Hakkında Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakkında Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2018 Pazar

Aux (Kablosu) Nedir? Aux Kablo Hakkında Bilgi


Aux (Kablosu) Nedir? Aux Kablo Hakkında Bilgiler içeren yazımız ve bu yazımızın içeriğinde detaylarını bulabileceksiniz...

Yeni bir araç aldığınızda üzerindeki teypte ya da yeni bir CD çalar veya kasetçalar aldığınızda onların üzerinde Aux diye adlandırılan bir bölüm ve Aux girişi olduğunu görebilirsiniz. Başlangıçta çok da önemli gibi görünmeyen Aux girişi, özellikle müziksiz yaşamayı düşünemeyen ve arşivlerindeki şarkılara ya da diğer ses dosyalarına her zaman erişmek isteyen kişiler açısından ‘hayat kurtaran’ bir özellik olarak nitelendirilebilir. Müzik arşivlerinizi onlarca, yüzlerce CD ya da kaset kullanmadan eski teknolojiye sahip olan cihazlarda dinlemenizi sağlayan Aux girişi ve Aux kablo hakkında kısa şekilde bilgi vermek yerinde olur. Böylece Mp3 çalar, Mp4 çalar, tablet, akıllı telefon gibi cihazlarınızda bulunan müzik arşivlerinizden diğer cihazları kullanarak da yararlanabilirsiniz. Bu işlem sırasında herhangi bir ses kalitesi kaybı yaşamayacağınız için, aracınızda ya da diğer mekânlarda bulunan kasetçalar/CD çalar türündeki cihazlardan faydalanarak çok daha keyifli, eğlenceli vakitler geçirmeniz mümkün olabilir.

Aux Nedir? ve Aux Kablosu Nedir? Hakkında Bilgiler;

Aux kelimesi ‘Auxiliary’ sözcüğünün kısaltmasıdır. Kelime anlamı olarak yedek, ek gibi anlamlar taşıdığı söylenebilir. Aux kablo ise eski teknoloji kullanılarak üretilmiş olan cihazlarda kullanılır ve bu cihazların kendisi dışında ses üreten bir cihazdan ses almasını ve kendi hoparlöründen ses vermesini sağlar.

Örnek vermek gerekirse, mp3 çalar ya da ipod gibi cihazlarda bulunan zengin müzik arşivinizi ve daha kaliteli ses çıkışına sahip olan sistemi, aracınızda bulunan ve bluetooth özelliğine sahip olmayan kasetçalara ya da CD çalara bağlamak amacıyla Aux kablo kullanabilirsiniz. Bu şekilde müzik arşivinize kasetlere ya da CD’lere aktarmadan ve ses kalitesinde düşme olmadan eski teknolojiye sahip olan cihazlarınızda kullanabilirsiniz.

Aux Kablo Ne İşe Yarar?

Aux kablo, tanımında da belirttiğimiz gibi müzik arşivinizi ve her türlü ses dosyanızı bluetooth olmayan cihazlara CD ya da kaset gibi araçlar gerekli olmadan taşımanızı sağlar. Dolayısıyla aux kablonun en önemli işlevinin diğer farklı teknolojilere ihtiyaç kalmadan tüm ses dosyalarınız erişmek olduğu söylenebilir. Ama bunun yanı sıra başka artıları da olduğunu belirtmek gerekir. Mp3 çalarda ya da İphone gibi cihazlarda bulunan müzik arşivinizdeki parçaları ya da diğer ses dosyalarını daha yüksek sesle dinlemek, arkadaşlarınızla ya da ailenizle paylaşmak isteyebilirsiniz. Aux kablo sayesinde arşivinizin olduğu cihazı daha güçlü ses çıkışı olan ama eski teknolojiye sahip bulunan bir sisteme bağlayarak, kolay bir şekilde bu isteklerinize kavuşmanız mümkün olur.

Aux Kablo Nasıl Alınmalıdır? 


Aux kablosu alırken dikkat etmeniz gereken bazı noktalar olduğunu tahmin edebilirsiniz. Çünkü bu kabloyu kullanmanızın temel amacı sesleri bir cihazdan başka bir cihaza aktarmaktır. Bu işlem sırasında ses kalitesinde kayıp olmaması, parazitlenme, uğultu, cızırtı gibi sorunlarla karşılaşılmaması için satın alacağınız aux kablonun bazı özelliklerine dikkat etmeniz yerinde olacaktır. Satın alacağınız aux kablonun uygun standartlara sahip olması, kaliteli ve ses aktarımına uygun malzemeler kullanılarak imal edilmiş olması önemlidir. Aynı zamanda bu kabloyu nereden aldığınızda önemlidir. İnternet ortamından satın alacağınız zaman bilindik sitelerden alışveriş yapmaya dikkat edin. Sizlere melefoni.com.tr firmasını önerebiliriz. Tabi kullanacağınız cihazların özelliklerine bağlı olarak temin edeceğiniz aux kablonun farklı özellikler taşımasını da tercih edebilirsiniz.

Cihazlarınızda bulunan ses arşivlerinizdeki ses kalitesinin aynı şekilde oto teybinize ya da diğer eski teknoloji sahibi olan cihazlarınıza yansımasını istiyorsanız, uygun ses düzenleyici alüminyum malzeme kullanılarak üretilmiş olan aux kablolardan almalısınız. Yumuşak ve bükülmeyen kablolar olması, parazit önleme özelliğine sahip olması tercih etmeniz gereken özelliklerdir. Kablonun çok uzun olmaması da iyi olur. Kabloyu gerekli olandan daha uzun tutarsanız, kablo uzadıkça direnç artacağı için ses kalitesi düşecektir.

Genellikle 120 santimetre civarında olan Aux kablolar tercih edilmektedir. Oksitlenmeyen ve altın suyuna bandırılmış olan, altın kaplama uçları olan aux kabloları tercih etmeniz de doğru olacaktır. Bu daha temiz ve daha saf ses almanızı sağlayacaktır. Bahsettiğimiz özelliklere sahip olan Aux kabloları 20-50 TL arasında bir fiyata alabilirsiniz. Yani en yüksek fiyatla satın alacağınız Aux kablo bile gerekli özellikleri taşımadığını düşünebileceğiniz kablolardan 10-20 TL pahalı olacaktır. Tek taraflı ses gelmesi, uğultu yapması, parazit olması, ses kalitesinde düşüş olması gibi sorunlarla karşılaşmak istemiyorsanız, fiyatı biraz yüksek olsa bile gerekli özelliklere sahip olan aux kablolardan almalısınız.


Kaynakça;
http://www.bilgiustam.com
Paylaş:

12 Aralık 2017 Salı

Astral Seyahat Nedir? (Astral Yolculuk Nedir) Yapılışı, Zararları, Faydaları, Hakkında Bilgi


Çok merak edilen astral seyahat diğer adı ile astral yolculuk nedir, nasıl bir şeydir, bu astral seyahat nasıl yapılır ve hatta yaparsak nasıl geri döneriz, tehlikesi nedir gibi sorular içimizi kemirir durur...

Nedir bu Astral Seyahat (Astral Yolculuk)?
Astral seyahat ruhun bedenden ayrılarak başka bir boyuta geçmesidir.Bu boyuta geçiş sırasında hem ruh hemde beden belirli etkinlikler göstermektedir.

Fakat bütün yapılanlar bu ikilinin arasındaki bir bağ ile gerçekleşmektedir. Bütün yük sadece zihinde olmayıp ruhun da belirli ölçüde görevi bulunmaktadır. Aslında zihin iki yerdede faaliyet göstermektedir. Gerçek bedende düşünülen olaylar dışarıdaki ruh bedene bir emir gibi giderek onun bütün bu emirleri gerçekleştirmesini sağlar. Zihnimiz tamamen ruhtadır. Ruh bedenden çıktıktan sonra aradaki ilişki şu şekilde gerçekleşmektedir. Gerçek beden zihinden, ruh ise gözlerden ibarettir. Gerçek bedendeki zihin ruha emir vererek onu yönlendirmekte, ruhtaki gözler ise zihne gördüklerini yansıtmaktadır.

Astral Seyahat Hakkında Bilimsel Açıklama; Astral seyahat terimi Okültizm’de ve Teozofi'de kullanılan bir terim olup, kişinin uyku gibi hallerde parapsikoloji'ye inanan kişilerce esîrî beden ya da astral beden (Spiritüalizm’de duble) denilen, astral seyahate inanan kişiler tarafından süptil madde denilen maddelerden oluştuğu söylenen "bedeniyle" fiziksel bedeni dışında, yine bu kişiler tarafından iddia edildiğine göre bilinci yerinde olarak, başka mekanlarda dolaşmak üzere yaptığı yolculuğu ve bu bedeniyle geçirdiklerini söyledikleri deneyimleri ifade eder.

Parapsikoloji'de bu, "beden-dışı deneyim" anlamındaki "out-of-body experience" (OBE) olarak, Metapsişik'te ise "şuur projeksiyonu" olarak adlandırılır. İrâdi olarak gerçekleştirilebilindiği iddiası ve deneyim sırasında bilinçli olunması sebebiyle diğer beden-dışı deneyimler arasında özel bir yeri vardır. Astral beden için duvar gibi fiziksel nesneler ve uzaklık bir engel oluşturmayacağı ileri sürülür. Yani, iddialara göre, kişi bu bedeniyle bir anda kıtalar arası yolculuk yapabilir ve maddi engellerin içinden geçebilir.

Fiziksel bedenden çıkıldığında öte-alem varlıklarının görülebileceği de ileri sürülmektedir. Uyku sırasında yapılan astral seyahat fiziksel bedene dönüldüğünde bir rüya tarzında anımsandığı söylenmektedir. Astral seyahatin, okült ve teozofik kaynaklarda ve birçok araştırmacının çalışmalarında "irâdi olarak fiziksel bedenden ayrılma" şeklinde tanımlanmasına karşın (Dr.Scott ROGO, Leaving The Body, 1983), İngiliz parapsikolog Celia Gren bir ayrım yapmış ve “fiziksel beden-dışı deneyimler”den kendiliğinden (irade-dışı) oluşanları için ekzomatik deneyim (ecsomatic experience) terimini ortaya atmıştır.

Konu hakkında en fazla araştırma yapmış kişilerden biri araştırmalarını "Journeys Out of Body" adlı kitabında aktaran Robert Monroe’dur. Halen Amerika Birleşik Devletleri'nde Monroe Enstitüsü adıyla bilinen bir kurum bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir. Astral seyahat hakkında ayrıntılı bilgi, Ege Meta Yayınları'ndan çıkan Astral Seyahat Teknikleri isimli kitapta bulunabilir.

Astral seyahat yapmaya başlanmadan önce dikkatle ve özenle yapılması gereken en önemli egzersiz gevşemedir; 

Gevşeme: Bu egzersize başlamadan önce rahat bir yatak seçiniz. Eğer karşınızda bir tablo varsa kendinizi o tablo üzerinde yoğunlaştırın. Evinizde bir tablo mevcut değil ise herhangi bir resmi yattığınız yatağın tam karşısına görebileceğiniz bir yere koyun. (Resim fazla göz yorucu olmamalıdır. Nehir yanında bir evi anlatan tablo bu egzersiz için son derece yeterlidir.) Resime bakmak için bakmayın. Bu bakışın nedeninin resim sayesinde yoğunlaşmak olduğunu unutmayın. Resime 10 saniye süreyle bakın. Ve gözlerinizi kapatın. Kendi kendinize "gittikçe ayaklarım ağırlaşıyor, önce sağ ayağım sonra sol ayağım. Ve şimdi bacaklarım ağırlaşıyor, önce sağ, sonra sol" bunu 4-5 kez tekrarlayıp kendinizi telkin edin. Telkin olunurken söylenen sözcükteki anlamın yapılmasını, bedene emir olarak vermeliyiz. Ve gözlerinizi açın. Tekrar resme bakın 10 saniye boyunca resme odaklanın. Tekrar gözlerinizi kapatın. Ve şimdi "yavaş yavaş göğsüme kadar olan bölüm, kollarım ağırlaşıyor. Gittikçe göğüsümden aşağıdaki kalan bölüm ağırlaşıyor." Bunu da diğer telkin gibi 4-5 kez tekrarlayın. Yine gözlerinizi açın. (Gözlerinizi açmanın çok zor olacağını biliyoruz ama bunu yapmanız telkini tamamlamanız için şarttır.) Resme 20 saniye süreyle bakın. Ve gözlerinizi kapatın. "Göğsümden yukarıdaki bölüm ağırlaşıyor. Gözkapaklarım ağırlaşıyor. Gittikçe bütün bedenimin ağırlaştığını hissediyorum." Bu cümleleride 4-5- kez tekrarladıktan sonra gözlerinizi açın. Fakat durumunuzu kesinlikle bozmayın ve yerinizden kıpırdamayın. Artık astral seyahate hazırsınız.

Uygulama:
Astral seyahat için en uygun ortam evdir. Burada sessiz ve rahatsız edilemeyeceğiniz bir yer bulunmalıdır. Hatta kendi odanızda yapacaksanız kapısın mutlaka kilitlemelisiniz.

Astral seyahat
Önce ruhun seyahat edeceği yeri belirlemelisiniz.. Bedeninizden 2 m. uzaklıkta bir yerde bir koltuk önünde veya koltuk kadar belirgin aklınızda kalabilecek bir yerde ruhu seyahate hazırlamalısınız. Gözlerinizi kapatın. Kapattığınız andaki karşınıza çıkan siyah boşluğa kendinizi konsantre edin. Zihninizle kendinizin bedeninizden 1 m. kadar yükselmesini isteyin. Sanki sizi bir güç yukarıya doğru çekiyormuş gibi hisetmeye çalışın. Ve yukarıya çekildiğinizi hissettiğiniz anda odanızda seyahati planladığınız yere gitmeyi bütün gücünüzle isteyin. Vücudunuzdan çıtırdamalar ve kulaklarınızdan çınlama sesleri ve kalp atışlarında hızlanma meydana gelecektir. Bundan sakın korkmayın. Bu çok doğaldır. Eğer korkunuzu yenemezseniz astral seyahati asla gerçekleştiremezsiniz.

Astral Seyahat Nasıl Yapılır?
Güncel Astral seyahat, Astral seyahat teknikleri. Astral seyahati kısaca ruhun bedenle irtibatını koparmadan bedenin dışında dolaşabilmesidir diye açıklayabiliriz. Ruh bedenle irtibatını koparmadan istediği yere gidip dolaşabilir isterseniz Türkiyeden Amerikaya bir kaç saniye içerisinde gidip gelebilir hatta uzak gezegenlere yüzlerce binlerce ışık yılı uzaklıktaki galaksilere bile gidebilirsiniz.

Astral seyahat için birinci şart cesaret ve sıhhattir astral seyahat sırasında korkuya kapılanlar astral seyahatı tamamlayamaz hayal kırıklığına uğrarlar.Astral seyahata başlayacakların kalp hastalıkları ile ilgili bir sorunları olmamalıdır.Astral seyahat sırasında özellikle ilk tecrübe esnasında doğal olarak insanda aşırı bir heyecan olacağından bu tür bir çalışma kalp hastalarının kalp krizi geçirmelerine sebep olabilir. Aslında korkulacak hiç bir yönü olmayan bu deneyim yine de kalp sorunu olanlara tafsiye edilmez. Astral seyahate acele ile başlamaya çalışmak başarısızlık ve yılgınlık verir,ilk yapılacak iş astral seyahate başlamadan beyni şartlandırmaktır.

Mesela astral seyahate çıkmak isteyen kişi ayın birinde astral seyahat kararı verdiyse kendi kendine şöyle bir telkinde bulunmalıdır bu gün ayın biri ayın dördünde yani dört gün sonra astral seyahat yapacağım bu seyahatimde korkmayacak ve deneyimi başarıyla tamamlayacağım diye kendine telkinde bulunmalıdır. Her gün kişi bu telkini kendine yapar yine telkin yaparken bir saat seçilmelidir örneğin gece saat 03'de astral seyahata başlayacağım diye kişi kendini şartlandırmalıdır. Beklenen gün ve saat geldiğinde kişi çıplak vaziyette yatağına yatar.

Yatak kişiyi rahatsız etmemeli çok sert veya çok yumuşak olmamalıdır. Oda sıcaklığı normal olmalı kişi çıplak olacağından üşümemelidir.Oda iyi havalandırılmış olmalı aşırı rahatsız edici parfüm sigara dumanı gibi etkilerden ve gürültüden uzak olmalıdır gecenin sessiz saatlerini tercih etmek bu açıdan da kişinin işini kolaylaştırır.Astral seyahata çıkacak kişi rahatsız edilmemelidir rahat etmek için oda kapısı kilitlenmelidir.Astral seyahat transına girmiş olan bir kişiyi aniden uyandırmak son derece sağlıksız ve zararlı neticeler doğurur.

Astral seyahate başlamak için kişi transa başlar ilk iş hiç bir şey düşünmemeye çalışarak zihni dinlendirmektir.Daha sonra hafif bir vınlama sesi duyulacağı düşünülür uzaktan duyulan bir hızar sesi veya bir vantilatör sesi gibi.Astral seyahata başlayacak kişi vücudunda ufak ufak karıncalanmalar hissetmeye başlar.Bunlar işlerin yolunda olduğunun astral seyahate başlanacağının ilk sinyalleridir.Kişi sanki üzerinde ince bir örtü varmış da o örtü yavaş yavaş yükselmeye başlıyor gibi hisseder bu örtünün ruhunuz olduğunu kendinize telkin etmek faydalı olacaktır.Gerçekten de bir vınlama sesi duyulmaya ve vücut karıncalanmaya başlar.Kişi ne oluyor bana diye heyecanlanmamalıdır.Bilakis işte başarıyorum astral seyahate başlıyorum diye düşünüp kendi kendine telkin de bulunmalıdır.

Genellikle bu ses ve karıncalanmadan sonra gözlerin önüne hafif yeşile kaçar küçük ışık kümeleri gelmeye ve vücut kıpırdayamaz şekilde katalepsiye girmeye başlar bunlarda korkmadan atlatılırsa astral seyyah yavaş yavaş bedeninin yattığı yerden tavana doğru yükselmeye başladığını hisseder.Odanın içinde fosforlu bir renk çümbüşü vardır adeta ,sonra astral seyyahımız gayri ihtiyari yatağa bakar burası astral seyahatin en önemli kısmıdır.

Yatakta biri yatmaktadır biraz dikkatli bakan seyyah yatakta yatanın kendisi olduğunu görür şaşkın ve korkmuştur bir an için eyvah ben öldüm ruhum yatakta yatan ölü bedenimi görüyor diye bir korkuya kapılırsa ani bir sarsıntıyla bedenine geri döner ,artık o gün için astral seyahat imkanı kalmamış sayılır. Burada daha önce de belirttiğimiz gibi korkmamalıdır ortada ne ölen biri ne de bedenden irtibatını koparan bir ruh vardır.Yatakta yatan sadece seyyahın bedenidir seyyahın kendisi ruhun içini ve özünü oluşturmaktadır.Ruh bedene astral bir kordonla bağlıdır bir tür bebeğin annesine göbek bağıyla bağlı olduğu gibi bu bağ kopmadan bedenden geri dönüşsüz bir ayrılık olmaz bu açıdan korkmamalıdır.Bu bağ inanın ki bebeği anneye bağlayan göbek kordonundan binlerce kat daha sağlamdır.

Bu seyahat size çok şeyler kazandıracak ruhunuzu olgunlaştıracak karşılaştığınız günlük hayata dair sorunların ve de şu dünyanın ne kadar küçük olduğunu göreceksiniz. Şayet kendi bedeninizi görüpte korkuya kapılmaz yolculuğunuza devam ederseniz artık önünüzde bir engel kalmayacaktır,önce evinizin içinde uçarcasına dolaşır sonra sokağa çıkar isterseniz kilometrelerce uzağa gider isterseniz ay yüzeyindeki kraterleri çok yakından seyredebilirsiniz.Bu arada sizi kimse görmeyecek ve farkında olmayacaktır.ilk astral seyahate çıkan acemi seyyahlar sokakta insanların kendisini çıplak vaziyette göreceklerini zannederek çekinir utanırlar,sokak da dolaşan ruhunuzdur çıplak bedeniniz halen odanızda yatakta yatmaktadır..

Peki bu şekilde yapılan yada istem dışı gerçekleşen astral seyahat tehlikeli midir? sorusunun cevabına;

Astral Seyahat Tehlikelimidir?
Astral seyahat tehlikeli değildir.En azından şimdiye kadar böyle bir durumun yaşandığına dair bir bilgi yoktur.Obe esnasında bedeniniz güven içerisinde yatakta yatıyor olduğu için hiç olmadığınız kadar güvendesinizdir.

Beden dışında iken gümüş kordon olarak adlandırılan bir ip ile yataktaki bedeninize bağlısınızdır. Ölüm hali gümüş kordonun kopması halidir,eğer gümüş kordon koparsa bir daha bedeninize dönemezsiniz. Bu kordonun kopması ancak ve ancak normal ölümlerle ,trafik kazası hastalık vs gibi durumlarda meydana gelir.Astral seyahat esnasında gümüş kordonun kopması ve tekrar bedene dönememek gibi bir durum söz konusu değildir.Tam aksine beden dışına çıkabilmek o kadar da kolay değildir.

Geri dönmek bir anda oluveriyor önemli olan çıkmak ve bazılarının yaptığı gibi dışarıda uzun süre kalabilmektir. Astral seyahatin en önemli tehlikesi günlük islerinizi bir tarafa bırakıp hele bir astral yolculuk yapayım ondan sonra her şey farklı olacak ,dünyaya farklı bir açıdan bakacağım diye düşünmektir. Bu tip düşüncede olan insanlar yıllarca denemelerine rağmen hem beden dışına çıkamadıkları gibi yapmaları gereken islerini de ihmal ederler. Bu durum ise gümüş kordonun daha da gerginleşmesine neden olur.

Kaynak: eepwebturkiye.com - http://evrimagaci.org, http://bilimselkonular.org, http://bilimseverler.com 
Paylaş:

10 Aralık 2017 Pazar

Pazırık Halısı Nedir? - Dünyanın En Eski Halısı Tarihi Hakkında Bilgi


Pazırık Halısı Nedir? - Dünyanın En Eski Halısı Tarihi Hakkında Bilgi

Pazırık Halısı Nedir?

Altay Dağları’nda bir kurganda bulunan dünyanın en eski halıları olan iki çok değerli halı da mezarda yer alıyordu. Bir tanesi keçeden, 4.5 x 6.5 metre boyutlarında ve muhtemelen duvara asılmak için yapılmıştı. 1 metreden daha büyük dikilmiş figürler de dahil olmak üzere, çok renkli bir aplike ile süslenmiş, kaliteli renkli keçeden dikilmişti. Halının merkez sahnesinde, bir at binicisi, tahtta oturan ve elinde çiçek dalı olan bir tanrıçaya yaklaşıyor.



Tanrıça ve at üstünde savaşçı adam.

Pazırık Halısı olarak anılan diğer halı ise dünyanın en eski yün dokuma halısı olarak kabul ediliyor ve 183 x 200 cm boyutlarında. Halıda Ahameniş etkisi görülüyor. Radyokarbon testleri, bu halının MÖ. 5. yüzyılda dokunduğunu gösteriyor.



Dünyanın en eski halısı olarak kabul edilen Pazırık Halısı 2500 yıllık.
Her santimetrekaresinde 36 simetrik ilmek olan Pazırık Halısı’nda kullanılan gelişmiş teknik, dokuma tecrübesinin ve evriminin uzun bir geçmişi olduğunu gösteriyor. Merkez alanı kırmızı renkte olan halının etrafında hayvanlardan oluşan iki bordür var. İç bordürde geyikler yer alırken, dış bordürde ata binen erkekler yer almakta.

Pazırık Halısı detay.

Geçmişten günümüze kadar gelmiş olan en eski ve tarih kokan halı, İskit prensinin dondurulmuş olan mezarında bulunmuş olan halıdır. Bu halının günümüze kadar gelmesinin en büyük nedeni donmuş olan bir buzun içinde olmasıdır. Buzun içinde kalmamış olsaydı, o dönemden bu zamana kadar gelmesi imkânsız olurdur. Dünyanın en eski halısı çok fazla bozulma olmadan uzun süre hayatta kalmıştır.

Dünyanın en eski halısı olarak bilinen bu halı, M.Ö 5. yüzyıldan kalma bir halı olup yünden yapılmıştır. Pazırık Vadisinde bulunan halıya Pazırık Halısı ismi verilmiştir. Pazırık Halısı, 1949 yılında Sergei Ivanovich Rudenko’nun Sibirya höyüğünde yapmış olduğu bir kazı esnasında bulunmuştur. Pazırık Halısının geçmişinin M.Ö 5. Yüzyılda bu bölgede yaşamış olan Persli Ahamenişlere, İskitlere ya da Türki gruplara ait olduğu düşünülmektedir. Bu düşüncenin en büyük sebebi bu bölgede bu milletlerin yaşamasıdır.


Dünyanın en eski halısı olan Pazırık Halısı Hermitage Müzesinde sergilenmektedir, Pazırık Halısı’nın boyutları 183x200 santim boyundadır ve hemen hemen her metrekaresinde toplamda 360.000 ilmek kullanılmıştır. İlmek halıların üstünde bulunan bir tane düğümdür. Pazırık Halısı’nın dokumasında ne kadar uğraşıldığını buradan anlamak da mümkündür.

Halıların kalitesi metrekaresinde bulunan ilmeklerin toplam sayıları ile ölçülmektedir, Pazırık Halısı’da ilmek sayısının çokluğundan kaynaklı olarak kaliteli olan bir halıdır. Pazırık Halısı’nın üstünde bulunan desen oldukça ilginçtir, 24 adet çarpı şeklinde figür bulunur ve bu figürler hepsi ile stilize olmuş olan nilüfer çiçekleri mevcuttur. Bu çiçekler grifinler ile çerçeve edilmiş ve 24 tane alageyik sınır şeklinde izlemektedir. Pazırık Halısı’nın en geniş olan kısmında insan figürü ve yük atı figürü bulunur, halının tam orta kısmında da kurdele şeklinde motif vardır. Pazırık Halısı’nın canlı olan renkleri zaman içinde solmuştur. Lacivert, kırmızılar ve yeşiller oldukça solgundur.
Paylaş:

9 Aralık 2017 Cumartesi

Kortizon Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılır ve Yan Etkileri Nelerdir? Hakkında Bilgi


Pek çok hastalığın tedavisinde uzman doktorlar tarafından kullanılan kortizon dikkatli kullanılması gereken bir madde olarak dikkat çekiyor. Bu yazımızda kortizon hakkında en çok merak edilen konuların başında gelen kortizon nedir?, hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?, yan etkileri nelerdir? gibi kortizon hakkında bilgiler sunulmaktadır.

Kortizon Nedir?

Kortizon; böbrek üstü bezler tarafından üretilen yani vücudumuzda bulunan bir hormondur. Vücutta, yağ ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesini sağlamaktadır.
Gün boyunca insan vücudunun salgıladığı kortizon miktarı farklıdır. Örneğin; istirahat halindeki normal bir insanın salgılamış olduğu kortizon miktarı günlük 15-40 mg arasında değişmektedir. Ancak şişman insanlarda kortizon üretimi %50 daha fazladır.

Gün içerisindeki vücudun salgılamış olduğu kortizon miktarı vücut ısısı, kan basıncı, gece ve gündüz olmasına bağlı olarak değişim göstermektedir. İnsan vücudu kortizonu en fazla sabah saatlerinde salgılar, sinir anında ise bu salgılama normalin on katına kadar çıkabilmektedir.Doğumun üçüncü haftasında başlayıp ölene kadar devam eden kortizon üretimi vücut tarafından az miktarda salgılandığında veya hiç salgılanmadığında dışarıdan alınmaktadır.Pek çok hastalığın tek tedavi çözümü olan kortizon miktarı doktor tarafından doğru bir şekilde belirlenmelidir.

Kortizon Kullanımında Yapılan Yanlışlar!

  • Daha düşük miktarda kortizonun yeteceği hastalıklarda yüksek dozda kortizon kullanımının önerilmesi,
  • Kortizon kullanımı sırasında hasta doktor tarafından takipte olmalı, yerinde ve belirli miktarda kullanımı sağlanmalıdır.

Kortizon Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılır?

  • Romatizmal hastalıklar
  • Kan hastalıkları
  • Sinir sistemi hastalıkları
  • Kalp ve damar hastalıkları
  • Bağ dokusu hastalıkları
  • Alerjik hastalıklar
  • Tümör tedavileri
  • Karaciğer hastalıkları
  • Böbrek ve idrar yolu hastalıkları
  • Hormonal hastalıklar
  • Zehirlenmeler ve sıcak çarpmaları
  • Göz hastalıkları
  • Şoklar
Kortizon bazı hastalıklarda tek çözüm tedavi yöntemi olsa da fazla alındığında geri dönüşü olmayacak hastalıklara da sebep olabilmektedir.

Kortizon’un Yan Etkileri Nelerdir?

  • Gelişme bozuklukları
  • Vücudun bazı bölgelerinde normal dışı şişlikler ve gövdede yağlanma
  • Adale zayıflığı
  • Kan basıncında yükselme
  • Kemik erimesi
  • Psikolojik bozukluklar
  • Ciltte kıllanma, çizgilenme
  • Adet bozuklukları
  • Şeker ve tansiyon yükselmesi
  • Gözlerde katarak oluşumu
  • Mide şikâyetleri

Paylaş:

7 Aralık 2014 Pazar

Göktürkçe Sayılar Nedir? Nasıl Yazılır Okunur (Yazılışı Nasıldır) Hakkında Bilgi


Türklerin ilk alfabesi Göktürkçe yazısında Gök-Türkçe sayıları merak edenlerin sorduğu; Göktürkçe Sayılar Nedir? Nasıl Yazılır Okunur (Yazışı Nasıldır) Hakkında Bilgi bu sayfada...

Göktürkçe Sayılar
Eski Türkçedeki sayılarımız, günümüzden pek bir ayrımı olmaksızın özdeştirler. Orhun Yazıtları’nda sayılar, yazı ile belirtilmiştir. Sözcük düzeyinde kalan bu sayıların, rakamla yazılışı kaynaklarda bulunmamaktadır. Göktürkçede ya rakam tamgaları bulunmamaktadır ya da yazılı kaynaklarda geçmediği için (güçlü olasılık) bilinmemektedir.
Eski Türkçede sayılar;
  • bir (1)

  • éki (2)

  • üç (3)

  • tört (4)

  • biş (5)

  • altı (6)

  • yiti (7)

  • sekiz (8)

  • tokuz (9)

  • on (10)

  • yigermi (20)

  • otız (30)

  • kırk (40)

  • élig (50)

  • altmış (60)

  • yitmiş (70)

  • sekiz on (seksen) (80)

  • tokuz on (toksan) (90)

  • yüz (100)

  • min (1,000)

  • tümen (10,000)






diye telaffuz edilir.
Basamaklı sayılarıñ kullanımda biraz değişiklik vardı. Örneğin 19 sayısını bugün için 10 + 9 mantığıyla dile getirilirken, eskiden onluk basamak adı soñda söyleniyordu. Üstelik, sayınıñ üzerinde bulunan onluk déğil, kendinden soñra gelecek onluk kullanılıyordu. Bu durumda 19 démek için önce 9, soñra 20 déniyordu. 

Böylece, 20’den önceki 9 sayısı belirtiliyordu.
19 : tokuz yigerme (dokuz yirmi).
56 : altı altmış
88 : sekiz tokuzon (sekiz doksan)
Yazıtlarda sayıların kullanıldığı bir bölüm, şöyledir:
bilge-kagan-anlatiyor
Yukarıdaki örnek metinde, Eski Türkçede “yiti yigirmi” olarak okunan sayının, bugünkü Türkçede “on yediye” karşılık geldiğini görebiliriz. 

Göktürk yazısında sayıların yazımıyla ilgili kuralları, şöyle sıralayabiliriz:
1- Herhangi bir onluk sayıdan (10, 30, 50 gibi) “önce”, herhangi bir birlik sayı (1, 4, 6 gibi) gelirse; onluk sayıdan bir tane düşürülür ve onluktan önce gelen sayı ona eklenir. Örneğin “biş otuz” sayısında, “biş” birlik sayısı “otuz” onluk sayısından önce geldiği için, “otuz” onluğundan bir tane düşürüp, elde edilen “yirmi” sayısının üzerine “beş” birliğini ekliyoruz. Böylece “biş otuz” sayısını, “yirmi beş” biçiminde günümüz sayı sistemine aktarıyoruz.
2- Herhangi bir onluk sayıdan “sonra”, “artukı” (bugünkü artı gibi) bağlacını takip eden bir birlik sayı gelirse; onluk sayının üzerine birlik sayı doğrudan eklenir. Örneğin “yigirmi artukı yiti” sayısını, “yirmi yedi” biçiminde günümüz sayı sistemine aktarabiliriz.
3- Göktürk yazısındaki yüzlük ve binlik sayılar, günümüzdeki gibidir. “Biş yüz” sayısı, bugünkü “beş yüz” sayısıyla aynıdır. Aynı şekilde “üç bin” sayısı da günümüzdeki gibidir.
Şimdi öğrenmeyi pekiştirmek için birkaç örnek verelim: bir toksan [81]; otuz artukı eki [32]; altı yüz artukı tört kırk [634]; üç bin yiti yüz artukı biş yigirmi [3715]; tört yüz artukı sekiz elli [448]

Öğbilimde bir dönem bir büyük bir sorun olarak duran sıfır konusu, büyük olasılık bizde pek önemsenmiyordu. Sayıları çerisel alan ile koyun, keçi saymak dışında pek kullanmadıkları, günümüze sayıları simgeleyen herhangi bir damga bırakmayışlarından kolaylıkla añlaşılıyor.
Çerilik, Türk toplum yapısına öylesine işlemiştir ki, bu değme küçük ayrıntıda göze çarpar. Tümen sayısı bunuñ için güzel örneklerden biri olarak önümüzde durur. 10000 sayısınıñ değeridir. Bizden başka kimsede bulunmayan özel sayı birimidir. Şuan için 10 tane 1000 mantığıyla onbin diyorsak, eskiden kamusal olarak yalñızca tümen ile yétiniyorduk. Günümüzde tümen sözcüğü yine kullanımda ise de, bu yalñızca çerilikte 10000’lik çeri birimleriniñ adlandırılmasında bulunur.
Buna karşın sıfır için bir karşılık yoktu. Hintlileriñ türettiği, adına sunya dédikleri kavramı Araplar sifr olarak dillerine aldılar. Biz de bunu sıfır olarak dilimize uyarladık. Sıfır, boş démektir. Türkçe karşılık olarak doğrudan boş dénebilirse de, tutunabilirliğiñ düşük oluşundan, pek uygun görmüyorum. Bu yüzden; koful, kova, kovan, kovuk gibi sözleriñ de kökeni olan, içi boş añlamına gelen kof sözcüğünü sıfıra karşılık olarak öneriyorum.Ne yazık ki, sayıları simgeleyen damgalara denk gelinememiştir. İleride yapılacak kazılardabulunabilir belki, ancak bunu bir eksiklik olarak görüyorum. Öyle ki, kalkıp atalarıma yakınıyorum da! Bizden soñra gelecek kuşaklarıñ da bu yakınmada bulunmaması adına, kendi sayılarımızı türetmeyi salık vériyorum. Soñuçta biz de, 200-300 yıl soñra birileriniñ ataları olacağız. Bu çalışmalarımız da gérçek añlamda tarihî yapılar olacak.
Bütün çalışmalarıñ bir başlangıcı vardır. Orkun yazıtlarında kullanılan damgalar da gökten zembille düşmedi ya! Siziñ benim gibi kişilerce türetildi, oluşturuldu. Bundan ötrü, çekimser kalmamakla birlikte, aşağıda kendi çalışmamı da öne sürmekteyim.
Şimdilik büsbütün bir sayı değişimi yapılmasa da, Romen sayıları gibi yalñızca yazınsal ürünlerde yér édinip, eksikliğimizi giderebilir.
Bu konudan arkadaşlarıma söz éttiğimde, yanlış yoldasın déyip, şöyle sürdürdüler;
Diyelim ki, seniñ önerileriñ ile yéñi türettiğimiz sayıları kullanıma géçtik. Ya ileride bir gün bir kazı soñucu, eski Türkleriñ kullandığı sayı damgaları bulunursa?
Varsayalım, XXI. yüzyılda kullanıma géçtik. XXIII. yüzyılda Orta Asyada yapılan bir kazıda, eski Türklere özgü bir belge bulundu, artı burada sayılar da gösterilmiş. Belgeniñ 3. yüzyıldan kalma olduğu bilimsel olarak saptanmış olsun. Öyle ise, genç kuşaklara öğretilirken bétiklere şöyle yazacaklardır;
Atalarımızıñ III. yüzyılda kullandığı sayılar savaşlar, iletişim kopukluğu gibi türlü étkenlerden dolayı yitip giden belgeler yüzünden unutulmuşlardır. İlerleyen yüzyıllarda ise, Hint kökenli, Arap uyarlaması sayılara géçmişler, XX. yüzyıl başlarında ise yine Hint kökenli Lâtin uyarlamalı sayılara géçilmiştir. Ancak XXI. yüzyılda yéñiden kendi sayılarını türeten atalarımız, bugüne değin kullanagelmişlerdir. Böylelikle Türkleriñ iki ayrı sayı düzeneği vardır.
Türetimde izlediğim yol, sesleri karşılayan damgalarıñ türetilme mantığıyla bir yapıda olup, aralarında sıkı bir ilişki vardır dénilebilir.


İlk béş damganıñ türetiminde toplum arasındaki söylenceden yola çıkılmıştır. Bir, serçe parmaktır. Tek çubukla simgelenir. İki, yüzük parmağıdır. Bir’iñ eki’dir. Eski Türkçede eki diye géçer. Üç, orta parmaktır. Eñ uç kesimdir. Damgada bunu simgelemesine özen gösterdim. Dört, im parmağıdır. Dürtmek içindir. Dürten parmağı simgeleyen bir damga oluşturdum. Béş, baş parmaktır. Eliñ başıdır. Betimlenmesine de bu yönde ilgi gösterdim.
Kof sayısını içi boş bir kova ile karşılamayı yéğlerken; altı, yédi, sekiz, dokuz damgalarını ise uydurdum. Önadım olmasını diledim. Güzel bir kökenleme ile türetene ne mutlu!
sayilar
İlk béş sayınıñ türetilişiniñ görselleştirilmiş biçimleri:
 birikiucdortbes 
kaynak: turk.org.au - Gökbey Uluç
Paylaş: