığında ve gripte etkilidir. 
  • Cildi nemlendirir. 
  • Vücuda rahatlık verir. 
  • Göğsü yumuşatır. 
  • Öksürüğe iyi gelir. 
  • Kaynatılmış suyu güneş yanıklarına iyi gelir. 
  • Bu su saçlar için de kullanıldığında canlandırır. 

  • İdrarı artırır. İdrar yolları iltihabına iyi gelir. 
  • Kökler ve yapraklarından kaynatılarak elde edilen suyu baş ağrısı ve adetin sökülmesine yardımcı olur. Bu su aynı zamanda meniyi artırır, mide ve bağırsak iltihaplarına iyi gelir. 
  • Prostat ve sinüzit iltihabına iyi gelir. Zona ( sinir ucu iltihabı ) için kullanılır. 
  • Boğaz iltihabına karşı iyi gelir. 
  • Kaynatılmış hatmi çiçeği suyu ile gargara yapılabilir. 
  • Dişlere iyi gelir. Hatmi çiçeği kurutularak sigara gibi içilebilir, balgam söktürür.

Paylaş:

Dejavu Nedir? Ne Demektir? Dejavu Neden ve Nasıl Olur?


Dejavu nedir? bilenler veya bilmeyenler, bilerek veya bilmeyerek mutlaka dejavu yaşamıştır. Ama neden olur? bu dejavu, nasıl olur? insan merak etmiyor değil... Gerçekten de enteresan bir durum.

“Dejavu oldum, ben bu anı daha önce yaşamıştım” ve benzeri cümleler kuruyorsunuz, değil mi? Peki, bu tekrar etme hissinin nedenini öğrenmek ister misiniz? Yapılan araştırmalara göre insanların 3’te 2’si hayatları boyunca en az bir kere dejavu oluyor. Yani o anda yaşadığı olayı daha önceden yaşamış gibi hissediyor. İlk kez gittiğinden emin olduğu bir yeri daha önceden görmüş olmak, başına gelen bir olayı yeniden yaşıyormuşçasına “ikinci kez oldu” demek gibi.

Sonuçta; bu nedenini bilmeyenler için sıra dışı ve tedirgin edici bir olay. O halde, aşağıda dejavunun ne demek olduğundan başlayalım, nedeni, nasılı, bilimsel açıklaması ve İslam’daki yeri ile devam ederek merak edilen kavram hakkındaki bilinmeyenleri öğrenelim.

Dejavu Nedir?

Fransızca’da “daha önce görüldü” anlamına gelen dejavu kısaca; yaşanılan bir olayı önceden yaşamışlık hissi olarak tanımlanabilir. En çok 15 ila 25 yaşları arasındaki kişiler arasında görüldüğü saptanan bu his üzerine yapılan çok farklı yorumlar bulunmaktadır. Mesela; kimilerine göre dejavu, insanın astral seyahat sırasında edindiği deneyimleri uyanıkken yeniden deneyimlemesi sonucu oluşur. Kimilerine göre ise bu olgu, spiritüel ve spiritüalizm ile ilgili olan reenkarnasyon kavramından kaynaklanmaktadır.

Bilimin dejavu hususundaki görüşü ise tamamen farklıdır. Yapılan çeşitli araştırmalara göre, dejavu beynin işleyişindeki küçük bir anomaliden kaynaklanmaktadır ve bu duygunun ara ara yaşanması gayet normaldir. Ama kişinin sık sık dejavu hissine kapılması bir rahatsızlığın işaretçisi sayılmaktadır. Ama dilerseniz, kafa karışıklığı yaratmadan bu konuları teker teker alt başlıklarımızda ele alalım.

Dejavu Nasıl ve Neden Olur?

İlk kez 1876’da Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılan dejavu kavramı, bilim literatüründe ise 1928’de Edward Titchener’in Bir Psikoloji Kitabı isimli eserinde tanımlanmıştır. Dr. Titchener’e göre beyin, deneyime yönelik kesin bir algı üretmeden önce kısmi bir algı yaratmakta, bu kısmi algı da dejavu hissinin yaşanmasına neden olmaktadır. Dejavunun neden ve nasıl oluştuğu konusuna gelmeden önce belirtmek istediğim bir diğer şey de bu olgunun iki farklı şekilde gerçekleşebildiğidir. Birincisi, daha önce yaşanmayan bir hissin anımsanması anlamına gelen dejavizite, ikincisi ise daha önce gidilmemiş bir yere gitme hissi anlamına gelen dejasentidir.

Nasılı ve nedeni üzerine farklı farklı yorumlar yapılan dejavu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, bu hissin beynin sağ ve sol lobu arasında yaşanan küçük bir zaman farkından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca sık sık dejavu yaşayanların, şizofreni, anksiyete gibi rahatsızlıklarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Dejavunun bir hastalık ile yakından ilgili olduğu düşünülen en olası rahatsızlık ise dejavu olmuştur. Bilimin dışına çıkınca ise karşımıza paralel evren gibi sonuçlar çıkıyor. Mesela; Sicim Teorisi’ne göre insanların algılayamadığı paralel evrenler bulunuyor ve bu evrenlerde başka benliklerimiz var. Dejavu da işte bu evrenlerin yansımalarının bir nevi tekrarı olarak yaşanıyor.


Dejavunun Bilimsel Açıklaması Nedir?

Beynin sağ lobu ile sol lobunun çok küçük bir zaman farkıyla çalışması sonucunda dejavu hissi yaşanıyor. Daha açık söylemek gerekirse, beynin bir tarafı olayı diğer tarafa kıyasla daha geç algıladığı için, daha önce yaşamış gibi hissediyor. Sinir aksonlarındaki aksamadan kaynaklanan bu durumu, hafıza sistemindeki zamansal uyumsuzluk ile de açıklayabiliriz.

Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımı sırasında yaşanan bir bozukluğun sebep olduğu dejavu, aynı anı tekrar yaşama hissi ile sonuçlanır. Daha çok 15 ila 25 yaş arası bireylerde yaşanan dejavu, şizofreni, anksiyete ve epilepsi rahatsızlığı olanlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca bu duygunun Alzheimer hastalığının erken tanısında faydalı olabileceği görüşleri de bulunmaktadır. Fakat bu teori henüz doğrulanamamıştır.

Dejavu hakkında bu kadar konuşmuşken bir de kavramın İslam’daki yerinden bahsedelim. Reenkarnasyonun kabul edilmediği İslam’da dejavu konusu, ruhların daha önce yaratıldığıyla açıklanmaktadır. Ayrıca bir hadiste, ruhların toplanmış cemaatler gibi oldukları ve onlardan önceden birbirleriyle tanışanların iyi anlaşırlarken diğerlerinin ise anlaşamayacakları belirtilmiştir. Kısaca, dejavunun dinle ilişkisini de incelediğimize göre yazıyı nihayete erdiriyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Paylaş:

Truva Atı Nedir? -Truva Atı Hikayesi Hakkında Bilgi



Truva atı, Odysseus'un Truva surlarını aşmak ve şehre gizlice girip ele geçirmek için yaptırdığı tahtadan at maketidir.

Akhalıların Truva halkını yenmek ve şehre girebilmek için tuzak amaçlı inşa ettiklerine inanılan tahta attır. Efsaneye göre Akhalılar bu atın içine saklanarak Truvalıları kandırıp, Truva şehrinin içine sızarak Truva Savaşı’nı kazanmışlardır. Hikaye Virgil’in Aeneis adlı eserinde ve bazı diğer eski kaynaklarda geçmektedir.


Truva Atının Hikayesi Nedir?

Hikayeye göre Isparta yakınlarında Truva adında bir şehir bulunmaktadır. Bu şehir uzun duvarlar inşa edilerek koruma altına alınmıştır. Truva güvenli bir bölgedir ve askerler duvarı yıkmak isteyenlere karşı önlem amaçlı etrafı gözlemektedir.Ancak Akhalılar Truva’ya savaş açmıştır ve 10 yıldır duvarı aşmaya çalışıyorlardır. Akhalı askerler artık bitkin ve umutsuz bir haldedir. Derken komutan Odysseus’un aklına parlak bir fikir gelir ve hemen tahtadan kocaman bir at inşa edilmesini emreder. 

Bu at o kadar büyüktür ki içine en az 30 asker sığabilecektir.Odysseus’un amacı askerlerin bir kısmıyla beraber Truva atının içine saklanmak ve duvarları bu at sayesinde aşmaktır. Bu amaçla Truvalılara Akhalıların çekildiğine dair yalan bir haber gönderir. Kendisi askerlerin bir kısmıyla birlikte atın içinde saklanırken ordusunun kalanı uzakta Odysseus’tan saldırı haberi almak için bekliyordur. Truvalılar haberi alır. Şehrin girişinde dev bir at görürler ve yanında bir Akhalı asker bulurlar.

Asker Akhalıların kendinden nefret ettikleri için onu Truvalıların öldürmesi için geride bıraktığını söyler ve ona inanırlar. Oysa bu asker de tuzağa dahildir.

Askere atın neden burada olduğu ve ne amaçla yapıldığı sorulunca Akhalıların bu atı savaş tanrıçası Athena’ya armağan ettiklerini söyler ve eğer bu atı Truva içine almazlarsa Athena’yı kızdırıp lanetlenecekleri, asıl amacın da bu olduğunu belirtir. Truvalılar başta tereddüt etse de sonunda atı içeri almaya karar verirler çünkü Athena’nın gazabından korkmaktadırlar. Atı içeri sokmaya çalışırken duvarların bir kısmı da yıkılmıştır.

Ancak Truvalılar savaşın bittiğine ve Akhalıların geri çekildiğine çok sevinmiş ve bunun şerefine bir şölen verme kararı almışlardır. Şölende çok içen Truvalılar sızıp uyuyakalmışlardır. Bu esnada Odysseus ve askerleri atın içinden çıkar, bekçileri öldürür ve diğer askerlere haber gönderirler. Ordunun kalanı da gelince Truvalılara saldırır ve savaşı kazanırlar. Kadınları ve çocukları köle olarak yanlarında götürürken erkeklerin hepsini öldürürler.

Truva atının diğer anlamları Truva atı ayrıca kaleyi içten fethetmek anlamlarında da kullanılabilir. Bir yere ya da gruba girerek onu zarara uğratan kişi ya da nesneler için Truva atı benzetmesi yapılabilir. Öte yandan masum gözüktüğü halde yüklenip kullanılmasıyla beraber bilgisayarın işleyişinde hatalara ve tahribata yol açan zararlı bilgisayar programları için de Truva atı terimi kullanılmaktadır.

Kaynakça:
http://quatr.us/greeks/religion/myths/trojanhorse.htm
http://greece.mrdonn.org/trojanwar.html
Paylaş:

M. HAKAN SEMERCİ KİMDİR?


M. Hakan Semerci, Ötüken Birliği Partisi kurucu genel başkanıdır.Şu an itibari ile hakkında pek bilgi sahibi değiliz, ancak önümüzdeki zamanlarda adını sıkça duyacağımız kesin...

Programa göre parti “Türk milletinin, Türk yurdunda kayıtsız şartsız hâkim, tam bağımsız ve birlik olarak yaşamasını amaçlayan Türkçü düşüncenin ürünü” olarak kuruldu.Türkçülük düşüncesiyle yola çıktığını açıklayan partinin programında, “Türk’ü dünyada en üstün ırk olarak gördüğümüz için, Türkiye Türklerindir demek için kurulduk” ifadesi yer alıyor.Partinin sosyal medya hesabında yer alan bilgilere göre kurucu genel başkanı M. Hakan Semerci oldu. Semerci, sosyal medya hesabı üzerinden bugün Cumhuriyet gazetesinin linkini şöyle paylaştı:



Paylaş:

Şah İsmail Kimdir? Nedir? Nerelidir? ve Türk müdür? (Şah İsmail Hakkında Bilgi)


Tarih derslerinde karşımıza çıkan, Türk Tarihine ve tarihte önemli izler bırakmış Türk Hakanlarını (Hükümdar veya Padişahlarını) merak edenlerce de sıkça araştırılan; Şah İsmail veya I. İsmail,tam unvanıyla Ebu'l-Muzaffer Bahadır el-Hüseynî, Safevî Tarikatı'nın lideri ve Safevi Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır.

Şah İsmail Kimdir? Nedir? Nerelidir?

I. İsmail veya Şah İsmail (doğum tarihi 17 Temmuz 1487 Erdebil, Akkoyunlular - ölüm 24 Mayıs 1524; Erdebil, Safevî Devleti)

Şah İsmail, 17 Temmuz 1487 tarihinde Erdebil şehrinde Safevî Tarikatı'nın şeyh ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba tarafı Şeyh Safiyüddin'in sülalesinden olup İsmail'in babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyd'dir. İsmail'in annesi (Alemşah Halime Begim) Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır.

14 yaşında tahta geçen Şah İsmail, Osmanlı tarihçilerinin göstermek istedikleri gibi Acem değildir. ”Acem mülküne oturmuş bir Türk Hakanı’dır”. Tıpkı Rum topraklarında oturan Osmanlı‘nın Rum olması gerekmediği gibi, Acem topraklarını ele geçiren Şah İsmail’in de İran topraklarında hüküm sürdüğü için Acem olması gerekmez. Safevi devletinin başkenti Tebriz, Azerbeycan‘ın en önemli kentlerinden biridir. Gerek nüfus, gerekse kültür bakımından Tebriz Türk‘tür. Bugünkü İran devletinde nüfusun yarıya yakını Azeri Türkü’dür. Tarihte coğrafya adları kavim adları yerine sık sık kullanılmaktadır. Urfalı Mateos da vakayinamesinde Anadolu’ya gelen Selçuklu ordularını ”İranlı kavimler ”olarak tanımlar.

Bugün İran’da yaşayan Türk boyları şunlardır; Azeri, Kaşgay, Avşar, Kaçar, Şahseven, Türkmen, Karakalpak, Hamse, Kengürülü, Karadağlı.

Şah İsmail, devşirme Osmanlı tarihçilerinin “etrak-ı bi-idrak”‘ veya “nadan” olarak tanımladığı Türkmen-Türk adına şiirlerinde şu güzel anlamı yükler ”Sen ey Türk-i peri peyker ”(Sen ey peri vücutlu, melek endamlı Türk). Ulu atası Şeyh Safi ”Pir-i Türk ” olarak tarihi belgelere kayıt düşülmüştür. Hırslı, zeki, iyi eğitimli, inançlı, adaletli, şair ruhlu ve cömert bir liderdir. ”Ululuk istersen, kulluk eyle” diyecek kadar alçak gönüllü, topların, tüfeklerin üzerine yalın kılıç gidecek kadar cesur fakat tüm bu olumlu yanlarına rağmen düşmanlarına karşı oldukça acımasızıdır.

Divanında Türk kimliği karşısında Arap ve Acem kimliğini küçümser.Hatta onları haksızlıkla suçlar.

Yetdükçe tükenir Arab’un kuy u meskeni,
Bağdat içinde her nice Türkman kopar.
Şirvan halaiki kamu Tebriz’e daşına
Mülk-i Acem sorar ki, kıyamet kaçan kopar ?

Şah İsmail, Şirvan’da hüküm süren Şirvanşahlar hanedanlığının kendisini Anuşirevan veya Acem soyuna dayandırdığı gerçeğinden yola çıkarak Acemliler için kıyametin geldiğine hükmetmektedir. Bu Şah İsmail’de ”Türk ” kimliğinde duyulan aşırı bağlılığın ”milli taassup ” duygusuyla bütünleştiğini açıkça ortaya koymaktadır. ”Ey Türk titre ve kendine gel” diyen Göktürk Hakanını göz önüne almazsak ‘kavmiyetçilik’ bilinci bu denli yüksek başka bir yöneticiye rastlamak mümkün değildir.

Zamanla devşirme yöneticilerin eline geçen Osmanlı, kuruluşundan bir süre sonra kurucu unsurlar olan Türkmenlere artık sırtını dönmüştür. Askerini, yöneticisini devşirme Hiristiyan ahaliden alan Osmanlı, Türkmen’i ordusunu besleyecek, vergi alacak, savaşlarda ön saflara sürülecek bir zümre olarak görmektedir. Tabii ki burada Osmanlı’nın bir kurnazlığı da gözden kaçırılmak lazım. Devşirme görevini icra edip gitmektedir, yönetimde hak iddia edecek ne siyasi ne de etnik bir gücü vardır. Oysa Türkmen’in arkasında bazen binlerce obadan oluşan boyu-aşireti vardır. Oğuz -Türk töresine göre güçlü bir Türkmen beyi yönetimde hak iddia edebilir. Osmanlı basit bir şekilde bu törenin önüne geçmiştir.Devşirmeleri kullanarak Türkmen’leri yönetimden uzak tutmuş, onları her zaman bir tehlike unsuru olarak görmüş, yer yer büyük aşiretleri bölerek yerleşik hayata geçirmeye çalışmış yer yer de Hiristiyan azınlıkları ve yerleşik Türkmen’leri Sünni-İslam potası içinde eritmiştir.

Amerikalı ortaçağ tarihi uzmanı Rudi Paul Lindner, Göçebeler ve Osmanlılar adlı eserinde, Osmanlı-Safevi çatışmasının basit bir İslami anlayış faklılığı olarak değerlendirmemesi gerektiğini, olayın kır ve tarım, göçebe ve çiftçi, Habil ve Kabil arasındaki eski bir mücadelenin devamı olduğunu belirtiyor ve ekliyor; Habil’in katili Kabil yerleşik bir çiftçiydi, Habil de göçebe. İran Safevileri 16. yüzyıl başlarında Osmanlı güçleriyle savaşa tutuştuğunda, ”İran ” güçleri büyük ölçüde Türk’lerden, Osmanlı’nın ”Türk” askerleri de büyük ölçüde Balkan halklarından oluşuyordu. Sırp ya da Arnavutları Osmanlı’ya dönüştüren yanlızca çocuklarının askere alınması değildi. Türk olmayan Osmanlılar yanlızca Bizanslılar değildi.

Gerçekten de olay merkez-çevre çelişkisidir. Yerleşik unsurların hakim olduğu Osmanlı ordusu merkezde, göçebe unsurlara dayanan Türkmenler yani Safeviler merkezin dışındadır. Oysa Osmanlı ordusunun bel kemiğini oluşturan Yeniçeriler aynen Safevi Türkmenleri gibi İmam Cafer mezhebinden, Hacı Bektaş tarikatındandır.

Buradaki asıl çelişki ekonomik ve etniktir. Yeniçeriler ve diğer devşirmeler merkezde oldukları için yerleşik sistemin ve devletin tüm nimetlerinden fazlasıyla faydalanmaktadırlar, Türkmenler için böyle bir durum söz konusu değildir. Bektaşilerle Kızılbaş Türkmenlerin kaderi ise Bektaşilerin 16 Haziran 1820 tarihinde Padişah 2.Mahmut tarafından yasaklanmaları ile kesişir. Devletin içinde olan Bektaşiler artık Kızılbaşlar gibi taşraya sürülmüştür. Tekkelerin kapatılması, kovuşturmalar, sürgünler, idamlar ve benzeri uygulamalar Yavuz’un döneminde Kızılbaşların başına gelenlerle benzerlik arz etmektedir.

Şah İsmail Türk müdür?


Tabiki zor koşullar inanç olarak aynı olan bu iki gurubu birleştirmiştir. Artık adları Alevi-Bektaşi olarak birlikte anılır olmuştur. Safeviler devleti, Anadolu’dan giden 24 Oğuz boyuna bağlı Türkmenler tarafından kurulmuş, Türk kültür ve töresine göre düzenlenmiş bir devletidir. İçinde Acem, Arap, Kürt vs. etniklerden tebalar vardır ama kurucu unsurları ve yöneticileri Anadolu Türkmen’leridir. Osmanlı tarihçisi Hoca Saadeddin Efendi, ”bir alçak başına taç alıp çıktı, idraksiz Türkler etrafında mürid oldular ” diyerek, Şah İsmail’i ve Kızılbaş Türkmen devleti Safevileri kast etmektedir. Sonuç olarak Şah İsmail ”Acem mülküne oturmuş bir Türk Hakanı’dır”.

Şevket Süreyya Aydemir’den alınan aşağıdaki diyaloglar Osmanlı’daki Türk kavramını ve Kızılbaşların Türklüğünü çok yalın bir şekilde yansıtmaktadır ;

”Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.

-Biz hangi milletiz ? deyincede her kafadan bir ses çıktı ;
-Biz Türk değil miyiz? deyincede hemen
-Estağfurullah !!!..
diye karşılık verdiler. Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbu ki biz Türk’tük. Bu ordu Türk ordusuydu. Türklük için savaşıyorduk.
Asırlarca süren maceradan sonra tek sığınağımız ancak Türklük olabilirdi.

Fakat ne çare ki bu ”Biz Türk değil miyiz ?” diye sorunca ”Estagfurullah diye cevap verenlerin görünüşüne göre TÜRK demek KIZILBAŞ demekti.”

Osmanlı devletinin kuruluşunda da Türkmenler kızıl börk giymektedir. İtalyan kaynakları Osman Bey’i ”kızıl börk Otman’ ‘olarak kaydetmişlerdir. Orhan Bey zamanında devlet görevlilerine ak börk giydirilmiş, böylece yönetici sınıf ile halk (Türkmen) birbirinden ayrılmıştır. Osmanlı tarihçileri, Anadolu Türkmenlerinden oluşan Osmanlı ordusu askerlerini ”kızıl börklü” olarak tanımlamaktadır.

Daha sonraları Otman Gazi her nasılsa Osman Gazi olmuş, kızıl börke (Kızılbaş) de oldukça kötü anlamlar yüklenmiştir. Aslında Safeviler devletinin kuruluşu, Osmanlı’nın kuruluşu ile benzeşmektedir.Ana kaynak ”kızıl börklü Türkmenler”dir, gazilerdir. Osmanlı vergi toplama işini bazı yöneticilere ve derebeylerine ”götürü ” vermiş ”sen bana bu kadar ver, ne toplarsan topla ” demiştir. Devşirme yöneticilerin akıl vermesiyle o kadar ileri gidilmiş ki Orta-çağ Avrupa’sında görünen ”bekaret vergisini ” aynen taklit ederek ”gerdek gecesi hakkı”adı altında, Anadolu topraklarında uygulamışlardır.


Ekende biçende ortalıkta görünmeyen Osmanlı yemeye gelince ortaktır Türkmene. Anadolu, Türkmen için yaşanır bir yer olmaktan çıkmıştır. Ağır vergiler altında ezilen, horlanan Anadolu Türkmenleri bunlardan dolayı ”Açılın kapılar Şaha gidelim ” demektedir. Bir Osmanlı tarihçisinin(Kemal Paşazade) de belirttiği gibi ”Türkler terk ettiler diyarlarını, yok pahaya sattılar davarlarını. “Pir Sultan’ın dizelerindeki bazı detaylar o günlerin Anadolu’sundaki sosyal kargaşayı açıkça anlatmaktadır. ”Türkmen kalkıp yaylasına yürümez, bozulmuş aşiret, il bozuk, bozuk ”.

Erdebil dergahı Anadolu Türkmenleri için bir çekim merkezi olmuş, Anadolu’dan İran’a çok ciddi bir nüfus göçü başlamıştır. Rumlu, Ustacalu, Tekelü, Şamlu, Varsak, Çepni, Arabgirlü, Turgudlu, Bozcalu, Acirlu, Hınıslu, Çemişkezeklu, Kaçar, Avşar, Bayat, Karamanlu, Bayburtlu, İspürlü, Beydili (bkz. 11) boylarına mensup Türkmenler akın akın Safevi’ye katılmışlar, Kızılbaş-Türkmen devletini yüceltmişlerdir.

Bu Anadolu Türkmenlerinin devşirme Osmanlı’ya tepkisi olarak algılanmalıdır. 15. yüzyılda Anadolu’daki bazı Türkmen ayaklanmaları şunlardır: Şah Kulu Baba ayaklanması (1511), Nur Ali Halife ayaklanması (1512), Bozoklu Şah Celal ayaklanması (1518), Şah Veli ayaklanması (1519), Baba Zünnun ayaklanması (1526, Zünnunoğlu Halil ayaklanması (1527), Kalender Çelebi ayaklanması (1527). Bu ayaklanmalar Osmanlı ve Selçuklu tarihçilerinin sık sık söz ettikleri ”ayağı çarıklı, başı kızıl börklü ”Türkmenler tarafından icra edilmiştir. Bu ayaklanmalarda esas neden iktisadidir. Dinsel ve etnik boyut daha sora gelir. Bu dönemde Anadolu çoğunlukla Alevi-Türkmenlerden oluşmaktadır. Bu niteliğiyle Türkmenler, Sünni-devşirme Osmanlı’ya muhalif olup Safevi-Türkmen devletine daha yakındır. Şah İsmail’in ortaya çıkışıyla Anadolu Türkmenleri, kendi soylarından, kendi inancından bir öndere sahip olmuş ve onu bir kurtarıcı görerek bağlanmışlardır. Dünya tarihinde bir lidere bu derece bağlılık örneği yoktur.

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran yolunda geri dönmek isteyen askerlerine, Şah’ın askerlerinin ”Şah için ölmek ” için birbirleriyle yarıştıklarını söyleyerek, ‘sizler geri dönelim derken utanmıyor musunuz?’ diye sormuştur (Kühün-ül-Ahbar bkz.2).

Gerçekten de kendilerinden sayıca oldukça fazla olan ve çağının son tekniği toplar, tüfeklerle donanmış Osmanlı ordusuna karşı ok, yay, kılıç gibi klasik silahlarla cesurca savaşmışlar fakat toplar ve tüfekler karşısında yenik düşmüşlerdir. Yavuz topların tüfeklerin ardında savaşırken, Şah atına binmiş kılıç elde en önde savaşmış, hatta bir ara Yavuz’un çadırına çok yaklaşmış, Osmanlı askerleri bütün güçleriyle ordugahı savunmak zorunda kalmışlardır.

Şah, Yavuz’un en iyi adamlarından biri olan Malkoçoğlu’nu kendi elleriyle bir kılıç darbesiyle ortadan ikiye, kelleden ata kadar bölmüştür.

Şah İsmail bu olayı kendi dizelerinde şöyle anlatıyor:

Şah bir kılıç urdu ki
Kelleden indi ata
Melhuçoğlu (Malkoçoğlu) attan düştü
Şah anda geriye kaçtı
Beş yüz elli tüfekçi
Şah’ın ardına düştü

1783’de Paris’de yayınlanan Osmanlı İmparatorluğu Tarihi adlı eserde Selim’in, Şah İsmail’in güçlerinin sayısını bir türlü öğrenemediğini yazıyor ve ekliyor ”İranlılar hükümdarlarına o kadar bağlıydılar ki, içlerinden bir tanesi bile Selim’in tarafına geçmedi ; oysa Türklerden bir çoğu Şah İsmail‘in ordugahına sığındılar” u kaynakta Şah ‘ın güçlerinin sayısı 30.000 olarak verilmiş ve tamamının atlı süvari birliği olduğunu, Şah’ın piyade askerinin olmadığını aktarıyor. ”Osmanlı güçlerinin çok altında ” olduğu da özellikle belirtiliyor (Osmanlı güçleri 150.000 civarında kaydedilmiş kayıpları da 30.000 olarak veriliyor).

Diğer kaynaklarda olmayan başka bir detay ise şöyle aktarılıyor ;İran geleneklerine göre (bu Türkmen geleneklerine göre olacak çünkü bunun örneğini Türk tarihinde Baba İshak yakalanmasında en son olarak da Kurtuluş Savaşımızda görebiliriz) kocalarını savaşta yalnız bırakmamış bir çok kadın buldular. Ayrıca ölüler arasında kocalarıyla birlikte omuz omuza savaşmış olan bir çok silahlı kadının cesedine rastlandı. Selim bunların kendilerine yakışır bir şekilde gömülmelerini emretti. Şah İsmail, kendi tarihçisi Rumlu Hasan’ın, Ahsenü’t Tevarih adlı eserinde aktardığı gibi Tanrının kendisine ve askerlerine yardım ettiğine inanıyor ve (Bakara suresi 249)” Nice az topluluk var ki, Tanrının izniyle çok topluluğa galip gelmiştir” ayeti doğrultusunda hareket ediyor, kendisinden kat kat büyük ordulara saldırmaktan çekinmiyordu.

Çaldıran’a kadar da hiç bir savaşında yenilgi görmedi.Osmanlı ateşli silahları kullandığı halde Şah İsmail bunları inancı gereği kullanmıyordu. Bu eserde (1783 Paris) aktarılan başka bir konu ise iki hakanın savaşmalarının bir sebebinin de ”Kürtlerin kışkırtması” olduğu yolundadır.Başka kaynaklar da bu görüşü destekliyor.Kürtlerin sık sık yön değiştirdikleri, ikili oynadıkları ve Safevi’ye karşı Osmanlı’yı kışkırttıkları, savaştan sora da bu hizmetleri karşılığında Doğu Anadolu’yu Osmanlı’dan aldıkları tarihi bir gerçek.(Bu gün de aynı oyunu Ortadoğu’da malum güçleri arkalarına alarak oynamaya çalışıyorlar mı?Başkaları savaşacak, onlar toprak sahibi olacaklar.)

Safevi – Kürt- Osmanlı İlişkileri:

Paolo Giovio ‘nun Türklerle İranlılar arasındaki savaşla ilgili anlattıkları işte bunlardır.Söyledikleri Şah İsmail’in selefi ve kayınpederi Uzun Hasan’ın ordusunda hizmet etmiş olan Angiolello’un anlattıklarına üç aşağı beş yukarı uymaktadır. Bu yazar, eğer Sultan, İsmail’in Türkiye sınırındaki derebeyleri ve özellikle Şah’ın düşmanı olan Kürtler tarafından kışkırtılmamış olsaydı, hiç bir zaman İsmail’e karşı savaşa girişmemiş olacağını söyler.Bitlis dağlarında yaşayan Kürtler, İsmail’in Tatarlara karşı savaşmakta olduğu ve kuvvetlerinin uzakta, ta Horasan’da bulunduğu sırada Selim’i İran’a davet etmişlerdir.

Kürtlerin Safevi düşmanlığının nedenini Safevi kaynaklarında bulmak mümkün.Han Muhammed Ustacalu ve Sarıkaptan Zülkadir arasındaki savaş;

Han Muhammed, padişah ordusundan ayrılıp, Kara Hamit ‘e yöneldi. Oranın egemeni Emir Bey Musullu’nun kardeşi Gaytemiz Bey karşı geldi ve şehri teslim etmedi. Bu nedenle yiğit gaziler çölde kışladılar. Diyarbakır kürtleri, ordunun dört bir yanına saldırıp, tek tek yakaladıklarını öldürüyorlardı. Gıda stoku yok denecek kadar azalmıştı. Gıda stokunun tükenmekte olduğunu öğrenen Han Muhammed, kürtlerin kışlasına yöneldi, fakat Kürtlerin bulunduğu yere ulaşmanın ve onları ele geçirmenin zor olduğunu görünce, (bir savaş hilesine başvurdu) onlardan kaçmaya başladı. Kürtler de kendisini izlediler. Düzlüğe geldiğinde, Muhammed Han, can yakan bir şimşek gibi onlara çarptı. Kürtlerden bir çoğunu öldürdü ve yaraladı. Kürtler de kılıç ve süngülerle kıyamet gibi etkin ordudan bazılarını öldürdüler. Sonunda fetih ve zaferin esintisi Muhammed Han’dan yana oldu ve Kürtler kaçtılar. Gaziler onları izlediler ve yaklaşık yedi bin kişiyi öldürdüler. Onların bölgesinden çok miktarda ganimet ve yiyecek ele geçiren gaziler daha sonra ordularına döndüler.

912 – (1506/7) YILININ OLAYLARI: Hakan İskender Şan ( Şah İsmail) bu yıl Hoy’da Kışladı. Büyük emirlerini Kürt Sarım’ ın üzerine yolladı. Zafere sığınmış ordu, o yolunu yitirmiş gurubun ülkesine varınca, Kürt’ler gök gibi yüksek dağlara sığındılar. Gaziler onların memleketini yağmaladılar ve o imansızların çoğunu öldürdüler. Bu sıralarda Sarım’ın çatışmaya hazırlandığını ve bu amaçla dağın eteğinde bulunduğunu öğrendiler. Zaferi ilke edinmiş askerler o işe yaramazı defetmeye yöneldiler. Kürtler de savaş amaçlı adımlarını ileriye atınca aralarında çetin bir savaş cereyan etti. Her taraftan da çok sayıda insan öldürüldü. Ünlü Emirlerden Şamlu Abdi Bey ve Tekeli Mühürdar Sarı Ali de öldürülenler arasındaydılar. Bayram Bey Karamanlu ve Hulefa Bey padişah ordusuna döndüler.

914 – (1508/9) YILININ OLAYLARI: Han Muhammed Ustacalu, Mardin yaylasını onurlandırdı, Kardeşi Kara Bey’i Cezire’yi yağmalamak için gönderdi. Kara Bey buyruğu yerine getirdi ve imansız Kürtlerin çoğunu öldürdü ve çok miktarda ganimetle Mardin’de Han’ın ordusuna katıldı.

Yukarda da görüldüğü gibi Safevi güçleri sık sık kürtlerle savaşmaktadır.

Şah İsmail 24 Mayıs 1524'te 37 yaşındayken iç kanamadan öldü, Erdebil'deki Safevi Türbesi'ne defnedildi. Şah İsmail'in on bir çocuğu vardı, bunların altısı erkek ve beşi kız idi.


Kaynakça:
http://www.bilgicik.com/yazi/1-sah-ismail-turk-kaganlari-ve-sultanlari/
Paylaş:

Cristiano Ronaldo Kimdir? Hayatı Hakkında Bilgi


Cristiano Ronaldo, deyince insanın aklına ''bu adam insan mı robot mu?'' şeklinde soru gelen, inanılması ve tekrar edilmesi güç olan çok sayıda rekor ve ödülün sahibi, aynı zamanda yakışıklı ama bence biraz narsist, çok çalışkan, çok hırslı, çok yetenekli, çok çok çok, hep çoklar ile anılan üst düzey bir futbolcu geliyor.

Şimdi bu sayfada; Portekiz'den yetişip, İngiliz devi Machester United ile, 2009'dan bu yana da dünya devi Real Madrid ile birçok başarıya imza atan Portekizli futbolcu Cristiano Ronaldo kimdir? ve başarıları, rekorları, ödeülleri, hayatı hakkında bilgilerin yer aldığı araştırma biyografiye yer verilmiştir.

Tam adıyla Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, 5 Şubat 1985 tarihinde Funchal, Madeira, Portekiz'de dünyaya geldi. Futbola 1993 senesinde Andorinha altyapısında başlayan Ronaldo, buradaki performansıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı ve 1997 senesinde Sporting Lizbon altyapısına geçti. İlk profesyonel sözleşmesini de 2002 senesinde Sporting Lizbon ile imzaladı. Burada sadece bir sezon forma giyen Ronaldo, kendine has oyun yapısı, topa olan hakimiyeti, çalım yeteneği ve ölü yaprak vuruşu stilinde kullandığı frikiklerle çok kısa bir süre içerisinde ünlenmeye başladı ve İngiliz devi, dünyanın en köklü futbol kulüplerinden Manchester United'ın dikkatini çekti. 

2003 senesinde gerçekleştirilen 12.24 Milyon Sterlin karşılığındaki bu transfer sonrası, 6 sezon bu takımda forma giyen Ronaldo, 2003-09 yılları arasında forma şansı bulduğu 196 maçta 84 gol atarak katkıda bulunduğu takımıyla tam 10 Kupa kaldırdı.

Bu kupalar; 2008 senesinde FIFA Kulüpler Dünya Kupası 2008 senesinde FIFA Şampiyonlar Ligi 2007-08-09 yıllarında olmak üzere üç Lig Şampiyonluğu 2006-09 yıllarında olmak üzere iki EFL Cup 2007-08 yıllarında olmak üzere iki FA Community Shield 2004 senesinde FA Cup

Manchester United ile kazanılan bu başarılar sonrasında artık dünya genelinde tanınan ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Cristiano Ronaldo, doğal olarak dünyanın diğer dev kulüplerinin de dikkatini çekmişti. Ve 2009 senesinde, 110 yılı aşkın tecrübesiyle sadece oynadığı ligin değil, dünya genelinde 'dev' olarak adlandırılan Real Madrid'e 94 milyon € bonservis bedeliyle transfer oldu. 2009 senesinden bu yana, Real Madrid formasıyla çıktığı 250'yi aşkın maçta 280'den fazla rakip ağları havalandırmayı başaran Cristiano Ronaldo, takımıyla beraber;

2014 ve 2016 yıllarında olmak üzere iki FIFA Dünya Kulüpler Kupası 
2014-16-17 yıllarında olmak üzere üç UEFA Şampiyonlar Ligi 
2014-16-17 yıllarında olmak üzere üç UEFA Süper Kupası 
2012-17 yıllarında olmak üzere iki La Liga Şampiyonluğu 
2012-17 yıllarında olmak üzere iki Supercopa 
2011-14 yıllarında olmak üzere iki Copa del Rey olmak üzere 14 kupa kazandı.

Ayrıca, genç yaşlarında Milli Takım heyetinin de dikkatini çekmeyi başaran Ronaldo, 2001 senesinde Portekiz U-16 takımında forma giydi. 2003 senesinden bu yana da Portekiz Milli Futbol Takımı'nın as kadrosunda forma giymektedir.

Cristiano Ronaldo'nun Kişisel Başarıları ve Kazandığı Ödülleri;

2004 Avrupa Futbol Şampiyonası Turnuva Takımı
FIFPro Yılın Özel Genç Futbolcusu (2): 2004–05, 2005–06
FIFPro World XI (2): 2006–07, 2007–08
İngiltere Yılın Genç Futbolcusu Ödülü (1): 2006–07
PFA Players' Yılın Futbolcusu (2): 2006–07, 2007–08
İngiltere'de Taraftarların Oyuncusu (2): 2006–07, 2007–08
PFA Yılın Premier Lig Takımı (4): 2005–06, 2006–07, 2007–08, 2008–09
Futbol Yazarları Derneği Yılın Futbolcusu Ödülü: 2006–07, 2007–08
Barclays Sezonun (2): 2006–07, 2007–08
Barclays Ayın Futbolcusu (4): Kasım 2006, Aralık 2006, Ocak 2008, Mart 
2008
Barclays Golden Boot (1): 2007–08
Barclays Merit Ödülü (1): 2007–08
Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü (4): 2008, 2011, 2014, 2015
En çok Altın Ayakkabı kazanan futbolcu - REKOR (4): 2008, 2011, 2014, 
2015
UEFA Kulüp Futbol Ödülleri#En İyi Forvet: UEFA Yılın Forveti (1): 2007–08
UEFA Yılın Kulüp Futbolcusu (1): 2007–08
FIFPro World Player of the Year (1): 2007–08
Ballon d'Or Ödülü (2): 2008, 2016
FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu Ödülü (1): 2008
FIFA Ballon d'Or Ödülü (2): 2013, 2014
FIFA World Player of the Year (1): 2008
FIFA Yılın Takımı (1): 2008
Ballon d'Or Gümüş Ödül (2): 2007 , 2009
FIFA Puskás Ödülleri: Yılın Golü 2009
FIFA Ballon d'Or Gümüş Ödül (2): 2012 , 2015
Yılın Portekizli Futbolcusu (8): 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 
2011, 2012
FIFA Ballon d'Or Gümüş Ödül (2): 2011 , 2012
Premier League (1): 2008
Copa del Rey gol kralı (1): 2010-11
UEFA Avrupa Gol Kralı (1): 2012
Trofeo Alfredo di Stéfano (1): 2012
Euro 2012 En İyi Oyuncu
World Soccer dergisi İngiltere'de yılın futbolcusu (2): 2008, 2013
İspanya'da yılın yabancı futbolcusu (2): 2013, 2014
FIFA Kulüpler Dünya Kupası Gümüş Top (2): 2008, 2014
FIFA Kulüpler Dünya Kupasında en çok gol atan oyuncu REKOR (5 gol) (Luis Suárez, Lionel Messi ve César Delgado ile birlikte.)
FIFA Yılın 11'i (1): 2013
Laureus Dünya Spor Ödülleri yılın futbolcusu (1): 2013
European Sports Media Yılın Takımı (6): 2007, 2008, 2011, 2012, 2013, 2014
UEFA Yılın Takımına en çok seçilen futbolcu (9): 2004, 2007, 2008, 2009, 
2010, 2011, 2012, 2013, 2014
UFTİF Dünya gol kralı (1): 2013
Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri ve turnuvalarının en golcü futbolcusu REKOR (29 gol), Önceki rekor 22 golle Hakan Şükür'e aitti.
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en çok forma giyen futbolcu REKOR (21 maç) Önceki rekor 16 maç ile Lilian Thuram ve Edwin van der Sar'a aitti.
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en golcü futbolcu Rekor: (9 gol): Michel Platini ile birlikte.
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde 4 ayrı turnuvada gol atan ilk ve tek futbolcu. REKOR (4 turnuva): 2004, 2008, 2012, 2016
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en çok turnuva da oynayan futbolcu REKOR (4 turnuva): 2004, 2008, 2012, 2016 (Lothar Matthäus, Peter Schmeichel, Aron Winter, Alessandro del Piero, Edwin van der Sar, Lilian Thuram, Olof Mellberg ve Iker Casillas ile birlikte.)
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en çok kafayla gol atan futbolcu REKOR (5 gol)
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en çok farklı maçta gol atan futbolcu REKOR (7 farklı maçta) Eski rekor 6 farklı maç ile Alan Shearer ve Zlatan Ibrahimović’e aitti.
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde en çok bir maçta hem gol hem de asist yapan futbolcu REKOR (4 kez) Eski rekor 2 kez bir maçta gol ve asisti ile Wesley Sneijder ve Dimitri Payet’e aitti.
Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvaları tarihinde grup etabı sonrası en çok gol atan 2. futbolcu (3 gol) Rekor 4 golle Dieter Müller, Gerd Müller, Nuno Gomes, Dragan Džajić ve Antoine Griezmann'a ait.
Şampiyonlar Ligi Gol Kralı REKOR (6): 2008, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 Eski rekor 4 gol krallığı ile yine kendine ait.
Şampiyonlar Ligi'nin bir sezonda en çok gol atan futbolcusu - REKOR (17 gol) Önceki rekor 14 golle José Altafini'ni ve Lionel Messi'ye aitti.
Şampiyonlar Ligi'nin üç farklı finalinde gol ilk ve tek futbolcu. REKOR (3 Final) 2008, 2014 2017
Şampiyonlar Ligi'nin de 100 gole ulaşan ilk futbolcu - REKOR (2016-17 Sezonu)
Şampiyonlar Ligi yarı finallerinde en çok gol atan futbolcu - REKOR (13 Gol) Eski rekor 11 gol ile Alfredo Di Stéfano'ya aitti.
Şampiyonlar Ligi'nin en çok gol atan futbolcusu - REKOR (107 gol) Şampiyonlar Ligi'nin en çok forma giyen 5. futbolcusu (140 maç)
Şampiyonlar Ligi tarihinin en çok hat trick yapan futbolcusu - REKOR (7 hat-trick) Lionel Messi ile birlikte.
UEFA tarihinin Kulüp turnuvalarında en çok gol atan futbolcusu REKOR (108 gol) C.Ronaldo'yu 97 golle Lionel Messi takip etmektedir.
UEFA Kulüp turnuvalar tarihinde 100 gol barajını geçen ilk ve tek futbolcu REKOR (UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 103 gol, UEFA Süper Kupası'nda 2 gol ve UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerinde 1 gol).
Şampiyonlar Ligi tarihinin 15 gol barajını geçen ilk ve tek futbolcu REKOR
Şampiyonlar Ligi tarihinin 15 gol barajını en çok geçen futbolcu REKOR (2 Kez) 2014, 2016
Şampiyonlar Ligi tarihinin en çok free kick atan futbolcusu - REKOR (12 frikik) (eski rekor 11 frikik ile Alessandro Del Piero aitti.)
Portekiz Millî Takımın en golcü futbolcusu - REKOR (70 gol) Önceki rekor 47 golle Pauleta'ya aitti.
Portekiz Millî Takımın en çok forma giyen futbolcusu REKOR (137 maç) Önceki rekor 127 maçla Luís Figo'ya aitti.
Portekiz Millî Takımın Avrupa Futbol Şampiyonası turnuvalarında en çok gol atan futbolcusu REKOR (9 gol) Önceki rekor 6 gol ile Nuno Gomes'ya aitti.
Real Madrid tarihinde en çok Altın Ayakkabı kazanan futbolcu - REKOR (3): 2011, 2014, 2015
Real Madrid tarihinin en çok gol atan futbolcusu - REKOR (399 gol) Önceki rekor 323 golle Raúl González'e ait.
Real Madrid tarihinin La Liga'da en çok gol atan futbolcusu - REKOR (280 gol) Önceki rekor 228 golle Raúl González'e ait.
Real Madrid tarihinin Şampiyonlar Liginde en çok gol atan futbolcusu - REKOR (88 gol) Önceki rekor 66 golle Raúl González'e ait.
Real Madrid tarihinin La Liga'da 40 gol atan ilk futbolcu. (2011 sezonu)
Real Madrid tarihinin La Liga'da 3 kez 40 gol ve üstü atan futbolcusu. - REKOR (2011 sezonu: 40 gol, 2012 sezonu 46 gol ve 2015 sezonu 48 gol) Lionel Messi ile birlikte.
Real Madrid tarihinde 300 gol barajını geçen 3. oyuncu (371 gol) Alfredo Di Stéfano ve Raúl ile birlikte.
Real Madrid tarihinin La Liga'da en çok hat trick yapan futbolcusu - REKOR (32 hat-trick) Önceki rekor 22 hat-trickle Alfredo di Stéfano ve Telmo Zarra'ya aitti.
Real Madrid tarihinin en çok hat trick yapan futbolcusu - REKOR (42 hattrick) Önceki rekor Alfredo di Stéfanoya aitti.
Real Madrid tarihinin La Liga'da bir sezonda en çok gol atan Futbolcusu REKOR (48 gol) Önceki rekor 38 gol ile Hugo Sánchez'e aitti.
Real Madrid tarihinin en çok free kick atan futbolcusu - REKOR (20 free kick) eski rekor 16 free kick ile Roberto Carlos' aitti.
Real Madrid tarihinde resmi maçlarda 6 sezon üst üste 50 gol barajını geçen ilk ve tek futbolcu - REKOR (6 kez): 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016.
Real Madrid tarihinde resmi maçlarda 6 sezon üst üste 45 gol barajını geçen ilk ve tek futbolcu - REKOR (6 kez): 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016
La Liga gol kralı (3): 2011, 2014, 2015
La Liga'nın en çok gol atan 2.futbolcusu (265 gol) Rekor 319 golle Lionel Messi'ye ait.
La Liga'da bir sezonda en çok gol atan 2.Futbolcusu (48 gol) Rekor 50 gol ile Lionel Messi'ye ait.
La Liga tarihinin en çok hat trick yapan futbolcusu - REKOR (38 hat-trick) Önceki rekor 22 hat-trickle Alfredo di Stéfano ve Telmo Zarra'ya aitti.
La Liga tarihinin 40 gol atan ilk futbolcusu. Sonrasında Lionel Messi'de 40 golü atmıştır.
La Liga tarihinin 3 kez 40 gol ve üstü atan futbolcusu. - REKOR (2011 sezonu: 40 gol, 2012 sezonu 46 gol ve 2015 sezonu 48 gol) Lionel Messi ile birlikte.
La Liga tarihinde resmi maçlarda 6 sezon üst üste 50 gol barajını geçen ilk ve tek futbolcu. - REKOR (6 kez): 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 ,2016.
La Liga tarihinde üst üste 6 sezon boyunca 30 gol barajını geçen ilk futbolcu - REKOR
Avrupa'nın 5 büyük liginin tarihinde en çok gol atan futbolcusu - REKOR (368 gol)(Eski Rekor 366 gol ile Jimmy Greaves aitti.)
Kariyerinde resmi maçlarda 500 golü geçen 8. futbolcu. (602 gol) (Pelé: 720 gol, Romário: 743 gol, Gerd Müller: 723 gol, Ferenc Puskás: 700 gol, Zico: 642 gol, Josef Bican: 641 gol, Lionel Messi 558 gol (sonra dan Lionel Messi'de 500 golü geçmiş ve 9. futbolcu olmuştur.} ve Hugo Sánchez: 516 gol, )
Kariyerinde resmi maçlarda en çok gol atan 7. futbolcu. (602 gol) (Pelé: 720 gol, Romário: 743 gol, Gerd Müller: 723 gol, Ferenc Puskás: 700 gol, Zico: 642 gol, Josef Bican: 641 gol, Lionel Messi 558 gol ve Hugo Sánchez: 516 gol, )
C.Ronaldo, sosyal medyadaki Facebook hesabında 100 milyon takipçiye ulaşan ilk sporcu.
C.Ronaldo, sosyal medyadaki Instagram hesabında 100 milyon takipçiye ulaşan ilk sporcu.
C.Ronaldo, sosyal medyadaki Instagram hesabında 100 milyon takipçiye ulaşan ilk Erkek.

Cristiano Ronaldo Fotoğrafları (Resimleri);





















Paylaş: