Neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Neden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2018 Pazar

Dejavu Nedir? Ne Demektir? Dejavu Neden ve Nasıl Olur?


Dejavu nedir? bilenler veya bilmeyenler, bilerek veya bilmeyerek mutlaka dejavu yaşamıştır. Ama neden olur? bu dejavu, nasıl olur? insan merak etmiyor değil... Gerçekten de enteresan bir durum.

“Dejavu oldum, ben bu anı daha önce yaşamıştım” ve benzeri cümleler kuruyorsunuz, değil mi? Peki, bu tekrar etme hissinin nedenini öğrenmek ister misiniz? Yapılan araştırmalara göre insanların 3’te 2’si hayatları boyunca en az bir kere dejavu oluyor. Yani o anda yaşadığı olayı daha önceden yaşamış gibi hissediyor. İlk kez gittiğinden emin olduğu bir yeri daha önceden görmüş olmak, başına gelen bir olayı yeniden yaşıyormuşçasına “ikinci kez oldu” demek gibi.

Sonuçta; bu nedenini bilmeyenler için sıra dışı ve tedirgin edici bir olay. O halde, aşağıda dejavunun ne demek olduğundan başlayalım, nedeni, nasılı, bilimsel açıklaması ve İslam’daki yeri ile devam ederek merak edilen kavram hakkındaki bilinmeyenleri öğrenelim.

Dejavu Nedir?

Fransızca’da “daha önce görüldü” anlamına gelen dejavu kısaca; yaşanılan bir olayı önceden yaşamışlık hissi olarak tanımlanabilir. En çok 15 ila 25 yaşları arasındaki kişiler arasında görüldüğü saptanan bu his üzerine yapılan çok farklı yorumlar bulunmaktadır. Mesela; kimilerine göre dejavu, insanın astral seyahat sırasında edindiği deneyimleri uyanıkken yeniden deneyimlemesi sonucu oluşur. Kimilerine göre ise bu olgu, spiritüel ve spiritüalizm ile ilgili olan reenkarnasyon kavramından kaynaklanmaktadır.

Bilimin dejavu hususundaki görüşü ise tamamen farklıdır. Yapılan çeşitli araştırmalara göre, dejavu beynin işleyişindeki küçük bir anomaliden kaynaklanmaktadır ve bu duygunun ara ara yaşanması gayet normaldir. Ama kişinin sık sık dejavu hissine kapılması bir rahatsızlığın işaretçisi sayılmaktadır. Ama dilerseniz, kafa karışıklığı yaratmadan bu konuları teker teker alt başlıklarımızda ele alalım.

Dejavu Nasıl ve Neden Olur?

İlk kez 1876’da Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılan dejavu kavramı, bilim literatüründe ise 1928’de Edward Titchener’in Bir Psikoloji Kitabı isimli eserinde tanımlanmıştır. Dr. Titchener’e göre beyin, deneyime yönelik kesin bir algı üretmeden önce kısmi bir algı yaratmakta, bu kısmi algı da dejavu hissinin yaşanmasına neden olmaktadır. Dejavunun neden ve nasıl oluştuğu konusuna gelmeden önce belirtmek istediğim bir diğer şey de bu olgunun iki farklı şekilde gerçekleşebildiğidir. Birincisi, daha önce yaşanmayan bir hissin anımsanması anlamına gelen dejavizite, ikincisi ise daha önce gidilmemiş bir yere gitme hissi anlamına gelen dejasentidir.

Nasılı ve nedeni üzerine farklı farklı yorumlar yapılan dejavu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, bu hissin beynin sağ ve sol lobu arasında yaşanan küçük bir zaman farkından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca sık sık dejavu yaşayanların, şizofreni, anksiyete gibi rahatsızlıklarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Dejavunun bir hastalık ile yakından ilgili olduğu düşünülen en olası rahatsızlık ise dejavu olmuştur. Bilimin dışına çıkınca ise karşımıza paralel evren gibi sonuçlar çıkıyor. Mesela; Sicim Teorisi’ne göre insanların algılayamadığı paralel evrenler bulunuyor ve bu evrenlerde başka benliklerimiz var. Dejavu da işte bu evrenlerin yansımalarının bir nevi tekrarı olarak yaşanıyor.


Dejavunun Bilimsel Açıklaması Nedir?

Beynin sağ lobu ile sol lobunun çok küçük bir zaman farkıyla çalışması sonucunda dejavu hissi yaşanıyor. Daha açık söylemek gerekirse, beynin bir tarafı olayı diğer tarafa kıyasla daha geç algıladığı için, daha önce yaşamış gibi hissediyor. Sinir aksonlarındaki aksamadan kaynaklanan bu durumu, hafıza sistemindeki zamansal uyumsuzluk ile de açıklayabiliriz.

Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımı sırasında yaşanan bir bozukluğun sebep olduğu dejavu, aynı anı tekrar yaşama hissi ile sonuçlanır. Daha çok 15 ila 25 yaş arası bireylerde yaşanan dejavu, şizofreni, anksiyete ve epilepsi rahatsızlığı olanlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca bu duygunun Alzheimer hastalığının erken tanısında faydalı olabileceği görüşleri de bulunmaktadır. Fakat bu teori henüz doğrulanamamıştır.

Dejavu hakkında bu kadar konuşmuşken bir de kavramın İslam’daki yerinden bahsedelim. Reenkarnasyonun kabul edilmediği İslam’da dejavu konusu, ruhların daha önce yaratıldığıyla açıklanmaktadır. Ayrıca bir hadiste, ruhların toplanmış cemaatler gibi oldukları ve onlardan önceden birbirleriyle tanışanların iyi anlaşırlarken diğerlerinin ise anlaşamayacakları belirtilmiştir. Kısaca, dejavunun dinle ilişkisini de incelediğimize göre yazıyı nihayete erdiriyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Paylaş:

5 Ocak 2018 Cuma

Kortizon Nedir?



Kortizon, insan vücudunda böbrek üstü bezlerinin ürettiği ve özellikle iltihap önleyici özelliği olan bir çeşit hormondur.Kortizonun görevi vücuttaki yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemektir.

Hormonlar ihtiyaç duyulduğu an özel bezlerden salgılanarak, hedef bölgeye kan içerisinde taşınır. Şimdi bu makalemizde, böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan Kortizon hormonu hakkında bilinmesi gereken önemli bilgileri sizlerle paylaşacağız.

Konu başlıklarını inceleyecek olursak; Kortizon nedir?, kortizon hangi hastalıklarda ve neden kullanılır? Kortizonun yan etkileri nelerdir? Kortizon fazlalığı ve yanlış kortizon kullanımının ne gibi sonuçları veya zararları vardır? konuları ile ilgili soruların cevaplarını detaylarıyla vermeye çalışacağız makalemiz aşağıdadır...

Kortizon Nedir? Kortizon Hangi Hastalıklarda ve Neden Kullanılır? Yan Etkileri Nelerdir?

İltihaplanmayı önlemeye yarayan Kortizon Hormonunun bilinçsizce kullanılması, ya da kontrolsüz kullanılması vücuda zarar vermektedir. Bu sebeple uzman hekimin hastayı çok iyi yönlendirmesi gerekmektedir. Bu kadar önemli bir hormonun bir çok tedavi de ismini duyarsınız. Kortizon Hormonu, vücudun enerji fabrikaları olan, protein, yağ ve karbonhidratdan enerji üretimini kontrol eder. Eğer kortizon hormonu salgılanamaz görevini yapmazsa, obezite ve kemik erimesi kaçınılmaz bir kaç hastalıktan biri olmaktadır. Tarihte ilk defa Kortizol olarak 1937 yılında E. Kendall ve Wintersteiner tarafından bulunmasına rağmen ve yapay olarak sentezleyen 1938 yılında ilk defa T. Reichstein tarafından yapılmıştır. Kortizolun yapay olarak ilk defa tıbbi kullanan 1948’de Ph. S. Hench, romatizmal eklem inflamasyonu hastasında kullanmıştır. T. Reichstein, E. Kendall ve Wintersteiner 1950 yılında Nobel Ödülünü de kazanmıştır. Kortizol, kortikosteroidler olarak bilinen hepimizin yakından bildiği Kortizon hormon sınıfına dahil edilmiştir.

Kortizon Nedir? 

Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan, steroit yapısında olan, çok önemli bir hormon. Bu hormon, vücutta çok çeşitli ve çok önemli tesirler icra etmektedir. Kandaki şeker miktarını artırır, dışarıdan ilaç olarak verildiğinde, şeker hastalarının durumunu ağırlaştırır. Vücutta protein yıkımını uyarır ve yapımını azaltır. Açıkçası vücuttaki, yağ ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesini sağlamaktadır. Kortizonun yağ metabolizması üzerine olan tesirinin esası hakkında pek az şey bilinmektedir. Kortizon tedavisi gören hastalarda aşırı bir yağ birikmesi meydana gelmektedir. Kortizonun tıpta kullanılmasının en mühim sebebi, antienflematuar etkisine (iltihabi reaksiyonu giderici, doku şişmesini önleyici) bağlıdır. Kortizonun önemli bir tesiri de, alerjiyi önleyici olmasıdır. Suyun vücuttaki dengesi üzerinde de büyük rol oynamaktadır. Farklı bir tesiri de bağışıklık sistemi baskılamasıdır.

Kortizon Maddesinin İnsan Vücudundaki Önemi 


Normal bir günde insan vücudunun salgıladığı kortizon miktarı farklıdır. İstirahat halindeki normal bir insanın salgılamış olduğu kortizon miktarı günlük 15-40 mg arasında değişmektedir. Bunun aksine şişman insanlarda kortizon üretimi yüzde 50 oranında daha fazladır. Vücudun gün içerisinde salgılamış olduğu kortizon miktarı gece, gündüz ve kan basıncına göre değişiklik göstermektedir. İnsan vücudunda kortizonun en fazla salgılandığı zaman sabah saatleridir. Aşırı bir sinir anında ise kortizon miktarı 10 kata kadar çıkmaktadır. Vücuttaki kortizonun üretimi henüz 3 haftalık iken başlar ve ömrünüzün sonuna kadar devam eder. Üretilmediği durumlarda ise dışarıdan alınmaktadır. Birçok hastalığın tek tedavi çözümü olan kortizon miktarı doktor tarafından doğru bir şekilde belirlenmelidir.

Kortizon Kullanımında Nelere Dikkat Edilmesi Gerekir? 

Yüksek dozda uzun süre kullanıldığında, ay dede yüzü, kıllanma, sivilce, adetlerin kesilmesi, kemiklerin, kasların zayıflaması, tansiyon yükselmesi, mevcut şeker hastalığının veya tüberkülozun ağırlaşması, mide ülserinin azgınlaşması, psikolojik bozukluklar ve enfeksiyonlara karşı mukavemetin kırılması durumu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu durumların hepsine birden de Cushing Sendromu denilmiştir. Daha düşük miktarda kortizonun yeteceği hastalıklarda yüksek dozda kortizon kullanımının önerilmesi de sıkıntılı hallerden biridir. En önemli kısım ise kortizon kullanımı sırasında hasta doktor tarafından takipte olmalı, yerinde ve belirli miktarda kullanımı sağlanmalıdır. Kortizon tedavisine başlanan hastaların dikkat etmesi gereken besinler de mevcuttur. Tuzlu gıdalar, konserve, turşu ve salamura, tahin pekmez, çikolata, tatlı meşrubatlara, kuru yemiş, kabartma tozu, et suyu bulyonları, ve kızarmış ağır hamur tatlılarından da kaçınmaları gerekmektedir.

Kortizon Tedavisi Hangi Hastalıklarda Uygulanır? (Kullanılır) 

Vücutta çok önemli tesirlere sahip olan bu hormonun, sentetik olarak, çeşitli türevleri yapılmış ve piyasaya ilaç olarak sürülmüştür. Bu grup ilaçlar Aşağıdaki hastalıklarda faydalı olabilmektedir. Addison hastalığı, hipofiz bezi yetersizliği, şiddetli bronşiyal astıma allerjik durumlar, had göz iltihapları, romatoitartrit, ateşli romatizma, had nikris (gut hastalığı) krizi, hemolitik anemi, had kan kanseri, multipl, myelom, müzmin, lenfatik kan kanseri, pemfigus vulgaris (öldürücü bir deri hastalığı), septik şok. Egzama ve benzeri hallerde de faydalı olduğu görülmektedir. Kortizon bazı hastalıklarda tek çözüm tedavi yöntemi olsa da fazla alındığında geri dönüşü olmayacak hastalıklara da sebep olabilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki; içlerinde kortizon bulunan ve tedavi amacı ile kullanılan bu ilaçlar, herhangi bir hastalığı tamamen tedavi etmemektedir. Uzun süreli bir tedaviye geçmeden önce iyice düşünüp taşınmalı ve mevcut diğer grup ilaçları mutlaka denenmiş olmalıdır. Sebebi ise, kortizon grubu ilaçların, çok dikkat ve devamlı kontrolü gerektiren ilaçlar olmasıdır. Şuursuz, bilgisiz ve gereksiz uygulamalar ölüme kadar varabilen bir çok yan etkiye sebep olabilmektedir. Bu tehlikelere rağmen, bu grup ilaçlar, günümüzde en çok kullanılan ilaçlar arasına girmiştir. İlaçlar kullanılmadan önce mutlaka hastanın sıkı bir kontrolden geçirilmesi gerekmektedir.

Kortizon (Tedavisinin) Maddesinin Yan Etkileri Nelerdir?

Özellikle çocukluk dönemi ve genç yaşlarda uygulanmış olan kortizon tedavisi gelişme bozukluklarına neden olabilmektedir. Kullanılan kortizon, vücudun bazı bölgelerinde şişlik ve gövdede yağlanma oluşturabilmektedir. Adele zayıflığı, kemik erimesi, kan basıncında yükselme, seksüel ve psikolojik sorunları da beraberinde getirebilir. Ayrıca cilt üzerinde kıllanma ve çizgilenmelere de yol açmaktadır. Troid hormonu işlevlerine de olumsuz durumlar olabilmektedir. Kadınlar üzerinde kullanımında regl bozukluklarına da yol açmaktadır. Erkekler üzerinde ise, testisler üzerinde olumsuz durumlar yaşanabilmektedir. Kortizonun çocuklar üzerinde uzun süre kullanımı büyüme ve gelişmenin gecikmesine sebep olmaktadır. Kortizonun kontrolsüz kullanımı da bazı sorunlara neden olabilmektedir. Diyabet, hipertansiyon ve yukarıda bahsettiğimiz Cushing sendromuna yol açabilmektedir. Cushing hastalığında bağışıklık sistemi gerilemektedir. Tuz tutulması artacağından hipertansiyon oluşmaktadır. Kortizonun kullanımı ile beraber aşırı kilo alımı ve kaslarda gerilme görülmektedir. Dolayısıyla hasta şişman ve kırmızı yüzlü bir hal almaktadır. Aynı zamanda potasyum eksikliği, kaslarının ince oluşu, kemiklerinin kırılgan oluşu ve mikroplu hastalıklara eğilimli olması muhtemel olacaktır.

Kortizon Kullanımının Vücudumuzdaki Organlara Etkileri Nelerdir?

Önemli noktalardan birisi de kortizon tedavisinin aniden kesilmemesidir. Tedavinin ani bir şekilde bırakılması, organizma üzerinde ani reaksiyonlara sebep olmaktadır. Kortizon tedavisi uygulanırken dozu yavaş yavaş arttırılarak başlanmalı ve aynı şekilde de kesilmelidir. Kortizon tedavisinin böbrek üstü bezi yetersizliğinden ötürü fiziksel bağımlılık yaptığı unutulmamalıdır. Bu sebeple kortizon tedavisini uzun süre uygulayanların, aniden bırakmaması önemlidir. Çünkü hastanın böbrek üstü bezleri gerileyebilir ve hasta şoka girebilmektedir. Başka bir yan etkisi de uzun süreli kortizon tedavisinde kaslarda erimeye yol açmaktadır. Özellikle de kol ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında güçsüzlük görülmektedir. Kortizon tedavisi mantar ve virüs kaynaklı enfeksiyon gelişimine yatkınlık oluşturmaktadır. Tüberküloz mikrobunu da yeniden alevlendirir. Ve hastalığın yeniden oluşmasını sağlamaktadır. Kortizon tedavisinin, mideye de birçok yan etkisi vardır. Kortizon, midedeki asit salgısını arttırmaktadır. Böyle olunca koruyucu mukus tabakasını bozmaktadır. Yara etrafında iyileşmeyi sağlayan hücrelerin aktivitelerini azaltarak, ülsere yol açmaktadır. Kortizon, vücuttaki tuz ve su tutulumuna sebep olmaktadır. Bu da böbrek hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği olan hastalar üzerinde sorunlara yol açmaktadır. Kortizon tedavisi yapılan hastaların böbreklerindeki tuzun geri emilimi artmaktadır. Kortizon tedavisi sırasında da tuz tüketimi azalmaktadır. Bu şekilde tuz, kanda ve vücut sıvılarında birikerek basıncı arttırmaktadır. Çünkü kandaki tuz oranı ne kadar fazla ise, kılcal damarlar basınç sebebi ile dokulardan o kadar fazla su çekecektir. Böylece kan basıncı da yükselmektedir. İşte yüksek tansiyon yapmasının sebebi de budur. Ayrıca vücuttaki potasyum atılımı da kasların güçsüzlüğüne yol açacaktır. Kalbin kasılma fonksiyonlarında da olumsuz sonuçlara doğurabilmektedir. Kortizon tedavisinin uzun süre uygulanmak zorunda kalınan hastalarda, katarakta da yol açtığı görülmektedir. Hatta bazı burun spreyleri içerisinde de kortizon kullanılmaktadır. Bu tür burun spreyleri, bazı kişilerde burunda kanamalara, kabuklanma ve kurumalara sebep olmaktadır. Son olarak kortizon, tedavi için mecburen kullanılacaktır. Ancak bu yazılanların tümüne dikkat edilerek ve uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Kortizonun aniden bırakılması durumunda, böbrek üstü bezleri kortizon üretmediğinden dolayı vücutta ani bir kortizon eksikliği oluşacaktır ve addison krizi de meydana gelecektir.
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Çin Seddi (Nedir?) Neden ve Ne Zaman Yapıldı?



Çin Seddi, uzaydan bile görünen devasa büyüklüğü, Dünya tarihindeki ödemi ve eşi benzeri olmayan bir yapı olması nedeni ile önemini hiç kaybetmeyen bir yapıttır.

1986 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesine alınan ve gelişen teknoloji sayesinde insanoğlunun içinde yaşadığı dünyaya dışardan bakabilme fırsatı yakalamasıyla “uzaydan da görülebildiği” fark edilen Çin Seddi, insan eliyle yapılmış en uzun savunma hattıdır. Günümüzde Çin Seddi’nin uzunluğu her ne kadar 2 bin 500 kilometre olsa da, asıl setin uzunluğu 6 bin kilometre kadardır. Qin Shi Huang tarafından M.Ö. 221 yılında yaptırılan Çin Seddi aslında daha önceki dönemlerde de var olan birçok farklı uzunluktaki duvarın birleştirilmesiyle ortaya çıktı. 17. yüzyıla kadar yani yaklaşık olarak 2 bin yıl kadar sürekli yeni bölümler eklenen Çin Seddi’nin büyük bir bölümü geçen yüzyıllar içinde yıkılmış ve günümüzde yalnızca 2 bin 500 kilometrelik bir bölüm kalmıştır ki bu dahi yeterince uzundur.

Çin Seddi Neden Yapıldı? Çin Seddi Türk Akınlarına Karşı'mı Yapıldı?

Çin Seddi’nin yapılmasında askeri ve siyasi birçok farklı neden olsa da, bu nedenlerin en önemlisi Türk boylarıdır. Tartışma götürmez bir biçimde Çin Seddi’nin yapılmasında en büyük neden, Kuzeyde sürekli olarak gelişen ve Çin üzerine akınlar düzenleyen Türk boylarının durdurulmasıdır. Ülkenin siyasi yapısı sebebiyle ülke dışına kaçmak isteyenlerin engellenmesi için de yapılan Çin Seddi, kaçakların ve düzene karşı çıkanların yakalanabilmesini kolaylaştırmak için de oldukça işe yaramıştır. Bir sürgün bölgesi olarak da düşünülebilecek olan Çin Seddi inşaatı, aslında hemen bitirilmesi planlanmayan ve mahkumların ağır işlerde çalıştırıldığı bir sürgün olarak da kabul edilebilir. Çin İmparatorluğu düzenlediği seferlerde esir düzenleri ve siyasi suçluları yüzyıllar boyunca devam eden ve sürekli yeni kısımlar eklenen Çin Seddi inşaatına göndermekteydi. İmparator için dış dünyaya ülkedeki siyasal birliğin tamamlandığını ve Çin’in çok güçlü bir devlet olduğunu göstermenin bir yolu olan Çin Seddi, bir siyasi simge işlevi de görmüştür. Yüzlerce yıl öncesinde olduğu gibi günümüzde dahi gerçek anlamda uğraş gerektiren ve maliyetli bir inşaat projesi olan Çin Seddi, imparator için bir övünç kaynağıydı. Ülkenin dost düşman herkese ne kadar güçlü olduğunun belirtilmesini sağlayan Çin Seddi, günümüzde dahi Çin ile özdeşlemiş sembollerden biridir ki set ülkenin ismi ile anılır.

Çin Seddi'nin Tarihi Önemi Nedir?

Çin Seddi’nin belirli bir ortalama yüksekliği ya da genişliği yoktur. Dağlık bir alana kurulu olduğu için bölgenin şartlarına göre uzayıp kısalan duvarlarda yapı malzemesi olarak da her zaman tuğla kullanılmamıştır. Çin Seddi’nin en sert tuğlalardan ve en uzun olduğu bölgeler Kuzey bölgesinden gelen geçişlerin bulunduğu alanlardır ki, bu da yapının Kuzeydeki Türk boylarının düzenlediği akınların durdurulması için yapıldığının en önemli göstergesidir.Büyük bir turizm potansiyeline sahip bu eser, meraklıları tarafından her yıl binlerce ziyaretçi kabul etmekte, aynı zamanda sportif aktiviteler için de kullanılmaktadır. Örneğin İngiliz William Lindesay duvarın üzerinde 2.400 kilometre koşmuştur. 21. Yüzyıl da gelmiş olduğumuz savaş ve mimari teknolojideki ilerlemeye baktığımızda , Mor hudut veya Dünyanın ejderhası gibi isimlerle de anılan Çin Seddi’nin çok büyük bir şahaser olarak anılacak ve hatırlanacaktır. Böyle bir şaheserin yapımında çalıştırılan işçilerden bahsetmemek gerekirse ; geneli esirlerden oluşan yaklaşık 1 milyon işçi inşaatın yapım aşamasında ölmüş ve Çin Seddi’nin altına gömülmüştür. Bundan dolayı yapı Dünyanın en uzun mezarlığı olarak da bilinmektedir. Çin Seddi’nin yakın tarihte uzaydan görünebildiği iddia edilse de, bilinenin aksine çevre yapısı ve coğrafyanın rengi nedeniyle bazı hava alanlarının görünmesine rağmen bu eşsiz yapı ne yazık ki uzaydan gözlenememektedir.



Çin Seddi Efsaneleri Nelerdir?

Çin Seddi’yle ilgili birçok efsane bulunmaktadır bu efsanelerin başlıca şunlardır:


  • Söylenenlere göre Çin Seddi’nin yapımını izleyen bir ejderha bıraktığı izlerden bir güzergâh oluşturulmuştur ve muhtemelen “Dünyanın Ejderhası” ismi burdan gelmiştir.
  • Çin Seddi’nin yapımında çalışan işçilerden biri olan Meng Jiang Nu’un öldüğünü duyan karısı duvarın önünde acılar içinde ağlamış ve gözyaşlarından duvarın yıkıldığı söylenmiştir. Sonrasında kocasının kemiklerinin çıktığı, karısının da eşini götürüp evinin yakınlarına gömdüğü anlatılmıştır hatta bu olayın anısına Çin Seddi’nde kadının heykeli bulunmaktadır.
  • Her ne kadar savunma duvarı olarak kabul etmeseler de Türk kavimlerinin Çinliler üstünde kurdukları baskı aşikârdır ve Türkler için “rüzgâr gibi gelip geçtiler” ifadesini kullanmışlardır. Orhun kitabelerinde Bilge Kağan şöyle bir tabir kullanır “…batıda Demirkapı ya kadar… Ordu sevk ettim, bunca yerlere Türk adının Türk şanını ulaştırdım.” Kuranı Kerim de yer alan bir rivayete göre de Zülkarneyn Peygamber (diğer adı İskender) buraya uğradığında buradaki kavimler Moğollar kavimleri olduğu düşünülen Yecüc ve Mecüc den şikâyetçi olmuşlardır. Zülkarneyn Peygamber de zulüm gören bu kavimleri korumak için bölgeye bir set çekerek Yecüc ve Mecüc kavimlerini Seddi’n öte yanına sürmüştür ve bu sebepten Çin Seddi ne aynı zamanda Zülkarneyn Seddi de denilmektedir.


Dünya tarihi açısından baktığımız zaman öncelikle yapılış tarihi ve mimari yapısıyla dikkatimizi çeken, yukarıda da özelliklerini belirtmiş olduğumuz Çin Seddi her ne kadar Çin ulusunun gurur kaynağı olarak gösterilse de Türk kavimlerinin utanç duvarıdır. Belgelerle de kanıtlanmış olduğu gibi Türk boyları sürekli Çin’e akınlarda bulunmuşlardır. Tarihi iyi incelersek Çinlilerin bu duvarı özellikle Hun Türklerinin akınlarını durdurmak için yaptıkları görülmektedir. Tıpkı mısır piramitleri gibi bu akıl almaz yapıda insanların yıllarca süregelen kültürel miraslarından biri olmaya devam edecektir ve hakkındaki söylenilmiş efsaneleri hep var olacaktır. Geçmişten günümüze süregelen ve her insanın yaşamında mutlaka görmesi gerektiğini düşünülen bu yapının şöhretinde özellikle Çin hükümdarı Qin Shi Huhang’ın duvarların içine canlı canlı gömdürmüş olduğu diğer beyliklerin hükümdarlarının ve askerlerinin de yankısı çok etkili olmuştur.


Birçok filme de konu olan bu yapı ( MUMYA-Ejder İmparatorunun Mezarı, The Karate Kid, Yasak Krallık) özellikle büyüklüğünden ziyade ölü kemiklerinden oluşturulduğuna inanılarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu savunma duvarının üzerinde savaş mantığı ile hazırlanmış değişiklikler yapılmış olmasına rağmen aynı zamanda üzerinde tapınaklar ve saraylarda inşa edilmiş bir dini merkez olarak da kullanılması uygun bulunmuştur.

Çin ulusunun dünyadaki bütün uluslara ve hükümdarlara gözdağı verircesine düşmanlarının ve isyan edenleri duvarın altına gömülmesi de duvara ayrı bir gizem katmıştır. Çin ulusunun işkence ve kıyımlarda uyguladıkları insanlık dışı teknikleri de hatırlandığında binlerce yıl önce yapıldığı iddia edilen bu kıyımında pek hurafe olamayacağı gözlerden kaçmamıştır. İster katil isterse diktatör diyelim Çinliler ölümsüz bir eser dünyaya kazandırmıştır. Bu mimari şaheser tıpkı yaratıcısı olan Çin ulusu gibi daha binlerce yıl tüm ihtişamıyla ayakta kalmaya devam edecektir. Her ulus kültürel eserleriyle bulundukları çağın olanaklarını aşıp ileriki çağlara taşınacak eserler yarattıkları sürece ölümsüzleşeceklerdir. kültürel miras oluşturma çabasında olmayan birçok ulus ve beylik, tarih boyunca sadece bir piyon olarak kullanılmış ve Dünya sahnesinden silinmeye mahkûm kalmıştır.
Paylaş:

Vecihi Hürkuş Kimdir? Neler Yapmıştır? Neden Önemlidir?



Vecihi Hürkuş, Türk havacılık tarihine adını yazdıran önemli şahsiyetlerden biri ve pilot ve aynı zamanda da mühendistir. 1896 yılının Ocak ayında, İstanbul’da doğmuştur. İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, Vecihi Hürkuş’un babasıdır. Annesi ise, Vidin’de doğmuş, küçük yaşlardayken İstanbul’a getirilmiş olan Zeliha Niyir Hanım’dır. Daha bebek sayılabilecek yaşlarda iken babası ölmüş, annesi ve geriye kalan geniş ailesi ile birlikte yaşamıştır. Ardından, amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlardır.

Amcası Ahmed Şekür Bey, Harbiye’de eskrim ve resim hocasıdır. Sonraları ise, kardeşleri ve annesi ile birlikte Üsküdar’a taşınmışlardır. Vecihi Hürkuş, 3 kardeşin ortanca olanıdır. İlkokulunu Bebek’te okumuş, sonra ise sırasıyla Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde öğrenim görmüştür. Bir süre sonra, sanata olan merakı ve isteği nedeniyle de, Tophane Sanat Okulu’na geçmiş ve burayı bitirmiştir. 1912’de yaşanan Balkan Savaşı’na, eniştesi olan Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katılmıştır. Bu savaşta, Edirne’ye giren kuvvetlerin içinde yer almıştır. Balkan Savaşı’ndan sonra ise, Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan olmuştur.

Vecihi Hürkuş, gençliğinden bu yana tayyareci olmak niyetindeydi. Yaşının küçük olması sebebiyle, makinist mektebine alınmıştır. Burayı bitirerek, Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit olarak mezun olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında, makinist sıfatıyla Bağdat’a gönderilmiştir. Gönderildiği yerde, 1916 yılının Şubat ayında bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a dönmüştür.

Savaştan yaralı olarak döndükten sonra, Yeşilköy’deki Tayyare Okulu’na girmiş, burada tayyareci olmuştur. Vecihi Hürkuş, pilot olarak ilk uçuşunu 21 Mayıs 1916 tarihinde gerçekleştirmiştir. 15 Kasım 1916 tarihinde ise, tayyarecilik tahsilini başarıyla noktalamış ve pilot diplomasını almıştır. 1917 yılının sonbaharında, Ruslar’a karşı savaşmak üzere Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atanmıştır. Burada oldukça başarılı keşif ve bombardıman uçuşları gerçekleştirmiştir. Kafkas Cephesi’nde girdiği bir hava muharebesinde, bir Rus savaş uçağını düşürerek, uçak düşüren ilk Türk tayyareci olmuştur.

1917 yılının Ekim ayında, bir hava savaşında yaralanıp düşürülmüş, esir olacağını anlayınca, düşmana teslim etmemek için uçağını yakmıştır. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’nda tutulmuştur. Azeri Türkleri’nin yardımıyla adadan yüzerek kaçmış, adanın karşısındaki Bakü, Ruslar tarafından işgal edildiği için, savaşa girmeyen İrandan karaya çıkmıştır. Beraber esaretten kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile, 2,5 ay süren kara yolunu yaya olarak tamamlamıştır. Süleymaniye üzerinden Musula geldikten sonra yurda dönüp, 1918 yılı yaz başlarında Yeşilköy’de bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev almıştır.


Bu zaman zarfında, bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Hürkuş’un projesi, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması nedeniyle yarıda kalmıştır. İstanbul işgal edildiğinde, esaretten dönen askerlerin arasına karışarak, Harem’den kalkan bir gemiyle gizlice Mudanya’ya, oradan da Bursa ve Eskişehir üzerinden Konyaya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında, Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot” olarak başarıyla görev yapmıştır. Özellikle İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, çok başarılı keşif ve destek uçuşları yapmıştır. Bu uçuşlardan birinde, bir Yunan uçağını da indirmiştir. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilot olarak da havacılık tarihine geçmiştir. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi de, Vecihi Hürkuş’tur.

Vecihi Hürkuş’a, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Bununla birlikte, TBMM tarafından 3 kez takdirname verilmiştir. Bu başarısı ile de, 3 takdirname verilen tek kişi olma ünvanına da sahip olmuştur. Kurtuluş Savaşı sıralarında, Akşehir’de Jandarma Komutanı olan Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlenmiştir. Gönül ve Sevim isimli 2 kızı olmuştur.

avaşın ardından, İzmir / Seydiköy’de açılan tayyare okulunda, yeni tayyarecileri eğitmeye başlamıştır. 1923 yılının başlarında, İzmit bölgesindeki Tayyare bölüğüne atanmıştır. Ancak 3 ay geçtikten sonra, İzmir’de görevli Binbaşı Fazıl’ın, eğitim uçuşunda düşüp şehit olmasıyla, tekrar İzmir’e çağrılmıştır. Tüm bu eğitim ve görevlerin yanı sıra, fen işleri ile de uğraşmış, savaşta birçok sıkıntı ve yokluk çekildiğini bildiği için, bu sıkıntıların giderilmesi amacıyla, havacılığı millileştirme düşünceleri zihnine hakim olmuştur.

Yine bu yıllarda, Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilmiştir. Bu hizmeti karşılığında, o uçağa “VECİHİ” adı verilince, uçak tasarlama ve yapma düşüncelerine yoğunlaşmıştır. İzmir Seydiköy Hava Okulu’nda (bugün yerinde Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı bulunan askeri tesis), uçak yapımı projesine devam etmiştir. Kendi ürettiği ilk uçağında, 1923 yılında Yunanlılar’dan savaş ganimeti olarak elde edilen motoru ve bazı parçaları kullanmıştır. Aynı zamanda bu uçak, imal edilen ilk Türk uçağıdır. 28 Ocak 1925 tarihinde, “VECİHİ K-VI” adını verdiği uçağını uçurmuştur. Ancak, bugün gururla anlatılan bu olay, izinsiz uçuş yaptığı için, Vecihi Hürkuş’a ceza getirmiştir. Uçuş için istediği izin nedeniyle bir heyet toplanmış, ancak havacılıktan pek de anlamayan kimselerce izin işi geciktiği için, çeşitli telkinlerle uçuş kararı alan Vecihi Hürkuş’a, heyet tarafından ceza verilmiştir. Bu ceza, havacılık tarihi açısından, bir dönüm noktasıdır.

Ceza aldıktan sonra istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp, Ankara’ya giden Vecihi Hürkuş, yenice kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “İstikbal göklerdedir…” sözünden feyz alan bu cemiyet, çeşitli bağışlarla güçlenmek ve havacı bir nesil yetiştirmek için okul kurmak niyetindeydi. Vecihi Bey, bu cemiyete bağışlamak için yaptığı uçağı geri almaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır.

1930 yılında Kadıköy’de, bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay gibi bir sürede, ilk Türk sivil uçağını, kendisinin de ikinci uçağı olan “VECİHİ XIV”‘ü inşa etmiştir. Bu uçakla ilk uçuşunu, 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de gerçekleştirmiştir. Ardından, VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy’e, sonra da Ankara’ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası’nı alabilmek için, İktisat Bakanlığı’na başvurmuş, ancak 14 Ekim 1930’da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Bu cevap üzerine, istenen belgenin alınması amacıyla, uçak sökülerek Çekoslovakyaya gönderilmiştir. Hürkuş, 6 Aralık 1930da Praga vardığında, parçalanmış tayyare henüz gelmemiştir. Birçok prosedür, montaj ve çeviri işlemlerinin ardından, tayyarenin uçuş kontrolü tamamlanmıştır.

Vecihi Hürkuş, 23 Nisan 1931de, Çekoslovakyalı yetkililerin düzenlediği bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazan bir pankartla onurlandırılarak, uçuş izni almıştır. 25 Nisan 1931de Çekoslovakyadan uçuşuna başlamış, 5 Mayıs 1931de Türkiyeye ulaşmıştır.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti yararına Türkiye turu yapmıştır. Tur güzergahları ise şöyledir;


Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.
İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.
1932 yılında, “Vecihi Sivil Tayyare Mektebi” isimli, ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda, ilk Türk kadın pilotu olan “Bedriye Gökmen” ile beraber, toplam 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de, ilk sivil uçağı “VECİHİ XIV”, ilk eğitim ve spor uçağı “VECİHİ XV”, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı “VECİHİ SK-X” üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, bunun sonucunda, 1933 yılında “NURİ BEY” adı verilen “VECİHİ XVI kabin uçağı” yapılmıştır.
1954 yılında ilk Türk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Havayolları’nı kuran da, Vecihi Hürkuş’tur. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırmış olduğu uçaklardan sekiz tayyare, Ziraat Bankası’ndan kredi kullanılarak satın alınmıştır. Ancak kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar vb. aksilikler sonucunda, Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edilmiştir. Bu kötü gelişmeye rağmen, elinde kalan son uçağını (TC-ERK), Maden Tetkik Arama Enstitüsü adına kullanarak, Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arama faaliyetlerinde görev almıştır.
Hayatının sonlarına doğru çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmaya sürüklenmiş, icra takipleri ve davalarla boğuşurken, vatana hizmet nedeniyle kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konulmuştur.
Ankara’da anılarını yazdığı zaman diliminde, beyin kanamasından komaya girmiştir. Hayatı boyunca havacılıkla uğraşmış olan Vecihi Hürkuş, insanoğlunun aya ayak basmak üzere Dünya’dan ayrıldığı tarihte (16 Temmuz 1969), Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde, hayata gözlerini yummuştur.
Ölümünün ardından, Ankara / Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Vecihi_H%C3%BCrku%C5%9F
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4572
http://www.bilgiustam.com/vecihi-hurkus-kimdir
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bit Nedir? Neden, Nasıl Oluşur? - Nasıl Bulaşır? Nasıl Tedavi Edilir?



Ana sınıfına veya ilk okulu giden çocuğunuz varsa muhtemelen bit sorunsalı ile başınız derttedir. Siz ve çocuğunuz ne kadar temiz olursa olsun bit bulaşması konusunda kesin bir garantide değilsiniz malesef. Bit canlısı çok enteresan bir canlı ve çok kolay bir şekilde yakın etkileşim içerisinde olan insandan insana veya diğer canlılardan insana bulaşabilen veya geçebilen canlılardır.En fazla görülen türü olan saç biti daha çok kız çocuklarında görülür, çünkü uzun ve gür saçların arasında kendine uygun yaşam alanı bulur. Bit sorunsalını en ufak ayrıntısına kadar inceleyerek hazırladığımız yazımızda; bit nedir, neden ve nasıl olur, nasıl bulaşır, bit türleri, zararları ve tedavi ve mücadele yöntemleri hakkında merak edilen tüm soruların cevaplarını ve bitler hakkında bilinmesi gereken tüm bilgileri bulacaksınız.

Temiz olan ortamlarda daha kolay üreyip yaşayabilen bitler, yok etmesi en zor olan sorunlardan biridir. Ne kadar temizlerseniz temizleyin, tamamen kurtulmadığınızda kısa süre sonra geri gelen bu haşereler, kullanılan ilaçlar ve devamlı bakım sayesinde üstesinden gelinecek bir problemdir. İnsan üzerinde hayatını sürdürebilen saç, vücut ve kasık biti bulunmaktadır. Gün içinde yaklaşık 4 ila 10 defa arasında kan emen bu canlılar, birkaç gün içinde sayılarını 5’e katlayabilirler.

Halk arasında en çok saç biti bilinse de bakımsız vücutlarda vücut ve kasık biti de görülmektedir. Saç temizliği daha zor olduğu için saç biti sorunu uzun vadede çözüm getirir. Diğer ikisinin temizlenmesi biraz daha kolaydır. Pek çok denenmiş yöntem olmakla beraber önü alınamayan bu sorun ilaç kullanımı gerektirir. Bununla beraber limondan sirkeye kadar evde denenen teknikler de bulunmaktadır. Kişinin psikolojik olarak da kendini kötü hissetmesine neden olan bitler, devamlı kaşıntı ve huzursuzluk verirler.

Çevreden rahatlıkla bulaştığı gibi bireyin kendi vücudunda da üreyebilirler. Phthiraptera familyasına ait olan bitler tahminlere göre 5000 kanatsız böcek türünden biridir. Üç ayrı türü bulunan bu canlılar; kuşlarda, memeli hayvanlarda ve insanlarda yaşayabilmektedir. Bulundukları canlının kanını yiyerek beslenen böcekler, kısa süre sonra büyük problem haline dönüşebilmektedir.

Bit Nedir?

Phthiraptera familyasına ait olan bitler, 4,5 mm büyüklüğe ulaşabilen, insan ve hayvanların vücutlarında yaşayan küçük böceklerdir. Beyaz, kahverengi ve gri arasında değişkenlik gösteren renkleri, kancalı bacakları vardır. Farklı türleri bulunan bitler, kan emerek beslenen canlılardır. En yaygın bit türü, saç biti olarak bilinmektedir. Genellikle uzun saça sahip oldukları için kadınlarda görülse de, erkeklerde de bit istilası olabilir. Kanatları bulunmadığı halde hızlı hareket edebilen bu böcekler, bulaşıcı özelliğe sahiptir. Bir kişiden kolaylıkla başka birine yayılabilirler. Herhangi bir canlı üzerinde kalmadıklarında yaklaşık 3 gün dayanabilen bitler, canlı üzerinde beslenerek 1 ay yaşayabilirler.

Yumurtaları sirke olarak bilinen bitler, temizlenmek istendiğinde sirkelerinden başlanır. Bit tarakları ile bitler temizlenebilir fakat sirkeler çok küçük olduğu için elle tek tek temizlenmelidir. Bu nedenle bit sorunu uzun vadede çözüm üretilebilen bir sorundur. Türüne göre farklılık gösterse de bitler hakkında bilinmesi gereken en önemli konu, hastalık taşıyıcısı olduklarıdır. Bu nedenle herhangi bir hastalığa neden olmaması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Bit Türleri Nelerdir? - Kaç Çeşit Bit Vardır?

Son derece zararlı bir canlı türü olan bitlerin, oluştukları ve yaşam alanı buldukları yere göre farklı türleri vardır. Bitler halk arasında bilinen isimleriyle saç (baş), kasık, elbise (giysi) ve vücut biti olmak üzere üçe ayrılır. Bunlardan en yaygın olan bit türlerinin genel özellikleri şu şekildedir:

Saç Biti

Pediculozis kapitis olarak bilinen saç biti, saç diplerinde üreyen özellikle kulak arkası ve ense kökünde yoğun bulunan canlılardır. Devamlı kaşıntıya ve huzursuzluğa neden olan saç biti, saç ilaçları ve bakımıyla temizlenebilir. Bitin yumurtasına sirke adı verilmektedir. Saçlarda sirke temizlenmesi önemlidir. Aksi halde sirkeler çok kısa süre sonra bite dönüşecektir. Saç bitleri, en yoğun şekilde, enseye yakın saçlara tutunmaktadır. Saç bitleri, yoğun ve bakımsız sakallara da yerleşir ve sakalı tıraş etmeden kurtulmak, neredeyse imkansızdır.

Vücut Biti

Pediculus corporis ismiyle bilinen vücut biti, kıyafetlere yumurta bırakmasıyla bilinir. Kısa süre sonra yumurtalar bite dönüşmektedir. Saç bitine göre temizliği biraz daha kolay olan bu sorun, çamaşırların yüksek ısıda yıkanmasını gerektirir. Üstelik kişinin vücut biti için ilaç kullanması da yararlı olacaktır.

Kasık Biti

Phthirus pubis diğer iki türe göre daha nadir görünen kasık bitidir. Kasıklarda da saçlarda olduğu gibi tüyler bulunmaktadır. Yalnızca kasıkta değil tüy olan kol altında da yaşayabildiği bilinmektedir. Devamlı temiz ve bakımlı olunduğunda görülmeyen bir sorundur. Kasık biti, saç bitinden farklı bir yapıya sahiptir ve sirkeleri, saç bitlerine kıyasla, çok daha küçük olduğundan, görülmeleri çok zordur. Kasık bitleri, sadece temas ile bulaşabilir ve tedavisi için doktor yardımı şarttır.

Bit Neden Nasıl Oluşur?

Bit, yerleştiği yerde, beslenmeye başladığı anda üremeye hazırdır. Ortalama 9 saatte 20’nin üzerinde yumurta, yani sirke bırakabilir. Bu sirkeler, ortalama 7 günde yumurta halinden bit haline geçerler. Çok kısa zamanda erişkin haline gelen sirkelerle, üreme döngüsü başa döner. Sirkeler, saçtan uzak olsa bile, 48 saat kadar canlı kalabilir. Özellikle giysi bitleri, dikiş katlarında uzun süre uygun ortamı bekleyebilir. Bitler, zıplayamaz ve uçamaz. Sadece bitli bölgeyle temas halinde, yeni vücuda geçiş yapabilirler. Geçiş yapıldıktan hemen sonra, kendilerine beslenecek bir nokta bulup, üreme hazırlığına başladıklarından, son derece hızlı ve kontrolsüz şekilde çoğalabilirler. Bakım yapılmadığı takdirde, kaş ve kirpik diplerine kadar yerleşip, ağır hasarlı ısırıklar bırakabilirler.

Bit Nasıl Bulaşır?

Özellikle okulların açıldığı dönemlerde, birbirine çok yakın olan ve aynı sınıfta okuyan çocukların birbirine bulaştırması sebebiyle bit salgınları görülmektedir. Çocukların kafasındaki bitler geç fark edilirse, evdeki tüm bireylere bulaşabilir. Evdeki çocuğundan biti alan yetişkin aile bireyi, farkında olmadan iş yerindeki arkadaşlarına bit bulaştırabilir. Özetle; bit fark edildiğinde, artık çok geç olabilir. Bu yüzden, saçında bit bulunan kişi, bunu kendine saklamak yerine, yakın çevresine mutlaka haber vermelidir.
Saçında bite rastlanan kişilerin pis olduğu kanısı yaygın olduğundan, bu durumu saklama eğiliminde olabilirler. Bu yüzden, yakın temasta bulunduğunuz kişilerin elleri sürekli saçlarındaysa ve aralıksız kaşınıyorsa, bit konusunda şüphelenmeli ve kendiniz için tedbir alıp, bu durumda olan kişiyi de uyarmalısınız. Bitler, son derece hızlı ürediklerinden, kolayca salgın haline dönüşebilir. Pek çok kurtulma yöntemi olmasına rağmen, bit problemi yaşayan insanların hepsi birlikte tedbir almazsa, grup içinde sorun tekrar edecektir.

Bitin Zararları Nelerdir?

Bitler, yerleştikleri kıl diplerinde, kan emerek hayatta kalır. Yerleştiği yeni vücuttan önceki vücuttaki hastalıkları da kan yoluyla alır ve taşır. Bulaşıcı hastalıklar, bit ve türevleri olan parazitler aracılığıyla yayılmaktadır. Bitlerin yumurtası olan sirke, saç telleri boyunca dizilir ve saçların toplanması ve taranması halinde, rahatlıkla görünür hale gelir. Bu yüzden, saçına bit yerleşmiş kişi, sürekli tedirgin olur ve bu durum günlük hayatlarını aksatabilir.


Bit Nasıl Temizlenir (Bitlerin Tedavisi)?

Öncelikle bit deyip geçmeyin ve bit tedavisi için bir uzman hekime başvurun. Bitle mücadele ve tedavi yöntemlerini mutlaka doktor tavsiyesi ve kontrolü altında yapın.

Bit sorununu ortadan kaldırmak için doktora gitmeye gerek yoktur. İlaç kullandığınızda rahatlıkla yok olacakları için eczanelerden almanız mümkün. Eczaneden alınan bit ilacı, saça uygulandıktan sonra zaman kaybetmeden sirkeleri temizlemelisiniz. Ne yazık ki hiçbir bit ilacı sirkeleri öldürmek için yeterli değildir. Bu yüzden saçınıza bakılması, tek tek sirkelerin temizlenmesi gerekir. Bitin yerleştiği saçlar, yoğun olarak temizlenmeli. Bit bulaşan kişinin yaşadığı yerdeki, iş yerindeki, öğrenci ise sınıfındaki herkes, bitten kurtulmak için ortak çalışmalı, her birey ayrı ayrı saç temizliği yapmalıdır.
Çünkü; aile bireylerinden biri, bu kurtulma çalışmasına katılmazsa, herkesin saçı temizlense bile, o bir kişinin hala bit taşıma ihtimali vardır. Bitle mücadele için geliştirilmiş olan, son derece etkili bit şampuanları vardır. Bitin yerleştiği saç derisi, sık sık bu şampuan ile yıkanmalı. Sık dişli ve sert bir tarakla, sık sık taranmalı ki bitin yumurtası sirkeler saçtan uzaklaşsın. Bit şampuanı kutusunun içinde, bu işlemi gerçekleştirmek için bir tür fırça çıkabilir. Bitleri doğal yollarla yok etmek isterseniz sirke kullanabilirsiniz.Sirkeyi saçınıza sürüp sonra streç film ile sarın. Yaklaşık 1 saat kadar saçınızda sirke ile bekleyin. Daha sonra ılık su ile temizleyebilirsiniz.

Bit Bulaşması Nasıl Önlenir?

Bitten korunmanın en geçerli yolu, sürekli kontroldür. Saçlarınızı çok temiz tutuyor olsanız bile, bitli bir kişiyle temasınız, size bulmasına sebep olabilir. Öğrenci olan evlerde, sık sık saç dipleri kontrol edilmelidir. Kuaför ve berber gibi ortak hizmet alanlarından, yüksek oranda bit bulaştığı tespit edilmiştir. Mümkün oldukça, bu tür yerlerde, kendi saç fırçalarınızı kullanmanız, geçerli bir korunma yöntemidir. Bu tür hizmet veren yerleri, sık sık uyararak, genel temizliğine dikkat etmelerini sağlayabilirsiniz. Bunların dışında başkasına ait tarak, bere, şapka, havlu gibi eşyaları da kullanmamaya özen göstermelisiniz.

Bitler Nasıl Canlılardır ve Özellikleri Nelerdir?

Alt ve üstten basık, 6 bacaklı ve oldukça küçük olan bitler; insandan insana rahatlıkla yayılabilen canlılardır. Hızlı üreyen ve bulaşan bu canlılar özellikle toplu yaşanılan yerlerde kabus olabilir. Bilhassa kreş, okul, yatakhane gibi fiziksel temasın yoğun olduğu yerlerde bitler hızla çoğalacaktır. Gerekli tedbirler alındığında sorun olmaktan çıkan bitler, dikkat ve bakım gerektirir. Herhangi bir hastalığın temeli olmasa da taşıma ihtimalleri nedeniyle hemen temizlenmelidir. Kaşıntıya neden oldukları için bu kaşıntılar enfeksiyona dönüşebilir. Dişi bir bit tek seferde 50’den fazla yumurta bırakabilmektedir. Bu rakam saç bitlerinde 100, vücut bitlerinde 200’e kadar çıkabilir.

Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda kişi ne kaşıntıdan durabilir ne de rahat hareket edebilir. Bitleri göz yardımıyla rahatlıkla görüp temizlemek mümkündür ancak hızlı hareket ettikleri için özellikle saç bölgesinde kolay kaçabilirler. Bu nedenle bit tarağı kullanmak çok daha faydalı olacaktır. Bitler, kan emen yaratıklar olduğundan, en belirgin özellikleri, saç derisi içine kafalarını sokabilmeleridir. Kafalarını deriye saplayarak, beslenmeye başlarlar.

Gün içinde, ortalama 4 kez beslenirler. Uzun süre başları deriye saplı halde kalırlar. Bir kez yaralanan deriye, tekrar iyileşene kadar yaklaşmadıklarında, sürekli hareket ederek, sağlam saç derisi bulmaya çalışırlar. Bitlerin bir diğer özelliği, üremek için başka bir bite ihtiyaçları olmamasıdır. Kendi bünyelerinde yumurtaları üreterek, saçın dibe en yakın kısmına tutunmalarını sağlarlar.
Parazitler, kendi başlarına hayatta kalamadıklarında, hedef aldıkları canlının vücudunda yaşarlar ve hedefteki canlıyı sömürerek hayatta kalırlar. Bit, insan derisindeki, saç başta olmak üzere, kıl diplerinde yaşayan ve uygun kafa şekli sayesinde, kan emerek yaşayan bir tür parazittir. Bit sorunu olan alana temas ile kolaylıkla bulaşır. Bir kez yerleştiğinde, saatler içinde üremeye başlarlar. 7 günlük hayat süreleri olmasına rağmen, hızlı üreme özellikleri sebebiyle, çok uzun süre saçta varlıklarını sürdürebilirler.
Paylaş:

11 Aralık 2017 Pazartesi

Arılar Bal Peteklerini Neden Altıgen Yaparlar? Hakkında Bilgi


Arılar Bal Peteklerini Neden Altıgen Yaparlar? Hakkında Bilgi detayları...

Arılar bal peteklerini neden altıgen şeklinde yaparlar sizce?
Doğanın doğal mimarlarıdır arılar. Hepimiz petek bal deyince altıgen şekilli olduğunu biliriz fakat neden altıgendir bunu çoğumuz bilmeyiz.Kovanlarda dik şekilde konumlanan çıtalara altıgen olarak döşedikleri ballar sabit bir açı ile konumlanmıştır.

İlginç bir şekle sahip olan peteklerdeESNEKn kesit alındığında bir ara duvar ile karşılaşılır. Bal mumundan yapılan bu ara duvar ortak bir zemin özelliği gösterir. Balın akmamasını sağlayan çukurlar ise eğim açısının sabitliği ile ilgilidir.Bal üretiminde ilk aşama bal mumunun üretimidir. Bir çok işçi arının grup halinde kenetlenmesi ile belli sıcaklığı değerine ulaşılır ve salgı başlar. İlk salgı beyazken, salgı ve polenlerle renk sarıya doğru döner.


Toplu iğnenin başı kadar minik üretilen bal mumları çok fazla enerji tüketimi ile gerçekleşir. Sonuçta 1kg bal mumu üretmek için yaklaşık 22 kg bal tüketilir.

Petek üretimi ise bir sonraki aşamadır. Yamasız görüntü elde edilen petekler bir mühendislik harikasıdır.

Bilim adamları ve matematikçiler yaptıkları araştırmalar sonucu en verimli depolama şeklinin altıgene uygun olduğunu ispatlamışlardır. Maksimum kullanımı esas alan bu konumlanmaya çıta kenarlarından başlayan arılar ortada kusursuz altıgenlerle petekleri tamamlarlar.


Bu müthiş matematik düzeni diğer geometrik şekiller ile mümkün olmamaktadır. Daire, beşgen ve sekizgen gibi şekillerde muhakkak boşluk kalacaktır. Kare ve üçgende ise, aynı hacmi doldurmak için gereken duvar çevresi daha fazla olacağından en az malzeme ile bir alanı optimum şekilde bölmek için altıgen en ideal olan şekil tipidir.

Bunun yanı sıra; her bir altıgenin derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince iş isteyen bal üretimi arılar için oldukça kolaydır.Binlerce farklı arı hep eşit boyda petekler üretirler. Yavru bakımından petek inşasına, besin bulmadan bal üretimine kadar her işi başarırlar. Bu sebepten dolayı bal ve bal mumu bizler için çok kıymetlidir.

kaynak: bilgiustam
Paylaş: