Nerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2018 Perşembe

Safran Nedir? Nerede ve Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Özellikleri Nelerdir?


Safran Nedir?

Safran bitkisi, Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.

Safran Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.

Safran Nerede Yetişir? Nerelerde Bulunur?

Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor.

Safran'ın Özellikleri Nelerdir?

Safranın kuvvetli bir kokusu vardır. Keskin ve acımsı bir tada sahiptir. Ilık suyla karışınca turuncu-sarı arası bir altın rengi verir. Kendi ağırlığının tam 100 bin katı suyu altın sarısına boyayabilir. Zaten adı da Arapça'da "sarı" demek olan "asfar" kökünden türemiştir.

Uzmanlar tarafından otsu ve samansı rahiyalar barındıran metalik bir bal tadında olduğu söylenen safran, ülkemizde sıkça zerdeçalla karıştırılır. Gerçi zerdeçal da hem yemeklere renk katan hem de birçok hastalığa yararlı olan şifalı bir bitkidir ama safran değildir. Safranın tarımı çok zahmetlidir.

Sadece 100 gram safran elde etmek için 1 dönümlük alanda ekim yapmak gerekir. İçeriğinde 150'nin üzerinde uçucu yağ ve aroma barındıran safran; gıdadan ilaç sektörüne, parfümeriden kumaş boyamaya kadar birçok alanda kullanılır.

Safranın Faydaları Nelerdir? Safran Nelere İyi Gelir?

Gıda, parfümeri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında safran ayrıca binlerce yıllardır şifa verici bitki olarak tüketilir. Safranın keskin ve acımsı tadına rağmen çok eski tarihlerden beridir iştah açıcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Sinirleri uyarıcı etkisi sayesinde cinsel isteği ve performansı artırır; yine aynı özelliği sayesinde menstrüasyon döneminin daha ağrısız geçmesine yardımcı olur. Ama bu özellik, aynı zamanda, safranın hamilelik döneminde kullanılmasını da tehlikeli hâle getirir: Safran, hamilelikte düşüğe sebep olabilir.
Yatıştırıcı özelliği olan safran, serotonin düzeyini dengeleyerek depresyondan anksiyeteye kadar birçok psikolojik soruna çözüm olabilir.

Karaciğere iyi geldiği, araştırmalarla kanıtlanmış olan safran, aynı zamanda antioksidan ve antikanserojendir de... Kanserli tümörleri küçülttüğü ve yayılmalarını önlediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, iştahı düzenleyerek obeziteye karşı da önemli bir yardımcı görevi görür. Amerika'da yapılan bir araştırma, günde 176.5 gram safran tüketen kişilerde zararlı abur cubur yeme isteğinin yüzde 55 oranında azaldığını ortaya koymuştur.

Safranın Zararları Var mıdır?

Her şeyde olduğu gibi ne diyoruz!? ''azı karar, çoğu zarar'' Yani az kullanımının bir zararı yoktur. Bronşite, astıma, öksürüğe, sinir sistemine, dişlere ve diş etlerine, kalp sağlığına ve gözlere kadar her türlü organımıza ve sağlık sorununa faydası olan safranı yine de fazla kullanmamalısınız. Aşırı kullanımı, hayati tehlike yaratabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Ayrıca böbreklere de zarar verebilir.

Tabi, daha önce belirtmiş olduğumuz gibi hamilelikte de safran kullanımından kaçınmakta fayda var.
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Yunus Emre'nin Türbesi (Mezarı) Nerede? Nerededir?


Türk ve edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Yunus Emre’nin mezarının (türbesinin) nerede olduğu yüzlerce yıl sonra bile bir muammadır.Tabi mezarının nerede olduğuna dair bir kaç farklı iddaa vardır. Yunus Emre’nin mezarının nerede olduğunun kesin olarak bilinmemesinin nedeni tarih ve önemli konularda eski dönemlerde yeterince kayıt tutulmaması olarak cevaplayabiliriz.Sonuçta Yunus Emre’nin türbesinin nerede olduğu hakkındaki iddialara değinelim. Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır.
  • Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy,
  • Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu,
  • Bursa; Aksaray ile Kırşehir arası,
  • Ünye; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü,
  • Erzurum, Duzcu köyü,
  • Isparta'nın Gönen ilçesi,
  • Afyon'un Sandıklı ilçesi,
  • Sivas yakınında bir yol üstü, 

olarak rivayet edilmektedir.

Ayrıca, mutasavvıf Niyazi Mısri de Yunus Emre'nin mezarının (veya makamının) Limni Adası'nda bulunduğunu ifade etmiştir. Bunlar arasında bilim adamlarınca tartışma, Karaman ve Eskişehir'deki türbeler üzerine yoğunlaşmışsa da, Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili menkıbe düşünüldüğünde Aksaray - Kırşehir arasındaki türbenin asıl Yunus Emre türbesi olduğu düşünülebilir.



Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Yer Elması Nedir? Yer Elmasının Faydaları ve Zararları Nelerdir?



Yer Elması Nedir?

Yer Elması, papatyagiller ailesinden bir bitki olan yer elmasının kanser, kalp ve kemik hastalıklarının oluşma aşamasını yavaşlattığı ve oluşma aşamasından önce kullanıldığında da oluşma riskini azalttığı görülmüştür. Çok köklü bir sebze olan yer elması bazı ülkelerde Tupinamba olarak da bilinmektedir. Tupinamba Hindistan halkına verilen bir isimdir. Aslında Kuzey Amerika kökenli bir bitki olmasına rağmen, neden bazı dillerde bu şekilde isimlendirildiği sırrını korumaktadır.

Yer elmasının faydaları herkes tarafından bilinmez. Patates gibi toprak altında büyüyen yer elmasının sağlık açısından birçok faydası bulunmaktadır. Sade olarak tüketilebilen yer elması zeytinyağlı yemeklerde, et yemeklerinde birçok salata da tüketilebilir. Ancak yer elmasının nasıl yendiği konusunda insanların kafasında birçok soru işareti bulunmakta. Yer elması nasıl yenir yer elmasının faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Yer elmasının faydalarını, yer elması nasıl yenir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırıp bir araya getirdik. Yer elması toprak altında yetişen, tat olarak turpa benzeyen bir yiyecektir. İçerisinde nişasta ve zararlı maddeler bulundurmayan bu yiyeceğin sağlık açısından hiçbir zararı yoktur. Hatta içerisinde nişasta bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından bile tüketilebilir. Yer elması sağlığımıza olan faydalarının yanı sıra zayıflamak için de oldukça yarar sağlayabilir. İçerisinde nişasta ve kalori bulundurmamasından dolayı kilo vermede oldukça etkili olabilir.Zayıflamak isteyenler ve yer elması zayıflatır mı diye soranlar gönül rahatlığıyla yer elması tüketebilirler.

Yer Elması Nerede Yetişir?

Yer elmasının anayurdu Amerika kıtasıdır. 17.yy da avrupaya getirilmiş olan yer elmasının bir çok faydası bulunmaktadır. Ülkemizde bolca yetiştirilen yer elması çok yıllıklı otsu bir bitki olarak bilinmektedir.

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Kan şekerini dengeler; Yer elması kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İçerisinde nişasta da bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından tüketildiğinde fayda sağlayabilir.


Metabolizmayı hızlandırır; İçerisinde yer alan İnülin maddesi sayesinde sindirim sistemini hızlandırmaya yardımcı olur. Bu inülin maddesi suda çözülebilen bir madde olduğundan ve içerisinde yer alan zengin lif içeriği sayesinde kabızlık sorununu da engellemeye yardımcı olmaktadır.

Kanser kemik erimesi şeker hastalığı riskini azaltır; Yer elmasının sağlığınıza olan faydaları yine inülin maddesi sayesinde gerçekleşiyor. İnülin maddesi kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesini rahatsızlığının önlenmesine yardımcı oluyor.

İdrar söktürücüdür; Yer elması doğal bir idrar söktürücüdür. İdrar yaparken problem yaşıyorsanız yer elmasını düzenli olarak tüketerek bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Anne sütünü arttırır; Yer elması içerisinde yüksek miktarda C ve A vitamini barındırır. Aynı zamanda içerisinde bolca mineral barındırmasından dolayı anne sütünü arttırıcı etkisi bulunmaktadır.

Demir kaynağıdır; Yer elmasında bulunan demir miktarını 3 ons (yaklaşık 87 gram) kırmızı et yiyerek elde edebilirsiniz.

Saç sağlığı için oldukça faydalıdır; İçerisinde demir mineralleri ve vitamin bakımından zengin olan yer elması saç sağlığı açısından bulunmaz bir nimettir. Saçlarınız sağlıksız görünmeye başladıysa beslenmenize yer elması ekleyebilirsiniz.

Kışın bol bol tüketilmeli; Yer elması özellikle kış günlerinde bolca tüketilmelidir. Hem bağışıklığı güçlendirici etkisi hem de kanseri önleyici etkisi dolayısıyla uzmanlar tarafından sıkça tüketilmesi tavsiye edilir.

Yer Elması Nasıl Yenir?

Yer elması nasıl yenir sorusunun cevabı çoğu insan tarafından merak edilmektedir. Yer elmasının nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda kafanızda soru işaretleri varsa tam olarak doğru yerdesiniz. Uzmanlar yer elmasının genellikle çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Çiğ olarak yer elmasının lezzetini arttırabileceğiniz tek yöntem onu salatalara eklemek olacaktır. Yer elmasını aynı zamanda yemeklere de ekleyebilirsiniz, bu durum vitaminlerin tamamen kaybolacağı anlamına gelmez. Yer elmasının vitaminleri ve minerallerinin azalmasına neden olabilir.

Yer Elmasının Zararları Var mıdır?

Yer elmasının bilinen herhangi bir zararı yoktur.Tabi her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi yer almasınında gerektiğinden fazla tüketilmemesi gerekir.
Paylaş:

5 Ocak 2018 Cuma

Kortizon Nedir?



Kortizon, insan vücudunda böbrek üstü bezlerinin ürettiği ve özellikle iltihap önleyici özelliği olan bir çeşit hormondur.Kortizonun görevi vücuttaki yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemektir.

Hormonlar ihtiyaç duyulduğu an özel bezlerden salgılanarak, hedef bölgeye kan içerisinde taşınır. Şimdi bu makalemizde, böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan Kortizon hormonu hakkında bilinmesi gereken önemli bilgileri sizlerle paylaşacağız.

Konu başlıklarını inceleyecek olursak; Kortizon nedir?, kortizon hangi hastalıklarda ve neden kullanılır? Kortizonun yan etkileri nelerdir? Kortizon fazlalığı ve yanlış kortizon kullanımının ne gibi sonuçları veya zararları vardır? konuları ile ilgili soruların cevaplarını detaylarıyla vermeye çalışacağız makalemiz aşağıdadır...

Kortizon Nedir? Kortizon Hangi Hastalıklarda ve Neden Kullanılır? Yan Etkileri Nelerdir?

İltihaplanmayı önlemeye yarayan Kortizon Hormonunun bilinçsizce kullanılması, ya da kontrolsüz kullanılması vücuda zarar vermektedir. Bu sebeple uzman hekimin hastayı çok iyi yönlendirmesi gerekmektedir. Bu kadar önemli bir hormonun bir çok tedavi de ismini duyarsınız. Kortizon Hormonu, vücudun enerji fabrikaları olan, protein, yağ ve karbonhidratdan enerji üretimini kontrol eder. Eğer kortizon hormonu salgılanamaz görevini yapmazsa, obezite ve kemik erimesi kaçınılmaz bir kaç hastalıktan biri olmaktadır. Tarihte ilk defa Kortizol olarak 1937 yılında E. Kendall ve Wintersteiner tarafından bulunmasına rağmen ve yapay olarak sentezleyen 1938 yılında ilk defa T. Reichstein tarafından yapılmıştır. Kortizolun yapay olarak ilk defa tıbbi kullanan 1948’de Ph. S. Hench, romatizmal eklem inflamasyonu hastasında kullanmıştır. T. Reichstein, E. Kendall ve Wintersteiner 1950 yılında Nobel Ödülünü de kazanmıştır. Kortizol, kortikosteroidler olarak bilinen hepimizin yakından bildiği Kortizon hormon sınıfına dahil edilmiştir.

Kortizon Nedir? 

Böbrek üstü bezinin kabuk kısmından salgılanan, steroit yapısında olan, çok önemli bir hormon. Bu hormon, vücutta çok çeşitli ve çok önemli tesirler icra etmektedir. Kandaki şeker miktarını artırır, dışarıdan ilaç olarak verildiğinde, şeker hastalarının durumunu ağırlaştırır. Vücutta protein yıkımını uyarır ve yapımını azaltır. Açıkçası vücuttaki, yağ ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesini sağlamaktadır. Kortizonun yağ metabolizması üzerine olan tesirinin esası hakkında pek az şey bilinmektedir. Kortizon tedavisi gören hastalarda aşırı bir yağ birikmesi meydana gelmektedir. Kortizonun tıpta kullanılmasının en mühim sebebi, antienflematuar etkisine (iltihabi reaksiyonu giderici, doku şişmesini önleyici) bağlıdır. Kortizonun önemli bir tesiri de, alerjiyi önleyici olmasıdır. Suyun vücuttaki dengesi üzerinde de büyük rol oynamaktadır. Farklı bir tesiri de bağışıklık sistemi baskılamasıdır.

Kortizon Maddesinin İnsan Vücudundaki Önemi 


Normal bir günde insan vücudunun salgıladığı kortizon miktarı farklıdır. İstirahat halindeki normal bir insanın salgılamış olduğu kortizon miktarı günlük 15-40 mg arasında değişmektedir. Bunun aksine şişman insanlarda kortizon üretimi yüzde 50 oranında daha fazladır. Vücudun gün içerisinde salgılamış olduğu kortizon miktarı gece, gündüz ve kan basıncına göre değişiklik göstermektedir. İnsan vücudunda kortizonun en fazla salgılandığı zaman sabah saatleridir. Aşırı bir sinir anında ise kortizon miktarı 10 kata kadar çıkmaktadır. Vücuttaki kortizonun üretimi henüz 3 haftalık iken başlar ve ömrünüzün sonuna kadar devam eder. Üretilmediği durumlarda ise dışarıdan alınmaktadır. Birçok hastalığın tek tedavi çözümü olan kortizon miktarı doktor tarafından doğru bir şekilde belirlenmelidir.

Kortizon Kullanımında Nelere Dikkat Edilmesi Gerekir? 

Yüksek dozda uzun süre kullanıldığında, ay dede yüzü, kıllanma, sivilce, adetlerin kesilmesi, kemiklerin, kasların zayıflaması, tansiyon yükselmesi, mevcut şeker hastalığının veya tüberkülozun ağırlaşması, mide ülserinin azgınlaşması, psikolojik bozukluklar ve enfeksiyonlara karşı mukavemetin kırılması durumu ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu durumların hepsine birden de Cushing Sendromu denilmiştir. Daha düşük miktarda kortizonun yeteceği hastalıklarda yüksek dozda kortizon kullanımının önerilmesi de sıkıntılı hallerden biridir. En önemli kısım ise kortizon kullanımı sırasında hasta doktor tarafından takipte olmalı, yerinde ve belirli miktarda kullanımı sağlanmalıdır. Kortizon tedavisine başlanan hastaların dikkat etmesi gereken besinler de mevcuttur. Tuzlu gıdalar, konserve, turşu ve salamura, tahin pekmez, çikolata, tatlı meşrubatlara, kuru yemiş, kabartma tozu, et suyu bulyonları, ve kızarmış ağır hamur tatlılarından da kaçınmaları gerekmektedir.

Kortizon Tedavisi Hangi Hastalıklarda Uygulanır? (Kullanılır) 

Vücutta çok önemli tesirlere sahip olan bu hormonun, sentetik olarak, çeşitli türevleri yapılmış ve piyasaya ilaç olarak sürülmüştür. Bu grup ilaçlar Aşağıdaki hastalıklarda faydalı olabilmektedir. Addison hastalığı, hipofiz bezi yetersizliği, şiddetli bronşiyal astıma allerjik durumlar, had göz iltihapları, romatoitartrit, ateşli romatizma, had nikris (gut hastalığı) krizi, hemolitik anemi, had kan kanseri, multipl, myelom, müzmin, lenfatik kan kanseri, pemfigus vulgaris (öldürücü bir deri hastalığı), septik şok. Egzama ve benzeri hallerde de faydalı olduğu görülmektedir. Kortizon bazı hastalıklarda tek çözüm tedavi yöntemi olsa da fazla alındığında geri dönüşü olmayacak hastalıklara da sebep olabilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki; içlerinde kortizon bulunan ve tedavi amacı ile kullanılan bu ilaçlar, herhangi bir hastalığı tamamen tedavi etmemektedir. Uzun süreli bir tedaviye geçmeden önce iyice düşünüp taşınmalı ve mevcut diğer grup ilaçları mutlaka denenmiş olmalıdır. Sebebi ise, kortizon grubu ilaçların, çok dikkat ve devamlı kontrolü gerektiren ilaçlar olmasıdır. Şuursuz, bilgisiz ve gereksiz uygulamalar ölüme kadar varabilen bir çok yan etkiye sebep olabilmektedir. Bu tehlikelere rağmen, bu grup ilaçlar, günümüzde en çok kullanılan ilaçlar arasına girmiştir. İlaçlar kullanılmadan önce mutlaka hastanın sıkı bir kontrolden geçirilmesi gerekmektedir.

Kortizon (Tedavisinin) Maddesinin Yan Etkileri Nelerdir?

Özellikle çocukluk dönemi ve genç yaşlarda uygulanmış olan kortizon tedavisi gelişme bozukluklarına neden olabilmektedir. Kullanılan kortizon, vücudun bazı bölgelerinde şişlik ve gövdede yağlanma oluşturabilmektedir. Adele zayıflığı, kemik erimesi, kan basıncında yükselme, seksüel ve psikolojik sorunları da beraberinde getirebilir. Ayrıca cilt üzerinde kıllanma ve çizgilenmelere de yol açmaktadır. Troid hormonu işlevlerine de olumsuz durumlar olabilmektedir. Kadınlar üzerinde kullanımında regl bozukluklarına da yol açmaktadır. Erkekler üzerinde ise, testisler üzerinde olumsuz durumlar yaşanabilmektedir. Kortizonun çocuklar üzerinde uzun süre kullanımı büyüme ve gelişmenin gecikmesine sebep olmaktadır. Kortizonun kontrolsüz kullanımı da bazı sorunlara neden olabilmektedir. Diyabet, hipertansiyon ve yukarıda bahsettiğimiz Cushing sendromuna yol açabilmektedir. Cushing hastalığında bağışıklık sistemi gerilemektedir. Tuz tutulması artacağından hipertansiyon oluşmaktadır. Kortizonun kullanımı ile beraber aşırı kilo alımı ve kaslarda gerilme görülmektedir. Dolayısıyla hasta şişman ve kırmızı yüzlü bir hal almaktadır. Aynı zamanda potasyum eksikliği, kaslarının ince oluşu, kemiklerinin kırılgan oluşu ve mikroplu hastalıklara eğilimli olması muhtemel olacaktır.

Kortizon Kullanımının Vücudumuzdaki Organlara Etkileri Nelerdir?

Önemli noktalardan birisi de kortizon tedavisinin aniden kesilmemesidir. Tedavinin ani bir şekilde bırakılması, organizma üzerinde ani reaksiyonlara sebep olmaktadır. Kortizon tedavisi uygulanırken dozu yavaş yavaş arttırılarak başlanmalı ve aynı şekilde de kesilmelidir. Kortizon tedavisinin böbrek üstü bezi yetersizliğinden ötürü fiziksel bağımlılık yaptığı unutulmamalıdır. Bu sebeple kortizon tedavisini uzun süre uygulayanların, aniden bırakmaması önemlidir. Çünkü hastanın böbrek üstü bezleri gerileyebilir ve hasta şoka girebilmektedir. Başka bir yan etkisi de uzun süreli kortizon tedavisinde kaslarda erimeye yol açmaktadır. Özellikle de kol ve bacakların gövdeye yakın kısımlarında güçsüzlük görülmektedir. Kortizon tedavisi mantar ve virüs kaynaklı enfeksiyon gelişimine yatkınlık oluşturmaktadır. Tüberküloz mikrobunu da yeniden alevlendirir. Ve hastalığın yeniden oluşmasını sağlamaktadır. Kortizon tedavisinin, mideye de birçok yan etkisi vardır. Kortizon, midedeki asit salgısını arttırmaktadır. Böyle olunca koruyucu mukus tabakasını bozmaktadır. Yara etrafında iyileşmeyi sağlayan hücrelerin aktivitelerini azaltarak, ülsere yol açmaktadır. Kortizon, vücuttaki tuz ve su tutulumuna sebep olmaktadır. Bu da böbrek hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği olan hastalar üzerinde sorunlara yol açmaktadır. Kortizon tedavisi yapılan hastaların böbreklerindeki tuzun geri emilimi artmaktadır. Kortizon tedavisi sırasında da tuz tüketimi azalmaktadır. Bu şekilde tuz, kanda ve vücut sıvılarında birikerek basıncı arttırmaktadır. Çünkü kandaki tuz oranı ne kadar fazla ise, kılcal damarlar basınç sebebi ile dokulardan o kadar fazla su çekecektir. Böylece kan basıncı da yükselmektedir. İşte yüksek tansiyon yapmasının sebebi de budur. Ayrıca vücuttaki potasyum atılımı da kasların güçsüzlüğüne yol açacaktır. Kalbin kasılma fonksiyonlarında da olumsuz sonuçlara doğurabilmektedir. Kortizon tedavisinin uzun süre uygulanmak zorunda kalınan hastalarda, katarakta da yol açtığı görülmektedir. Hatta bazı burun spreyleri içerisinde de kortizon kullanılmaktadır. Bu tür burun spreyleri, bazı kişilerde burunda kanamalara, kabuklanma ve kurumalara sebep olmaktadır. Son olarak kortizon, tedavi için mecburen kullanılacaktır. Ancak bu yazılanların tümüne dikkat edilerek ve uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Kortizonun aniden bırakılması durumunda, böbrek üstü bezleri kortizon üretmediğinden dolayı vücutta ani bir kortizon eksikliği oluşacaktır ve addison krizi de meydana gelecektir.
Paylaş:

30 Aralık 2017 Cumartesi

Göktürklere Ait Yeni Bulunan Türk Anıtı Nedir? Nerededir?



Göktürklere Ait Yeni Bulunan Türk Anıtı Nedir? Nerededir?

Kadim Türk tarihine ait önemli bir keşif daha yapıldı ve uzak Türk tarihine ışık tutacak olan Göktürk Kağanlığı dönemi hakkında önemli bilgi ve işaretler içeren 14 adet yazıtlı sütundan oluşan ve bu 14 sütunun aşağıdaki görselde gösterildiği şekilde birbiri sıra dizilmiş ve çevrilmiş halde muhteşem bir Türk anıtı bulundu.

Osaka Üniversitesi ve Moğolistan Bilimler Akademisi Tarih ve Arkeoloji bölümünün yürüttüğü çalışmalarda bulunan anıtın etrafında, Göktürk yazıtlı 14 adet sütun bulundu. Kare şeklinde dizayn edilmiş alan Moğolistan’ın Dongion bölgesinde 3 yıl süren çalışmalar sonrasında açığa çıkartılmıştır.

2015’de Kazılar başlamadan önce önde gelen bilim adamlarının da dahil olduğu bilirkişiler, Türk yöneticilerine ait eserlerinin ve yerleşimlerin Ulan Batur’un batısı olduğunu düşünüyorlardı. Prof. Takaşi Osava (Takashi Osawa) tarafından yürütülen çalışmalar sonrasında, Doğu Moğolistan’da kalan bölge ile nasıl bir güç ilişkisi olduğunu netleştiren 12 yazıt bulundu. Anıtın asıl dikkat çeken tarafı yapısal düzeni olup merkezde büyük ihtimal bir ölünün gömüldüğü taş bir mezar anıt ve anıtın çevresinde ise 14 adet yazılı dikilitaş bulunmaktadır. Her bir taşta 100’den fazla tamga adı verilen Türklere ait boy simgeleri yeralmaktadır. Bu yazıtlar Moğolistan içinde bulunan en zengin yazılı bilgilerdir. Anıtın içinde bulunan at kemikleri ve koyun postu üzerinde yapılan karbon testleri ile bu yapının 8. yüzyıla, Göktürk İmparatorluğuna ait olduğu tespit edilmiştir.
                          Göktürk Kağanlığı'na ait 14 yazıtlı sütunlu anıtın bulunduğu harita


Takashi Osawa, yazıtlar üzerinde yaptığı çözümlemenin ardından, mezarda gömülen kişinin Yabgu, yani Kağandan sonra gelen en yetkili kişi, olduğunu ortaya çıkartmıştır. Aynı zamanda bu Yabgu’nun Tölis-Şad yani Doğunun yöneticisi olduğu ve Tengri-Kağan döneminin Doğu Moğolistan yöneticisi olduğunu bulmuştur.
Araştırmalar anıtların bulunduğu Dongoin bölgesinin şu ana kadar yerini Çin ve Türk kaynaklarından da öğrenemediğimiz Göktürk İmparatorluğu’nun Doğu Sancağı’nın merkezi olduğunu göstermektedir.


Bu anıtın Göktürk Kağanlığının Doğu Sancağı’nın askeri ve politik gücünü, ilişkilerinin yoğunluğunu ve Moğollarla olan bağlarını ortaya çıkartması bekleniyor. Bunların yanısıra bu anıtın inanç sistemini anlamakta da fikirler vereceği ve konar-göçer dünyasına bakış açısına yardımcı olacağı beklenmektedir.


Kaynakça:  www.osaka-u.ac.jp/en/index.html www.bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/mogolistanda-gokturk-kaganligi-donemine-ait-etrafi-yazili-14-sutun-ile-cevrilmis-anit-bulundu/
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Çin Seddi (Nedir?) Neden ve Ne Zaman Yapıldı?



Çin Seddi, uzaydan bile görünen devasa büyüklüğü, Dünya tarihindeki ödemi ve eşi benzeri olmayan bir yapı olması nedeni ile önemini hiç kaybetmeyen bir yapıttır.

1986 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesine alınan ve gelişen teknoloji sayesinde insanoğlunun içinde yaşadığı dünyaya dışardan bakabilme fırsatı yakalamasıyla “uzaydan da görülebildiği” fark edilen Çin Seddi, insan eliyle yapılmış en uzun savunma hattıdır. Günümüzde Çin Seddi’nin uzunluğu her ne kadar 2 bin 500 kilometre olsa da, asıl setin uzunluğu 6 bin kilometre kadardır. Qin Shi Huang tarafından M.Ö. 221 yılında yaptırılan Çin Seddi aslında daha önceki dönemlerde de var olan birçok farklı uzunluktaki duvarın birleştirilmesiyle ortaya çıktı. 17. yüzyıla kadar yani yaklaşık olarak 2 bin yıl kadar sürekli yeni bölümler eklenen Çin Seddi’nin büyük bir bölümü geçen yüzyıllar içinde yıkılmış ve günümüzde yalnızca 2 bin 500 kilometrelik bir bölüm kalmıştır ki bu dahi yeterince uzundur.

Çin Seddi Neden Yapıldı? Çin Seddi Türk Akınlarına Karşı'mı Yapıldı?

Çin Seddi’nin yapılmasında askeri ve siyasi birçok farklı neden olsa da, bu nedenlerin en önemlisi Türk boylarıdır. Tartışma götürmez bir biçimde Çin Seddi’nin yapılmasında en büyük neden, Kuzeyde sürekli olarak gelişen ve Çin üzerine akınlar düzenleyen Türk boylarının durdurulmasıdır. Ülkenin siyasi yapısı sebebiyle ülke dışına kaçmak isteyenlerin engellenmesi için de yapılan Çin Seddi, kaçakların ve düzene karşı çıkanların yakalanabilmesini kolaylaştırmak için de oldukça işe yaramıştır. Bir sürgün bölgesi olarak da düşünülebilecek olan Çin Seddi inşaatı, aslında hemen bitirilmesi planlanmayan ve mahkumların ağır işlerde çalıştırıldığı bir sürgün olarak da kabul edilebilir. Çin İmparatorluğu düzenlediği seferlerde esir düzenleri ve siyasi suçluları yüzyıllar boyunca devam eden ve sürekli yeni kısımlar eklenen Çin Seddi inşaatına göndermekteydi. İmparator için dış dünyaya ülkedeki siyasal birliğin tamamlandığını ve Çin’in çok güçlü bir devlet olduğunu göstermenin bir yolu olan Çin Seddi, bir siyasi simge işlevi de görmüştür. Yüzlerce yıl öncesinde olduğu gibi günümüzde dahi gerçek anlamda uğraş gerektiren ve maliyetli bir inşaat projesi olan Çin Seddi, imparator için bir övünç kaynağıydı. Ülkenin dost düşman herkese ne kadar güçlü olduğunun belirtilmesini sağlayan Çin Seddi, günümüzde dahi Çin ile özdeşlemiş sembollerden biridir ki set ülkenin ismi ile anılır.

Çin Seddi'nin Tarihi Önemi Nedir?

Çin Seddi’nin belirli bir ortalama yüksekliği ya da genişliği yoktur. Dağlık bir alana kurulu olduğu için bölgenin şartlarına göre uzayıp kısalan duvarlarda yapı malzemesi olarak da her zaman tuğla kullanılmamıştır. Çin Seddi’nin en sert tuğlalardan ve en uzun olduğu bölgeler Kuzey bölgesinden gelen geçişlerin bulunduğu alanlardır ki, bu da yapının Kuzeydeki Türk boylarının düzenlediği akınların durdurulması için yapıldığının en önemli göstergesidir.Büyük bir turizm potansiyeline sahip bu eser, meraklıları tarafından her yıl binlerce ziyaretçi kabul etmekte, aynı zamanda sportif aktiviteler için de kullanılmaktadır. Örneğin İngiliz William Lindesay duvarın üzerinde 2.400 kilometre koşmuştur. 21. Yüzyıl da gelmiş olduğumuz savaş ve mimari teknolojideki ilerlemeye baktığımızda , Mor hudut veya Dünyanın ejderhası gibi isimlerle de anılan Çin Seddi’nin çok büyük bir şahaser olarak anılacak ve hatırlanacaktır. Böyle bir şaheserin yapımında çalıştırılan işçilerden bahsetmemek gerekirse ; geneli esirlerden oluşan yaklaşık 1 milyon işçi inşaatın yapım aşamasında ölmüş ve Çin Seddi’nin altına gömülmüştür. Bundan dolayı yapı Dünyanın en uzun mezarlığı olarak da bilinmektedir. Çin Seddi’nin yakın tarihte uzaydan görünebildiği iddia edilse de, bilinenin aksine çevre yapısı ve coğrafyanın rengi nedeniyle bazı hava alanlarının görünmesine rağmen bu eşsiz yapı ne yazık ki uzaydan gözlenememektedir.



Çin Seddi Efsaneleri Nelerdir?

Çin Seddi’yle ilgili birçok efsane bulunmaktadır bu efsanelerin başlıca şunlardır:


  • Söylenenlere göre Çin Seddi’nin yapımını izleyen bir ejderha bıraktığı izlerden bir güzergâh oluşturulmuştur ve muhtemelen “Dünyanın Ejderhası” ismi burdan gelmiştir.
  • Çin Seddi’nin yapımında çalışan işçilerden biri olan Meng Jiang Nu’un öldüğünü duyan karısı duvarın önünde acılar içinde ağlamış ve gözyaşlarından duvarın yıkıldığı söylenmiştir. Sonrasında kocasının kemiklerinin çıktığı, karısının da eşini götürüp evinin yakınlarına gömdüğü anlatılmıştır hatta bu olayın anısına Çin Seddi’nde kadının heykeli bulunmaktadır.
  • Her ne kadar savunma duvarı olarak kabul etmeseler de Türk kavimlerinin Çinliler üstünde kurdukları baskı aşikârdır ve Türkler için “rüzgâr gibi gelip geçtiler” ifadesini kullanmışlardır. Orhun kitabelerinde Bilge Kağan şöyle bir tabir kullanır “…batıda Demirkapı ya kadar… Ordu sevk ettim, bunca yerlere Türk adının Türk şanını ulaştırdım.” Kuranı Kerim de yer alan bir rivayete göre de Zülkarneyn Peygamber (diğer adı İskender) buraya uğradığında buradaki kavimler Moğollar kavimleri olduğu düşünülen Yecüc ve Mecüc den şikâyetçi olmuşlardır. Zülkarneyn Peygamber de zulüm gören bu kavimleri korumak için bölgeye bir set çekerek Yecüc ve Mecüc kavimlerini Seddi’n öte yanına sürmüştür ve bu sebepten Çin Seddi ne aynı zamanda Zülkarneyn Seddi de denilmektedir.


Dünya tarihi açısından baktığımız zaman öncelikle yapılış tarihi ve mimari yapısıyla dikkatimizi çeken, yukarıda da özelliklerini belirtmiş olduğumuz Çin Seddi her ne kadar Çin ulusunun gurur kaynağı olarak gösterilse de Türk kavimlerinin utanç duvarıdır. Belgelerle de kanıtlanmış olduğu gibi Türk boyları sürekli Çin’e akınlarda bulunmuşlardır. Tarihi iyi incelersek Çinlilerin bu duvarı özellikle Hun Türklerinin akınlarını durdurmak için yaptıkları görülmektedir. Tıpkı mısır piramitleri gibi bu akıl almaz yapıda insanların yıllarca süregelen kültürel miraslarından biri olmaya devam edecektir ve hakkındaki söylenilmiş efsaneleri hep var olacaktır. Geçmişten günümüze süregelen ve her insanın yaşamında mutlaka görmesi gerektiğini düşünülen bu yapının şöhretinde özellikle Çin hükümdarı Qin Shi Huhang’ın duvarların içine canlı canlı gömdürmüş olduğu diğer beyliklerin hükümdarlarının ve askerlerinin de yankısı çok etkili olmuştur.


Birçok filme de konu olan bu yapı ( MUMYA-Ejder İmparatorunun Mezarı, The Karate Kid, Yasak Krallık) özellikle büyüklüğünden ziyade ölü kemiklerinden oluşturulduğuna inanılarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu savunma duvarının üzerinde savaş mantığı ile hazırlanmış değişiklikler yapılmış olmasına rağmen aynı zamanda üzerinde tapınaklar ve saraylarda inşa edilmiş bir dini merkez olarak da kullanılması uygun bulunmuştur.

Çin ulusunun dünyadaki bütün uluslara ve hükümdarlara gözdağı verircesine düşmanlarının ve isyan edenleri duvarın altına gömülmesi de duvara ayrı bir gizem katmıştır. Çin ulusunun işkence ve kıyımlarda uyguladıkları insanlık dışı teknikleri de hatırlandığında binlerce yıl önce yapıldığı iddia edilen bu kıyımında pek hurafe olamayacağı gözlerden kaçmamıştır. İster katil isterse diktatör diyelim Çinliler ölümsüz bir eser dünyaya kazandırmıştır. Bu mimari şaheser tıpkı yaratıcısı olan Çin ulusu gibi daha binlerce yıl tüm ihtişamıyla ayakta kalmaya devam edecektir. Her ulus kültürel eserleriyle bulundukları çağın olanaklarını aşıp ileriki çağlara taşınacak eserler yarattıkları sürece ölümsüzleşeceklerdir. kültürel miras oluşturma çabasında olmayan birçok ulus ve beylik, tarih boyunca sadece bir piyon olarak kullanılmış ve Dünya sahnesinden silinmeye mahkûm kalmıştır.
Paylaş:

15 Aralık 2017 Cuma

Pestisit nedir? Zararları Etkileri Nelerdir ve Nerede Kullanılır? Hakkında Bilgi

Pestisit nedir, zararları ve etkileri nelerdir, bu pestisit acaba nerede kullanılır? soruları çok da fazla merak türden sorular değildi.Taki çok izlenen dizilerden olan ''ufak tefek cinayetler'' adlı dizide adı geçinceye kadar. Dizinin malum bölümünden sonra pek çok insan pestisit  hakkında bilgi edinmek üzere geçti internet karşısına... İşte bu sebeple bizde pestisit nedir? sorusuna cevap aradık ve detaylarını aşağıda paylaştık.

Pestisit Nedir?

Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Pestisit, kimyasal bir madde, virüs ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan, antimikrobik, dezenfektan ya da herhangi bir araç olabilir. Zararlı organizmalar, insanların besin kaynaklarına, mal varlıklarına zarar veren, hastalık yayan böcekler, bitki patojenleri, yabani otlar, yumuşakçalar, kuşlar, memeliler, balıklar, solucanlar ve mikroplar olabilir. Her ne kadar pestisitlerin kullanılmasının bazı yararları olsa da insanlar ve diğer hayvanlar için potansiyel toksisiteleri nedeniyle bazı sorunlar da yaratabilir.

Pestisit Zararları Nelerdir?

Bir pestisit kimyasal bir madde ya da virüs veya bakteri gibi biyolojik bir ajan olabilir. Kimyasal pestisitlerin çoğu hedef organizmaya seçkin etkinlik gösteremedikleri için hedef organizma dışındaki organizmalarda da çeşitli hastalıklara yol açar hatta öldürücü olabilirler. Birçok pestisit insanlar için de zararlıdır. Kullanıldıkları canlıların yiyecek şeklinde insanlar tarafından kullanılmaları sonucunda insanlarda yaygın hastalıklara ve istenmeyen sıkıntılı durumlara sebep olurlar. Kimyasal pestisitlerin ve etken maddelerinin akut toksik etkileri vardır.

Karbamatlar, organofosfatlar ve klorlanmış hidrokarbonları içeren birçok pestisit genetoksik etkiye sahiptir. Tarım ile uğraşan ve pestisite maruz kalan insanlarda yapılan çalışmalarda bu bireylerde yapısal ve sayısal kromozom anomalileri ile kardeş kromatid değişiminde artmalar gözlenmiştir. Pestisitlerin kronik etkisine maruz kalan tarım işçilerinde birçok genetik hasarın yanı sıra karaciğer, böbrek ve kaslarda bozukluklar görülmüştür. Pestisitin canlılar üzerindeki etkisi fetal yaşamdan itibaren başlamaktadır. Bu ilaçlar plasentadan fetüse geçmekte ve bunun sonucu olarak düşükler, hiperpigmente ve hiperkeratatik çocuk doğumları görülmektedir.


Yapılan hayvan deneylerinde ise radyoaktif olarak işaretlenip anneye verilen pestisitin 5 saat sonra plasentadan fetüse geçtiği ve fetüsün göz, sinir sistemi ve karaciğerine yerleştiği gözlenmiştir. Organofosfatlı ve karbamatlı insektisitler ise etkilerini doğrudan doğruya periferal ve merkezi sinir sistemi üzerinde göstererek canlı yaşamını tehdit etmektedir. Birçok pestisit insana, hayvanlara ve çevreye zarar vermektedir. Bununla ilgili ilk çalışmalar 70'li yılların başında, UNEP Stokholm İnsan Çevresi Konvansiyonu’nu hazırlayan süreçte göstermişlerdir. 30 yıl sonra ABD, Avustralya, Kanada, Japonya ve Yeni Zellanda, uluslararası baskılara boyun eğerek küresel anlaşma taslağının oluşturulmasına karar vermişlerdir.

Pestisit Türleri Nelerdir?

İnsektisit : Böcek, haşerelere karşı kullanılan ilaçlardır.
Fungusit : Funguslara (Mantar) karşı kullanılan ilaçlardır.
Herbisit : Yabancı otlara karşı kullanılan ilaçlardır.
Mollusit : Yumuşakçalara karşı kullanılan ilaçlardır.
Rodentisit : Kemirgenlere karşı kullanılan ilaçlardır.
Nematisit : Nematotlara karşı kullanılan ilaçlardır.
Akarisit : Akarlara karşı kullanılan ilaçlardır.

Paylaş:

6 Aralık 2017 Çarşamba

Dünyanın En Derin Noktası Neresidir? Mariana Çukuru Nerede



Dünyanın En Derin Noktası Neresidir? Mariana Çukuru Nerede ve Derinliği nekadardır?

Mariana Çukuru, Büyük Okyanus'un batısındaki Mariana Adaları'nın en büyüğü olan ve en güneyindeki adası olarak bilinen Guam Adası'nın güney batısında, Japonya ve Endonezya’nın tam ortasında yer alır.Yapılan son ölçümlere göre en derin noktası yaklaşık 10.994 metredir. Uzunluğu 2.542 kilometre, genişliği ise 69 kilometredir. Mariana Çukuru'nu Dünya üzerindeki bilinen en derin nokta olarak biliyoruz. O kadar derin ki Everest'i ters çevirip başını bu noktaya denk getirsek dahi yüzeye 1 km'lik mesafe kalırdı.

Mariana Çukuru’nun nasıl oluştu


Kimi zamanlar yer kabuğunu oluşturan plakalardan bazıları birbirlerine yaklaşarak çarpışırlar. Bu çarpışma neticesinde plakalardan biri diğerinin altına girerek "dalma" adı verilen bir durum gerçekleştirir. Dalma durumunun anlamı ise yoğunluk bakımından üstün olan plakanın, daha az yoğun olan plakanın altına kayması olayıdır.  Bu bölgelerde şiddetli depremler görülebilir ve depremlerin oluştuğu derinlikler levhaların büyüklüğüne göre 700 kilometreyi bulabilir. İşte Mariana Çukuru da Pasifik Plakası ile Mariana Plakası’nın birbirine çarpması sonucu oluşmuş bir çukurdur.


Suyun içine atılan 1 kilogram kütleli metalin tabana ulaşması, yaklaşık olarak 1 saat sürer.Ancak, suyun yoğunluğu ve metalin özkütlesi de hesaba katıldığında, tabana ulaşma süresi artıp azalabilir. Dip noktasındaki basınç ise yeryüzündeki basınca göre yaklaşık 1000 kat daha fazladır.Mariana Çukuru'nda hayat belirtileri vardır. Yapılan araştırmalar, aşırı basınçlı ve soğuk ortamda yaşayabilen birçok mikroorganizma, balık ve yengeç türünü ortaya çıkarmıştır.Buradaki yaşamın temel dayanağı, 300 dereceye ulaşan volkanik püskürmeler ve buradan çıkan sülfürü metabolize edebilen bakterilerdir.Bu kadar derinde yaşayan balık türlerinin hayatları yüzlerce yılı bulabilmektedir. Buradaki canlıların, Prehistorik Dönemler'den(Tarihöncesi Dönem) bu yana aynı kaldığı
düşünülmektedir.


Mariana Çukuru Nasıl ve Nezaman Keşfedilmiştir?

1951 yılında "Challenger II" gemisiyle Büyük Okyanus'ta araştırma yapan bilim insanları, Mariana veya Larron takımadalarının doğusunda denize saldıkları sondanın 10.863 metreye kadar indiğini görünce, o güne kadar bilinen deniz çukurlarının (Filipinler, 10.540 metre, Japonya, 10.535 metre, Karmadek takımadaları, 9.425 metre) en derinini bulduklarını anladılar.

Dünyanın En Derin Noktası Mariana Çukuru Hakkında Özel Bilgiler...

23 Ocak 1960 yılında ise "Trieste" adlı batiskaf, denizin altında 10.916 metreye kadar inebildi.Batiskafın içindeki İsviçreli bilim insanı Jacques Piccard ile ABD Donanması'ndan Teğmen Donald Walsh, Mariana Çukuru'na inebilmeyi başaran ilk insanlar olmuşlardır.

Buldukları bu nokta 8.850 metrelik Everest dağını bile kolaylıkla yutabilecek olan Mariana Çukuru'ydu! Batiskaf: Çok yüksek basınçlara dayanabilen sert maddeden yapılmış çelik küre biçimli, dalış için benzin boşaltarak onun yerine deniz suyu alarak demir safra atan araç.İlk anda 11.521 metrelik bir derinliğe inildiği hesaplanmış, ancak 1995 yılında yapılan ölçümlerde doğru derinliğin 10.916 metre olduğu anlaşılmıştır.Derin noktaya iniş yaklaşık 3 saat 15 dakika sürmüş, burada 20 dakikalık bir sürenin ardından tekrar yüzeye çıkılmasıyla toplamda 5 saatlik bir sürede dalış ve yüzeye çıkış tamamlanmıştır.

25 Mart 2012'de, yönetmen James Cameron "Dikey Torpil(Deepsea Challenger)" adlı özel denizaltısıyla Mariana Çukuru’na tek başına inmeyi başardı.156 dakikada Dünya'nın tabanına inen, 3 saat incelemelerde bulunan Cameron, beklenenden daha kısa sürede, 70 dakikada yüzeye çıktı.James Cameron, okyanusun en derin noktası olan Challenger Deep’e inmişti ve böylece okyanusun en derin noktasına tek başına inen ilk insan olmayı başarmıştı.Burada çektiği görüntüler ve topladığı numunelerle iki yeni canlı türünün tespit edilmesini sağlamıştı.

Cameron tarafından bizzat tasarlanıp Avustralyalı mühendislerce inşa edilen denizaltı, Mariana Çukuru’nda bulunan metrekare başına 7.250 tonun üzerindeki basınca dayanıklıdır.Özellikle de The Abyss adlı filminde derin sulara ne kadar meraklı olduğunu zamanında göstermişti.Deniz seviyesindeki basıncın 1.100 kat daha yüksek olduğu derinlikte yaşayan bakteri miktarı, denizin 5-6 kilometre derinliğinde yaşayan bakteri miktarından neredeyse 10 kat fazladır.Derin denizlerdeki çukurlar, ölü deniz canlıları, yosunlar ve diğer organik canlıların oluşturduğu akıntılarla beslendiği için mikrobiyolojik yaşama uygun yerler olarak biliniyor. Ayrıca, bölgede sık yaşanan ve sığ sulardaki maddelerin yer değiştirmesine neden olan depremlerin de derinlerdeki besin zenginliğine katkıda bulunduğu düşünülüyor.

Mariana Çukuru gibi oluşumlar, derin okyanusların sadece yüzde ikisini oluştursa da küresel karbon döngüsü için büyük önem taşıyorlar. Çok derinlerde ölçüm yapmanın lojistik olarak çok zor olmasının yanı sıra, doğru veriler elde etmek de büyük önem taşıyor. Mariana Çukuru’nun derinliklerinden elde edilen bakteriler laboratuvar ortamında incelenmeye kalkılsa, ısı ve basınç değişimi nedeniyle öleceklerdir. Bu yüzden çukurdaki büyük basınca dayanıklı, orada ölçümler yapabilecek donanımlar geliştirilmiştir.Dip noktasındaki basıncın yeryüzündeki basınca göre yaklaşık 1100 kat daha fazla olduğunu belirtmiştik.

Bu derinlikteki basınç 108.6 megapaskaldır. Bu basıncın gücünü daha kolay anlatabilmek adına şöyle bir örnek verebiliriz: Ortalama ağırlıktaki bir insanın 30 santimetrekarelik bir alana(yaklaşık olarak dik durduğumuzda yere bastığımız alan) uyguladığı basıncın neredeyse 10.000 katı. Yani, üzerinize 10.000 adet 100 kilogramlık insanın çıkması gibidir. Bu basınçtan ötürü, bu derinlikte suyun yoğunluğu %4.96 civarında fazladır.

Kaynak: 
1 | 2 | 3
Paylaş: