Nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nedir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2018 Çarşamba

Şap Hastalığı Nedir? Belirtileri Nelerdir?


Şap hastalığı, Türkiye'de tedavisi üzerine özel olarak çalışılan ve canlı hayvan, hayvansal ürün ticaretini olumsuz etkileyen bulaşıcı etkinliğe sahiptir. Genellikle hayvan pazarlarında bulaşıcı bir hal aldığı düşünülen Şap Hastalığı, yaygın olarak direk bulaşma ile yayılmaktadır. Peki, çoğunlukla kontrol altına alınsa da zaman zaman ülkemizde gündeme gelen Şap Hastalığı nedir ve nasıl bulaşır? İşte, hastalık hakkında önemli bazı detaylar...

Şap hastalığı, ülkeler arası canlı hayvan ve hayvansal ürün ticaretini olumsuz yönde etkileyen, büyük ekonomik kayıplara neden olan, çift tırnaklı hayvanların akut ve çok bulaşıcı viral bir hastalığıdır.

Direk temas, enfekte ve duyarlı hayvanlar arasında en yaygın bulaşma formudur. Şap hastalığı mihraklarının yaklaşık %95' inde bulaşma direk temasla olur. Birbirlerine çok yakın mesafede bulunan hayvanlar arasında oluşan aerosol bulaşma direk temasın en önemli yoludur. Şap virusu hayvanların soludukları havada enfeksiyondan beş gün sonrasına kadar bulunabilmektedir. Solunan havada domuzların, sığır ve koyunlara oranla daha fazla virus çıkardıkları tespit edilmiştir. Sığırlar geniş solunum hacimleri ile hava yolu ile enfeksiyona en duyarlı olan hayvanlardır.

Şap hastalığının en önemli epidemiyolojik özelliklerinden birisi de virusun hava yolu ile çok uzak mesafelere taşınması nedeniyle hastalığın yayılmasıdır. İnsan ve hastalığın konakçısı olmayan hayvanlar (kuşlar, fareler, vs.), kontamine materyaller (yem, ot, su, vs.), nakil araçları, et, et ürünleri, süt, süt ürünleri, suni tohumlama ve embriyo transferi enfeksiyon kaynağı olabilir.

Hasar görmüş boynuzlaşmış epitel dokusuna direk virus girişi dışında, farengeal bölge enfeksiyonun primer bölgesidir. Viremiden veya klinik belirtilerin görülmesinden 1-3 gün önce bu bölgede virus tespit edilebilir. Virus farenksteki primer replikasyonu takiben lenfatik sisteme geçerek, kan yoluyla doku ve organları enfekte eder. Viremi dönemi yaklaşık 4-5 gün sürer. Klinik belirtilerin görülmesinden önce virus sekret ve ekskretlerde vardır. Hedef dokulara (ağız, deri ve dilin boynuzsu epiteli) taşınan virus burada depolanır ve ikinci replikasyona başlar.

Enfeksiyonun ağır seyrettiği durumlarda, veziküller genişler ve yara şeklini alır. Veziküllerin içi açık renkte seröz sıvı ile doludur. Veziküller genellikle kabuklaşır ve bu kabuklar yaklaşık 24 saat sonra düşer. Kabukların ayrılmasından sonra kırmızı renkte ülserler açığa çıkar. Birkaç gün sonra lezyonlar üzerinde nekrotik epitel parçaları meydana gelir. Özellikle ağız bölgesinde ve dil üzerinde hastalığa özgü granülasyon dokusu oluşur.


Bazı şap virusu suşları, genç hayvanlarda kalbe büyük zarar vererek akut miyokarditise yol açar ve beyaz-gri nokta veya şeritler kalbe kaplan postu görünümü verir. Hiperakut vakalarda kalpte makroskobik lezyonlar görülmeyebilir ve sıklıkla epitel dokusunda veziküler lezyonlara rastlanmaz. Bununla birlikte genellikle kalpten ve kandan virus izole edilebilir.

Hastalığın ilk devresinde viremiden dolayı hayvanlarda ateş görülür. Bu dönemde ateş 40- 410C ye çıkar. Ancak bu devre kısa sürer ve ateşsiz dönem başlar. Daha sonra ağızda veziküllerden dolayı iştahsızlık ve depresyon görülür. Şap virusunun en çok yayıldığı dokular özellikle ağız, ayak ve meme epitelidir. Genç hayvanlarda ilk belirti yüksek ateştir. Bunu ağız mukozasında, ayaklarda tırnak arası ve korona bölgesinde, memelerde veziküllerin oluşumu takip eder. Sığırlarda ağız lezyonları koyun, keçi ve domuzlardan daha şiddetlidir. Veziküllerden dolayı ağızdan bol miktarda ip gibi uzayan salya akmaya başlar. Ağızda bol salya mevcut olup, mukoza kırmızı ve sıcaktır. Dil ve dudakların iç yüzeyinde, yanak, dişetleri ve damakta veziküllerin oluştuğu görülür. Koyunlarda klinik belirtiler hafif seyreder Virus miktarına bağlı olarak hastalığın inkubasyon süresi 2-14 gün arasında değişmektedir. Koyunlarda belirtiler sığırlardakine benzermektedir; fakat daha hafif seyreder ve bazen varlığı bile anlaşılamaz. Ağızdaki lezyonlar küçük ve çabuk kaybolan niteliktedir. Çoğu zaman ayaklar daha duyarlıdır, topallık klinik belirtilerin başında gelir.


Kaynakça:
http://www.hurriyet.com.tr/sap-hastaligi-nedir-40725686
Paylaş:

28 Ocak 2018 Pazar

Ege Adaları Nedir? Yunanistan İşgali Altındaki Adalar Hangileri?


Yunanistan ile yeni yaşanan Kardak krizi, komşunun işgal ettiği Ege Adalarını yani 18 Türk adasını bir kez daha gündeme getirdi.Peki aslında resmen Türkiye Cumhuriyeti Devletine ait olan ve Yunanistan tarafından işgal edilen Ege adaları hangileri? yazımızın devamında...


18 TÜRK ADASI YUNANİSTAN İŞGALİ  ALTINDA

Eski bakanlardan Prof. Dr. Suat Çağlayan ise Odatv'de yazdığı makalede Yunanistan'ın işgal ettiği ada ve kayalıkları şöyle sıralıyor:

  1. Koyun, 
  2. Hurşit, 
  3. Formoz, 
  4. Eşek, 
  5. Nergizcik, 
  6. Bulamaç, 
  7. Kalolimnoz, 
  8. Keçi, 
  9. Sakarcılar, 
  10. Koçbaba, 
  11. Ardacık, 
  12. Gavdos, 
  13. Dhia, 
  14. Dionisades, 
  15. Gaidhouronisi, 
  16. Koufonisi 
  17. 18. Venedik kayalıkları.
Sözcü gazetesin haberine göre, Yunanistan’ın Ege’de işgal ettiği 18’inci ada adımıza tescilli çıktı!

Yunan bayrağı çekilen Aydın’ın sınırlarındaki Marathi Adası’nın 1933’te CHP tarafından Milletler Cemiyeti’ne Türk adası olarak ve ismen tescil ettirildiği belgelendi.

Ege Denizi'nde Yunanistan tarafından işgal edilen 18'inci ada olan Marathi Adası'nın, 1933'te CHP tarafından Milletler Cemiyeti'ne Türk adası olarak ve ismen tescil ettirildiği ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım'ın ulaştığı belgede kayıt numaraları ile genel sekreterin imzası da var.




Uluslararası hukuka göre, Türkiye'ye bağlı olan Marathi Adası'nın 2004'ten beri Yunan işgali altında olduğu, adaya Yunan vatandaşlarının yerleştirildiği ve Yunan bayrakları asıldığı belirlenmişti. Adanın işgalini Ege'de Türkiye'ye ait 17 ada ve 1 kayalığın işgal edildiğini de gündeme getiren Ümit Yalım kamuoyuna açıkladı. SÖZCÜ'nün 16 Kasım 2016 günkü manşet haberinin ardından Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi ile temasa geçen Yalım, işgal altındaki 18'inci adanın tescil belgesini istedi. Ofis yetkilileri Marathi Adası'nın tescil belgesini Yalım'a iletti.

İŞGAL EDİLEN ADALAR MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇERİSİNDE

Marathi Adası'nın, 30 Ekim 1918 tarihinde işgal altında olmadığını, bu sebeple Misâk-ı Milli sınırları içinde bulunduğuna dikkat çeken Ümit Yalım, şunları kaydetti:

 “4 Ocak 1932'de Türk-İtalyan Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmenin onay süreci devam ederken Türkiye, 1932'de Milletler Cemiyeti'ne üye oldu. Türk-İtalyan Sözleşmesi, 14 Ocak 1933'de TBMM tarafından kabul edildi ve 25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. Resmi Gazete'de yayımlanan Türk-İtalyan Sözleşmesi'nin 1. maddesinde, Marathi Adası'nın Türkiye'nin egemenliği altında olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, 24 Mayıs 1933'te Milletler Cemiyeti Sekreterliği'ne tescil ettirilmiştir. Bu belge arşivlerde…”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Ege'deki 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiği eleştirilerine verdiği “Adaların hukuki ve fiili durumunda hiçbir değişiklik olmamıştır” yanıtına Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım sert tepki gösterdi.

Yalım, hükümetin “adacık ve kayalık” diyerek bu konuyu geçiştirmeye çalıştığını kaydetti.Yalım şunları söyledi: “Adacık ve kayalık diyorlar. Adacık değil ada. Uluslararası dokümanlarda da ada olarak kabul ediliyor. Amerikan ve İngiliz haritalarında da açıkça ada olarak geçiyor. Lozan Antlaşması'nın 15 maddesinde yer alan ‘adacık' ifadesine bağlayarak, verilen 18 adayı bu adacıkların arasına sokmaya çalışıyorlar. Hükümet 2004 yılında AB'den müzakere tarihi alabilmek için bu adaları alenen Yunanistan'a verdi. Şimdi de AB olmasa da olur diyorlar. İşlenen günah çok büyük.''
Başak KAYA/ANKARA

Kaynakça:
http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/yunanistanin-egede-isgal-ettigi-18inci-ada-adimiza-tescilli-cikti-1546450/
Paylaş:

26 Ocak 2018 Cuma

Himbalar Kabilesi Kimdir? Nedir? Hakkında Bilgi


Dünya üzerindeki en ilginç kabilelerden biri olan Himbalar kimdir, nedir, bu Himbalar nasıl bir kabiledir hakkında hazırladığımız makalemizin devamında detayları buluyor olacaksınız...


Himba veya Kırmızı Kadınlar Kabilesi, kuzey Namibya'da Kunene (eski Kaokoland) yöresinde yaşayan 20.000 ila 50.000 nüfuslu bir etnik grup. Göçebe bir topluluktur. Hererolara akrabadırlar ve benzer bir dil konuşurlar. Kadınlar çıplak geziyor ve ciltleri kırmızı renkte görünüyor. Himbalar, kuzey Namibya'da Kunene yöresinde yaşayan 20.000 ila 50.000 nüfuslu bir etnik gruptur.Çıplak kadınlar kabilesi olarak da bilinen bu ilkel toplulukta kadınların kırmızı görünmesinin ilginç bir sebebi var tabi...


Erkeklerin işi sığırları otlatmak. Genç erkekler hayvanların karnını doyurmakla ilgilenirken kadın ve çocuklar yaşlılarla birlikte günlük işlerle ilgileniyor.Yaşadıkları yörenin çetin çöl şartları ve dış dünyadan kopuklukları sayesinde Himbalar geleneksel yaşam tarzlarını büyük ölçüde koruyabilmiştir.


Kabile üyeleri hem anne hem de baba tarafının ailelerine dahil olur.Bu çift aileli düzen, zor iklim koşullarına karşı savaşmalarını sağlar.Bu düzende her kabile üyesi anne ve baba tarafından olmak üzere iki klana üyedir. Himba klanları, en yaşlı erkek üye tarafından idare edilir. Bu çift aile üyeliği, dünya üzerinde sadece Batı Afrika, Hindistan, Avustralya, Melanezya ve Polinezya'daki sınırlı sayıda toplulukta görülür.

Himbalar'da Miras Anneden Kalıyor!

İlginç değil mi? Erkek çocuklar babalarının klanında yaşar, kızlar evlenince erkek tarafının klanına geçer. Ancak veraset, baba tarafının değil, anne tarafının neslini izler. Mesela bir erkek, babasının değil, dayısının keçilerini miras alır.Himbalar keçi ve inek yetiştirir. Emek isteyen işlerin çoğunu kadınlar yapar: İnekleri sağmak, köye su taşımak, ev inşa etmek, çocuklara bakmak gibi.

Çocuklara Hep Birlikte Bakıyorlar!

Himba kadınları çocuklara bakmak konusunda kendi aralarında yardımlaşırlar, bir annenin çocuklarına diğer anneler de bakar.Modern giyecekler çevrelerinde az bulunur, ancak bulunduğunda erkekler tarafından kullanılır.Himba kadınları için süslenmek çok önemli. Her sabah yaptıkları bir makyajları var. Otjite denilen bu süs makyajı keçi yağı, otlar ve kırmızı boyayla hazırlanıyor.


Kadınlar Bedenlerini Neden Kırmızıya Boyuyor?

Kadınların tenlerinin kırmızıya dönmesine sebep olan bu karışım, onları güneşten koruyor.En önemli etkisi ise sinekleri uzak tutması. Kadınlar bunları vücutlarına olduğu kadar saçlarına da sürüyorlar.

Paylaş:

24 Ocak 2018 Çarşamba

Vlog Nedir? ve Nasıl Çekilir? (Video Blog Hakkında Bilgi)


YouTube'da video kanalı açmak ve her telden videolar yayınlamak oldukça yaygın bir durum oldu.Bu youtube videolarının bazılarında şöyle bir ibare var; ''Vlog'', mutlaka görmüşsünüzdür.Video olayına ilgili olanlarımız bunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini biliyordur ama bazılarımızda bilmiyor ve ''bu Vlog ne ya? Vlog nedir?'' gibi merak içeren düşüncelere kapılıyor...

Tabi bir de bu vlog nasıl çekilir? sorusu olduğunu da unutmamak gerek.Sonuç olarak video blog veya vlog hakkında kısaca bir bilgilendirmeden sonra vlog denen şey nasıl çekilir ve neler gereklidir konularına da değindikten sonra sizlere en güzelinden çekilmiş hazır ne nazır :)) bir vlog örneğini de paylaşacağım.

Ben yabancı kelimelere karşıyım esasen ama malumunuz günümüz dünyasında maalesef pek çok alanda olduğu gibi teknolojide ve internet aleminde de İngilizce kelimeler hakim.

Vlog Nedir?

Vlog, basitçe söylemek gerekirse video ve blog kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelen yeni ve kısaltılmış bir kelimeden ibarettir. Video'nun ne anlama geldiği malum; kamera ile kayıt edilen video  , blog da günlük, kayıt veya seyir defteri anlamına denk gelecek kelimeleri ifade etmektedir. Bu iki kelimenin bir araya gelişinden de anlaşılacağı üzere Vlog, yaşadıklarınızı, deneyimlerinizi, hissettiklerinizi, eylemlerinizi, tecrübe ettiklerinizi ve yaptıklarınızı sistemli olarak çektiğiniz ve paylaştığınız videolar anlamına gelmektedir. Vlogger olabilmeniz için çektiğiniz Vlogları sistemli bir şekilde paylaşmanız gerekmektedir. Çünkü vlog kelimesinin kazandırmış olduğu anlam sistemliliği ve düzenliliği ifade etmektedir. Vlog çekip düzenli bir şekilde paylaştığınız takdirde vlogger oldunuz demektir.

Özetleyecek olursak;

Video blog (Vlog), belli bir periyot dahilinde yine çoğu kez belli bir konuya bağlı olarak video kaydı yöntemi ile günlük tutulmasıdır. Genelde rastlanan kullanıcının webcam karşısına geçmesi ve belli bir konuda her gün bir video kaydı oluşturmasıdır.

Peki Vlog Nasıl Çekilir? 

Vlog çekmek ve youtuber olmak son zamanların merak uyandıran ve pek çok sosyal medya kullanıcısının büyük bir iştahla yapmak istediği iş veya hobi olarak dikkat çekmektedir. Vlog çekerek youtuber olmak için doğal olarak bir kameraya ihtiyaç vardır. Tabi cep telefonlarının kameralarının da ileri seviyelere ulaştığını düşünürsek iyi bir cep telefonu kamerası da Vlog çekiminde işinizi görecektir. İstediğiniz her konuda Vlog çekebilirsiniz ama ünlü, potansiyel ünlü ya da popüler bir insan değilseniz Vlog çekmenizin de pek anlamı olmayacaktır ama kendiniz için de çekmeniz de hiç bir sakıncası yok, sonuçta zevk ve merak meselesi...

Ama siz siz olun vlog konusu belirlerken özellikle eğlenceli, farklı, merak uyandırıcı özgün konuları seçin.

Vlog Çekmek İçin Neler Gereklidir? 

Vlog çekmek için ilk etapta vlog çekme programı türleri size yardımcı olacaktır. Vlog çekebileceğiniz iyi bir kameraya sahip cep telefonu ve bu telefon içerisinde kullanabileceğiniz birkaç program işinizi fazlasıyla görecektir. Bu programlar arasında Hyperlapse, SlowMoCam, ReverseCam, Horizon ve Movie Maker gibi programlar yer almaktadır. SlowMoCam yavaş çekim yapmak için, Hyperlapse hızlı çekim için, ReverseCam çektiğiniz görüntüleri tersten göstermeye, Horizon görüntüyü sabit tutmaya ve titreşimi engellemeye, Movie Maker ve iMovie ise görüntülerinizi düzenlemeye yaramaktadır.

Ve geldik çekilmiş güzel bir Vlog örneğine;

Aşağıda gerçek adı Ceylin Akçalı, YouTube kanal adı CeylinA olan sempatik ve entelektüel yönleri ile dikkatleri çeken güzel YoTuber 'ın rastgele seçtiğim bir Vlog çalışmasını görmektesiniz.




Paylaş:

22 Ocak 2018 Pazartesi

Kızıl Elma (Ülküsü) Nedir? Kızıl Elma Neresidir?



Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifadedir. Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler.



Kızıl Elma, Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir. Kelimenin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl geçtiği bilinmemekle tarihi akış içerisinde birlikte hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur. İstanbul'un Fethi'nden sonra, Kızılelma'nın, Roma'da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğunu ileri sürülmektedir.

Kızıl Elma Ülküsü Nedir?

Kızılelma, Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde bazan bir taht yada parıldayan ve dünya hakimiyetini temsil eden bir som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur. Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur. Çok eski bir Türk inanç ve töresi olan Kızılelma, Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hakimiyetin ifadesi olarak bulunan altın top (Kızılelma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler.

Türkler, inandıkları Tek Tanrı'nın dünya hakimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi.

















Bu Bilge Kağan'ın ;
''Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum.''

Yine,
''Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir.'' sözlerinden anlaşılmaktadır.


Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafından ilahi kudretle techiz edilmesinin yanında yardımcısı ve rehberi de gökten indirilmiş Gök-Börü'nün de (Bozkurt) aynı kaynaktan beslendiğine inanılmaktadır. Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Kağan Destanı'nda geçen şu mısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran



Kızılelma, çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali, Turan Devleti fikri olarak yaşamaktadır.

Bu gün için Kızıl Elma sözünün anlam değiştirmeye başladığı görülmektedir. Türkçülere göre Kızıl Elma;literatüre girmiş yabancı kaynaklı bütün doktrinlerden farklı olarak, İnsanın, Dünya imkanlarını adilce paylaşacağı, açlığın, sefaletin, savaşın ve gözyaşının olmadığı bir yönetim düzenini ifade etmektedir.

Kızıl Elma Doktrini'nin temel ideolojileri, hedef stratejisi bakımından üç ana başlık altında incelenmektedir.

1-Türkiye'deki Türk Varlığı,
2-Dünya'daki Türk Varlığı,
3-Kızıl Elma.

Türkçülük, hedef stratejisinin birinci aşamasıdır. Atatürk ilkeleri çerçevesinde belirlenmiş şu temel politikalar üzerine oturur:

A-Türk Kimliği (soy bilinci)
B-Tarih Bilinci,
C-Türk Kültür Bilinci (Türk Dili, yazılı-sözlü kültür mirası)
D-Tam bağımsız Türk Devleti.

Kızıl Elma Ülküsü'nün birinci aşamasını teşkil eden Türkçü İdeoloji ilk olarak Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir. Bu yüzden Türkçüler Atatürk'e "Başbuğ" demektedir.

Türkçü Doktrin:


1-Emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmuş, Türklerin yönettiği, güçlü, kuvvetli bir Türk Devleti ister.
2-Bu güçlü devlet önce Anadolu Türklüğü'ne, insanca yaşayacakları bir Ülke yaratır. Eşsiz coğrafyasının verdiği avantajlarla, cennet vatanın bütün olanaklarını, Ulusun gönencini, erkinliğini, egemenliğini sağlamak üzere "seferber" eder.
3-Atatürk bu hedefe varılması için gereken tüm politikaları üretmiştir.
4-Türkçü Devlet, diğer Türk devletleri ile kültürel, ekonomik, siyasi ilişkilerini ana hedefe yönlenecek şekilde planlar.Genç Türk Devletlerinin kalkınması, güçlü birer devlet olarak Dünya Devletleri arasına katılması için %100 Türk sermayesi, %100 Türk teknolojisi ilkesi ile hareket eder. 5-Yaşadıkları coğrafyalarda söz sahibi, tutarlı, her yönden çağdaş medeniyeti yakalamış Türk Devletleri, Kızıl Elma'nın ikinci safhasına hazır duruma gelmişlerdir.

Coğrafya bütünlüğü sağlandığında, Turan ilan edilecektir. 350 milyon Türkün ve bir o kadar da başka uluslardan insanların yaşadığı, üzerinde güneşin batmadığı bir ülke, Turan Ülkesi yaratılmış olacaktır.

Kızıl Elma Ülküsü'nün son amacı ise;
Türkler tarafından bütün halkların adilce ve kardeşçe yönetildiği bir dünya düzeni yaratmaktır.


Kaynakça:
wikipedia
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Asit Yağmurları Nedir? ve Nasıl Oluşur? Kısaca Bilgi


Asit yağmuru, asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çiy veya kuru parçacıklar halinde yeryüzüne düşmesine verilen isimdir. Atmosfere yayılan kükürtdioksit azotdioksit ve karbondioksit gazlarının kimyasal dönüşümlerden geçtikten sonra bulutlardaki su damlacıkları tarafından emilmesi ile oluşur.

Asit Yağmuru Nedir?

Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden çıkan gazlarlardan oluşan asidik kimyasalların yağmur, kar, sis, çığ veya kuru parçacıklar halinde düşmesine verilen isimdir.

Asit Yağmuru Nasıl Oluşur?

Fosil yakıtlar havamızı kirletmekte olan, kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon gibi gazlar yaymaktadır, bu kirleticiler atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara uğrayarak zamanla çeşitli doğal etkenler sayesinde çok uzaklara taşınabilmektedir. Bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmaktadır. Hiçbir yabancı maddeyle kirletilmemiş bir atmosferde bile yağmursuyu hafif asidik karakterdedir ve pH derecesi 5.6 civarındadır. Bundan dolayı yağmur suyunun pH derecesi çok kolay 5.6 nın üstüne çıkabilir. Böylece asit yamurları oluşur. Ayrıca Hava kirliliğine CO’nun %52, SO2’nin %18, Hidrokarbonların %12 ,NO2’nin %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır.

Asit Yağmurlarının Etkileri Nelerdir?

1- Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.

2- Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
3- Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
4- Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.

Asit Yağmurlarının İnsanlara Etkileri Nelerdir?

Yaş ve kuru çökelme sonucunda atmosferden yeryüzüne geçen sülfat, nitrat gibi anyonlarla toksik metallerin, kırsal bölgelerde toprağın ve göllerin asitleşmesine neden olan ve kentlerde ise insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek düzeylere erişmelerinin yanında, toprağa çökelmeleri sonucunda da insanların özellikle çocukların sağlığını dolaylı olarak etkilediği bugün artık bilinmektedi Özellikle çoçuklarda olmak üzere solunum yolu enfeksiyonu olmak üzere çesitli iltihaplanmalar ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır.Hava kirliliği olmayan yerlerle karşılaştırıldığında, hava kirliliği olan bir yerde iki kat daha fazla insan kronik bronşitten şikayet etmektedir.

Asit Yağmurlarına Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

1- hava kirliliği ve asit yağışlarının çevreye, özellikle bitkilere olan etkisinin kesin sonucu ve buna karşı isabetli önlemler alınmak isteniyorsa, çok sayıda bilimsel denemenin yapılması gerekir.
2- Yakıtlardaki kükürt oranı azaltılmalı,
3- Alternatif enerji kaynakları kullanılmalı,
4- Kentlerin kurulma yerleri topografik açıdan iyi saptanmalı,
5- Kışın yaprak döken bitkiler ekilmeli,
6- Yakıtların (araç ve meskenlerde) kalitesi kontrol edilmeli,
7- Hava kirliliğine dayanıklı bitkiler ekilmeli,
8- Bacalara filitre takılmalı,
9- Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.
Paylaş:

Hatmi Çiçeği Nedir? Faydaları Nelerdir? Hakkında Bilgi



Hatmi Çiçeği Nedir?

Bilimsel adı Althaea officinalis olan hatmi çiçeği, soğuk aylarda vücudumuzun büyük dostlarındandır. Bazı yörelerimizde Hire, Devegülü, Silindir Çiçeği, Gülhatmi olarak da bilinmektedir. Temmuz – Ağustos aylarında çiçekleri açan bitki, 50-150 cm'ye kadar boylanabilmektedir. Sulak yerleri seven bitkinin, gövdesi dik ve tüylü olup Akdeniz Bölgesinde yetişmektedir. Bitkinin şifalı kısımları kök, yaprak ve çiçekleridir. Bünyesinde nişasta, sakaroz, galaktoz, pektin, yağ, tanen ve asparagin taşır. Bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Hatmi Çiçeği'nin Faydaları;

  • Özellikle soğuk algınlığında ve gripte etkilidir. 
  • Cildi nemlendirir. 
  • Vücuda rahatlık verir. 
  • Göğsü yumuşatır. 
  • Öksürüğe iyi gelir. 
  • Kaynatılmış suyu güneş yanıklarına iyi gelir. 
  • Bu su saçlar için de kullanıldığında canlandırır. 

  • İdrarı artırır. İdrar yolları iltihabına iyi gelir. 
  • Kökler ve yapraklarından kaynatılarak elde edilen suyu baş ağrısı ve adetin sökülmesine yardımcı olur. Bu su aynı zamanda meniyi artırır, mide ve bağırsak iltihaplarına iyi gelir. 
  • Prostat ve sinüzit iltihabına iyi gelir. Zona ( sinir ucu iltihabı ) için kullanılır. 
  • Boğaz iltihabına karşı iyi gelir. 
  • Kaynatılmış hatmi çiçeği suyu ile gargara yapılabilir. 
  • Dişlere iyi gelir. Hatmi çiçeği kurutularak sigara gibi içilebilir, balgam söktürür.

Paylaş:

Pedagoji Nedir? Ne Demektir? Pedagog Kimdir?


Pedagoji; "çocuk bilimi." Çocuklarda davranış bozuklukları ve kökenini araştıran bilim dalıdır. ... (Paid=çocuk, ago=bilim). Buna göre yalın anlamı ile pedagoji; çocuk bilimi demektir.

Çocuklar, bir ülkenin kalkınmasında ve gelişmesinde en önemli yapı taşlarıdır. Öyle ki yarınları kendilerine emanet edeceğimiz çocuklarımız için doğdukları günden itibaren özenle hareket ediyoruz. Çocuklarımızın gelecekte karşılaşabileceği sorunları engellemek için pedagog desteği alabiliyoruz. Aslında, pedagoji bilimi de tam olarak bunu hedefliyor. “Pedagog ne demek?” ve “pedagojinin uzmanlık alanları nelerdir?” Aşağıda bu başlıkları inceleyerek konuyu daha iyi anlayabiliriz.

Pedagoji Nedir?

Çocukların, bir ülkenin geleceğini oluşturan en önemli yapı taşlarından olduğunu söylemek hiç te zor olmayacaktır. İşte pedagoji de gelecek teşkil eden bu çocukların, ruhsal, fiziksel ve duygusal durumlarını inceleyen bilim dalıdır. Pedagoji bilimi, çocukların duygusal, zihinsel ve de sosyal gelişimlerini inceleyerek ruh sağlığı hakkında bilgiler edinmeye çalışan bir bilimdir.

Pedagoji bilim dalında uzmanlaşmış yani bu bilim dalıyla ilgilenen kişilere ise “pedagog” adı verilmektedir. Bakıldığında pedagojinin gelecek adına oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. Bunun nedeni ise, bu bilim dalının çocukları ruhsal yönden inceleyerek onların toplum geleceği adına ruhsal açıdan sağlıklı bireyler yetiştirilmesine olanak sağlamasıdır. Çocuk eğitimi, hepinizin de bildiği gibi doğumdan itibaren yani ailede başlamaktadır. Çocuk eğitimi, ülke devletleri açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu sebepledir ki; ailelerin yanı sıra, devletler de çocukların yetiştirilmesine büyük katkılar sağlamaktadır. Ruhsal açıdan bakıldığında, kaliteli bireylerin yetişmesi adına ve toplumun geleceği açısından, pedagoji bilimine sıkça başvurulması gerekmektedir.

Pedagog Nedir? Kimdir?

Pedagog, çocukların özellikle zihinsel gelişimini ve psikolojisini takip eden, olası problemlere karşı danışmanlık yaparak çözüm üreten uzmanlara denir. Bunun yanında, sadece psikolojik problemler karşısında değil; fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal açıdan doğru çocuk yetiştirme adına da rehberlik yaparlar. 

Pedagojinin Önemi Nedir? 

Türkiye’de pedagog kelimesi halk arasında Çocuk Psikolojisi Uzmanı (Çocuk Psikoloğu) olarak yanlış algılandığı için son 5 yıldır bu kavramın çocuk psikoloğu kavramıyla eş anlamlı kullanılması daha da yaygınlaştı. Bununla birlikte pedagog unvanı alan uzmanlar da çocuk psikoloğu gibi çocukları tedavi etmeye başlamış durumdadırlar. Pedagog unvanı olmayan çocuk gelişimi ve eğitimi bölümü ve anaokulu öğretmenliği bölümlerinden mezun olan anaokulu öğretmenleri bile anaokulu öğretmeniyim yerine pedagogum diyerek kendilerini çocuk psikoloğu gibi tanımlamaya başlamışlardır.
Pedagog kelimesinin gerçek anlamı çocuk eğitmenidir. Fakat onlar Türkiye’de yanlış algılanan çocuk psikoloğu anlamında bu unvanı kullanarak hasta görmektedir ve bu çok yanlış bir işleyiştir. Burada aldatıcı olan çok önemli nokta ise pedagog zaten çocuk eğitimcisidir, Çocuk psikoloğu değil. Diğer taraftan pedagog kelimesi halk arasında çocuk psikoloğu gibi algılandığı için çocuk psikolojisi uzmanları pedagog unvanını kullandığı için pedagog kelimesi çocuk psikoloğu kelimesiyle eş anlamlı gibi algılanmaya başlanmıştır. Bunu fırsat bilen sadece pedagog unvanı olanlar ve psikoloji alanında başka eğitimleri olmayan pedagoglar çocuk psikoloğu gibi çalışmaktadır. Bunla birlikte pedagog unvanı olmayanların bile bu unvanı kullanarak çocuk psikoloğu gibi çalışmaktadır. Çocuk psikoloğu gibi derken çocuk psikoloğu değiller ama bu görevi bu alanda yeterli eğitimleri olmamalarına rağmen yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Pedagogların Hizmet Verdikleri Alanlar Nelerdir?


1. Eğitim
2. Zeka seviyelerinden kaynaklı uyum
3. Öğrenme problemleri
4. Aile danışmanlığı
5. Terbiye ve eğitim
6. Bilirkişi

Pedagojinin Alt Dalları Nelerdir?
1. Orthopedagoji
2. Eğitim Pedagojisi
3. Antropedagoji
4. Transkültürel Pedagoji

ÇOCUĞUM İÇİN HANGİ DURUMLARDA PEDAGOG DESTEĞİ ALMALIYIM?

  • Çocuğun yalan söylemesi
  • Çocuğun paylaşmayı bir türlü öğrenemiyor olması
  • Kardeşleriyle kavga etmesi
  • Oyun veya teknoloji bağımlılığı
  • Çocukta inatçılık
  • Beslenme alışkanlıkları
  • Çocuğun eğitimsel problemleri
  • Uyku alışkanlığı kazanamama
  • Yemek yememe
  • Uyum problemleri (uyumsuzluk)
  • Bağlanma problemi
  • Tuvalet eğitimi ve benzeri durumlarda pedagog desteğine başvurabilirsiniz.

Okullarda eğitim süreçlerinin daha verimli olması için çalışmalar yürütmektedirler. Eğitim konularında, materyallerinde veya genel olarak süreçte bir hata varsa düzeltilmesini önermektedirler. Bunlarla birlikte çocukların okulla ilgili problemlerine yani uyumsuzluk, başarısızlık, isteksizlik, disiplin suçları vs. gibi çözüm arayıp, rehberlik yapmaktadırlar.
Üstün zeka veya zeka geriliği gibi az rastlanır durumlarda çocukların uyum problemlerini incelemekte, araştırmakta, çözüm üretmeye çalışmaktadırlar.
Çocuklarda dikkat eksikliği gibi öğrenmeye engel oluşturabilecek problemlerin üstesinden gelmek için çalışmalar yürütmektedirler.
Ebeveyn ve çocuk ilişkilerinde rehberlik yapmaktadırlar.
Çocukları olumlu davranışlara sevk etme, hayata hazırlama ve olumsuz davranışlardan uzaklaştırma gibi sorumlulukları bulunmaktadır.
Resmi kurumlarda alınan kararlara etki etme, rapor hazırlama gibi sorumlulukları da mevcuttur.
İnceleme alanı çocuklar olan pedagoji biliminin de bazı alt dalları bulunmaktadır. Bunları da açıklamaları ile sıralamak mümkün olacaktır.
Sosyal açıdan uyumsuz olan ve toplumda problemli olarak tabir edilen çocuklar bu alt dalda incelenmektedir. Toplumda dışarıya karşı olumsuz tutum ve davranışlar göstererek suç işleme potansiyeli olan çocuklar, pedagojinin bu alt dalı sayesinde analiz edilmektedir. Ve sorunların çözümü için incelemelerde bulunulmaktadır.
Eğitim kavramı, doğumdan itibaren başlayan bir kavramdır. Bu kavram ilk olarak aile tarafından yürütülürken, daha sonra okullar ve çeşitli eğitim kurumları tarafından devam ettirilir. Eğitim pedagojisi ise, çocukların çeşitli dönemlerde aldığı eğitimlerde uygulanması gereken politikaların ve eğitim yöntemlerinin belirlenmesini sağlar.
Antropedagoji, pedagojinin insan bilimi anlamına gelen antropoloji ile birleşmesi sonucunda meydana gelmiştir. Bu bilim, tarihsel süreç içerisinde önemli olan tarihsel kişiliklerin, davranışlarını, tavırlarını ve de tutumlarını incelemektedir.
Kültür kavramı ülkeden ülkeye, hatta bölgeden bölgeye farklılıklar gösterebilmektedir. Transkültürel Pedagoji ise; bir toplumda önemli olan kültür anlayışlarının çocuk yetiştirmeye ne denli etkisi olduğunu araştırmaktadır.
Sonuç olarak çocuklar gibi hassas bir durum için çocuk psikolojisi uzmanınızı özenle seçmelisiniz. Çünkü bahsedilen herhangi bir yetişkin psikolojisi değildir. Çocuk ruh sağlığı çok önemli bir konudur. Eğer çocukluk dönemi içerisinde doğru bir tedavi uygulanmaz ise çok ciddi problemlere neden olabilmektedir. Yanlış bir müdahalenin telafisinin mümkün olmadığını herkesin bilmesi gerekmektedir. Çocuklarınızı doğru bir çocuk psikolojisi uzmanına götürmeniz dileğiyle.
Yukarıdaki maddeler, çocuk gelişimi konusunda işin uzmanı bir pedagogdan alabileceğiniz desteklerden sadece bir kısmıdır.
Herhangi bir aksaklık karşısında pedagog yardımı almayı tercih ettiğimiz gibi ortada hiçbir aksaklık yokken de pedagog danışmanlığı almayı tercih edebiliriz. Yani, -ileride bir gün- çocuk psikoloğu veya çocuk psikiyatristine ihtiyaç duymamak için, ailemize ve çocuğumuza danışmanlık yapacak uzman pedagoglardan destek almak istememiz de oldukça normaldir.
UNUTMAYIN: Pedagoglar, ebeveynlerin göremediği (ya da normal karşıladığı) detayları görerek çocukta bir problem olabileceğini önceden fark edebilir; bununla ilgili çeşitli testler de yapabilirler. Örneğin, çocuklarda dikkat problemleri genellikle okula başladıklarında açığa çıkar. Eğer bir pedagogdan danışmanlık/rehberlik hizmeti alıyorsanız dikkat problemleri gibi çocuklarda sıklıkla görülebilen problemlerin erken teşhis edilmesini sağlayabilirsiniz. Bu da pedagogların önemini bir kez daha hatırlatan önemli bir ayrıntıdır.
Paylaş:

Dejavu Nedir? Ne Demektir? Dejavu Neden ve Nasıl Olur?


Dejavu nedir? bilenler veya bilmeyenler, bilerek veya bilmeyerek mutlaka dejavu yaşamıştır. Ama neden olur? bu dejavu, nasıl olur? insan merak etmiyor değil... Gerçekten de enteresan bir durum.

“Dejavu oldum, ben bu anı daha önce yaşamıştım” ve benzeri cümleler kuruyorsunuz, değil mi? Peki, bu tekrar etme hissinin nedenini öğrenmek ister misiniz? Yapılan araştırmalara göre insanların 3’te 2’si hayatları boyunca en az bir kere dejavu oluyor. Yani o anda yaşadığı olayı daha önceden yaşamış gibi hissediyor. İlk kez gittiğinden emin olduğu bir yeri daha önceden görmüş olmak, başına gelen bir olayı yeniden yaşıyormuşçasına “ikinci kez oldu” demek gibi.

Sonuçta; bu nedenini bilmeyenler için sıra dışı ve tedirgin edici bir olay. O halde, aşağıda dejavunun ne demek olduğundan başlayalım, nedeni, nasılı, bilimsel açıklaması ve İslam’daki yeri ile devam ederek merak edilen kavram hakkındaki bilinmeyenleri öğrenelim.

Dejavu Nedir?

Fransızca’da “daha önce görüldü” anlamına gelen dejavu kısaca; yaşanılan bir olayı önceden yaşamışlık hissi olarak tanımlanabilir. En çok 15 ila 25 yaşları arasındaki kişiler arasında görüldüğü saptanan bu his üzerine yapılan çok farklı yorumlar bulunmaktadır. Mesela; kimilerine göre dejavu, insanın astral seyahat sırasında edindiği deneyimleri uyanıkken yeniden deneyimlemesi sonucu oluşur. Kimilerine göre ise bu olgu, spiritüel ve spiritüalizm ile ilgili olan reenkarnasyon kavramından kaynaklanmaktadır.

Bilimin dejavu hususundaki görüşü ise tamamen farklıdır. Yapılan çeşitli araştırmalara göre, dejavu beynin işleyişindeki küçük bir anomaliden kaynaklanmaktadır ve bu duygunun ara ara yaşanması gayet normaldir. Ama kişinin sık sık dejavu hissine kapılması bir rahatsızlığın işaretçisi sayılmaktadır. Ama dilerseniz, kafa karışıklığı yaratmadan bu konuları teker teker alt başlıklarımızda ele alalım.

Dejavu Nasıl ve Neden Olur?

İlk kez 1876’da Fransız Fizikçi Emile Boiraç tarafından kullanılan dejavu kavramı, bilim literatüründe ise 1928’de Edward Titchener’in Bir Psikoloji Kitabı isimli eserinde tanımlanmıştır. Dr. Titchener’e göre beyin, deneyime yönelik kesin bir algı üretmeden önce kısmi bir algı yaratmakta, bu kısmi algı da dejavu hissinin yaşanmasına neden olmaktadır. Dejavunun neden ve nasıl oluştuğu konusuna gelmeden önce belirtmek istediğim bir diğer şey de bu olgunun iki farklı şekilde gerçekleşebildiğidir. Birincisi, daha önce yaşanmayan bir hissin anımsanması anlamına gelen dejavizite, ikincisi ise daha önce gidilmemiş bir yere gitme hissi anlamına gelen dejasentidir.

Nasılı ve nedeni üzerine farklı farklı yorumlar yapılan dejavu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, bu hissin beynin sağ ve sol lobu arasında yaşanan küçük bir zaman farkından kaynaklandığını göstermektedir. Ayrıca sık sık dejavu yaşayanların, şizofreni, anksiyete gibi rahatsızlıklarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Dejavunun bir hastalık ile yakından ilgili olduğu düşünülen en olası rahatsızlık ise dejavu olmuştur. Bilimin dışına çıkınca ise karşımıza paralel evren gibi sonuçlar çıkıyor. Mesela; Sicim Teorisi’ne göre insanların algılayamadığı paralel evrenler bulunuyor ve bu evrenlerde başka benliklerimiz var. Dejavu da işte bu evrenlerin yansımalarının bir nevi tekrarı olarak yaşanıyor.


Dejavunun Bilimsel Açıklaması Nedir?

Beynin sağ lobu ile sol lobunun çok küçük bir zaman farkıyla çalışması sonucunda dejavu hissi yaşanıyor. Daha açık söylemek gerekirse, beynin bir tarafı olayı diğer tarafa kıyasla daha geç algıladığı için, daha önce yaşamış gibi hissediyor. Sinir aksonlarındaki aksamadan kaynaklanan bu durumu, hafıza sistemindeki zamansal uyumsuzluk ile de açıklayabiliriz.

Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımı sırasında yaşanan bir bozukluğun sebep olduğu dejavu, aynı anı tekrar yaşama hissi ile sonuçlanır. Daha çok 15 ila 25 yaş arası bireylerde yaşanan dejavu, şizofreni, anksiyete ve epilepsi rahatsızlığı olanlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca bu duygunun Alzheimer hastalığının erken tanısında faydalı olabileceği görüşleri de bulunmaktadır. Fakat bu teori henüz doğrulanamamıştır.

Dejavu hakkında bu kadar konuşmuşken bir de kavramın İslam’daki yerinden bahsedelim. Reenkarnasyonun kabul edilmediği İslam’da dejavu konusu, ruhların daha önce yaratıldığıyla açıklanmaktadır. Ayrıca bir hadiste, ruhların toplanmış cemaatler gibi oldukları ve onlardan önceden birbirleriyle tanışanların iyi anlaşırlarken diğerlerinin ise anlaşamayacakları belirtilmiştir. Kısaca, dejavunun dinle ilişkisini de incelediğimize göre yazıyı nihayete erdiriyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Paylaş:

Google Nedir? ve Google Ne İşe Yarar? Hakkında Bilgiler



Google arama motorunda her şeyi ararız, o nedir bu nedir diye... peki Google nedir? ne işe yarar veya Google başka hangi hizmetleri vermektedir? diye düşünce otaya aşağıda detaylarını paylaştığımız genişş bir kapsam çıkıyor...

Google Nedir?

Google, “googol” sözcüğünün üzerinde oynanmasıyla ortaya çıkmıştır. Edward Kasner adındaki Amerikalı matematikçinin yeğeni Milton Sorotta tarafından üretilmiş olan “googol” sözcüğü 1 ve onun ardından 100 sıfırın gelmesiyle oluşan rakamı belirten matematiksel bir terimdir. Google’ın bu terimi kullanması, şirketin dünyadaki tüm bilgiyi organize etme misyonunu yansıtır.

Google dünyanın en büyük arama motorlarından birinin ve geliştiricisi olan şirketin adıdır. Stanford’da doktora yapan iki öğrenci, Larry Page ve Sergey Brin, Google’ı 1998'de 25 milyon dolar yasal sermaye ile kurdu. Şirketin GooglePlex denen merkez ofisi Kaliforniya’da bulunur ve tüm dünyada 7,000 üzerinde personel barındırır.

Google Ne İşe Yarar? ve  Google’nin Teknolojisi Hakkında Bilgiler


Google’ın arama teknolojisi ve kullanıcı arabirim tasarımı Google’ı günümüzün ilk nesil arama motorlarından farklı kılar. Sadece anahtar kelime veya meta arama teknolojisi kullanmak yerine, Google en önemli sonuçları ilk getiren, gelişmiş PageRank™ teknolojisine dayanır. 


PageRank ağ sayfalarının önemini nesnel bir ölçeğe uyarlar; bu 500 milyon değişken ve 2 milyar terimden oluşan bir denklemin çözülmesiyle hesaplanır. pagerank ağın çok sayıda bağlantılı yapısını düzenleyici bir araç olarak kullanır. 


Doğal olarak, Google, Sayfa A’dan Sayfa B’ye kurulmuş her bağlantıyı, Sayfa A’dan Sayfa B’ye bir “oy” olarak yorumlar. Google bir sayfanın önemini aldığı oylarla belirler. Google ayrıca oyu veren sayfanın oy oranını (pagerank) da dikkate alır. Google’ın komplike ve otomatikleştirilmiş arama metodları, insan müdahalesine engel olur. Diğer arama motorlarından farklı olarak; Google, hiç kimsenin daha yüksek listeleme yapamayacağı ve ticari amaçla sonuçları değiştiremeyeceği bir şekilde yapılandırılmıştır.

Google’nin Verdiği Hizmetler Nelerdir?

Google ofis desteği http://docs.google.com
Google Duo görüntülü konuşma uygulaması (bu yeni çıktı) https://play.google.com/store/apps/details?id=com.google.android.apps.tachyon&hl=tr
http://maps.google.com ( harita ve uydu görüntüleri)
http://moon.google.com ( Ay’ın uzaydan çekilmiş görüntüleri)
http://mars.google.com ( Mars’ın uzaydan çekilmiş görüntüleri)
Google dil desteği
http://www.google.com/language_tools ( Google’ın birçok dildeki web sayfasını ve metni İngilizce’ye tercüme eden ve yine İngilizce web sayfalarını ve metinleri başka dillere tercüme eden hizmeti)
Google üzerinden indirilebilen uygulama hizmetleri
http://talk.google.com (Google’ın Gmail hesabı olanlar için hazırladığı internet üzerinden mesajlaşma ve sesli görüşme yapılabilecek program)
http://earth.google.com (Yeryüzünü ince ayrıntılarına kadar üç boyutlu görmeye yarayan programın indirilebildiği site, Google Earth)
GSM (GPRS üzerinden internet) hizmetleri
http://www.google.com/sms/ ( amerika bölgesel cep telefonu haritası upload hizmeti)
http://www.google.co.uk/sms/ ( ingiltere bölgesel cep telefonu haritası upload hizmeti)
Diğer hizmetler
http://google.com/ig (Google Kişiselleştirilmiş Giriş Sayfası)
http://images.google.com (Resim, fotoğraf, grafik, çizim arama motoru)
http://video.google.com (Video arama motoru)
http://groups.google.com (E-posta grubu hizmeti Google Groups)
http://blogsearch.google.com (Blog arama hizmeti)
http://www.google.com/patents (Google Patents şu anda 7 milyon tane patentli ürünün teknik çizim şeması mevcut. )
http://trends.google.com/ (Google da en çok aranan kelimeler)
http://books.google.com (Basılı kitaplar arama motoru)
http://news.google.com (İngilizce Haberler)
http://labs.google.com/ (En son geliştirilme sürecindeki google prototip proje uygulamaları hakkında )

http://www.froogle.com (İnternet üzerinden ürün satın almak isteyenler için karşılaştırma şansı sağlayan arama motoru)

Dış Bağlantılar

Paylaş: