Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2018 Çarşamba

İran Nedir? Nerededir? Nasıl Bir Ülkedir? (İran Tarihi Hakkında Bilgiler)


Ortadoğu'nun oldum olası güçlü, oturaklı ve gizemli yanı ile merak uyandıran bir gücü olarak dikkat çeken İran, nasıl bir ülkedir, nerededir, tarihi nedir, İran Türk devleti midir? gibi pek çok merak edilenleri olan bu gizemli ortadoğu ülkesi hakkında bilinmesi gereken ve  dikkat çekici ve merak uyandırıcı tarihi ile çok özel özellikleri konularında bilgilenmek isteyenlere özel yazımızın detayı aşağıda...

İran için ''Türk Devleti'' ifadesini kullanmak şu an için tam yerine oturmasa da tarihine baktığımızda ''İran bir Türk devletidir'' demek çok da abes olmasa gerek... Öyle ki tarihte İran denilen ülke coğrafyasında kurulmuş 10 tane Türk devleti mevcuttur. Bu devletler uzun yıllar boyunca İran'ı yönetmekle kalmayıp, bu  gün bile İran'ın sahip olduğu köklü ve güçlü devlet geleneği ve aynı zamanda kültürünün oluşmasında etkin olmuşlardır.

İşte Tarih Boyunca İran'ı Yönetmiş 10 Büyük Türk Devleti;

1. Gazne Devleti



Samanîler'den ayrılıp Afganistan'ın Gazne kentine yerleşen Alp Tegin'in 961 yılında kurduğu devlettir. Tam anlamıyla bağımsızlığı 977'de Sebük Tigin'in başa geçmesiyle gerçekleşmiştir. Daha sonraları İran üzerine yayılan Gazneliler, en parlak dönemini Sultan Mahmut ile yaşamıştır. Bu dönemde hem Hindistan'a 17 kez sefer yapılarak İslam bu bölgede yayılmış, hem de Abbasi Halifeliği Büveyhoğulları'ndan korunmuştur. Selçuklular'ın 1040 yılında yapılan Dandakan Savaşı ile güç kazanmasının ardından Gazneliler dağılmış, 1186'da Gurlular'ın son Gazneli sultanı Hüsrev Melik'i tutsak almasıyla devlet resmen son bulmuştur.




2. Büyük Selçuklu Devleti




Selçuk Bey'in Müslüman olduktan sonra Oğuz Yabgu Devleti'ne vergi vermeyi istemeyişi ile kurulan Selçuklu Devleti, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul ve Çağrı'nın 1038'de Gazneliler'den ayrılmasıyla bağımsız olmuştur. Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt Savaşı'nda Bizans'a karşı zafer elde ederek günümüz Türkiye'sinin temelini atmıştır. Her açıdan mükemmel bir uygarlık kuran Büyük Selçuklu Devleti, Katvan savaşı'nda Karahıtaylar'a yenilince büyük ölçüde dağılmış, 1157 yılında Sultan Sencer'in göçebe Oğuzlar'a tutsak düşmesiyle resmen yıkılmıştır.

3. İldenizliler




İldenizliler
Şemseddin İldeniz, Selçuklu Devleti'nde kölemen bir askerken, gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle çöküş sürecindeki Selçuklu içerisinde kısa sürede atabeyliğe yükselmiştir. 1142 yılında Irak Selçukluları'na karşı güç kazanarak bağımsız olmuştur. Gürcüler ve Ermeniler üzerine birçok başarılı sefer yaparak, Nahçıvan'dan yönettiği devletini genişletmiştir. İldenizliler ilerleyen yıllarda İran içlerine kadar yayılmıştır. Ancak, 1220'deki Moğol saldırılarıyla zayıflayan İldenizliler, 1225 yılında Harezmşahlar Devleti'ne bağlanmıştır.

4. Harezmşahlar Devleti




Harezmşahlar Devleti
Büyük Selçuklu Devleti'nin Hive kentinde vali olan Anuş Tekin'in oğlu Kutbuddin Muhammed, 1097 yılında "Harezmşah" unvanı alarak bu bölgeyi yönetmeyi sürdürmüştür. Atsız Harezmşah döneminde yarı bağımsızlık elde eden Harezmşahlar, İl Arslan döneminde Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla bağımsız olmuştur. Türkistan, İran ve çevre bölgelere yayılan Harezmşahlar Devleti'nin yönetim biçimi ve sanat tarzı Selçuklular'ın devamı niteliğindedir. Celaleddin Harezmşah'ın Yassıçemen Savaşı'nda Anadolu Selçukluları'na yenilmesiyle zayıflayan Harezmşahlar Devleti, Moğol Hanı Ögeday tarafından 1231'de yıkılmıştır.

5. Timur İmparatorluğu




Çağatay Hanlığı'ndaki iç karışıklıklar sırasında güçlenen Emir Timur, 1370 yılında kendi adıyla anılacak devleti kurmuştur. Bu devlet, kısa sürede Harezm, İran, Kafkas, Deşt-i Kıpçak, Hindistan, Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılan büyük imparatorluğa dönüşmüştür. Bu sürede Çağatay Hanlığı, Altın Orda, Celayiriler, Karakoyunlular, Osmanlılar gibi birçok devlet, Timur tarafından yıkılmıştır. Timur, 1405 yılında Çin'i fethetmeye giderken ölmüştür. Onun ardından Timurlular siyasi olarak yeniden güçlenememiş olsa da, birçok bilim ve sanat alanında ilerleme sürmüştür. Timur İmparatorluğu, 1507'de Şeybani Han'a bağlı Özbekler'in başkent Herat'a girmesiyle yıkılmıştır.

6. Karakoyunlular




Karakoyunlular
Göçebe bir Türkmen boyu olan Karakoyunlular, İlhanlılar'ın çöküşünü fırsat bilip 1380'de Bayram Hoca önderliğinde bağımsız olmuştur. 1400 yılında Karakoyunlular'ın başındaki Kara Yusuf, Timur'dan kaçıp Osmanlı'ya sığınmıştır. Timur öldükten sonra Tebriz'i alarak hükümdarlığa devam etmiştir. Karakoyunlular, ilerleyen yıllarda İraniçlerine kadar yayılsa da, Akkoyunlular'dan Uzun Hasan'ın Karakoyunlu önderi Cihan Şah'ı öldürmesiyle çöküşe geçmişlerdir. 1469 yılında bu devlet resmen yıkılmıştır.

7. Akkoyunlular




Akkoyunlular
Diyarbakır, Elazığ ve Azerbaycan yörelerinde etkin bir Türkmen boyu olan Akkoyunlular, Kara Yülük Osman Bey döneminde 1378'de bağımsızlık elde etmişlerdir. Devletlerini korumak için Ankara Savaşı'nda Timur'a yardım etmişlerdir. Timur da bu yardımlarından dolayı Malatya ve Diyarbakır'ı Akkoyunlular'a vermiştir. Kara Yülük Osman Bey'in ardından Akkoyunlular'ın başına Uzun Hasan geçmiştir. Onun döneminde Akkoyunlular, Horasan'dan Anadolu'ya, Kafkaslar'dan Umman Denizi'ne kadar uzanan büyük bir devlet olmuştur. Bu büyüme Osmanlılar'ın dikkatini çekmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Trabzon Rum İmparatorluğu'nu yıktıktan sonra yönünü Akkoyunlular'a çevirmiştir. Otlukbeli Savaşı'nda Osmanlı'dan ağır bir darbe alan Akkoyunlular çöküş sürecine girmiştir. Uzun Hasan'ın ölümünden sonra çıkan kargaşadan yararlanan Safevi Şahı İsmail, 1508'de bu devlete son vermiştir.

8. Safevi Devleti




Safevi Devleti
Anadolu çevresindeki sekiz Türkmen boyunun 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde birleşmesiyle kurulmuş ve Akkoyunlular'ın yıkılmasıyla Tebriz'de hüküm sürmeye başlamış Türk devletidir. Sonraki yıllarda İran'ın tamamını ele geçiren ve bu coğrafyada Şii inancı
yayan Safeviler'in en büyük düşmanları, mezhep çatışmasından dolayı Osmanlılar ve Özbekler olmuştur. 1510 yılında Safevi Kızılbaşlar, Özbekler'e karşı büyük bir zafer elde etmiş ve Horasan'ı almışlardır. Ancak bu başarıyı Osmanlı'ya karşı gösterememişlerdir. Çaldıran Savaşı'nda Yavuz Sultan Selim, Tebriz'i alarak Safeviler'e karşı üstünlük sağlamıştır. Yağmalamalar ve ayaklanmalarla zayıflayan Safevi Devleti, Afganlar tarafından 1736'da yıkılmıştır.


9. Afşar Hanedanı



Afşar Hanedanı
Afşar Hanedanı, Nadir Şah'ın 1736'da İran'ı ele geçiren Afganlar'a karşı kurduğu devlettir. Nadir Şah başa geçtikten sonra Afganları İran'dan geri püskürtmüş ve Delhi'ye kadar ilerlemiştir. Delhi'den elde ettiği servet ile üç yıl vergi almamış, Safevi Devleti'nin çökmesiyle darmadağın olan İran'ın yaralarını sarmıştır. Bu nedenle İran'ın onarıcısı olarak bilinir. Nadir Şah, Afganlar'ın yeniden ayaklanmasını önlemek için Sünniliğe yakın durmuştur. 1747'de Nadir Şah'ın ölmesiyle dağılan devlet, 1796'da tarih sahnesinden çekilmiştir.

10. Kaçar Hanedanı




Kaçar Hanedanı
Kaçarlar, Safevi Devleti'nin kurulmasına yardım etmiş bir Türkmen boyudur. Afşar Hanedanı'nın yıkılmasından sonra İran'da siyasi karışıklık başlamış ve birçok yeni devlet ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Ağa Muhammed Han'a bağlı Kaçarlar olmuştur. Ağa Muhammed Han, Kaçarlar'ın siyasi birliğini sağladıktan sonra  İran'daki diğer devletlerle mücadele etmiştir.
1796'da İran siyasi birliğini sağlayan Ağa Muhammed Han, başkenti Tahran olan Kaçar Hanedanı'nı kurmuştur. Bu Türk kökenli hanedan, 1925 yılında Rıza Şah Pehlevi'nin Kaçar hükümetini kontrolü altına alıp Pehlevi Hanedanı'nı kurmasına dek İran'ı yönetmiştir.

İran Tarihi Hakkında Bilgiler
1. Köklü bir medeniyet olan İran'ın Perslere dayanan geçmişi

Büyük ve derin bir tarihî geçmişe sahip olan İran, M.Ö. 625 yılına kadar uzanan Pers ve Med İmparatorluklarının günümüzdeki varisleri olma özelliğini taşımaktadır. Öyleki,bu imparatorluklar günümüzde İranlıların savaşçı özelliğe sahip olduklarına dair inancı oluşturan devletlerdir. Özellikle Perslerin Yunanlılarla ve Büyük İskenderle olan savaşları hâlâ dilden dile anlatılan tarihin bölgesel bazda kritik noktalarını oluşturan savaşlardır.

2. İran'ın İslâmiyetle tanışması

İran'da dini inanış, M.S. 630 yılına değin genel olarak Zerdüştlük idi. Ancak Arap Yarımadasında Mekke'de Hz. Muhammed'e Kuran'ın indirilmeye başlamasıyla İslâm dini doğmuş oldu. Hz.Muhammed tarafından 630 yılından başlayan İran'ın İslâm'a davetleri 652 yılında İslâm Devleti tarafından fethedilinceye değin devam etti. 652 yılında Sasani İmparatorluğu(dönemin İran Devleti'nin ismi) El-Kadesiye Savaşı'nda İslâm Devleti tarafından fethedilerek İslâm günümüz İran sınırları içerisinde yaygınlaşmaya başladı.

3. İran'ın her zaman güçlü bir orduya sahip olması

İran,tarihinin hem köklü bir geçmişe dayanması hem de coğrafî konumu itibariyle her zaman güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır. Jeopolitik konumu ele alındığında dünyanın ulaşım ağının her zaman göbeğinde yer almıştır. Dünya'daki birçok kaynağında varolduğu bir bölge olan Ortadoğu coğrafyasında konuşlanmıştır. Doğal olarak böyle özelliklere sahip bir coğrafyaya hükmeden bir devlet olduğundan kendisine ve ülkenin kaynaklarına yönelebilecek her tehdidi püskürtebilmek için caydırıcı niteliği bulunan bir silahlı kuvvete gereksinim vardır. İran'ın tarihi;Yunanlılar,Romalılar,Büyük İskender ve de Osmanlı Devleti ile giriştiği mücadelelerle doludur.

4. İran topraklarında petrolün keşfi

1908’de İran’da petrolün bulunması tarihinde kritik bir dönüm noktası oldu. Böylece hem emperyalist devletlerin İran toprakları üzerindeki düşünceleri hem de İran’ın 20. yy.’na damgasını vuracak olan karmaşık sosyo-ekonomik yapı ortaya çıktı. İran’ın kırsal kesiminde feodalizm egemendi ve büyük toprak sahipleriyle topraksız köylüler arasındaki uçurum oldukça derindi. Şehirlerde ise bazargan ya da çarşı adı verilen geleneksel küçük burjuvazi, esnaf tarihsel olarak etkin bir sınıf olarak göze çarpmaktaydı. Bu sınıf aynı zamanda toplumun en çabuk örgütlenebilen kesimini oluşturmaktaydı. Özgün bir hiyerarşiye sahip olan İran uleması, mollalar hem toprak sahipleri hem de çarşı esnafı arasında nüfuz sahibiydi. Pek çok açıdan bu sınıfların çıkarlarının temsilciliğini üstlendiği gibi vakıf mülklerine sahip olması açısından kendisi de ekonomik olarak toprak sahibi sayılırdı. Petrolün ekonomik bir ürün olarak devreye girmesiyle birlikte kapitalist ilişkilerin ülkede yayılmaya başlaması sonucunda bir ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfı da ortaya çıkmış, 1940’lardan itibaren etkinliğini artıracak olan sanayi burjuvazisinin öncülleri oluşmaya başlamıştı. Ülke, emperyalist ülkeler açısından ise artık, en güçlünün en büyük dilimi alacağı bir pasta olarak görülmekteydi.

5. İran Şahı Rıza Pehlevî ve Mustafa Kemal Atatürk

1921 yılında iktidarı ele geçiren Rıza Pehlevî ülkesinde bu tarihten sonra reform hareketleri yapmak istiyordu. Bu girişimlerinden birisi de 1934 Haziran'ında Türkiye'ye yapmış olduğu ziyarettir. Dünyanın çeşitli emperyalist güçleriyle savaşıp sonrasında da Ebedî Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde adım adım sıçrama hamleleri yapan ülkemiz başta bizi izleyen Orta ve Uzakdoğu' daki bazı devletler tarafından örnek alınıyordu. İran da bunlardan biriydi. Pehlevî,kendi ülkesinde Türkiye'nin yapmış olduğu devrimleri ve reformları bu ziyaretinden sonra gerçekleştirmek istedi. Ancak İran'ın gerek sosyo-kültürel gerekse de sosyo-ekonomik yapısı buna izin vermedi. Reformların ancak bir kısmını gerçekleştirebildi.


6. Ajax operasyonu ile Başbakan Musaddık'ın devrilmesi

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve onun hemen akabinde İran 1908'den bu yana artık topraklarında petrol çıkan bir devlet olma özelliğini taşıdığından bu yıllarda dünyanın iki kutbu olarak kabul edilen ABD ve SSCB arasında dünyadaki diğer devletler gibi varlık ve de paylaşım mücadelesi veriyordu. Savaşın hemen sonrasında SSCB'nin ağırlığı İran üzerinde etkisini gösterdi ve sosyalist bir parti olan TUDEH'in kurulması meydana geldi. Milliyetçi cephenin desteğiyle 1951 yılında Musaddık'ın Başbakan olarak atanmasıyla yeni birtakım reform hareketleri görülür hâle geldi. En son 1953 yılında Musaddık hükümetinin ABD'ye direnerek aldığı petrolün millileştirilmesi kararı oldu. 19 Ağustos 1953 tarihinde ABD Başkanı Eisenhower onaylı İngiltere ve ordu içinden birtakım kimselerin desteklediği Ajax operasyonuyla Musaddık tutuklandı ve İran'ın kendi topraklarında çıkan petrolü kendisinin işletmesi hayali de suya düştü. Bu tarihten sonra çıkan petrolün işletim hakkının yarısı İran'da olmak üzere çok uluslu bir konsorsiyum kuruldu.

7. İslâm Devrimi

1978 yılının Ocak ayında şah karşıtı ilk büyük gösteriler başladı. Pehlevî Hanedanı'nın ülkede yarattığı sosyo-ekonomik bunalım ve gelir adaletsizliği çeşitli birtakım karışıklıklara sebep oldu. Zengin oldukça zengin, fakir oldukça fakir hâldeydi. 1979 Şubat ayında gösterilere direnemeyen şah ülkeden kaçtı ve bu gösterilerilerin lideri olarak adlandırılan Ayetullah Humeyni sürgünden geri döndü. 11 Şubat 1979 tarihinde de ordunun tarafsızlığını ilân etmesiyle fiilen şah dönemi sona ermiş oldu.1 Nisan 1979'da da resmen İran İslâm Cumhuriyeti Devleti kurulmuş oldu. 

8. İran-Irak Savaşı

İran'ın devrimden sonra kısmen dağılmış olduğunu bilen Irak Lideri Saddam Hüseyin, zengin petrol yataklarına ve bol Arap nüfusuna sahip İran'ın Huzistan bölgesine 22 Kasım 1980 tarihinde saldırmaya başladı. 8 yıl süren savaşta galip bir devlet ortaya çıkmadı. Irak oldukça fazla kimyasal silah kullanmıştı ve hatrı sayılır İranlının da bu kimyasal silah saldırılarından etkilendiği biliniyor. BM'nin barış önerileriyle savaş sona erdi.

9. İran'ın nükleer faaliyetleri

İran tarihinde her zaman bölgesel bir güç olma iddiasını belli dönemlerde gösterdi. Bu da onun sadece bir örneği olma özelliğini taşıyor.

10. Köklü Fars Edebiyatı ve Kültürü

İran kültürü İslam öncesi özellikleri ve sonrasında İslam'ın geleneğiyle yoğrularak günümüze kadar ulaşmış bir kültürdür. Andronovo kültürünün de etkili olduğu bilinmektedir.Dili Farsça'dır ve bu dil uzun bir dönem Orta Asya'da Ortadoğu'da baskın bir dil hâline gelmiştir.Hatta Selçuklu Devleti'nin saray ve yazışma dili olarak kullandığı,etkilendiği bir dildir. Firdevsi'nin Şehname'si bu dilin edebiyatının en güzel örneklerindendir. İran kültürü,İslami doktrine hukukunu,dil bilimini,tıptaki gelişimini,mimarisini,felsefesini ve edebiyatını aktarmıştır. Günümüzde kısmen diğer toplumlara göre daha kapalı kutu şeklinde yaşama biçimine sahip olduğu bilinen İran,oldukça ilginç olarak dünyada interneti etkili kullanan ülkeler arasındadır. Dünya'nın dördüncü büyük blogger sayısına sahip ülke durumundadır.



Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ranİran Tarihi-http://static.idefix.com/cache/0/270/387301Modern İran Tarihi-http://mcdn01.gittigidiyor.net/11330/tn24/113309484_tn24_0.jpghttps://onedio.com/haber/ortadogu-nun-gizemli-bir-gucu-olan-iran-hakkinda-bilinmesi-gereken-10-dikkat-cekici-tarihi-ozellik-492080
Paylaş:

29 Aralık 2017 Cuma

Dünyanın En Büyük Hayvanı Mavi Balina Nedir? Özellikleri Nelerdir? (Hakkında Bilgiler)



Denizde yaşayan en büyük canlı, aynı zamanda dünyanın en büyük hayvanı ve en büyük memelisi ünvanlarını sonuna kadar hak eden bir hayvandır mavi balina... Erişkin bir mavi balinanın uzunluğu kuyruk kısmından baş kısma kadar yaklaşık 23 metre ila 30,5 metre arası değişmektedir. Ağırlığı ise yaklaşık 150 tondur. Bu balinaların uzunluğu 8-10 katlı bir binanın uzunluğuna ve ağırlığı da 112 tane yetişkin erkek zürafanın ağırlığına denk gelmektedir. Son zamanlarda balina avcıları tarafından avlanan en yaşlı balina yaklaşık 25 metre uzunluğundadır. Dişi mavi balinalar genellikle erkek mavi balinalardan daha ağırdır. En ağır mavi balina dişi ve yaklaşık 176,792 kg ağırlığındadır.

Mavi balinaların başı oldukça geniştir,tüm oyuncularıyla profesyonel bir futbol takımı rahatça balinanın diline sığabilir ki bu yaklaşık 50 kişi demektir. Kalbi yaklaşık bir araba boyutunda ve atardamarları rahatça tırmanabileceğiniz genişliktedir. Yeni doğmuş bir mavi balina 7,6 metre uzunluğunda ve ağırlığı bir filden daha fazladır. Çok hızlı gelişlim gösteren bebek balinalar ilk 7 ayda kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilecek hale gelirler. Bir bebek balina her gün neredeyse 379 litre anne sütü içer. Yetişkin bir mavi balina ise her gün 4 ton karides tüketir.


Hala birçok insan dünyanın en büyük hayvanın dinozor olduğunu sanmaktadır. Ancak en uzun dinozor 81,647 kg dır.Bu miktar yetişkin bir mavi balinanın yarı ağırlığından çok az fazladır. Bu da şu kanıyı oluşturmaktadır: dünyanın en büyük hayvanı bir deniz yaratığı olmalıdır çünkü kara hayvanları kendi ağırlıklarını dengelemek zorundadır, deniz hayvanları ise sudan yardım aldıklarından dolayı çok fazla ağırlığı bile taşıyabilme kapasitesine sahiptir.Bundan önceki dönemlerde dünyada 200,000‘e yakın mavi balina bulunduğuna inanılıyor. Oysa günümüzde yalnızca 10,000 adet mavi balina bulunuyor. Ve bu mavi balinalar 1960’ tan beri nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinde ve balina nüfusunu kurtarmanın mümkün olamayacağı bildiriliyor.

Dünyanın En Büyük Hayvanı (Canlısı) Olan Mavi Balinaların Özellikleri ve Balinalar Hakkında Çok Özel Bilgiler;


  • Balinalar içinde balinaları, yunusları ve muturları barındıran, memeliler sınıfında bir takımdır. Biyolojik adlarda "balina" için Latince cetus sözcüğü kullanılır, özgün anlamı ise "büyük deniz hayvanı"dır. Latinceye ise Yunanca'dan geçmiştir. Yunanca κῆτος sözcüğü "balina" ya da "herhangi bir dev balık veya deniz canavarı" anlamındadır.
  • Balinalar 50 milyon yıllık evrim sürecinde suda yaşama tam olarak uyum sağlamış memelilerdir. Grup olarak yüksek bir zeka düzeyine sahiptirler.
  • Balinaların yaşı 25 cm'lik kulak kiri tıkacındaki halkaları sayarak öğrenilebilir.
  • Amerika geyiğinin doğal yırtıcısı katil balinadır. Amerika'nın kuzeybatı sahilinde yüzen geyikleri avladıkları biliniyor.
  • Mavi balinanın ağzındaki su neredeyse vücudunun tamamının ağırlığı kadar gelir.
  • Çoğu pahalı parfümün içinde balina dışkısı vardır.
  • Aslında parfüme kokuyu veren ispermeçet balinalarının dışkılarında oluşan amber (ambergris) adlı değerli bir taş.
  • Bir mavi balina basketbol sahasından daha büyüktür.
  • Dünyada bilinen sadece bir tane tamamen beyaz kambur balina vardır.
  • Balinalar suyun altında 30 dakikadan fazla kalırlarsa boğulurlar.Balıklar ve diğer su canlılarına kıyasla balinaların solungaç yerine akciğerleri olduğundan arada bir hava almak için bizim gibi dalıp çıkmaları gerekmekte.
  • Muazzam boyutlarına rağmen, mavi balinalar neredeyse sadece krille beslenir.Kriller, fasulye tanesi boyutunda karidese benzeyen canlılardır.
  • Bir mavi balinanın kalbi araba boyutunda olabilir.Adeta atardamarlarında gezilebilir boyutta.
  • Mavi balinaların dili fil ağırlığına denk gelebilir.
  • Gri balinalar hep üçlü çiftleşir: iki erkek ve bir dişi olarak.
  • Hayatlarının ilk yılında, bebek mavi balinalar her gün 91 kilo alır.
  • Katil Balinalar aslında yunustur, balina değil.Katil balina (Orcinus orca), Orka olarak da bilinir, okyanus yunusları ailesinin en iri üyesidir.
  • Yunus ve balinalar baş yerine ilk önce kuyruktan doğururlar.
  • Çoğu ispermeçet balinasının başı "hurda" denilen yağlı, sarı bir dokuyla doludur.Ayrıca kendileri şu anda var olan hayvanlar arasında en büyük beyine sahiptir. Yaklaşık 8 kg.
  • Dişi katil balinalar, kısa yüzgeçli pilot balinalar ve insanlar menopoz dönemi sonrasında yaşayabilen tek canlı türleridir.
  • 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ispermeçet balinaları genelde gün boyunca, sığ bir 'akıntı dalışı' yüzeyi altında dikey pozisyonda uyurlar.
  • 18. ve 19. yüzyılın avcıları balinaları, yağlarını lamba yakıtı ve yağı yapmada kullanmak için avladılar.
  • Balina sütü diş macunu yoğunluğundadır.
  • İspermeçet balinaları Dünya'daki en gürültülü hayvanlardır. Sesleri 230 desibele kadar ulaşabilir.

Paylaş:

Mors Alfabesi Nedir? Nasıl Yazılır? Ne İşe Yarar?- Mors Alfabesinin Tarihçesi (Hakkında Bilgiler)



Mors alfabesi olarak adlandırılan bu özel alfabe, çok zor ve bilmeyen için anlaşılması neredeyse imkansızdır.Film ve belgesellerde çoğu zaman kullanıldığını görürürüz. Ancak mors alfabesi çevirisi yapmaya çalışsanız da, ilk etapta anlamakta güçlük çekeceğiniz kesindir. İlk olarak 1835 yılında Samuel Morse tarafından oluşturulmuş ve ilk kullanımı 1837 yılında olmuştur.

Mors Alfabesi Nedir?

Kısa ve uzun sinyalin farklı olan kombinasyonlarının harfleri, noktalama işaretleri ya da sayıların oluşturmuş olduğu bir haberleşme dilidir. Elektrik sinyali ya da radyo frekansları ile kişiden uzak olan farklı bir noktaya yazılı olan bir metnin iletilmesidir. Aralarda oluşan sessizlikler de aynı şekilde anlam ifade etmektedir. Telefon ve cep telefonu teknoloji gibi düşünülebilir. İlk olarak Samuel Morse’nin telgraf ile uğraşması sonucu bulunmuştur. Telefonun olmadığı dönemlerde mors alfabesi ile benzer iletişim kurulabilmekteydi. Günümüz koşullarında çok fazla karşınıza çıkacaktır diyemiyoruz. Ancak, yine de mors alfabesi öğren ve kendini geliştir diyebiliriz. Online internet sitelerinde mors alfabesinin nasıl öğrenileceği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.

Mors Alfabesi Nerelerde Kullanılır?

Mors alfabesi nerelerde kullanılır diye merak ediyor olabilirsiniz. Günümüzde çok fazla kullanılan bir alfabe değildir. Bazı amatör radyolarda ve gemilerde mors alfabesinin halen kullanıldığını görebilirsiniz. Özellikle gizli bilgilerin paylaşılabilmesi için mors alfabesini öğrenmek faydalı olacaktır. Genel anlamda mors alfabesi öğrenme çok zor olmayacaktır. Temel mantığını kavradığınız takdirde kısa sürede öğrenebileceksiniz. Mors alfabesini öğrenmek için temel sinyallerin anlamlarını bilmek şarttır. Bu anlamları öğrendikten sonra süreç çok daha hızlı ilerlemiş olacaktır.

Mors Alfabesi Nasıl Öğrenilir? 

Mors alfabesinin ilk icat edildiği yıllarda tüm dünyada adeta bir devrim gibi karşılanmıştı. Hemen herkes bu haberleşme dilini kullanmaya başlamıştı. Ancak, teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesi ile birlikte mors alfabesinin kullanımı ve öğrenilmesi azalmıştır. Genel olarak öğrenmenin kolay yolu kısa sinyal aldığınızda sola, uzun sinyal aldığınızda da sağa yönelmenizdir. Mors alfabesini öğrenmenin yolları şu şekildedir.

  • Temel Sinyallerin Anlamlarını Öğrenin: Mors alfabesinde farklı iki sinyal vardır. Uzun ve kısa bu sinyalleri öğrenerek başlayabilirsiniz.
  • Mors Alfabesini İnceleyin: Alfabe içerisinde yer alan bir harfi seçin ve detaylı olarak inceleyin. Harf için karşılık seslere bakın ve dit ya da dat seslerine denk geldiğinde bunu tekrarlayın.
  • Tüm Harflerin Seslerini Çıkarın: Daha sonrasında tüm harflerin üzerine yoğunlaşın. Çıkan sesleri anlamaya ve tekrar etmeye çalışın.
  • Kelime Tekrarları Yapın: Kelime tekrarı yapmak harflerin çıkardığı sesi anlamak için çok önemlidir. Bunu sürekli olarak yapmak öğrenmek için büyük önem arz etmektedir.
  • Basit Kelimeler Oluşturun: Az heceden oluşan basit ve kolay kelimeler oluşturmaya çalışarak öğrenme sürecini hızlandırabilirsiniz.


Mors Alfabesi Nasıl Kullanılır? 


Mors alfabesini kullanabilmek için öncelikli olarak öğrenilmesi gerekmektedir. Önemli olan sesleri kavramaktır. Daha sonrasında harflerin karşılık geldiği semboller kendiliğinden kafanıza yerleşmiş olacaktır. Sürekli tekrarlar yaptığınızda çıkan sesleri çok kolay bir şekilde anlayabiliyor ve mors alfabesini kullanabiliyor olacaksınız.

Mors Alfabesi Harfleri Nelerdir?

Mors alfabesi harf, rakam ve işaretlerden oluşmaktadır. A, b, c, d, e, f, g, h, ı, j, k, l, m, n, o, p, q, r, s, t, u, v, w, x, y, ve z harflerinden oluşmaktadır. Öğrenmek için online site üzerinden mors alfabesi çevirici kullanabilirsiniz. Rakam olarak da 0’dan başlamak üzere 9’a kadar tüm rakamlar mevcuttur. Bunun yanında nokta, virgül, soru işareti, / ve @ gibi işaretler de mors alfabesi içerisinde mevcuttur.



Paylaş:

16 Aralık 2017 Cumartesi

Nanoteknoleji Nedir? Ne İşe Yarar? Nerelerde Kullanılır? Faydaları Nelerdir?


Teknolojinin her geçen gün geliştiği günümüzde gün geçmiyor ki hayatımıza yeni bir gelişme, yeni bir icat veya yepyeni bir teknoloji çıkmasın. İşte bu yeni nesil teknolojinin ürünlerinden olan nanoteknoloji nedir, ne gibi işlere yarar, bu yeni teknolojik ürün nerelerde kullanılır, faydaları nelerdir? gibi soruların cevaplarının içinde yer aldığı nanoteknoloji hakkında bilinmesi gerekenlerin açıklandığı nedir? bilgi yazımızı sizlerle paylaşıyoruz...

Nanoteknoloji, maddenin atomik, moleküler ayrıca supramoleküler seviyede kontrolüdür. Nanoteknolojinin ayrıca bugün moleküler nanoteknoloji olarak bahsedilen en eski ve yaygın tanımı, tam olarak 'makroölçek ürünlerinin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolünün belirli bir amacını ifade etmektedir.

Nanoteknoloji Nedir?

Nanoteknoloji, herhangi bir maddeyi atomik boyuta indirgeyerek ele alan, molekül ve atomların içerisinde yer alan en küçük birimleri açıklamak adına kullanılan bir teknolojidir. Nanoteknoloji mevcut olan maddelerden daha iyi özelliklere sahip olan yeni maddeler elde etmeyi hedefler. Özel olarak alınan atomları belirlenen bir nizama göre bir araya getirerek yeni maddelerin elde edilmesi mümkündür.

Nanoteknoloji dünya üzerindeki düzeni referans almaktadır. doğada yer alan maddelerdeki atom dizilişi taklit edilebilirse maddeler içerisinde yer alan atomlar basit bir şekilde hareket ettirilebilir ve bu sayede ana maddeden daha iyi özellikler taşıyan yeni maddeler üretilebilir. Böyle bir şeyin olması paha biçilmez maddelerden olan altın ve elmas gibi maddelerin kolay üretilmesini sağlayacaktır. İnsandaki zengin olma tutkusu nanoteknolojinin gelişmesini sağlamıştır. Kömür ile elmas benzer özellikler taşıdığından dolayı atomik dizilişte değişiklik yapılabilmesi kömürün elmas formuna dönüşmesini sağlayacaktır. Şüphesiz atom dizilişini ilk kopyalayabilen kişi kısa süre içerisinde dünyanın en zengin insanı olacaktır. Bu zenginlik sayesinde de dünyayı yönetmesi mümkündür. Bilim insanlarının tek korkusu bu nanoteknolijiyi kötü niyeti olan kişilerin geliştirmesidir.

Nanoteknoloji Kullanım Alanları

Nanoteknoloji çok yeni bir gelişme olduğundan dolayı nanoteknolojinin kullanım alanları şu anlık sınırlıdır ancak kullanım alanlarının ilerleyen zaman içerisinde genişlemesi beklenmektedir. Tıp, bilgisayar, elektronik, kimya, biyoloji ve fizik nanoteknolojinin günümüzde kullanıldığı alanlardan sadece birkaçıdır. Emin olun zaman içerisinde nanoteknolojinin girmediği alan kalmayacaktır.

Nanoteknoloji alanında istenilen seviyeye ulaşıldığında paslanmayan metaller, aşırı mukavim arabalar, insan damarlarında gezebilen küçük robotlar, gezegenler arası köprüler, asla kirlenmeyen elbiseler ve daha birçok şey yapılabilecektir. Nanoteknoloji kocaman bir deniz gibidir. Gerekli gelişmeler sağlandığından hayal gücünüzde yer alan her şeye hayata geçirmeniz mümkündür. Nanoteknoloji aşırı derecede önem arz ettiğinden dolayı ülkesel bazda da bu alana yatırımların yapıldığı bilinmektedir. Bazı bilim insanları nanoteknoloji sayesinde maddelerin kendilerini tekrardan yenileyebileceğini söylemektedir. Mesela bir bardak sudan kocam bir göl yapmak mümkün olacaktır. Bu durum gerçekleşecek olursa dünyanın en büyük sıkıntılarından birisi olan açlığın da önüne geçilmiş olunacaktır.


Nanoteknolojinin Zararları

Hedeflenen gelişmelere ulaşılacak olursa maalesef taklidi yapılamayan hiçbir şey kalmayacaktır. Hatta insanların dahi birebir kopyasının oluşturulması mümkün olacaktır. Dünyaya robotlar hükmetmeye başlayacağından dolayı insanlara insanların emir vermesi yerine robotlardan emir alınması gerekmektedir. Akıllı zekaya sahip robotların üretilmesi belki de insanlığın esir olmasına neden olacaktır.


Nanoteknolojinin Faydaları

Nanoteknoloji sayesinde ürünlerin üretiminin maliyeti ciddi oranda düşer. Her şeyin bir kopyası kolay bir şekilde oluşturulabilineceğinden dolayı yaşam kalitesinin artması sağlanacaktır. İnsan için en değerli olan şey şüphesiz zamandır. Nanoteknoloji birçok şeyin üretimini kısa süreye indireceğinden dolayı bizler için en önemli şey olan zaman çalışıp uğraşmak yerine bizlere kalacak ve bu sayede yaşamanın tadını daha iyi çıkaracağız. Kim bilir belki nanoteknoloji sayesinde ölümsüzlüğün bile ilk adımları atılacaktır. Bunu bizlere gösterecek olan tek şey şüphesiz zamandır.
Paylaş: