Nasıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2018 Perşembe

Safran Nedir? Nerede ve Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Özellikleri Nelerdir?


Safran Nedir?

Safran bitkisi, Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.

Safran Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.

Safran Nerede Yetişir? Nerelerde Bulunur?

Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor.

Safran'ın Özellikleri Nelerdir?

Safranın kuvvetli bir kokusu vardır. Keskin ve acımsı bir tada sahiptir. Ilık suyla karışınca turuncu-sarı arası bir altın rengi verir. Kendi ağırlığının tam 100 bin katı suyu altın sarısına boyayabilir. Zaten adı da Arapça'da "sarı" demek olan "asfar" kökünden türemiştir.

Uzmanlar tarafından otsu ve samansı rahiyalar barındıran metalik bir bal tadında olduğu söylenen safran, ülkemizde sıkça zerdeçalla karıştırılır. Gerçi zerdeçal da hem yemeklere renk katan hem de birçok hastalığa yararlı olan şifalı bir bitkidir ama safran değildir. Safranın tarımı çok zahmetlidir.

Sadece 100 gram safran elde etmek için 1 dönümlük alanda ekim yapmak gerekir. İçeriğinde 150'nin üzerinde uçucu yağ ve aroma barındıran safran; gıdadan ilaç sektörüne, parfümeriden kumaş boyamaya kadar birçok alanda kullanılır.

Safranın Faydaları Nelerdir? Safran Nelere İyi Gelir?

Gıda, parfümeri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında safran ayrıca binlerce yıllardır şifa verici bitki olarak tüketilir. Safranın keskin ve acımsı tadına rağmen çok eski tarihlerden beridir iştah açıcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Sinirleri uyarıcı etkisi sayesinde cinsel isteği ve performansı artırır; yine aynı özelliği sayesinde menstrüasyon döneminin daha ağrısız geçmesine yardımcı olur. Ama bu özellik, aynı zamanda, safranın hamilelik döneminde kullanılmasını da tehlikeli hâle getirir: Safran, hamilelikte düşüğe sebep olabilir.
Yatıştırıcı özelliği olan safran, serotonin düzeyini dengeleyerek depresyondan anksiyeteye kadar birçok psikolojik soruna çözüm olabilir.

Karaciğere iyi geldiği, araştırmalarla kanıtlanmış olan safran, aynı zamanda antioksidan ve antikanserojendir de... Kanserli tümörleri küçülttüğü ve yayılmalarını önlediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, iştahı düzenleyerek obeziteye karşı da önemli bir yardımcı görevi görür. Amerika'da yapılan bir araştırma, günde 176.5 gram safran tüketen kişilerde zararlı abur cubur yeme isteğinin yüzde 55 oranında azaldığını ortaya koymuştur.

Safranın Zararları Var mıdır?

Her şeyde olduğu gibi ne diyoruz!? ''azı karar, çoğu zarar'' Yani az kullanımının bir zararı yoktur. Bronşite, astıma, öksürüğe, sinir sistemine, dişlere ve diş etlerine, kalp sağlığına ve gözlere kadar her türlü organımıza ve sağlık sorununa faydası olan safranı yine de fazla kullanmamalısınız. Aşırı kullanımı, hayati tehlike yaratabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Ayrıca böbreklere de zarar verebilir.

Tabi, daha önce belirtmiş olduğumuz gibi hamilelikte de safran kullanımından kaçınmakta fayda var.
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Asit Yağmurları Nedir? ve Nasıl Oluşur? Kısaca Bilgi


Asit yağmuru, asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çiy veya kuru parçacıklar halinde yeryüzüne düşmesine verilen isimdir. Atmosfere yayılan kükürtdioksit azotdioksit ve karbondioksit gazlarının kimyasal dönüşümlerden geçtikten sonra bulutlardaki su damlacıkları tarafından emilmesi ile oluşur.

Asit Yağmuru Nedir?

Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden çıkan gazlarlardan oluşan asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çığ veya kuru parçacıklar halinde düşmesine verilen isimdir.

Asit Yağmuru Nasıl Oluşur?

Fosil yakıtlar havamızı kirletmekte olan, kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon gibi gazlar yaymaktadır, bu kirleticiler atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara uğrayarak zamanla çeşitli doğal etkenler sayesinde çok uzaklara taşınabilmektedir. Bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmaktadır. Hiçbir yabancı maddeyle kirletilmemiş bir atmosferde bile yağmursuyu hafif asidik karakterdedir ve pH derecesi 5.6 civarındadır. Bundan dolayı yağmur suyunun pH derecesi çok kolay 5.6 nın üstüne çıkabilir. Böylece asit yamurları oluşur. Ayrıca Hava kirliliğine CO’nun %52, SO2’nin %18, Hidrokarbonların %12 ,NO2’nin %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır.

Asit Yağmurlarının Etkileri Nelerdir?

1- Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.

2- Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
3- Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
4- Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.

Asit Yağmurlarının İnsanlara Etkileri Nelerdir?

Yaş ve kuru çökelme sonucunda atmosferden yeryüzüne geçen sülfat, nitrat gibi anyonlarla toksik metallerin, kırsal bölgelerde toprağın ve göllerin asitleşmesine neden olan ve kentlerde ise insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek düzeylere erişmelerinin yanında, toprağa çökelmeleri sonucunda da insanların özellikle çocukların sağlığını dolaylı olarak etkilediği bugün artık bilinmektedi Özellikle çoçuklarda olmak üzere solunum yolu enfeksiyonu olmak üzere çesitli iltihaplanmalar ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır.Hava kirliliği olmayan yerlerle karşılaştırıldığında, hava kirliliği olan bir yerde iki kat daha fazla insan kronik bronşitten şikayet etmektedir.

Asit Yağmurlarına Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

1- hava kirliliği ve asit yağışlarının çevreye, özellikle bitkilere olan etkisinin kesin sonucu ve buna karşı isabetli önlemler alınmak isteniyorsa, çok sayıda bilimsel denemenin yapılması gerekir.
2- Yakıtlardaki kükürt oranı azaltılmalı,
3- Alternatif enerji kaynakları kullanılmalı,
4- Kentlerin kurulma yerleri topografik açıdan iyi saptanmalı,
5- Kışın yaprak döken bitkiler ekilmeli,
6- Yakıtların (araç ve meskenlerde) kalitesi kontrol edilmeli,
7- Hava kirliliğine dayanıklı bitkiler ekilmeli,
8- Bacalara filitre takılmalı,
9- Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.
Paylaş:

Dejavu Nedir? Ne Demektir? Dejavu Neden ve Nasıl Olur?


Dejavu nedir? bilenler veya bilmeyenler, bilerek veya bilmeyerek mutlaka dejavu yaşamıştır. Ama neden olur? bu dejavu, nasıl olur? insan merak etmiyor değil... Gerçekten de enteresan bir durum.

“Dejavu oldum, ben bu anı daha önce yaşamıştım” ve benzeri cümleler kuruyorsunuz, değil mi? Peki, bu tekrar etme hissinin nedenini öğrenmek ister misiniz? Yapılan araştırmalara göre insanların 3’te 2’si hayatları boyunca en az bir kere dejavu oluyor. Yani o anda yaşadığı olayı daha önceden yaşamış gibi hissediyor. İlk kez gittiğinden emin olduğu bir yeri daha önceden görmüş olmak, başına gelen bir olayı yeniden yaşıyormuşçasına “ikinci kez oldu” demek gibi.

Sonuçta; bu nedenini bilmeyenler için sıra dışı ve tedirgin edici bir olay. O halde, aşağıda dejavunun ne demek olduğundan başlayalım, nedeni, nasılı, bilimsel açıklaması ve İslam’daki yeri ile devam ederek merak edilen kavram hakkındaki bilinmeyenleri öğrenelim.

Dejavu Nedir?

Fransızca’da “daha önce görüldü” anlamına gelen dejavu kısaca; yaşanılan bir olayı önceden yaşamışlık hissi olarak tanımlanabilir. En çok 15 ila 25 yaşları arasındaki kişiler arasında görüldüğü saptanan bu his üzerine yapılan çok farklı yorumlar bulunmaktadır. Mesela; kimilerine göre dejavu, insanın astral seyahat sırasında edindiği deneyimleri uyanıkken yeniden deneyimlemesi sonucu oluşur. Kimilerine göre ise bu olgu, spiritüel ve spiritüalizm ile ilgili olan reenkarnasyon kavramından kaynaklanmaktadır.

Bilimin dejavu hususundaki görüşü ise tamamen farklıdır. Yapılan çeşitli araştırmalara göre, dejavu beynin işleyişindeki küçük bir anomaliden kaynaklanmaktadır ve bu duygunun ara ara yaşanması gayet normaldir. Ama kişinin sık sık dejavu hissine kapılması bir rahatsızlığın işaretçisi sayılmaktadır. Ama dilerseniz, kafa karışıklığı yaratmadan bu konuları teker teker alt başlıklarımızda ele alalım.

Dejavu Nasıl ve Neden Olur?

İlk kez 1876’da Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılan dejavu kavramı, bilim literatüründe ise 1928’de Edward Titchener’in Bir Psikoloji Kitabı isimli eserinde tanımlanmıştır. Dr. Titchener’e göre beyin, deneyime yönelik kesin bir algı üretmeden önce kısmi bir algı yaratmakta, bu kısmi algı da dejavu hissinin yaşanmasına neden olmaktadır. Dejavunun neden ve nasıl oluştuğu konusuna gelmeden önce belirtmek istediğim bir diğer şey de bu olgunun iki farklı şekilde gerçekleşebildiğidir. Birincisi, daha önce yaşanmayan bir hissin anımsanması anlamına gelen dejavizite, ikincisi ise daha önce gidilmemiş bir yere gitme hissi anlamına gelen dejasentidir.

Nasılı ve nedeni üzerine farklı farklı yorumlar yapılan dejavu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, bu hissin beynin sağ ve sol lobu arasında yaşanan küçük bir zaman farkından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca sık sık dejavu yaşayanların, şizofreni, anksiyete gibi rahatsızlıklarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Dejavunun bir hastalık ile yakından ilgili olduğu düşünülen en olası rahatsızlık ise dejavu olmuştur. Bilimin dışına çıkınca ise karşımıza paralel evren gibi sonuçlar çıkıyor. Mesela; Sicim Teorisi’ne göre insanların algılayamadığı paralel evrenler bulunuyor ve bu evrenlerde başka benliklerimiz var. Dejavu da işte bu evrenlerin yansımalarının bir nevi tekrarı olarak yaşanıyor.


Dejavunun Bilimsel Açıklaması Nedir?

Beynin sağ lobu ile sol lobunun çok küçük bir zaman farkıyla çalışması sonucunda dejavu hissi yaşanıyor. Daha açık söylemek gerekirse, beynin bir tarafı olayı diğer tarafa kıyasla daha geç algıladığı için, daha önce yaşamış gibi hissediyor. Sinir aksonlarındaki aksamadan kaynaklanan bu durumu, hafıza sistemindeki zamansal uyumsuzluk ile de açıklayabiliriz.

Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımı sırasında yaşanan bir bozukluğun sebep olduğu dejavu, aynı anı tekrar yaşama hissi ile sonuçlanır. Daha çok 15 ila 25 yaş arası bireylerde yaşanan dejavu, şizofreni, anksiyete ve epilepsi rahatsızlığı olanlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca bu duygunun Alzheimer hastalığının erken tanısında faydalı olabileceği görüşleri de bulunmaktadır. Fakat bu teori henüz doğrulanamamıştır.

Dejavu hakkında bu kadar konuşmuşken bir de kavramın İslam’daki yerinden bahsedelim. Reenkarnasyonun kabul edilmediği İslam’da dejavu konusu, ruhların daha önce yaratıldığıyla açıklanmaktadır. Ayrıca bir hadiste, ruhların toplanmış cemaatler gibi oldukları ve onlardan önceden birbirleriyle tanışanların iyi anlaşırlarken diğerlerinin ise anlaşamayacakları belirtilmiştir. Kısaca, dejavunun dinle ilişkisini de incelediğimize göre yazıyı nihayete erdiriyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Paylaş:

Nirvana (Budizim) Nedir? Nirvanaya Ulaşmak Nedir? Hakkında Bilgi


''Nirvana'' kelimesini güncel hayatın akışı içerisinde pek çok kişiden farklı durumlar karşısında duymuşsunuzdur.Bir de ''Nirvanaya Ulaşmak'' diye bir tabir var; ancak Nirvana'nın tam olarak ne olduğunu, ne anlama geldiği bazılarımızca tam olarak bilinmemektedir. Hali ile Nirvana'ya ulaşmak meselesi de tam olarak bilinmediği olabilir.İşte bu sebepten Nirvana nedir ve Nirvana'ya Ulaşmak nedir?, Nirvanaya nasıl ulaşılır? sorularının cevaplarını araştırdık ve bu sayfada derledik...

Nirvana (Budizim) Nedir?  

Nirvana, Sanskrit dilinde "dışarı" anlamına gelen "nir" ve "esmek, üflemek, nefes vermek" anlamındaki "va" sözcüklerinden türetilmiş olup, Doğu dinlerinde, mistizminde ve Hint Teozofi'sinde manevi kurtuluş'u belirtmek üzere, sözcük anlamıyla "dışarı esmiş", "dışarıya üflenmiş" anlamına gelir.Hinduizm'de ve yoga felsefesinde nirvana kişinin yeryüzünde tekrar doğma ihtiyacından kurtulacak derecede gelişmiş, olgunlaşmış olması anlamında ele alınır. Nirvana Budizm’in en yüksek rütbesi olup, sonsuz ve acısız bir huzuru ifade eder.

Budizm'in temel ilkelerinden birini oluşturan nirvana, Gautama Buda'ya göre, Dünya'yı ilgilendiren karma yasasına (nedensellik kuralı) artık bağlı olmayacak derecede her şeyden arınmış olmak, tüm karmik telafilerini gidermiş olmaktır. Gautama Buda ıstıraplarınızın nedeni geçici olan dünyasal unsurlara bağlanmanız, maddi isteklerinizdir der. Bu bakımdan, nirvana arzuların, maddi isteklerin sönmesi ve dolayısıyla ıstırapların, acıların, nefretin sönmesi anlamına da gelir. Daha açık bir deyişle, Budist felsefeye göre, Dünya bir çile yeridir; insan iyilik yaparak yaşamalı, zulüm etmekten kaçınmalı, daha da önemlisi vicdanının sesini dinlemelidir.Budist Asanga'ya göre, nirvana öte-aleme ait bir ödül olmayıp, insanların ruhsal gelişim sonucunda yeryüzünde erişebilecekleri bir haldir; bu, saf bilinçlilik halidir.

Nirvana'ya Ulaşmak Nedir? Nirvana'ya Nasıl Ulaşılır?


Bu düşünce mutluluğunun anahtarı olarak belli kavramlar sunar; doğru düşünmek, görüş, eylem, çaba, anımsama ve doğru yaşayış gibi. Nasıl ki bu felsefe ruhu özgür bırakmayı ve varlığının farkına varmayı savunuyorsa, başkalarının düşüncelerinden sıyrılmak gerektiğini de savunmaktadır. Hayatı doğal akışına bırakmak gerektiğini, henüz olmamış şeyleri düşünüp üzerine gitmemeyi, yaşanmış olayların ise tekrarlanacağı korkusunu bir kenara bırakmayı savunur. Başıma bu gelir mi? Aynı şeyleri tekrar yaşar mıyım? Gibi düşüncelerden uzak durmayı gerektirir.


Nirvana’ya ulaşmanın en etkili yolu, aşırı duyguları, ihtirasları kontrol altına alabilmektir. Bu anlayışın en önemli düşüncesi, kişinin hayatı boyunca yaptığı eylemlerin ileriki hayatında önüne geleceğini savunur. Yani ne ekersen onu biçersin mantığı ile hareket eder. İnsanların düşüncelerine saygılı bir birey olmayı ön gören bu kavram, her zaman iyi düşünmenin faydalı olacağını inanır. Hayatın getirdiklerine razı olmak ve yaşanılması gerektiğine inanmak, daha az acı çekmeyi sağladığını düşünmektedir. Bu anlayış, insanların, emeğinin, çalışmanın karşılığını mutlaka karşılığını alacağını düşünür ve başarı neticesinde nirvana’ya ulaşacağını savunur.
Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Yer Elması Nedir? Yer Elmasının Faydaları ve Zararları Nelerdir?



Yer Elması Nedir?

Yer Elması, papatyagiller ailesinden bir bitki olan yer elmasının kanser, kalp ve kemik hastalıklarının oluşma aşamasını yavaşlattığı ve oluşma aşamasından önce kullanıldığında da oluşma riskini azalttığı görülmüştür. Çok köklü bir sebze olan yer elması bazı ülkelerde Tupinamba olarak da bilinmektedir. Tupinamba Hindistan halkına verilen bir isimdir. Aslında Kuzey Amerika kökenli bir bitki olmasına rağmen, neden bazı dillerde bu şekilde isimlendirildiği sırrını korumaktadır.

Yer elmasının faydaları herkes tarafından bilinmez. Patates gibi toprak altında büyüyen yer elmasının sağlık açısından birçok faydası bulunmaktadır. Sade olarak tüketilebilen yer elması zeytinyağlı yemeklerde, et yemeklerinde birçok salata da tüketilebilir. Ancak yer elmasının nasıl yendiği konusunda insanların kafasında birçok soru işareti bulunmakta. Yer elması nasıl yenir yer elmasının faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Yer elmasının faydalarını, yer elması nasıl yenir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırıp bir araya getirdik. Yer elması toprak altında yetişen, tat olarak turpa benzeyen bir yiyecektir. İçerisinde nişasta ve zararlı maddeler bulundurmayan bu yiyeceğin sağlık açısından hiçbir zararı yoktur. Hatta içerisinde nişasta bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından bile tüketilebilir. Yer elması sağlığımıza olan faydalarının yanı sıra zayıflamak için de oldukça yarar sağlayabilir. İçerisinde nişasta ve kalori bulundurmamasından dolayı kilo vermede oldukça etkili olabilir.Zayıflamak isteyenler ve yer elması zayıflatır mı diye soranlar gönül rahatlığıyla yer elması tüketebilirler.

Yer Elması Nerede Yetişir?

Yer elmasının anayurdu Amerika kıtasıdır. 17.yy da avrupaya getirilmiş olan yer elmasının bir çok faydası bulunmaktadır. Ülkemizde bolca yetiştirilen yer elması çok yıllıklı otsu bir bitki olarak bilinmektedir.

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Kan şekerini dengeler; Yer elması kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İçerisinde nişasta da bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından tüketildiğinde fayda sağlayabilir.


Metabolizmayı hızlandırır; İçerisinde yer alan İnülin maddesi sayesinde sindirim sistemini hızlandırmaya yardımcı olur. Bu inülin maddesi suda çözülebilen bir madde olduğundan ve içerisinde yer alan zengin lif içeriği sayesinde kabızlık sorununu da engellemeye yardımcı olmaktadır.

Kanser kemik erimesi şeker hastalığı riskini azaltır; Yer elmasının sağlığınıza olan faydaları yine inülin maddesi sayesinde gerçekleşiyor. İnülin maddesi kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesini rahatsızlığının önlenmesine yardımcı oluyor.

İdrar söktürücüdür; Yer elması doğal bir idrar söktürücüdür. İdrar yaparken problem yaşıyorsanız yer elmasını düzenli olarak tüketerek bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Anne sütünü arttırır; Yer elması içerisinde yüksek miktarda C ve A vitamini barındırır. Aynı zamanda içerisinde bolca mineral barındırmasından dolayı anne sütünü arttırıcı etkisi bulunmaktadır.

Demir kaynağıdır; Yer elmasında bulunan demir miktarını 3 ons (yaklaşık 87 gram) kırmızı et yiyerek elde edebilirsiniz.

Saç sağlığı için oldukça faydalıdır; İçerisinde demir mineralleri ve vitamin bakımından zengin olan yer elması saç sağlığı açısından bulunmaz bir nimettir. Saçlarınız sağlıksız görünmeye başladıysa beslenmenize yer elması ekleyebilirsiniz.

Kışın bol bol tüketilmeli; Yer elması özellikle kış günlerinde bolca tüketilmelidir. Hem bağışıklığı güçlendirici etkisi hem de kanseri önleyici etkisi dolayısıyla uzmanlar tarafından sıkça tüketilmesi tavsiye edilir.

Yer Elması Nasıl Yenir?

Yer elması nasıl yenir sorusunun cevabı çoğu insan tarafından merak edilmektedir. Yer elmasının nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda kafanızda soru işaretleri varsa tam olarak doğru yerdesiniz. Uzmanlar yer elmasının genellikle çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Çiğ olarak yer elmasının lezzetini arttırabileceğiniz tek yöntem onu salatalara eklemek olacaktır. Yer elmasını aynı zamanda yemeklere de ekleyebilirsiniz, bu durum vitaminlerin tamamen kaybolacağı anlamına gelmez. Yer elmasının vitaminleri ve minerallerinin azalmasına neden olabilir.

Yer Elmasının Zararları Var mıdır?

Yer elmasının bilinen herhangi bir zararı yoktur.Tabi her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi yer almasınında gerektiğinden fazla tüketilmemesi gerekir.
Paylaş:

3 Ocak 2018 Çarşamba

İran Nedir? Nerededir? Nasıl Bir Ülkedir? (İran Tarihi Hakkında Bilgiler)


Ortadoğu'nun oldum olası güçlü, oturaklı ve gizemli yanı ile merak uyandıran bir gücü olarak dikkat çeken İran, nasıl bir ülkedir, nerededir, tarihi nedir, İran Türk devleti midir? gibi pek çok merak edilenleri olan bu gizemli ortadoğu ülkesi hakkında bilinmesi gereken ve  dikkat çekici ve merak uyandırıcı tarihi ile çok özel özellikleri konularında bilgilenmek isteyenlere özel yazımızın detayı aşağıda...

İran için ''Türk Devleti'' ifadesini kullanmak şu an için tam yerine oturmasa da tarihine baktığımızda ''İran bir Türk devletidir'' demek çok da abes olmasa gerek... Öyle ki tarihte İran denilen ülke coğrafyasında kurulmuş 10 tane Türk devleti mevcuttur. Bu devletler uzun yıllar boyunca İran'ı yönetmekle kalmayıp, bu  gün bile İran'ın sahip olduğu köklü ve güçlü devlet geleneği ve aynı zamanda kültürünün oluşmasında etkin olmuşlardır.

İşte Tarih Boyunca İran'ı Yönetmiş 10 Büyük Türk Devleti;

1. Gazne Devleti



Samanîler'den ayrılıp Afganistan'ın Gazne kentine yerleşen Alp Tegin'in 961 yılında kurduğu devlettir. Tam anlamıyla bağımsızlığı 977'de Sebük Tigin'in başa geçmesiyle gerçekleşmiştir. Daha sonraları İran üzerine yayılan Gazneliler, en parlak dönemini Sultan Mahmut ile yaşamıştır. Bu dönemde hem Hindistan'a 17 kez sefer yapılarak İslam bu bölgede yayılmış, hem de Abbasi Halifeliği Büveyhoğulları'ndan korunmuştur. Selçuklular'ın 1040 yılında yapılan Dandakan Savaşı ile güç kazanmasının ardından Gazneliler dağılmış, 1186'da Gurlular'ın son Gazneli sultanı Hüsrev Melik'i tutsak almasıyla devlet resmen son bulmuştur.




2. Büyük Selçuklu Devleti




Selçuk Bey'in Müslüman olduktan sonra Oğuz Yabgu Devleti'ne vergi vermeyi istemeyişi ile kurulan Selçuklu Devleti, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul ve Çağrı'nın 1038'de Gazneliler'den ayrılmasıyla bağımsız olmuştur. Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt Savaşı'nda Bizans'a karşı zafer elde ederek günümüz Türkiye'sinin temelini atmıştır. Her açıdan mükemmel bir uygarlık kuran Büyük Selçuklu Devleti, Katvan savaşı'nda Karahıtaylar'a yenilince büyük ölçüde dağılmış, 1157 yılında Sultan Sencer'in göçebe Oğuzlar'a tutsak düşmesiyle resmen yıkılmıştır.

3. İldenizliler




İldenizliler
Şemseddin İldeniz, Selçuklu Devleti'nde kölemen bir askerken, gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle çöküş sürecindeki Selçuklu içerisinde kısa sürede atabeyliğe yükselmiştir. 1142 yılında Irak Selçukluları'na karşı güç kazanarak bağımsız olmuştur. Gürcüler ve Ermeniler üzerine birçok başarılı sefer yaparak, Nahçıvan'dan yönettiği devletini genişletmiştir. İldenizliler ilerleyen yıllarda İran içlerine kadar yayılmıştır. Ancak, 1220'deki Moğol saldırılarıyla zayıflayan İldenizliler, 1225 yılında Harezmşahlar Devleti'ne bağlanmıştır.

4. Harezmşahlar Devleti




Harezmşahlar Devleti
Büyük Selçuklu Devleti'nin Hive kentinde vali olan Anuş Tekin'in oğlu Kutbuddin Muhammed, 1097 yılında "Harezmşah" unvanı alarak bu bölgeyi yönetmeyi sürdürmüştür. Atsız Harezmşah döneminde yarı bağımsızlık elde eden Harezmşahlar, İl Arslan döneminde Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla bağımsız olmuştur. Türkistan, İran ve çevre bölgelere yayılan Harezmşahlar Devleti'nin yönetim biçimi ve sanat tarzı Selçuklular'ın devamı niteliğindedir. Celaleddin Harezmşah'ın Yassıçemen Savaşı'nda Anadolu Selçukluları'na yenilmesiyle zayıflayan Harezmşahlar Devleti, Moğol Hanı Ögeday tarafından 1231'de yıkılmıştır.

5. Timur İmparatorluğu




Çağatay Hanlığı'ndaki iç karışıklıklar sırasında güçlenen Emir Timur, 1370 yılında kendi adıyla anılacak devleti kurmuştur. Bu devlet, kısa sürede Harezm, İran, Kafkas, Deşt-i Kıpçak, Hindistan, Irak, Suriye ve Anadolu'ya yayılan büyük imparatorluğa dönüşmüştür. Bu sürede Çağatay Hanlığı, Altın Orda, Celayiriler, Karakoyunlular, Osmanlılar gibi birçok devlet, Timur tarafından yıkılmıştır. Timur, 1405 yılında Çin'i fethetmeye giderken ölmüştür. Onun ardından Timurlular siyasi olarak yeniden güçlenememiş olsa da, birçok bilim ve sanat alanında ilerleme sürmüştür. Timur İmparatorluğu, 1507'de Şeybani Han'a bağlı Özbekler'in başkent Herat'a girmesiyle yıkılmıştır.

6. Karakoyunlular




Karakoyunlular
Göçebe bir Türkmen boyu olan Karakoyunlular, İlhanlılar'ın çöküşünü fırsat bilip 1380'de Bayram Hoca önderliğinde bağımsız olmuştur. 1400 yılında Karakoyunlular'ın başındaki Kara Yusuf, Timur'dan kaçıp Osmanlı'ya sığınmıştır. Timur öldükten sonra Tebriz'i alarak hükümdarlığa devam etmiştir. Karakoyunlular, ilerleyen yıllarda İraniçlerine kadar yayılsa da, Akkoyunlular'dan Uzun Hasan'ın Karakoyunlu önderi Cihan Şah'ı öldürmesiyle çöküşe geçmişlerdir. 1469 yılında bu devlet resmen yıkılmıştır.

7. Akkoyunlular




Akkoyunlular
Diyarbakır, Elazığ ve Azerbaycan yörelerinde etkin bir Türkmen boyu olan Akkoyunlular, Kara Yülük Osman Bey döneminde 1378'de bağımsızlık elde etmişlerdir. Devletlerini korumak için Ankara Savaşı'nda Timur'a yardım etmişlerdir. Timur da bu yardımlarından dolayı Malatya ve Diyarbakır'ı Akkoyunlular'a vermiştir. Kara Yülük Osman Bey'in ardından Akkoyunlular'ın başına Uzun Hasan geçmiştir. Onun döneminde Akkoyunlular, Horasan'dan Anadolu'ya, Kafkaslar'dan Umman Denizi'ne kadar uzanan büyük bir devlet olmuştur. Bu büyüme Osmanlılar'ın dikkatini çekmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Trabzon Rum İmparatorluğu'nu yıktıktan sonra yönünü Akkoyunlular'a çevirmiştir. Otlukbeli Savaşı'nda Osmanlı'dan ağır bir darbe alan Akkoyunlular çöküş sürecine girmiştir. Uzun Hasan'ın ölümünden sonra çıkan kargaşadan yararlanan Safevi Şahı İsmail, 1508'de bu devlete son vermiştir.

8. Safevi Devleti




Safevi Devleti
Anadolu çevresindeki sekiz Türkmen boyunun 1501 yılında Şah İsmail önderliğinde birleşmesiyle kurulmuş ve Akkoyunlular'ın yıkılmasıyla Tebriz'de hüküm sürmeye başlamış Türk devletidir. Sonraki yıllarda İran'ın tamamını ele geçiren ve bu coğrafyada Şii inancı
yayan Safeviler'in en büyük düşmanları, mezhep çatışmasından dolayı Osmanlılar ve Özbekler olmuştur. 1510 yılında Safevi Kızılbaşlar, Özbekler'e karşı büyük bir zafer elde etmiş ve Horasan'ı almışlardır. Ancak bu başarıyı Osmanlı'ya karşı gösterememişlerdir. Çaldıran Savaşı'nda Yavuz Sultan Selim, Tebriz'i alarak Safeviler'e karşı üstünlük sağlamıştır. Yağmalamalar ve ayaklanmalarla zayıflayan Safevi Devleti, Afganlar tarafından 1736'da yıkılmıştır.


9. Afşar Hanedanı



Afşar Hanedanı
Afşar Hanedanı, Nadir Şah'ın 1736'da İran'ı ele geçiren Afganlar'a karşı kurduğu devlettir. Nadir Şah başa geçtikten sonra Afganları İran'dan geri püskürtmüş ve Delhi'ye kadar ilerlemiştir. Delhi'den elde ettiği servet ile üç yıl vergi almamış, Safevi Devleti'nin çökmesiyle darmadağın olan İran'ın yaralarını sarmıştır. Bu nedenle İran'ın onarıcısı olarak bilinir. Nadir Şah, Afganlar'ın yeniden ayaklanmasını önlemek için Sünniliğe yakın durmuştur. 1747'de Nadir Şah'ın ölmesiyle dağılan devlet, 1796'da tarih sahnesinden çekilmiştir.

10. Kaçar Hanedanı




Kaçar Hanedanı
Kaçarlar, Safevi Devleti'nin kurulmasına yardım etmiş bir Türkmen boyudur. Afşar Hanedanı'nın yıkılmasından sonra İran'da siyasi karışıklık başlamış ve birçok yeni devlet ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Ağa Muhammed Han'a bağlı Kaçarlar olmuştur. Ağa Muhammed Han, Kaçarlar'ın siyasi birliğini sağladıktan sonra  İran'daki diğer devletlerle mücadele etmiştir.
1796'da İran siyasi birliğini sağlayan Ağa Muhammed Han, başkenti Tahran olan Kaçar Hanedanı'nı kurmuştur. Bu Türk kökenli hanedan, 1925 yılında Rıza Şah Pehlevi'nin Kaçar hükümetini kontrolü altına alıp Pehlevi Hanedanı'nı kurmasına dek İran'ı yönetmiştir.

İran Tarihi Hakkında Bilgiler
1. Köklü bir medeniyet olan İran'ın Perslere dayanan geçmişi

Büyük ve derin bir tarihî geçmişe sahip olan İran, M.Ö. 625 yılına kadar uzanan Pers ve Med İmparatorluklarının günümüzdeki varisleri olma özelliğini taşımaktadır. Öyleki,bu imparatorluklar günümüzde İranlıların savaşçı özelliğe sahip olduklarına dair inancı oluşturan devletlerdir. Özellikle Perslerin Yunanlılarla ve Büyük İskenderle olan savaşları hâlâ dilden dile anlatılan tarihin bölgesel bazda kritik noktalarını oluşturan savaşlardır.

2. İran'ın İslâmiyetle tanışması

İran'da dini inanış, M.S. 630 yılına değin genel olarak Zerdüştlük idi. Ancak Arap Yarımadasında Mekke'de Hz. Muhammed'e Kuran'ın indirilmeye başlamasıyla İslâm dini doğmuş oldu. Hz.Muhammed tarafından 630 yılından başlayan İran'ın İslâm'a davetleri 652 yılında İslâm Devleti tarafından fethedilinceye değin devam etti. 652 yılında Sasani İmparatorluğu(dönemin İran Devleti'nin ismi) El-Kadesiye Savaşı'nda İslâm Devleti tarafından fethedilerek İslâm günümüz İran sınırları içerisinde yaygınlaşmaya başladı.

3. İran'ın her zaman güçlü bir orduya sahip olması

İran,tarihinin hem köklü bir geçmişe dayanması hem de coğrafî konumu itibariyle her zaman güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır. Jeopolitik konumu ele alındığında dünyanın ulaşım ağının her zaman göbeğinde yer almıştır. Dünya'daki birçok kaynağında varolduğu bir bölge olan Ortadoğu coğrafyasında konuşlanmıştır. Doğal olarak böyle özelliklere sahip bir coğrafyaya hükmeden bir devlet olduğundan kendisine ve ülkenin kaynaklarına yönelebilecek her tehdidi püskürtebilmek için caydırıcı niteliği bulunan bir silahlı kuvvete gereksinim vardır. İran'ın tarihi;Yunanlılar,Romalılar,Büyük İskender ve de Osmanlı Devleti ile giriştiği mücadelelerle doludur.

4. İran topraklarında petrolün keşfi

1908’de İran’da petrolün bulunması tarihinde kritik bir dönüm noktası oldu. Böylece hem emperyalist devletlerin İran toprakları üzerindeki düşünceleri hem de İran’ın 20. yy.’na damgasını vuracak olan karmaşık sosyo-ekonomik yapı ortaya çıktı. İran’ın kırsal kesiminde feodalizm egemendi ve büyük toprak sahipleriyle topraksız köylüler arasındaki uçurum oldukça derindi. Şehirlerde ise bazargan ya da çarşı adı verilen geleneksel küçük burjuvazi, esnaf tarihsel olarak etkin bir sınıf olarak göze çarpmaktaydı. Bu sınıf aynı zamanda toplumun en çabuk örgütlenebilen kesimini oluşturmaktaydı. Özgün bir hiyerarşiye sahip olan İran uleması, mollalar hem toprak sahipleri hem de çarşı esnafı arasında nüfuz sahibiydi. Pek çok açıdan bu sınıfların çıkarlarının temsilciliğini üstlendiği gibi vakıf mülklerine sahip olması açısından kendisi de ekonomik olarak toprak sahibi sayılırdı. Petrolün ekonomik bir ürün olarak devreye girmesiyle birlikte kapitalist ilişkilerin ülkede yayılmaya başlaması sonucunda bir ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfı da ortaya çıkmış, 1940’lardan itibaren etkinliğini artıracak olan sanayi burjuvazisinin öncülleri oluşmaya başlamıştı. Ülke, emperyalist ülkeler açısından ise artık, en güçlünün en büyük dilimi alacağı bir pasta olarak görülmekteydi.

5. İran Şahı Rıza Pehlevî ve Mustafa Kemal Atatürk

1921 yılında iktidarı ele geçiren Rıza Pehlevî ülkesinde bu tarihten sonra reform hareketleri yapmak istiyordu. Bu girişimlerinden birisi de 1934 Haziran'ında Türkiye'ye yapmış olduğu ziyarettir. Dünyanın çeşitli emperyalist güçleriyle savaşıp sonrasında da Ebedî Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde adım adım sıçrama hamleleri yapan ülkemiz başta bizi izleyen Orta ve Uzakdoğu' daki bazı devletler tarafından örnek alınıyordu. İran da bunlardan biriydi. Pehlevî,kendi ülkesinde Türkiye'nin yapmış olduğu devrimleri ve reformları bu ziyaretinden sonra gerçekleştirmek istedi. Ancak İran'ın gerek sosyo-kültürel gerekse de sosyo-ekonomik yapısı buna izin vermedi. Reformların ancak bir kısmını gerçekleştirebildi.


6. Ajax operasyonu ile Başbakan Musaddık'ın devrilmesi

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve onun hemen akabinde İran 1908'den bu yana artık topraklarında petrol çıkan bir devlet olma özelliğini taşıdığından bu yıllarda dünyanın iki kutbu olarak kabul edilen ABD ve SSCB arasında dünyadaki diğer devletler gibi varlık ve de paylaşım mücadelesi veriyordu. Savaşın hemen sonrasında SSCB'nin ağırlığı İran üzerinde etkisini gösterdi ve sosyalist bir parti olan TUDEH'in kurulması meydana geldi. Milliyetçi cephenin desteğiyle 1951 yılında Musaddık'ın Başbakan olarak atanmasıyla yeni birtakım reform hareketleri görülür hâle geldi. En son 1953 yılında Musaddık hükümetinin ABD'ye direnerek aldığı petrolün millileştirilmesi kararı oldu. 19 Ağustos 1953 tarihinde ABD Başkanı Eisenhower onaylı İngiltere ve ordu içinden birtakım kimselerin desteklediği Ajax operasyonuyla Musaddık tutuklandı ve İran'ın kendi topraklarında çıkan petrolü kendisinin işletmesi hayali de suya düştü. Bu tarihten sonra çıkan petrolün işletim hakkının yarısı İran'da olmak üzere çok uluslu bir konsorsiyum kuruldu.

7. İslâm Devrimi

1978 yılının Ocak ayında şah karşıtı ilk büyük gösteriler başladı. Pehlevî Hanedanı'nın ülkede yarattığı sosyo-ekonomik bunalım ve gelir adaletsizliği çeşitli birtakım karışıklıklara sebep oldu. Zengin oldukça zengin, fakir oldukça fakir hâldeydi. 1979 Şubat ayında gösterilere direnemeyen şah ülkeden kaçtı ve bu gösterilerilerin lideri olarak adlandırılan Ayetullah Humeyni sürgünden geri döndü. 11 Şubat 1979 tarihinde de ordunun tarafsızlığını ilân etmesiyle fiilen şah dönemi sona ermiş oldu.1 Nisan 1979'da da resmen İran İslâm Cumhuriyeti Devleti kurulmuş oldu. 

8. İran-Irak Savaşı

İran'ın devrimden sonra kısmen dağılmış olduğunu bilen Irak Lideri Saddam Hüseyin, zengin petrol yataklarına ve bol Arap nüfusuna sahip İran'ın Huzistan bölgesine 22 Kasım 1980 tarihinde saldırmaya başladı. 8 yıl süren savaşta galip bir devlet ortaya çıkmadı. Irak oldukça fazla kimyasal silah kullanmıştı ve hatrı sayılır İranlının da bu kimyasal silah saldırılarından etkilendiği biliniyor. BM'nin barış önerileriyle savaş sona erdi.

9. İran'ın nükleer faaliyetleri

İran tarihinde her zaman bölgesel bir güç olma iddiasını belli dönemlerde gösterdi. Bu da onun sadece bir örneği olma özelliğini taşıyor.

10. Köklü Fars Edebiyatı ve Kültürü

İran kültürü İslam öncesi özellikleri ve sonrasında İslam'ın geleneğiyle yoğrularak günümüze kadar ulaşmış bir kültürdür. Andronovo kültürünün de etkili olduğu bilinmektedir.Dili Farsça'dır ve bu dil uzun bir dönem Orta Asya'da Ortadoğu'da baskın bir dil hâline gelmiştir.Hatta Selçuklu Devleti'nin saray ve yazışma dili olarak kullandığı,etkilendiği bir dildir. Firdevsi'nin Şehname'si bu dilin edebiyatının en güzel örneklerindendir. İran kültürü,İslami doktrine hukukunu,dil bilimini,tıptaki gelişimini,mimarisini,felsefesini ve edebiyatını aktarmıştır. Günümüzde kısmen diğer toplumlara göre daha kapalı kutu şeklinde yaşama biçimine sahip olduğu bilinen İran,oldukça ilginç olarak dünyada interneti etkili kullanan ülkeler arasındadır. Dünya'nın dördüncü büyük blogger sayısına sahip ülke durumundadır.



Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ranİran Tarihi-http://static.idefix.com/cache/0/270/387301Modern İran Tarihi-http://mcdn01.gittigidiyor.net/11330/tn24/113309484_tn24_0.jpghttps://onedio.com/haber/ortadogu-nun-gizemli-bir-gucu-olan-iran-hakkinda-bilinmesi-gereken-10-dikkat-cekici-tarihi-ozellik-492080
Paylaş: