Nasıldır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nasıldır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2018 Cumartesi

İş Bankası Kimin? İş Bankası'nın Sahibi Kimdir? - İş Bankası Ortaklık Yapısı Nedir?


Türkiye İş Bankası A.Ş., kısaca İş Bankası, Türkiye'de bireysel ve ticari bankacılık hizmeti sunan en büyük özel bankadır. 1924'te Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu İş Bankası, Cumhuriyet döneminin ilk ulusal Türk bankasıdır. İş bankasının ilk genel müdürü Celal Bayar'dır.

İş Bankası Kimin? İş Bankası' nın Sahibi Kimdir?

1924 senesinde Ankara’da faaliyete başlayan İşbank Mustafa Kemal Atatürk’ün yönergeleri ile kurulmuş olmasının yanı sıra ilk milli banka olma özelliğine sahiptir.Celal Bayar liderliğinde kurulmuştur.Kurtuluş savaşından ve cumhuriyetin kurulmasından sonra Türkiye’nin aşması gereken finansal sorunların olması nedeniyle tasarrufu teşvik ederek toplanacak fonlarla bütün ekonomik faaliyet kollarını finanse edebilecek, gerektiğinde çeşitli alanlarda sanayileşme hareketinin başlatılmasına kendi kaynakları ile destek verecek bir kuruma ihtiyaç duyulmaktaydı.


İthalat ve ihracatın yabancılar tarafından yapılıyor olması ve bu işlerin bir Türk şirketi tarafından yapılması gerektiği ile ilgili görüşmeler sonrasında 250 bin TL’lik ilk sermayesi Atatürk tarafından karşılanarak kuruluşu gerçekleştirilmiştir.

İlk kuruluş kararları İzmir Birinci İktisat Kongresi’nde alınan İşbank iki şube ve 37 çalışan ile 26 Ağustos 1924 tarihinde faaliyete başlamıştır.Atatürk’ün 250 bin TL’lik sermeyeyi karşılamış olması bankanın kuruluşu işin yeterli olmadığından gerekli olan 1 milyon TL’nin geri kalan kısmı 36 farklı ortaktan alınarak kuruluş gerçekleşmiştir. İşbank kuruluşu itibari ile sadece bankacılık alanında değil ülkenin ihtiyacı bulunan alanlarda ki yatırımları da üstlenmiştir.

Banka şeker, cam, dokuma sektörlerinde yer almasıyla beraber , maden, liman, kömür işletmeleri gibi çok çeşitli alanlarda iştiraklere girişmiştir.1927 senesi itibariyle İtibar-ı Milli Bankası ile birleşen İşbank sermayesini 4 milyon TL’ye yükselterek faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir.


Ülkenin tasarruf bilincini geliştirmek için ciddi atılımlarda ve çalışmalarda bulunan iş bankası 1928 senesinde Türkiye’ye ilk kumbarayı getirerek birikimi desteklemiştir. 1932 senesinde Almanya ve Mısır’da şube açarak dünya finans sektörüne giriş yapan İş bankası yurt dışında şube açan ilk Türk bankası olma özelliğine sahiptir.

1950 senesinde iştirak sayısını arttıran İş Bank imalat sektörü ilk sırada olmak üzere bir çok iş kolunda yatırım yaparak itici güç konumuna gelmiştir. 1980 senesinden sonra şube sayısını arttıran İş Bank 1982 senesinde ilk ATM’leri Türkiye’ye getirmiştir.

1996 senesinde mavi hat isimli ilk müşteri hizmetlerini hizmete sunmuş ve 1997 senesinde ilk internet şubesi açarak bankacılık sektöründe ki öncülüğünü devam ettirmiştir. İş bankası 1.300’ün üzerinde ki şube sayısı ve 24 binin üzerinde ki çalışan sayısı ile günümüzde Türkiye’nin 2. en büyük bankasıdır.Kuruluşu itibari ile İş Bank halka açık bir bankadır.

İş Bankası Ortaklık Yapısı Nedir?


Munzam Sandığı aracılığı ile çalışanlar ve emekliler bankanın %40,1’ine ortak durumundadır. Bu nedenle ortaklık yapısı olarak Türkiye’de bulunmayan bir yapıya sahiptir. İş Bankası Munzam Sandık Vakfı İş Bank çalışan ve emeklilerinin dahil olduğu bir vakıftır.

İş Bank’ın %40,1’nin hissesine sahip olan İş Bankası Munzam Sandık Vakfı dışında diğer hissedarlar , Atatürk hisseleri olarak adlandırılan hisseye sahip olan %28,09 dilimde ki Cumhuriyet Halk Partisi ve halka açık olan pay %31,7 olmak üzere dağılım göstermektedir. Cumhuriyet Halk Partisine ait olan %28,09’lük hisselerin temettü geliri ise Atatürk’ün vasiteyi gerekçesi ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bırakılmıştır.Bu bilgiye göre İşbank’ın sahibinin İşbank çalışanları ve emeklilerinin olduğu söylenebilmektedir.
Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Ağustos Böceği Nedir? ve Özellikleri Nelerdir?


Çocuk masallarına ve çizgi filmlere onlara yakıştırılan tembellikleri ile konu olan ağustos böcekleri nasıl böcklerdir ve nasıl özellikleri vardır. Bu ilginç böceklerin en bilinen özelliği aslında kulakları kimi zaman rahatsız edercesine gürültülü değişik sesleridir.

Ağustos Böcekleri Nasıl Böceklerdir? ve Özellikleri Nelerdir?

Yaşadığı yerler: Sıcak bölgelerde özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinin bağlık, zeytinlik alanlarında. Özellikleri : 3-5 cm boyunda tombul yapılı böcekler. Yalnız erkekleri öter. Ömrü: Türkiye’dekiler 4 yıl, Amerika’daki bir çeşidi ise 17 yıl yaşar. Hayatlarının çoğu Toprak altında “nimfa” halinde geçer. Erginler, yaz mevsiminde eşleştikten sonra ölür. Çeşitleri: Çok çeşitleri olup, her türün kendine has ötüşü vardır.Homojen kanatlılar (Hemoptera) takımından Cicadidae familyasına bağlı böcekler. Yaz mevsiminin tiz sesli çalgıcısı ağustosböceği görülmese de sesinden tanınır. Yaz günlerini çalgı çalmakla geçirip, kışın karıncadan yiyecek dilenme hikayesini hemen hemen herkes işitmiştir. Ağustosböceğinin gerçek hayatını bilenler, bu hikayede onun haksızlığa uğradığını anlarlar. Çünkü; ergin ağustosböcekleri yaz sonuna doğru çiftleştikten sonra ölürler. Bu yüzden yiyecek biriktirmek gibi bir endişeleri yoktur.Dişi ağustosböceği, uzantılı yumurtlama borusuyla yumurtalarını ağaçların genç sürgün yarıklarının içine bırakır.

Bunlardan altı hafta sonra “nimfa” adı verilen ve erginlere benzemeyen yavrular çıkar. Danaburnuna benzeyen bu yavrular, kazıcı ön ayaklarıyla toprağı kazarak altına gizlenirler. Toprak altında galeriler kazarak Ağaç köklerini bulur ve öz suyu emerek beslenirler. Yıllarca toprak altında kaldıktan sonra erginleşmek için topraktan çıkar, ağaç gövdelerine tırmanırlar. Amerika’da yaşayan bir türün (Tibicana septendecium) nimfaları 17 yıl sonra topraktan çıkar. Türkiye’de yaşayanlar ise 4 yıl toprak altında kalırlar. Ağaç gövdesine tırmanan nimfalar kısa bir süre sonra sırtlarındaki çatlaktan örtülerini terk ederek iki çift kanatlı olarak çıkarlar. Kısa zamanda 3-5 cm boyuna ulaşarak erginleşirler. Başlarında iri iki petek gözden başka alınlarında üç tane de küçük nokta göz vardır. Antenleri kısa ve sert kıl gibidir. Ön kanatları, arka kanatlardan daha uzun yapılıdır. Çoğu arka bacaklarının yardımıyla sıçrayarak hızla havalanırlar. Gündüzleri yaprak aralarında gizlenirler. Hortumlarını ağaç filizlerine batırıp özlerini içerler. Özellikle söğüt sürgünlerinin özsuyunu emerler.Erkek ağustosböceklerinin karınlarının altı sağlı sollu gergin bir zarla örtülüdür. Bunlar bir çift ses çıkarma organıdır. Kas yardımıyla bu zarları titreterek ses çıkarırlar. Dişilerinde ses çıkarma organı yoktur. Eş aramak için öten erkeklerin çıkardıkları bu ses çoğu zaman hayatlarına mal olur. Sesi duyan serçe ve diğer kuşlar, sesin geldiği noktaya hızla inerek ağustosböceğinin kanatlarını koparıp besili vücutlarını yerler. Amerikan yerlileri de ağustosböceklerini kızartarak yerler.Ağustosböceklerinin memleketimizdeki en önemli zararlı türü Asma ağustosböceği (Hloropsalta viridissima)dir. Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bağlara çok önemli zararlar verirler. Çok çeşitleri olup, her türün kendine has bir ötüşü vardır. Eğer mini mini ağustosböceğinin boyu, insanların ses çıkarmak için kullandığı araçlar kadar büyütülmüş olsa, yapılan ince hesaplara göre, çıkaracağı sesle camlar kırılır, duvarlar yıkılırdı.

Böcek türlerinde ötenler genellikle erkeklerdir. Ötüşlerinin nedeni ise, tam kesin olmamakla birlikte dişileri çiftleşmeye çağırmak diye bilinmektedir. Erkek ağustos böcekleri, karın zarlarının titreştirilmesiyle birlikte vızıltılı bir sesle öter. Bu vızıltı çekirgelere çok benzer fakat bu böceklerin çekirgelerle bir akrabalık ilişkisi bulunmamaktadır. Buna rağmen ağustos böceği ve çekirge sürekli karıştırılır. Oysaki, ağustos böceklerinin zar gibi
saydam yapıda iki çift kanatları bulunur. Bu özelliğiyle bu böcekler daha çok gece kelebeğine benzemektedir.Ağustos böcekleriyle ilgili toplumda çok yanlış bir kanı vardır. Bu da, bu böceklerin oldukça tembel olmasıdır. Bunun nedeni ise, Orhan Veli Kanık’ın Lafonten’den çevirmiş olduğu ‘’Ağustos Böceği ile Karınca’’ hikayesidir. Bu hikaye oldukça bilindik bir hikayedir ve hikayede ağustos böceği saz çalar ve yan gelir yatar. Yani çalışmaz tembeldir. Burada ise, bir karıştırma söz konusudur. Hikayede anlatılan ağustos böceği değil, yeşil çekirgedir. Öyle ki ağustos böceklerinin yaşam süresi sadece birkaç haftadır. O dönem de adını aldıkları Ağustos ayıdır.

Bu böcek türüyle ilgili bir diğer ilginç bilgi ise, yeryüzünde ağustos böceklerinin 2000 türü bulunmaktadır. Bu sayı, bir böcek türü için muazzam bir sayı teşkil etmektedir. Türün dişi böcekleri, ince dallara küçük yarıklar açarak bu yarıklara yumurtalar bırakır. Yumurtalar kırılınca yavrular çıkar ve toprağa düşerek toprağa gömülürler. Ve toprak altında ağaç köklerinden özsu emerek, yıllarca kalabilirler. Bu yıllarca kelimesi, Amerika’da yaşayan bazı ağustos böceği türleri için 17 seneyi ifade etmektedir.Toprak altında yıllarca yaşayabilme özelliği olan bu böceklerde, toprak altındayken kanat bulunmaz. Kanatlanma işlemi ise çok ani bir şekilde olur ve binlerce ağustos böceği bir anda yeryüzüne çıkar. Burada ise, sadece birkaç hafta yaşayabilirler.

Bu nedenle bu böceklerin asıl yaşam alanı toprağın içidir denilebilmektedir. Kanatlanıp yeryüzüne çıkan bu böceklerin çoğu diğer hayvanlara yem olmaktadır. Yem olmaktan kurtulmayı başaranlar ise, bir araya gelir ve koro halinde tiz seslerle öterler.Bu böcekler, bütün gün ötebilme özelliğine sahiptir. İşin ilginç yani ise, bu sesler ağızdan çıkmadığı için öterken aynı zamanda yemek de yiyebilirler. Erkek böceklerin yanlarında ve kuyruk bölgelerinde bir adet ses çıkarma organı bulunmaktadır. Bu organ bir davul görünümündedir. Ortaya çıkan ses ise, kasların hareketiyle birlikte titreşme yoluyla meydana gelir.
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Yapay Zeka Nedir? Ne İşe Yarar? - Faydaları Nelerdir? ( Yapay Zeka Hangi Alanlarda Kullanılır?)



Teknoloji gerçekten de neredeyse ışık hızında gelişiyor ve değişiyor. Teknoloji ve bilişim alanında yaşanan yeni gelişmeler hayatımızın pek alanını etkiliyor.Son zamanların popüler terimlerinden birisi de ''yapay zeka'' veya başka bir ifade ile ''yapay hafıza'' dedikleri teknolojinin insan aklının sınırlarını zorlayacak kadar şaşırtıcı bir yenilik diyebiliriz.Peki nedir bu yapay zeka? ne işe yarar, faydaları ve zararları nelerdir, eksikleri var mıdır? veya nerelerde, hangi alanlarda kullanılır? gibi pek çok önemli soru karşımızda durmaktadır.

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir?

Yapay zeka, üst seviyede bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki akıllı bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyetidir. Yapay zeka çalışmaları genellikle insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek, bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmesine yöneliktir. Yani bilgisayarın, insanlar tarafından gerçekleştirilen görevleri yerine getirmesini sağlar. Başka bir deyişle, Yapay zeka bilgisayarın insanlar gibi düşünmesini sağlar. Makinelerin karmaşık sorunları insana benzer şekilde çözmesine yardımcı olur. Zeka ve akıl gerektiren sorunlar artık bilgisayarları kullanarak etkili bir şekilde çözülebilir.

Yapay zeka temelde bilgisayar bilimi ile ilişkili olmasına rağmen tarım, tıp, matematik ve biyoloji gibi farklı alanlarda sayısız uygulama için yararlıdır. Yapay zeka programları karmaşık verilerdeki kalıpları tanımak, tecrübelerinden faydalanmak ve insanlar tarafından alınan kararları almak için insan bilgisine dayanmaktadır. Yapay zeka sistemleri bir şeyler gözlemlemekte ve daha sonra önceden belirlenmiş parametreler temelinde onu tanımaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, belirli bir duruma göre yapay zeka sistemleri, sorunu çözmek için görev yapmakta ve buna tepki vermektedir.

Yapay Zekanın Faydaları Nelerdir?



  • Hata şansı neredeyse sıfırdır.
  • Uzay araştırmalarında alanı keşfetmek için akıllı robotlar kullanılabilir. Bunlar makine olduğu için gezegensel atmosferlere fiziksel durumlarını ve işlevlerini etkilemeyecek şekilde adapte olabilirler.
  • Dünyanın en dip noktalarına ulaşmak için akıllı robotlar programlanabilir. Yeraltı madenlerine ulaşmak için akıllı robotları kullanmak zaman ve para konusunda ciddi faydalar sağlayabilir. Bu makineler, insanların sahip olduğu sınırlamaların üstesinden gelmek için kullanılabilir.
  • Akıllı telefonlar yapay zeka uygulamasına mükemmel bir örnektir. Kullanıcının yazdıklarının ne olacağını tahmin etmede (bunu mu demek istemiştiniz gibi) ve yazım hatalarını düzeltme gibi konularda, makineler çok faydalıdır. Kişisel asistanlık görevini gören Siri, kullanıcılara en iyi veya en kısa güzergahları veren GPS ve Harita uygulamaları, trafik ve zaman tahmini gibi yapay zeka uygulamaları yapay zekanın en iyi örneklerindendir.

Yapay Zekanın Zararları ve Eksikleri (Var mıdır?) Nedir?

  • Bakım ve onarımları maliyetlidir. Programların değişen gereksinimlere göre güncellenmesi gerekmekte ve makinelerin daha akıllı hale getirilmesi gerekmektedir. Arıza durumunda tamir masrafları çok yüksek olabilir. Kaybedilen kod veya verilerin geri yüklenmesine ilişkin prosedürler zaman kaybına yol açabilir ve masraflı olabilir.
  • Yapay zekanın uygulanmasına ilişkin önemli bir husus etik ve ahlaki değerlerle ilgilidir. İnsanoğlunun kopyalarını yaratmak etik olarak doğru olur mu? o başka bir tartışma konusudur.
  • Makineler muazzam miktarda veriyi depolayabilir, ancak depolama, erişim ve geri alma, insan beyninde olduğu kadar etkili değildir. Uzun süreler boyunca tekrarlayan görevleri yerine getirebilirler, ancak insanlar gibi tecrübe ederek daha iyi hale gelmezler.
  • İnsanları değiştiren makine fikri harika görünüyor. Bizi tüm acılardan kurtaracak gibi görünüyor. Yapay zeka dünyasında, tamamen yürekten, aidiyet duygusuyla ve özveriyle çalışmak gibi insani özelliklere yer yok. Hastanelerde çalışan robotları düşünün. Onların insanların yapacakları ilgiyi ve endişeyi gösterebilir mi? Çevrimiçi asistanlar bir insanın yapacağı hizmeti verebilir mi?
  • Yaratıcı alanlarda istihdam edilen akıllı makineleri düşünün. Sizce robotlar, insan zihnini yaratıcı düşünce veya özgünlük içinde mükemmelleştirebilir veya insan yaratıcılığıyla rekabet edebilir mi? İnsanlar duygusal yaratıklardır; düşünüp hissedebilirler. Duyguları düşüncelerini yönlendirir. Makinelerde ise durum böyle değil. İnsanın sahip olduğu sezgisel yetenekler, insanların önceki bilgilere dayanarak yargılayabilecekleri şekilde, sahip oldukları yetenekler makineler tarafından kopyalanamaz.
Paylaş:

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir? Nasıl Çalışır? Faydaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?



Teknoloji gerçekten de neredeyse ışık hızında gelişiyor ve değişiyor. Teknoloji ve bilişim alanında yaşanan yeni gelişmeler hayatımızın pek alanını etkiliyor.Son zamanların popüler terimlerinden birisi de ''yapay zeka'' veya başka bir ifade ile ''yapay hafıza'' dedikleri teknolojinin insan aklının sınırlarını zorlayacak kadar şaşırtıcı bir yenilik diyebiliriz.Peki nedir bu yapay zeka? ne işe yarar, faydaları ve zararları nelerdir, eksikleri var mıdır? veya nerelerde, hangi alanlarda kullanılır? gibi pek çok önemli soru karşımızda durmaktadır.

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir?

Yapay zeka, üst seviyede bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki akıllı bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyetidir. Yapay zeka çalışmaları genellikle insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek, bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmesine yöneliktir. Yani bilgisayarın, insanlar tarafından gerçekleştirilen görevleri yerine getirmesini sağlar. Başka bir deyişle, Yapay zeka bilgisayarın insanlar gibi düşünmesini sağlar. Makinelerin karmaşık sorunları insana benzer şekilde çözmesine yardımcı olur. Zeka ve akıl gerektiren sorunlar artık bilgisayarları kullanarak etkili bir şekilde çözülebilir.

Yapay zeka temelde bilgisayar bilimi ile ilişkili olmasına rağmen tarım, tıp, matematik ve biyoloji gibi farklı alanlarda sayısız uygulama için yararlıdır. Yapay zeka programları karmaşık verilerdeki kalıpları tanımak, tecrübelerinden faydalanmak ve insanlar tarafından alınan kararları almak için insan bilgisine dayanmaktadır. Yapay zeka sistemleri bir şeyler gözlemlemekte ve daha sonra önceden belirlenmiş parametreler temelinde onu tanımaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, belirli bir duruma göre yapay zeka sistemleri, sorunu çözmek için görev yapmakta ve buna tepki vermektedir.

Yapay Zekanın Faydaları Nelerdir?


  • Hata şansı neredeyse sıfırdır.
  • Uzay araştırmalarında alanı keşfetmek için akıllı robotlar kullanılabilir. Bunlar makine olduğu için gezegensel atmosferlere fiziksel durumlarını ve işlevlerini etkilemeyecek şekilde adapte olabilirler.
  • Dünyanın en dip noktalarına ulaşmak için akıllı robotlar programlanabilir. Yeraltı madenlerine ulaşmak için akıllı robotları kullanmak zaman ve para konusunda ciddi faydalar sağlayabilir. Bu makineler, insanların sahip olduğu sınırlamaların üstesinden gelmek için kullanılabilir.
  • Akıllı telefonlar yapay zeka uygulamasına mükemmel bir örnektir. Kullanıcının yazdıklarının ne olacağını tahmin etmede (bunu mu demek istemiştiniz gibi) ve yazım hatalarını düzeltme gibi konularda, makineler çok faydalıdır. Kişisel asistanlık görevini gören Siri, kullanıcılara en iyi veya en kısa güzergahları veren GPS ve Harita uygulamaları, trafik ve zaman tahmini gibi yapay zeka uygulamaları yapay zekanın en iyi örneklerindendir.

Yapay Zekanın Zararları ve Eksikleri (Var mıdır?) Nedir?

  • Bakım ve onarımları maliyetlidir. Programların değişen gereksinimlere göre güncellenmesi gerekmekte ve makinelerin daha akıllı hale getirilmesi gerekmektedir. Arıza durumunda tamir masrafları çok yüksek olabilir. Kaybedilen kod veya verilerin geri yüklenmesine ilişkin prosedürler zaman kaybına yol açabilir ve masraflı olabilir.
  • Yapay zekanın uygulanmasına ilişkin önemli bir husus etik ve ahlaki değerlerle ilgilidir. İnsanoğlunun kopyalarını yaratmak etik olarak doğru olur mu? o başka bir tartışma konusudur.
  • Makineler muazzam miktarda veriyi depolayabilir, ancak depolama, erişim ve geri alma, insan beyninde olduğu kadar etkili değildir. Uzun süreler boyunca tekrarlayan görevleri yerine getirebilirler, ancak insanlar gibi tecrübe ederek daha iyi hale gelmezler.
  • İnsanları değiştiren makine fikri harika görünüyor. Bizi tüm acılardan kurtaracak gibi görünüyor. Yapay zeka dünyasında, tamamen yürekten, aidiyet duygusuyla ve özveriyle çalışmak gibi insani özelliklere yer yok. Hastanelerde çalışan robotları düşünün. Onların insanların yapacakları ilgiyi ve endişeyi gösterebilir mi? Çevrimiçi asistanlar bir insanın yapacağı hizmeti verebilir mi?
  • Yaratıcı alanlarda istihdam edilen akıllı makineleri düşünün. Sizce robotlar, insan zihnini yaratıcı düşünce veya özgünlük içinde mükemmelleştirebilir veya insan yaratıcılığıyla rekabet edebilir mi? İnsanlar duygusal yaratıklardır; düşünüp hissedebilirler. Duyguları düşüncelerini yönlendirir. Makinelerde ise durum böyle değil. İnsanın sahip olduğu sezgisel yetenekler, insanların önceki bilgilere dayanarak yargılayabilecekleri şekilde, sahip oldukları yetenekler makineler tarafından kopyalanamaz.
Paylaş:

5 Aralık 2017 Salı

Moğolistan Nasıl Bir Ülke? Fiziki Yapısı Nüfusu Ekonomisi Nasıldır?


Moğolistan Nasıl Bir Ülke? Fiziki Yapısı Nüfusu Ekonomisi Nasıldır?

Moğolistan, coğrafyası, kültürü, insanlarının yaşam tarzıyla Asya'nın ortasındaki ülke, farklı yerler görmek isteyen turistlerin ilgisini çekiyor. 3 milyon nüfusun Türkiye'nin 3 katı büyüklüğündeki Orta Asya bozkırlarına dağıldığı Moğolistan'da, kişi başına 3 kilometrekare toprak ve 13 at düşüyor.

Türk tarihine ait en eski yazıtlara ev sahipliği yapan Moğolistan, otantik gezi tutkunları için adeta biçilmiş kaftan.Uçsuz bucaksız bozkırın ortasında, kendi halinde yayılan koyun ve yak sürüleri, özgürce koşuşturan atlar, ülkedeki sıradan görüntülerden.Ortalama yüksekliği 2 bin metre olan ve yılın yaklaşık 250 gününü sıfırın altında sıcaklıkla geçiren Moğolistan'da, neredeyse hiç tarım yapılamıyor.

Moğol köylüler, Ulan Batur'a 80 kilometre mesafede Bayan Tsogt bölgesindeki Tonyukuk Yazıtları'na giden yolun kenarında ticaret yapıyor. Turistleri, evcilleştirdikleri kartal ve akbabalarla karşılayan köylüler, para karşılığında fotoğraf çektiriyor."Golden eagle" cinsi kartallar ve en büyük kanatlı olarak bilinen kara akbabalarla fotoğraf çektirmenin bedeli, yaklaşık 50 bin tügrükü.
Kartal ve kara akbabalarının yavrularını, yüksek dağlardaki yuvalarından alıp evcilleştirdiklerini anlatan Moğol köylüleri, bu kuşlarla günde ortalama 80 bin-100 bin tügrük kazandıklarını ifade ediyorlar.Moğolistan'ın turizm sezonu, nisanda başlıyor, sonbahara kadar sürüyor.


DEVLETİN ADI: Moğolistan
 
BAŞŞEHRİ: Ulan-Bator (Ulan Batur)

YÜZÖLÇÜMÜ: 1.565.000 km2

NÜFUSU: 3.000.000 civarı

RESMİ DİLİ: Moğolca

DİNİ: Budizm - Şamanizim (Moğolların bir kısmı ateist veya dinsiz, bir kısmı ise Tibet Budizmi‘ne inanıyor. Ancak Moğolistan Budizmi başta eski Türk ve Moğol dinleri Şamanizm ve Tengricilik olmak üzere ülkeye özgü coğrafyasının koşulların ve göçebeliğin etkisiyle şekillenmiş yani buraya özgü bir Budizm şeklini almıştır.

PARA BİRİMİ: Tugrik

Asya kıtasının doğusundaki memleketlerden. Kuzeyinde Sibirya (Rusya), batısında Doğu Türkistan (Çin), güneyinde Kıta Çini, doğusunda Mançurya (Çin) vardır. Moğolistan, Rusya Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti ile çevrili olduğu gibi, siyasi bakımdan da bu iki devletin hakimiyetindedir. Dış Moğolistan’da Rusya’ya bağlı, Moğolistan Halk Cumhuriyeti; İç Moğolistan’da Çin’e bağlı, İç Moğolistan Muhtar idaresi olup, siyasi istiklale sahip değildirler.

Tarihi:

Moğolistan’da yaşayan Proto-Moğolları ve Tunguzları; Türklerin kurduğu büyük Hun İmparatorluğu birleştirdi. Miladdan önce 3. yüzyıldan itibaren bölge Türklerin hakimiyetine geçti. On üçüncü yüzyılın başına kadar; Büyük Hun İmparatorluğu, Göktürk, Uygur, Karakutay devletleri hakim oldu. Cengiz Hanın birleştirip teşkilatlandırdığı kabilelerle, 1205’te Moğolistan’da ilk Moğol Devleti kuruldu (Bkz. Moğollar). Cengiz Han, 1227’de ölünce Moğol İmparatorluğu oğulları arasında bölüşüldü.

Moğolistan’a Ögedey ve Toluy’un neslinden hanlar, 1634yılına kadar hakim oldu. 1634’te Mançu Hanedanının hakimiyetine geçti. On yedinci yüzyılda Çarlık Rusyası, bölgeyi kontrolüne almak için teşebbüslere başladı. On sekizinci yüzyılda Moğolistan’da Rus ve Çin yanlılarının mücadelesi başladı. Moğol prenseslerinin Çinliler gibi yaşaması Moğolistan’da milliyetçilik akımının başlamasına sebep oldu. Katolik misyonerlerinin faaliyetleriyle Moğolistan’da Hıristiyanlaşma başladı. Misyonerler Uzak Doğu’da dayanak noktası elde etmek ümidiyle Moğolistan’ın istiklalini müdafaa ettiler. İstiklal fikri yayıldı.

Yirminci yüzyılda. 1912’de Çin’de Mançu hanedanının yıkılmasıyla Moğol prensleri Rusların da yardımıyla Moğolistan’ın istiklalini ilan ettiler. Çinlilerle mücadeleye girişen Moğolistanlılar, 1915’te Çin’e de istiklallerini tanıttılar. Çin-Japon Harbinde Moğolistan’da yeraltı faaliyetiyle komünist hareket başlatıldı. Japonya’nın Kuzey Çin’e girmesiyle 1935-1937’de Moğolistan da işgale uğrayarak, mahalli muhtar bölgeler kuruldu. 1945’te İkinci Dünya Harbinin bitmesiyle ülkedeki istiklal yanlısı teşkilatlar faaliyetlerini komünizm paralelinde devam ettirdiler. Komünizme karşı mücadele eden teşkilatların zayıflatılmasıyla İç Moğolistan, Çin’in hakimiyetinde muhtar hale getirildi. İkinci Dünya Harbinden sonra dış Moğolistan’da, ABD ve İngiltere’nin tavsiyesiyle, Moğolistan Halk Cumhuriyeti kuruldu. 20 Ekim 1945’te referandumla istiklalini ilan eden Moğolistan, önce Milliyetçi Çin tarafından tanındı.

1946’da Moğolistan Halk Cumhuriyeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği aralarında ittifak imzalandı. 1961’de Birleşmiş Milletler Teşkilatına kabul edildi. Sovyetler Birliğindeki ve Doğu Avrupa’daki komünist yönetimlerinin çöküşü komünizmle idare edilen Moğolistan’ı da etkiledi. 1990’da çok partili sisteme geçilerek; ekonomik, sosyal ve siyasal reformlar yapıldı. Temmuz 1990 ilk çok partili seçimler yapıldı. Moğolistan’da bulunan Rus birlikleri yapılan anlaşma sonucu geri çekildi.

Moğollar  ve Cengiz Han Türk müdür?

Cengiz Han genel olarak Türk olduğu kabul edilir. Cengiz Han Moğolca ayrıca Türkçe konuşurdu. En önemlisi Cengiz Han konuşmalarında kendini Türk olarak tanıtmıştır. Cengiz Han’ın soyu Çinlilerce Türklere dayandırılır. Bu Türkler ise bir bakıma Kök-Türkler’in devamıdır.Moğol tabirini tarihe tanıtan Cengiz Han olmuştur. Kendisinden önce Moğollar'a ne dendiği tam olarak belli değildir. Cengiz Han’ın Moğol topluluğu etnik değil, bir bakıma Osmanlı tabiri gibi siyasî bir tabirdir. aralarında Türkçe konuşan veya Türk olan boylar ve uyruklar da vardır.



Kaşgarlı Mahmud, Tatarlar'ı, ayrı lehçeleri olan bir Türk kavmi olarak göstermiştir. On Üçüncü Yüzyılda ise büyük Cengiz İmparatorluğunu gezen Marko Polo, Tatar kelimesini Türkler'le Moğollar'ın ikisini birden kapsayan bir deyim olarak kullanmıştır.Türkler Tatar’ı Türkler'in bir parçası ve doğu Türkçe'siyle konuşan Türkler olarak kabul etmişlerdir. Âşıkpaşaoğlu, tanınmış tarihinde Süleymanşah'la birlikte Anadolu'ya gelen Türkleri “elli bin miktarı göçer Türkmen ve Tatar evi” olarak kaydetmiştir.

Türkler'le Moğollar aynı kökten aynı boydan gelen iki kardeş millet olduğunu söyleyebileceğimiz gibi Cengiz Han, Moğol olmaktan daha fazla Türk'tü. Cengiz'in Türklüğü tarihî geleneklerin dışında tarafsız çağdaş Çinlilerin tanıklığı ile de sabit olduğunu söyleyebilmek mümkün.Profesör Zeki Velidi Togan, 1941'de yayınladığı ‘Moğollar, Cengiz ve Türklük’ adlı küçük eserinde ve 1946'da yayınladığı ‘Umumî Türk Tarihine Giriş’ adlı eserinde Cengiz Kağan'ı 1221'de ziyaret eden Çao-hong adlı bir Çin elçisinin verdiği bilgiyi nakletmektedir.Cengiz'in aile adı olan Börçegin, Börü Tegin'in Moğolca söylenişinden ibaret olduğu gibi Cengiz kelimesi de Tengiz yani Deniz kelimesinin Moğolca söylenişidir. Türkçe'de “t” ile başlayan kelimelerin Moğolca'da ‘ç’ ile başladığını Altay dilleri uzmanları ifade etmektedir.

Cengiz'in ailesi eski Türk devlet geleneğine uygun olarak Moğollardan bir kısmı üzerinde beylik eden bir Hanedanı kolu idi. Bu hanedanda Türk geleneklerinin devam etmekte olduğu Cengiz'in oğullarından Çağatay ve Ögedey'in adlarından anlaşılmaktadır. ‘Çağa’ ve ‘Öge’ bilindiği üzere, Türkçe kelimelerdir.
(Kaynak: bilinmeyenler.org)


Fiziki Yapısı:

Moğolistan Halk Cumhuriyetinin arazisinin büyük bölümü yayla görünümündedir. Yalnız ülkenin güneydoğusunda Gobi Çölü yer alır. Devletin doğudan batıya uzunluğu 2367 km, kuzeyden güneye ise 1258 kilometredir. Ortalama yüksekliği 1580 m olan bu dağlık ülkenin kuzey batısı güneydoğuya nazaran daha yüksektir.

Ülkenin içinde ve sınırlarında birçok dağ silsilesi yer alır. Rusya ile kuzeybatı sınırı boyunca Tanno-Ola Sıradağları yükselir. Kuzeydoğuda Kentei Dağları vardır. Ülkenin batı iç kısmında Hangay Dağları yer alır. Moğolistan ve Gobi Altayları batıdan güneydoğuya doğru Çin sınırı yakınlarına kadar uzanır. Altayların en yüksek zirvesi olan 4653 m yüksekliğindeki Tabun Boğdo, kuzeybatıda ilk silsile üzerinde bulunur.

Kuzeydeki nehir vadileri, bilhassa Selenga ve Orhon verimlidir. Kerulen Vadisi, Doğu Moğolistan’a doğru geniş bir anayol meydana getirir. Çok sayıda tuz gölleri ve denize çıkışı olmayan nehirleriyle ülke topraklarının üçte ikisi, İç Asya’da suyunu dışarı akıtmayan havzada yer alır. Sadece Kerulen ve Onon nehirleri Pasifik Okyanusuna dökülür. Ülkenin belli başlı gölleri: Ubas Nor, Hara Usu, Airik Nor, Kirgis Nor ve Hubsugul’dur.


İklim Özellikleri:

Moğolistan’ın büyük bölümünde, az yağış ve büyük sıcaklık değişikliklerine sahip, sert bir kara iklimi hüküm sürer. Ekseriya yaz yağmurları şeklinde olan yağış, ülkenin değişik kısımlarında yılda 100 ila 300 mm arasında değişir. Aşırı soğukla gelen hafif kar, ülkenin kuzey kısmında devamlı donmuş olarak kalan, önemli bir kuşağı meydana getirir. Sıcaklık farkı oldukça büyüktür. Ulan Bator’da ocak ayındaki sıcaklık ortalaması -28°C, temmuz ayındaki ise 18°C’dir. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar daha da büyüktür. Kışın ırmaklar ve göller donar. Kuvvetli toz ve kum fırtınaları görülür.


Tabii Kaynakları:

Gobi hariç, Moğolistan’ın büyük bölümü hayvancılığa imkan veren çimenlik ve çayır halindedir. Dağlar, kuzey batıdaki hariç, genellikle çıplaktır (ağaçsızdır). Ülkenin çoğu bölgelerinde vahşi hayvanlar bulunur. Bunlardan bol miktarda bulunan büyük memeli hayvanlar arasında koyun, geyik, ren geyiği (bilhassa Hubsugul Gölü çevresinde) bazı vahşi deve ve atlar sayılabilir. Her yerde bulunan dağ sıçanı (marmota) sistemli olarak kürkü için avlanır. Moğol Paleontolojistlerinin yaptığı keşifler, ülkede bol miktarda dinazor fosilleri bulunduğunu göstermektedir. Maden kömürü, tungsten, bakır, molibden, altın, kalay ülkenin yeraltı zenginliklerini teşkil eder. Moğolistan bakır bakımından Asya’da birinci, dünyada ilk on sırada yer alır.


Nüfus ve Sosyal Hayat:

3.000.000’lik Moğolistan nüfusunun % 76’sını Halha Moğolları, % 8’ini diğer Moğollar, % 5’ini Kazak Türkleri, kalanını diğer Türkler, Ruslar ve Çinliler meydana getirir.

Moğollar sarı ırkın klasik tiplerindendir. Bacakları kısa olup, boyları nadiren 168 cm’yi aşar. Bunların belirgin özellikleri, yuvarlak baş (brekasefalik), kalın koyu saç, seyrek sakal, düz burun, çekik gözlerdir.

En kalabalık Moğol azınlık grupları, batı eyaletlerinde yaşayan Oryatlar ve Ulan Bator’un kuzeyinden itibaren Sovyet sınırına kadar, esas olarak Selenga Vadisinde oturan Buryatlardır. Güneydoğuda Dariganga Moğolları, kuzeybatıda Hubsugul Gölü yakınında Darhat Moğolları vardır.

Müslüman Kazak Türkleri, Moğol olmayan en kalabalık azınlık grubu olup ülkenin batı kesiminde muhtar bir araziye sahiptirler. Sınırlı sayıdaki Ruslar, Ulan Bator ve diğer yerleşim merkezlerinde bulunur. 10.000 civarındaki Çinli nüfus, ülkenin inşaat sektöründe önemli rol oynar.

Hızla şehirleşmekte olan Moğolistan’ın nüfusunun günümüzde % 51,2’si şehirlerde yaşar. Geri kalanın çoğunluğu, sürüleri için otlak arayarak mevsimden mevsime göç eden göçebeler halindedirler. Göçebelerin yurt adı verilen çadırları bulunur.

Moğollar arasında en yaygın spor güreştir. Okçuluk ve at yarışlarının da yaygın olduğu ülkede, çocuklara küçük yaşta ata binmesini öğretirler.

Moğolların çoğunluğu Lama Budistdir. Türklerin çoğunluğu ise Müslümandır.

Moğolca çeşitli lehçelere ayrılır. En önemlisi Halhaların konuştuğu ve diğer bütün Moğollar tarafından anlaşılan lehçedir. Bu lehçe resmi lisan olarak kullanılır ve Rus alfabesiyle yazılır. Okullarda Rusça öğretilir ve iki ülke arasında yüksek hükumet çevrelerinde haberleşme vasıtası olarak kullanılır. Okuma-yazma oranı % 95’tir.

Siyasi Hayat:

Ülke yönetiminde komünizm hakim ise de Sovyetler Birliğinde başlayan Glasnost hareketi bu ülkeye de yansıdı. Tek partili düzene son verilmesi için Aralık 1988’de başlayan mitingler Ocak 1990’a kadar sürdü. Birçok siyasi parti kuruldu. Şimdiye kadar iktidarda olan Moğolistan Devrimci Halk Partisi, kendi bünyesinde büyük değişiklikler yaptı. Anayasa değiştirilerek başkanlık sistemi kabul edildi ve bir bölümü nispi temsille seçilen 50 üyeli sürekli yasama organı niteliğindeki Küçük Hural kuruldu. Büyük Hural ise 430 sandalyeden meydana geliyordu. Temmuz 1990’da yapılan seçimleri iç bünyesinde büyük değişiklik yapan MDHP, büyük çoğunlukla kazandı. Devlet Başkanı Büyük Hural üyeleri tarafından seçilir.

Moğolistan 18 eyalete ve iki muhtar belediyeye ayrılır. Seçimler üç senede bir yapılır. Seçmen yaşı 18’dir. Adli işler, üyeleri dört yıllık süreyle Büyük Halk Meclisince seçilen, Anayasa Mahkemesince yürütülür.

Bütün erkek vatandaşlar, günümüzde 90.000 kişilik kuvvete ulaşan İhtilalci Halk Ordusunda askerlik yapmaya mecburdur.

Ekonomi Yapısı:

Eski Sovyetler Birliğine bağlı bir ekonomik yapı gösteren Moğolistan’da 1990’dan sonra ekonomik yapıda büyük değişiklik yapılan Moğolistan’da devlet işletmeleri aşamalı olarak özelleştirilmeye başlandı ve serbest pazar ekonomisine geçildi.

Moğolistan ekonomisi esas itibariyle hayvancılığa dayanır. Sayısız kampanya ve teşviklere rağmen, çiftlik hayvanlarının toplam sayısı 40 yıldır artırılamamıştır. 1931’de başarısız olarak kolektivizasyona girişilmiş ancak, 1950’de tamamlanmıştır. Bununla beraber çiftlik hayvanlarının % 20’si hala özel teşebbüsün elindedir. Buğdayın çoğu kolkhoz adı verilen devlet çiftliklerinde yetiştirilmekte, fakat hayvan yemi, şimdi solhoz adı verilen kollektif çiftliklerde üretilmektedir.

Moğolistan’da hafif sanayi, ülkenin her tarafında mevcuttur. Sanayisi esas itibariyle gıda, tekstil, kimya ve çimentoya dayanır. Yeni kurulan Darhan şehri, un fabrikası, depolama ve önemli ölçüde hafif sanayiye sahiptir. Ulan Bator’da, et paketleme ve hafif imalat sanayi mevcuttur. Erdenet şehrinde Asya’da birinci, dünyada ilk on sırada yer alan bakır madenleri işletilmektedir. Maden kömürü ülke ihtiyaçlarını karşılamada kullanılmaktadır.

Et ürünleri ve yün, esas itibariyle Rusya’ya giden önemli ihraç ürünleridir. Erdenet şehrindeki bütün bakır ve molibden üretimi Moğol-Rus ticaretini dengelemeyi amaçlamıştır. Moğolistan Rusya’ya ayrıca kalsiyum flörür satmaktadır. İthalatın büyük çoğunluğu (% 91) Rusya’dan yapılmaktadır. İhraç ürünlerinin % 75’i de Rusya’ya gitmektedir.

1956’da açılan ve Moğolistan ötesine giden demiryolu, ülkenin modern nakliyat anayoludur. Ulan Bator’u Sibirya ötesine giden anahatta bağlayan kuzey kısmı, yükün büyük kısmını taşır. Doğu Moğolistan’da 1930’larda askeri maksatlarla inşa edilmiş kısa demiryolları vardır. Az miktarda karayolları mevcuttur. Fakat Moğolistan arazisi ulaşıma imkan vermemektedir.

Rusya Cumhuriyeti Havayolları Moskova ile Ulan Bator arasında direk uçuşlar yapmaktadır. Ülkenin iç havayolları başşehirle bütün eyaletler arasında bağlantı sağlar. Selenga Nehri ile Hubsugul Gölünde gemi ve mavnalar işlemektedir.
Paylaş: