SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2018 Cumartesi

Dış Gebelik Nedir? Nasıl Olur? Belirtileri ve Riskleri Nelerdir?


Dış Gebelik Nedir? Nasıl Olur? Belirtileri ve Riskleri Nelerdir? hakkındaki yazımızın detayı aşağıda...

Dış Gebelik Nedir?

Dış gebelik, sperm ve yumurta hücresinin birleşmesi sonucunda oluşan embriyonun, gebeliğin rahim içi dışında farklı bir yere yerleşmesidir. Embriyonun yerleşmesi gereken doğal yer, rahim içidir. Fakat çeşitli sebeplerle fallop tüplerinde ya da farklı alanlara yerleşen embriyolar da söz konusu olabilir. Dış gebelik, doğum ile sonuçlanmaz. Erken teşhis edilirse tedavi şansı yüksektir.


Dış gebelik her kadında belirti göstermediğini ifade eden Bülent Tıraş, “İstatistiki olarak her yüz hamilelikten \%2’sinin dış gebelik olduğu belirtilmektedir. Bu dış gebeliklerle zamanında müdahale edilmediği taktirde hayati risklere yol açabilmektedirler. Dış gebeliğin ilk zamanları, normal gebelikle benzerlikler gösterir. Genel haliyle, hamilelik belirtileri olan adet döneminin gecikmesi, memelerin hassaslaşması ve mide bulantısı belirtiler içindedir.

Dış gebelik ilerledikçe, normal hamilelikte olmayan başka belirtiler de görülmeye başlanır. Dış gebelik, kanamaya yol açabilir. Bu kanamayı durdurmak için cerrahi yöntemlere ihtiyaç duyulabilir. Günümüzde dış gebelik için erken teşhis ve tanı dahilinde ameliyatsız tedavi yöntemleri mevcuttur. Bu şekilde iç kanamaya mahal vermeden enjeksiyon yoluyla ilaç kullanımı ile ameliyata gerek kalmamaktadır.

Dış Gebeliğin Riskleri Nelerdir?

Kadın ölümlerinin bir kısmının dış gebelik kaynaklı olduğu söyleyen Tıraş aynı zamanda dış gebeliğin riskleri hakkında da bilgiler verdi. Tıraş, “Dış gebelik kaynaklı ölümler, kadın ölümlerinin bir kısmını kapsayabilmektedir. Hamileliklerin tümünde oluşan anne mortalitesinin \%9-13’ünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde dış gebelik kaynaklı ölümler yaklaşık olarak binde 3’e düşecek kadar azalmıştır.
Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran tam tersi şekilde artmakta, yüz binde 300’e yükselebilmektedir. Dış gebelik, tekrar dış gebelik oluşma riskini arttırma, kanalların kapanması yüzünden kısırlık oluşturabilme, rahim boynundaki dış gebeliklerde tedavi öncesi rahmin alınmasına sebep olabilme gibi birçok risk taşır” ifadelerinde bulundu.

Dış Gebeliğin Belirtileri Nelerdir?

Dış gebelik, çoğunlukla hamileliğin 5. ve 14. haftaları arasında belirti vermeye başlar” diyerek dış gebeliğin belirtilerini aktaran Tıraş, “ Karnın tek tarafında olan sürekli ve şiddetli ağrılar, adet kanamasından farklı olan vajinal kanamalar, omuz ağrıları, idrara çıktıktan sonra alt karında oluşan ağrı, ishal ve kusma gibi belirtiler dış gebelik belirtileri arasındadır.

Dış Gebelik Nasıl Tedavi Edilir?

Dış gebeliğin tedavi edilmesi adına yaygın olarak cerrahi müdahaleler uygulanmaktadır. Operasyon için çeşitli yöntemler mevcuttur ancak en yaygın yöntem, laparoskopik yöntemlerdir. Yöntemin sağladığı avantajlar ve yapılma şekli itibariyle açtığı yaralar daha küçüktür. Dolayısı ile yara izleri de küçük olmaktadır. Dış gebelikte uygulanan bir başka yöntem ise ilaç tedavisidir. Medikal tedavi yalnızca embriyonun kalp aktivitesi yoksa ve uygun hormon değerleri mevcutsa uygulanabilmektedir.

Kaynakça:
http://www.milliyet.com.tr

Paylaş:

19 Ocak 2018 Cuma

Kışın Kolay Kilo Vermenin (Zayıflamanın) Yolları Nelerdir?


Kışın Kolay Kilo Vermenin (Zayıflamanın) Yolları Nelerdir? hakkında bilgiler yazımızın devamında anlatılmaktadır...

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ceren Döğerli Kantar, kış aylarında daha rahat kilo vermek isteyen kişilerin güçlü bir bünyeye sahip olmaları gerektiğini hatırlatarak A,C, E ve D vitaminleri bakımından zengin olan gıdaların tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Havaların soğumasıyla vücut direncinin düştüğünü ve bu sebeple de bağışıklık sisteminin yavaşladığını dile getiren Kantar, A, C, E ve D Selenyum, Çinko, Magnezyum gibi bazı vitamin ve minerallerin kişiler için önem taşıdığını belirtti.

Kış aylarında kişilerde D vitamininin azaldığından bahseden Kantar, haftanın iki üç günü mutlaka et ve et ürünlerinin tüketilerek D vitamini eksikliğine maruz kalınmaması gerektiğini kaydetti.

'Kaliteli protein kaynakları vücut direncinin artmasına yardımcı olacaktır' diyen Kantar, " Yumurta sarısı, et, kuru baklagil yada balık gibi gıdaların düzenli olarak tüketilmesi gerek. Aynı zamanda bu besinlerinin emiliminin gerçekleşebilmesi için C vitamini değeri yüksek olan sebze ve meyvelere de önem verilmesinde fayda vardır.

Mevsim itibari ile bulunan sebze ve meyveler C vitamininden zengin oluyor. Portakal turunçgiller özellikle bu dönemde kivinin daha çok tercih edilmesi gerekiyor. Günlük bir tane kivi tüketimi gereken C vitamini ihtiyacını karşılıyor. Bu dönemde zayıflamak isteyen kişilerin güçlü bünyeye sahip olmaları kilo vermelerini kolaylaştıracaktır" dedi.

Kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin özellikle kalp, damar hastalıkları yâda tansiyon problemi olan kişilerde sıvı tüketiminin önem taşıdığını aktaran Kantar, proteinli besinlerin sodyum oranı yüksek olduğu için sınırlı tüketmek gerektiğini bunun yanında tansiyon hastası olan kişilerin ise her bitki çayını tercih etmemeleri gerektiğini hatırlattı.

Down sendromlu çocukların kış aylarındaki beslenme konusunun önemli olduğuna değinen Kantar, " Kış aylarında Down sendromu olan çocuklarımızın beslenme konusu oldukça önemli.


Özellikle bağırsaklarımız çünkü bağırsaklar ikinci beynimizdir. Sağlam bir bağırsak yapısına sahip olan kişilerde beden ve ruh sağlığının uyumu daha verimli olabilmektedir. Bu kişilerde biz çoğunlukla prebiyotik desteğin alınması istiyoruz.

Bunu besinlerden nasıl karşılayacağız dersek mesela, kemik suyu olabilir. Kemik suyu çorbaları olabilir.Yada ev yapımı kefirler veya prebiyotik yoğurtlar tercih edebiliriz. Avokado, Hindistan cevizi yağı, tatlı patates ve bal kabağı gibi posa değeri yüksek besinler olduğu için bağırsak sağlığını daha da kuvvetlendirecek.

Aynı zamanda glütenin sindirimi zor olduğu için biz bu gibi kişilerde glütensiz beslenmenin daha yararlı olduğunu düşünmekteyiz. Ekmek yada tahıl ürünleri tercih ederken glütensiz olanlarını tercih etmeleri yâda kendilerinin hazırlamaları daha sağlıklı olacaktır. Çünkü bağırsak sendromu ile karşılaştığımızda tabii kişilerin huzursuzluk davranışları da huzursuz olacağı için buda yaşam kalitelerini olumsuz etkileyecektir" dedi. (İHA)

Kaynakça:
http://www.mynet.com

Paylaş:

Vücut Direncini (Bağışıklık Sistemini) Güçlendirmenin Doğal Yolları Nelerdir?


Özellikler kış aylarında grip, nezle, soğuk algınlığı gibi enfeksiyon hastalıklarına yakalanmamak için ne yapılabilir? vücut direncini arttırmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları nelerdir? gibi sorular bu gibi durumlarda aklımıza gelir.Vücut direncini arttıran doğal besinler nelerdir? bir bakalım...

Vücut Direncini (Bağışıklık Sistemini) Güçlendirmenin Doğal Yolları;

1) Bağışıklık sistemimizin en önemli bölümü bağırsaklarımızda yer alır. Bağırsaklarımızda yaklaşık 100 trilyonu aşkın bakteri bulunur. İyi bakteri sayısı ne kadar fazla olursa bağışıklık sistemimiz de o kadar güçlü olur. Bağırsağımızda iyi bakteri sayısının arttırmanın en iyi yolu da doğal probiyotikler içeren yiyecekleri (ev yapımı turşu, şalgam suyu, yoğurt, kefir, peynir..) sofrada daha çok bulundurmaktan geçiyor.

2) Bağırsaklarımızda ki iyi bakterileri korumanın en iyi yollarından biri de gereksiz antibiyotik kullanmamak. Her enfeksiyondan sonra bilinçsizce kullanılan antibiyotikler hem bağırsaktaki iyi bakterileri de yok ediyor hem de diğer bakterilere karşı direnç oluşmasına neden olarak daha sonraki enfeksiyonlarda daha zor iyileşmeyi de beraberinde getiriyor.

3) Stres, kötü beslenme ve kabızlık da bağırsak florasını negatif etkiliyor ve kötü bakterilerin çoğalmasına neden olarak bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor.

4) Bağışıklık dediğimizde hepimizin aklına C vitamini geliyor. C vitaminin den zengin beslenmek de gerçekten önemli. Kivi, turunçgiller, yeşil yapraklı sebzeleri de her gün yemeye özen göstermek gerekiyor.

5) A vitamini ve D Vitaminin de bağışıklık üzerine çok etkisi var. Her gün saat 11-15 arasında yarım saat kadar kolları ve bacakları güneşlendirmek eskilerin deyimi ile ‘güneş banyosu yapmak’ bununla birlikte havuç, ıspanak, kara lahana, yumurta ve balık çeşitlerine de sofralarda yer açmak gerekiyor. 



6) Demir eksikliği de bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Özellikle 14-45 yaş arası bayanlarda ve büyüme gelişme çağındaki çocuklarda çok sık görülüyor. Vücut demir depoları azalınca hücrelere yeteri kadar kan gidemiyor. Hücre oksijenlenmesi azalıyor. Bu durumda salgın hastalıklara yakalanma riski artıyor. O nedenle demirden yana zengin yiyecekler olan kırmızı et, yumurta, karaciğer, kurubaklagiller, pekmezi de günlük beslenmede tüketmek gerekiyor.


7) Bir çok bilimsel araştırmada Beta-glukan içeren yulaf kepeğinin de bağışıklık sistemini güçlendirdiği gösterildi. Çorbalarınıza veya yoğurdunuza ekleyeceğiniz günlük ortalama 2-3 yemek kaşığı yulaf kepeğinin hem bağırsak çalışmasında hem daha tok hissetmekte hem de bağışıklık sistemini güçlendirmekte faydasını görürsünüz.

8) Omega-3 oranı yüksek besinler olan balık, ceviz, semiz otu gibi yiyeceklerde hücre kanlanmasını arttırarak bununla birlikte damar kireçlenmesini önleyerek vücuda çok fayda sağlıyor. Koruyucu kalkan oluşturuyor.


9) Iyi bir dolaşım beraberinde iyi bir boşaltım ve iyi bir metabolizma için yaz-kış demiyoruz günde 10 bardak su içmeyi tavsiye ediyoruz. Özellikle kış aylarında susama hissi azaldığı için günlük su tüketimi yetersiz kalıyor. Bu durumda vücudun günlük metabolizması sırasında oluşan atık maddeler vücuttan gerektiği hızda atılamadığı için toksin birikimine zemin hazırlıyor ve hastalıklara yakalanma riski artıyor.

10) En önemli bağışıklık sistemi koruyucusu harekettir, egzersizdir. ‘İşleyen demir pas tutmaz ‘ atasözümüzde olduğu gibi ne kadar çok hareket edersek vücudumuza o kadar büyük iyilik etmiş oluruz. Kan dolaşımını ve metabolizma hızını arttırarak bağışıklık sistemimizi kuvvetlendiririz. Son günlerde yayımlanan bir araştırmada da günlük ortalama 10 bin adım atan insanların ortalama 7 yıl kadar daha uzun süre yaşayacağı öngörülüyor.
Paylaş:

Böbrek Taşı Nedir? Böbrek Taşı Neden Olur ve Böbrek Taşına Ne İyi Gelir?



Böbrek taşı, idrarda bulunan kalsiyum ve ürik asit miktarlarının fazlalaşması ve sonrasında kristalleşerek zaman içinde böbrekte kümelenmesiyle oluşur. Şimdi size, Böbrek Taşı Nedir? Böbrek Taşı Neden Olur ve Böbrek Taşına Ne İyi Gelir? hakkında bilgiler vereceğiz...

Böbrek taşı kimi zaman küçük olup, kendiliğinden kolayca idrarla atılır. Büyük olduğu zaman ise çok şiddetli ağrılara neden olabilir. Görülme sıklığı erkeklerde kadınlara oranla daha fazladır. Kimi insanlarda böbrek taşı hiç oluşmazken, diğerlerinde tekrarlayan böbrek taşı oluşumuna rastlamak mümkündür. Daha sıcak hava koşullarına sahip bölgelerdeki insanlarda sıvı kaybı daha çok olduğundan, bu rahatsızlık sıcak iklimlerde yaşayanlarda daha sık görülmektedir.

Böbrek taşına yol açan nedenler tam olarak bilinmemekle beraber, oluşumuna neden olacak başlıca faktörler şöyle sıralanabilir:

Genetik faktörler: Böbrek taşlarının kalıtımsal olarak aile içinde tekrarı yaygındır.

Yeterince Sıvı Tüketmemek:
 Vücuda yeterince su veya sıvı alınmaması, bünyede bulunan mineral ve tuzların zaman içinde kristalleşerek birbirlerine böbrek taşı oluşturmasına neden olabilir. Bu, böbrek taşını oluşturan nedenlerin başında gelmektedir.

Diğer Hastalıklar: 
Sahip olunan gut, idrar yolu enfeksiyonu veya bağırsak rahatsızlıkları gibi bazı diğer hastalıklar da böbrek taşı oluşumuna davetiye çıkarır. Buna ek olarak, kanda bulunan kalsiyum oranını artıran sarkaidoz, paget hastalığı veya bazı kemik hastalıkları da taş oluşturabilir.

Beslenme Alışkanlıkları: Böbrek taşı oluşmasına yol açan bazı besinlerin aşırı tüketilmesi. Dengesiz beslenme nedeniyle B6 ya da magnezyum gibi vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin eksikliği böbrek taşı nedenleri arasındadır.

Böbrek Taşına Ne İyi Gelir?

Her ne kadar böbrek taşı oluşumunun nedenleri kesin olarak bilinmese de, oluşumunda etkili olduğu düşünülen nedenlerin önüne geçmek mümkündür. Taş oluşumundan korunmak için nelere dikkat etmemiz gerekir ve evde kendimiz neler yapabiliriz gibi kafamızı kurcalayan soruların cevapları ise şöyle.

Sıvı Kaybını En Aza Düşürün
Daha önce de bahsettiğimiz üzere, vücuda yeterince alınmayan sıvı, böbrek taşı oluşturan sebeplerin başında geliyor. Günde ortalama 2-2,5 litre sıvı tüketmek bu durumu minimuma indirgeyecektir. Elbette bu sıvıların başında hayat kaynağımız olan suyun geldiği unutulmamalıdır. Limonlu soda ya da meyve suları tüketilebilir. Bu sıvılar alınırken, asitli içeceklerden kaçınılması gerekir, çünkü bu tarz içecekler asit – baz dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Aynı şekilde çay ve özellikle kahvenin fazla tüketimin zararlı olduğu bilinmektedir.

Düzenli ve Dengeli Beslenin
Bu konuyla ilgili en önemli nokta tuz alımını azaltmaktır. Hayati fonksiyonları yerine getirilebilmesi için tuz oldukça önemli bir mineral olmasına rağmen, her şeyde olduğu gibi fazla tuzun vücuda zararı büyüktür. Gereğinden fazla alınan tuz, kalp hastalıkları ve böbrek sorunları başta olmak üzere pek çok ciddi hastalığa yol açabilir. Bu yüzden fazla tuz içeren işlenmiş gıdalardan (atıştırmalıklar, konserve gıdalar, fast food yemekler…) uzak durmak ve daha az tuzlu ya da tuzsuz ürünlere yönelmek sağlık açısından bir gerekliliktir. Yağlı besinlerden kaçınılmalı, özellikle et, yumurta ile alınan ve vücuttaki ürik asit miktarını artıran proteinler kontrollü olarak tüketilmelidir.

Günlük Almanız Gereken Kalsiyum, C ve D Vitamini Miktarlarını Belirleyin

Kalsiyum, C ve D vitamini içeren besinlerden ne kadar almanız gerektiği ile ilgili doktorunuza danışabilir ve buna göre kendinize bir diyet hazırlayabilirsiniz.

Kalsiyum içeren süt, yoğurt ve peynir gibi gıdaların da taş oluşumuna yol açmaları nedeniyle bu besinlerin de gün içinde alınması gereken miktarı 2-3 porsiyonla sınırlandırılmalıdır. Besinler dışında ekstradan alınan C ve D vitamini takviyeleri de böbrek taşı oluşumunu tetikleyebilir.

Egzersiz Yapın
Düzenli egzersizin vücuda sayılamayacak kadar çok yararı vardır. Öncelikli olarak kan dolaşımını hızlandırarak, kan ve damar rahatsızlıklarını engeller. Kemikleri güçlendirir ve taş oluşumu riskini azaltır. Günlük hayat içinde spor salonuna gitmeye vaktiniz yoksa her gün yapacağınız yarım saatlik yürüyüş, hem günlük hayatın stresini atmanızda, hem de genel olarak sağlığınızı korumanıza yardımcı olacaktır.



Kaynakça:
https://www.sabah.com.tr/saglik/2015/03/09/bobrek-tasina-ne-iyi-gelir

Paylaş:

18 Ocak 2018 Perşembe

Safran Nedir? Nerede ve Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Özellikleri Nelerdir?


Safran Nedir?

Safran bitkisi, Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.

Safran Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.

Safran Nerede Yetişir? Nerelerde Bulunur?

Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor.

Safran'ın Özellikleri Nelerdir?

Safranın kuvvetli bir kokusu vardır. Keskin ve acımsı bir tada sahiptir. Ilık suyla karışınca turuncu-sarı arası bir altın rengi verir. Kendi ağırlığının tam 100 bin katı suyu altın sarısına boyayabilir. Zaten adı da Arapça'da "sarı" demek olan "asfar" kökünden türemiştir.

Uzmanlar tarafından otsu ve samansı rahiyalar barındıran metalik bir bal tadında olduğu söylenen safran, ülkemizde sıkça zerdeçalla karıştırılır. Gerçi zerdeçal da hem yemeklere renk katan hem de birçok hastalığa yararlı olan şifalı bir bitkidir ama safran değildir. Safranın tarımı çok zahmetlidir.

Sadece 100 gram safran elde etmek için 1 dönümlük alanda ekim yapmak gerekir. İçeriğinde 150'nin üzerinde uçucu yağ ve aroma barındıran safran; gıdadan ilaç sektörüne, parfümeriden kumaş boyamaya kadar birçok alanda kullanılır.

Safranın Faydaları Nelerdir? Safran Nelere İyi Gelir?

Gıda, parfümeri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında safran ayrıca binlerce yıllardır şifa verici bitki olarak tüketilir. Safranın keskin ve acımsı tadına rağmen çok eski tarihlerden beridir iştah açıcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Sinirleri uyarıcı etkisi sayesinde cinsel isteği ve performansı artırır; yine aynı özelliği sayesinde menstrüasyon döneminin daha ağrısız geçmesine yardımcı olur. Ama bu özellik, aynı zamanda, safranın hamilelik döneminde kullanılmasını da tehlikeli hâle getirir: Safran, hamilelikte düşüğe sebep olabilir.
Yatıştırıcı özelliği olan safran, serotonin düzeyini dengeleyerek depresyondan anksiyeteye kadar birçok psikolojik soruna çözüm olabilir.

Karaciğere iyi geldiği, araştırmalarla kanıtlanmış olan safran, aynı zamanda antioksidan ve antikanserojendir de... Kanserli tümörleri küçülttüğü ve yayılmalarını önlediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, iştahı düzenleyerek obeziteye karşı da önemli bir yardımcı görevi görür. Amerika'da yapılan bir araştırma, günde 176.5 gram safran tüketen kişilerde zararlı abur cubur yeme isteğinin yüzde 55 oranında azaldığını ortaya koymuştur.

Safranın Zararları Var mıdır?

Her şeyde olduğu gibi ne diyoruz!? ''azı karar, çoğu zarar'' Yani az kullanımının bir zararı yoktur. Bronşite, astıma, öksürüğe, sinir sistemine, dişlere ve diş etlerine, kalp sağlığına ve gözlere kadar her türlü organımıza ve sağlık sorununa faydası olan safranı yine de fazla kullanmamalısınız. Aşırı kullanımı, hayati tehlike yaratabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Ayrıca böbreklere de zarar verebilir.

Tabi, daha önce belirtmiş olduğumuz gibi hamilelikte de safran kullanımından kaçınmakta fayda var.
Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Hatmi Çiçeği Nedir? Faydaları Nelerdir? Hakkında Bilgi



Hatmi Çiçeği Nedir?

Bilimsel adı Althaea officinalis olan hatmi çiçeği, soğuk aylarda vücudumuzun büyük dostlarındandır. Bazı yörelerimizde Hire, Devegülü, Silindir Çiçeği, Gülhatmi olarak da bilinmektedir. Temmuz – Ağustos aylarında çiçekleri açan bitki, 50-150 cm'ye kadar boylanabilmektedir. Sulak yerleri seven bitkinin, gövdesi dik ve tüylü olup Akdeniz Bölgesinde yetişmektedir. Bitkinin şifalı kısımları kök, yaprak ve çiçekleridir. Bünyesinde nişasta, sakaroz, galaktoz, pektin, yağ, tanen ve asparagin taşır. Bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Hatmi Çiçeği'nin Faydaları;

  • Özellikle soğuk algınlığında ve gripte etkilidir. 
  • Cildi nemlendirir. 
  • Vücuda rahatlık verir. 
  • Göğsü yumuşatır. 
  • Öksürüğe iyi gelir. 
  • Kaynatılmış suyu güneş yanıklarına iyi gelir. 
  • Bu su saçlar için de kullanıldığında canlandırır. 

  • İdrarı artırır. İdrar yolları iltihabına iyi gelir. 
  • Kökler ve yapraklarından kaynatılarak elde edilen suyu baş ağrısı ve adetin sökülmesine yardımcı olur. Bu su aynı zamanda meniyi artırır, mide ve bağırsak iltihaplarına iyi gelir. 
  • Prostat ve sinüzit iltihabına iyi gelir. Zona ( sinir ucu iltihabı ) için kullanılır. 
  • Boğaz iltihabına karşı iyi gelir. 
  • Kaynatılmış hatmi çiçeği suyu ile gargara yapılabilir. 
  • Dişlere iyi gelir. Hatmi çiçeği kurutularak sigara gibi içilebilir, balgam söktürür.

Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Metabolizma Nedir? Metabolizma Hızı Nedir? Metabolizma Hızını Etkileyen Faktörler Nelerdir?



Metabolizma Nedir?

Metabolizma (yapım yıkım), canlıda yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal tepkimelerdir. Her organizma, büyüme, gelişme, ısı, hareket, üreme gibi yaşamsal etkinlikleri sürdürebilmek için dış çevreden bazı maddeler ve enerji almak zorundadır.

Metabolizma Hızı Nedir?

Metabolizma hızı, bir insanın herhangi bir fiziksel aktivite yapmadan gün içinde harcadığı enerji miktarıdır. Yani hareket halinde olmadığımız durumlarda organlarımızın çalışması ve sindirim gibi işlevler için harcanan enerjiyle bağlantılıdır. Bazal metabolizma hızı adı verilen bu oranın bilinmesi kalori ihtiyacının belirlenmesi ve kilo kontrolünün sağlanması açısından çok önemlidir.

Bazal metabolizma hızı hesaplama formülü
Kadınlar=655+(9.6 x Kilogram olarak ağırlık)+(1.7 x santimetre olarak boy) - (4.7 x yaş)
Erkekler=66+(13.7 x Kilogram olarak ağırlık)+( 5 x santimetre olarak boy) - (6.8 x yaş)

Eğer metabolizmamız hızlı çalışıyor ise yediklerimiz kolayca enerjiye dönüşür ve hızlı bir şekilde yakılır. Tam tersine metabolizmamız yavaş çalışırsa aldığımız besinlerin enerjiye dönüşümü zorlaşır ve yakamadığımız kaloriler kiloya dönüşür.

Ayrıca, hareketsizlikten oluşan kas kaybı metabolizma hızının yavaşlamasına, düzenli egzersiz yaparak kas gücüne sahip olmak ise metabolizmanın hızlanmasına yol açar. Bu nedenle metabolizma hızımızı ölçtürüp, bu oranı dikkate alarak bir yaşam düzeni oluşturursak, kilomuzu da rahatlıkla kontrol altına alabiliriz.

Metabolizma Hızı Neden Yavaşlar?
Diyetisyen Şefika Aydın metabolizma hızının kişiden kişiye değiştiğini ve birçok faktöre bağlı olduğunu belirtiyor. Aydın, bu faktörlerin yaş, cinsiyet, hormonal durumlar, menopoz, kişinin egzersiz seviyesi ve kalıtımsal özellikler olduğunu söylüyor. Bunların yanı sıra genetik etkilerin, metabolik hastalıkların, yağ ve kas düzeylerinin, ateşli hastalıkların, hamileliğin ve uzun süreli diyetlerin de bazal metabolizma hızını etkilediğini söylüyor.

Yaşımız ilerledikçe vücudumuz daha fazla kilo ve yağ edinir, daha çok kas kaybederiz. Bu nedenle metabolizma hızımız da yaşımız arttıkça azalmaya başlar. Doktor Haluk Saçaklı “27 yaşından itibaren her 5 senede bir metabolizmamız %3 yavaşlar. 47 yaş ve sonrası ise %12 yavaşlama söz konusu olur” diyor. Bunun da ayda 1 kilo yağlanma anlamına geldiğini belirtiyor. Saçaklı, 30 yaşından itibaren her yıl 250 gram kas yitirirken, 750 gram yağlandığımızı söylüyor.

Metabolizma hızında cinsiyetin etkisine gelince, erkeklerin kas oranı kadınlara göre daha yüksek olduğundan, metabolizmaları da daha hızlı çalışır. Kadınların metabolizması hızı erkeklere oranla daha yavaştır.


Metabolizma hızını yavaşlatan önemli bir faktör sık ve bilinçsiz yapılan diyetler. Hızlı kilo alıp vermeler metabolizma hızımızı olumsuz yönde etkiler. Uzmanlar, sürekli ağır diyetler yapılmasının metabolizma hızını yüzde 30 oranında azalttığını belirtiyorlar.

Metabolizmanın Yavaşlaması Nelere Yol Açar?
Metabolizmanın yavaşlaması ve vücudun yağlanmasıyla birlikte sağlığımızı tehdit eden birçok hastalık ortaya çıkar. Doktor Haluk Saçaklı, “Kandaki yağların artması ve damar çeperlerinin yağla tıkanması kardiovasküler olumsuzluklara neden olur. Bu da kalp krizi riskinin artması demektir “ diyor. Saçaklı, metabolizmanın yavaşlamasının aynı zamanda diyabet hastalığının çok daha çabuk ortaya çıkmasına neden olacağını belirtiyor.

Metabolik sendrom: Tansiyon, kolesterol ve şeker sorunları

Metabolik sendrom adı verilen hastalık ise modern çağ hastalığı olarak biliniyor. Yaşam koşullarının değişmesi nedeniyle 50-100 yıl önce rastlanmayan metabolik sendrom ortaya çıkıyor. Daha çok masa başında oturan, düzensiz beslenen ve stres altında çalışan insanlarda görülen metabolik sendromun belirtileri ise bel çevresinde genişleme, tansiyon, kolesterol ve kan şekeri seviyelerinde yükseklik. Bu belirtiler fark edildiğinde önlem almak için hemen harekete geçilmeli. Çünkü metabolik sendrom şeker hastalığı, kalp krizi, hipertansiyon, kanserde artış, kan yağlarında birikme, obezite, koroner damar hastalıkları gibi birçok rahatsızlığa neden olabiliyor.

Metabolizmamızı Nasıl Hızlandırabiliriz?

“İnsan kendine baktığı sürece kas erimesini ve metabolizma yavaşlamasını engelleyebilir” diyor Dr. Haluk Saçaklı. Saçaklı ayrıca bir insanın 25-30 yaşında kas gücü neyse, düzenli egzersizler yaparak 55-60 yaşında da aynı kas gücüne sahip olabileceğini belirtiyor. Dolayısıyla düzenli spor yapmak metabolizma hızını artırıyor.

Uzmanlara göre, sağlıklı beslenerek, planlı ve uzman kontrolünde diyet yaparak, fiziksel aktiviteyi artırarak ve yeteri kadar su tüketerek metabolizma hızımızı artırabiliriz. Bu sayede hem ileriki yaşlara sağlıklı girmek hem de kilo kontrolü de sağlamak mümkün oluyor.


Metabolizmayı Hızlandırmak İçin Neler Yapmalı:

  • Günde 6 öğün beslenmeye çalışın. Tüm diyetisyenlerin 6 öğünün önermelerinin sebebi metabolizma hızının yavaşlamasını engellemektir. Almamız gereken enerjiyi 6 öğüne bölerek hem daha az acıkmış, hem de sık ve az yemek yiyerek vücudu sürekli çalıştırmış oluruz. Böylece, metabolizma hızı yavaşlamaz. Diğer yandan uzun süre aç kalmak metabolizma hızını düşürür. Bu nedenle, ara öğünlerde meyve, ayran ve diyet bisküvi ürünleri tüketilmesi büyük önem taşır.
  • Bol su için. Böylece dolaşım, sindirim, solunum sistemleriniz dengeli çalışacak, metabolizma hızlanacaktır.
  • Düzenli egzersiz ve dengeli beslenmeyi bir yaşam biçimine dönüştürün.
  • Bol yeşil çay için. Yeşil çay kalp basıncını artırmadan metabolizmanın hızlanmasını sağlar.
  • Güne mutlaka kahvaltı yaparak başlayın. Kahvaltı öğününü atlamak metabolizmanın daha geç ve daha yavaş çalışmasına neden oluyor.
  • Hareketli olun. Hareket etmek için gün her türlü fırsatı değerlendirin. Hareketsizlik, metabolizma hızımızı düşürür. Bu nedenle günde 30 dakika yürüyüş yapın.
  • Diyet yapıyorsanız mutlaka bilinçli ve düzenli bir şekilde yapın. Hızlı kilo alıp vermelerden kesinlikle uzak durun.
  • Protein ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Özellikle süt ürünlerini mutlaka diyetinizde bulundurun. Bu metabolizma hızınızı %10 oranında artıracaktır. 
Paylaş:

Yer Elması Nedir? Yer Elmasının Faydaları ve Zararları Nelerdir?



Yer Elması Nedir?

Yer Elması, papatyagiller ailesinden bir bitki olan yer elmasının kanser, kalp ve kemik hastalıklarının oluşma aşamasını yavaşlattığı ve oluşma aşamasından önce kullanıldığında da oluşma riskini azalttığı görülmüştür. Çok köklü bir sebze olan yer elması bazı ülkelerde Tupinamba olarak da bilinmektedir. Tupinamba Hindistan halkına verilen bir isimdir. Aslında Kuzey Amerika kökenli bir bitki olmasına rağmen, neden bazı dillerde bu şekilde isimlendirildiği sırrını korumaktadır.

Yer elmasının faydaları herkes tarafından bilinmez. Patates gibi toprak altında büyüyen yer elmasının sağlık açısından birçok faydası bulunmaktadır. Sade olarak tüketilebilen yer elması zeytinyağlı yemeklerde, et yemeklerinde birçok salata da tüketilebilir. Ancak yer elmasının nasıl yendiği konusunda insanların kafasında birçok soru işareti bulunmakta. Yer elması nasıl yenir yer elmasının faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Yer elmasının faydalarını, yer elması nasıl yenir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırıp bir araya getirdik. Yer elması toprak altında yetişen, tat olarak turpa benzeyen bir yiyecektir. İçerisinde nişasta ve zararlı maddeler bulundurmayan bu yiyeceğin sağlık açısından hiçbir zararı yoktur. Hatta içerisinde nişasta bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından bile tüketilebilir. Yer elması sağlığımıza olan faydalarının yanı sıra zayıflamak için de oldukça yarar sağlayabilir. İçerisinde nişasta ve kalori bulundurmamasından dolayı kilo vermede oldukça etkili olabilir.Zayıflamak isteyenler ve yer elması zayıflatır mı diye soranlar gönül rahatlığıyla yer elması tüketebilirler.

Yer Elması Nerede Yetişir?

Yer elmasının anayurdu Amerika kıtasıdır. 17.yy da avrupaya getirilmiş olan yer elmasının bir çok faydası bulunmaktadır. Ülkemizde bolca yetiştirilen yer elması çok yıllıklı otsu bir bitki olarak bilinmektedir.

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Kan şekerini dengeler; Yer elması kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İçerisinde nişasta da bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından tüketildiğinde fayda sağlayabilir.


Metabolizmayı hızlandırır; İçerisinde yer alan İnülin maddesi sayesinde sindirim sistemini hızlandırmaya yardımcı olur. Bu inülin maddesi suda çözülebilen bir madde olduğundan ve içerisinde yer alan zengin lif içeriği sayesinde kabızlık sorununu da engellemeye yardımcı olmaktadır.

Kanser kemik erimesi şeker hastalığı riskini azaltır; Yer elmasının sağlığınıza olan faydaları yine inülin maddesi sayesinde gerçekleşiyor. İnülin maddesi kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesini rahatsızlığının önlenmesine yardımcı oluyor.

İdrar söktürücüdür; Yer elması doğal bir idrar söktürücüdür. İdrar yaparken problem yaşıyorsanız yer elmasını düzenli olarak tüketerek bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Anne sütünü arttırır; Yer elması içerisinde yüksek miktarda C ve A vitamini barındırır. Aynı zamanda içerisinde bolca mineral barındırmasından dolayı anne sütünü arttırıcı etkisi bulunmaktadır.

Demir kaynağıdır; Yer elmasında bulunan demir miktarını 3 ons (yaklaşık 87 gram) kırmızı et yiyerek elde edebilirsiniz.

Saç sağlığı için oldukça faydalıdır; İçerisinde demir mineralleri ve vitamin bakımından zengin olan yer elması saç sağlığı açısından bulunmaz bir nimettir. Saçlarınız sağlıksız görünmeye başladıysa beslenmenize yer elması ekleyebilirsiniz.

Kışın bol bol tüketilmeli; Yer elması özellikle kış günlerinde bolca tüketilmelidir. Hem bağışıklığı güçlendirici etkisi hem de kanseri önleyici etkisi dolayısıyla uzmanlar tarafından sıkça tüketilmesi tavsiye edilir.

Yer Elması Nasıl Yenir?

Yer elması nasıl yenir sorusunun cevabı çoğu insan tarafından merak edilmektedir. Yer elmasının nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda kafanızda soru işaretleri varsa tam olarak doğru yerdesiniz. Uzmanlar yer elmasının genellikle çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Çiğ olarak yer elmasının lezzetini arttırabileceğiniz tek yöntem onu salatalara eklemek olacaktır. Yer elmasını aynı zamanda yemeklere de ekleyebilirsiniz, bu durum vitaminlerin tamamen kaybolacağı anlamına gelmez. Yer elmasının vitaminleri ve minerallerinin azalmasına neden olabilir.

Yer Elmasının Zararları Var mıdır?

Yer elmasının bilinen herhangi bir zararı yoktur.Tabi her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi yer almasınında gerektiğinden fazla tüketilmemesi gerekir.
Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Kansızlık (Anemi) Nedir? Kansızlığa İyi Gelen Şeyler ve Belirtileri Nelerdir?



Anemi veya halk arasında biline adı ile kansızlık, farklı şekillerde tanımlanan kan rahatsızlığı olarak bilinmektedir.Kansızlık rahatsızlığını kırmızı kan hücrelerinin fonksiyonlarında ve sayısındaki anormallikler şeklinde de tanımlayabiliriz.Kırmızı kan hücreleriniz kırmızı rengini hemoglobinden alır, demir içeriği zengin protein oksijeni ciğerlerden vücudun diğer bölgelerine taşır. Sıkça görülen bir başka kansızlık nedeni Akdeniz anemisi yani talasemidir.

Ülkemizde ve Kıbrıs’ta beta talasemi taşıyıcılığı sık görülmektedir.Halk arasında kansızlık olarak bilinen anemiden kurtulmak için bol bol kırmızı et, yumurta ve sebze tüketmek şart. Ayrıntılı bir inceleme, demir eksikliğiyle Akdeniz anemisi taşıyıcılığının birbirinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlar.

Demir Eksikliği

Akdeniz anemisi taşıyıcılığı doğumsal bir hastalık olduğundan önceki yıllara ait kan düzeyleri var ise bunlar tekrar gözden geçirilmelidir. Yıllar önceye ait düşük hemoglobin düzeyleri Akdeniz anemisi taşıyıcılığından kuşku duyulmasına neden olur. Tabii burada yıllar boyunca tekrarlayan demir eksikliği anemisi olan ve tam tedavi edilmemiş hastaları da göz ardı etmemek gerekir.

Romatizmal Ağrılar

Bir diğer önemli nokta kalıtsal bir hastalık olduğundan Akdeniz anemisi taşıyıcılarının anne, baba ya da yakınlarında da aynı durumun söz konusu olmasıdır. Bu kişiler de araştırılmalıdır. Romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları, brusella ve tüberküloz gibi iltihapla seyreden bazı kronik hastalıklarda da bazen demir eksikliğiyle karışabilen kansızlık görülebilir.

Birçok Önemli Hastalığa Zemin Hazırlar

Tüm bu durumlar kan hücrelerinin yapımıyla ilgili bozukluklardır. Bir de tüm kan hücrelerinin hızlı yıkıldığı durumlar vardır ki bunun önemli nedenlerinden biri dalak büyüklüğüdür. Dalak büyüklüğü çok çeşitli hastalıklarda görülebilir. Mutlaka kan hastalığı olması gerekmez. Karaciğer hastalıklarından enfeksiyonlara değin bir dizi durum buna yol açabilir. Görüldüğü gibi kansızlığı uzun süreden beri devam eden bir kişinin ayrıntılı olarak incelenmesi ve altta yatan hastalığa göre tedavisinin yapılması şarttır.

Halsizlik ve Unutkanlık Varsa Dikkat!

Sabahları yorgun uyanıyor, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, unutkanlığınız arttı, saçlarınız zayıfladı, çarpıntılarınız başladıysa sizde kansızlık (anemi) olabilir. Kansızlığın en önemli nedeni demir eksikliğidir. Özellikle kadınların büyük çoğunluğunun ortak sorunu demir eksikliği ve kansızlıktır.

Doğum Sonrası Dönem Riskli

Kansızlık, erkeklere nazaran kadınlarda daha yüksek oranda görülür. Bunun en önemli nedeni, her âdetle beraber kan kaybı. Eğer kaybedilen kan yerine konamıyorsa yavaş yavaş gelişen bir kansızlık başlar. Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Tecimer, “Özellikle doğum sonrası annelerin büyük bölümünde kan kaybı ve demir eksikliğine bağlı kansızlık görülür.

Erken Doğan Çocuklarda Kansızlık

Yine düşük kilolu ve erken doğan çocuklarda kansızlık görülür, büyüme çağındaki çocuklar vücudun ihtiyacı arttığı için genellikle biraz anemik olabilir. Yapılan çalışmalar kadınların üçte birinde, erkeklerin ise beşte birinde demir eksikliği anemisi olduğunu göstermiştir. Kansızlığın en önemli nedenlerinden biri de kanda demir eksikliğidir. Bu da beslenme tarzıyla doğrudan ilişkilidir.

Kırmızı Et ve Sakatat Tüketilmeli

Demir, ağırlıklı olarak kırmızı et ve sakatatta bulunduğu için hayvansal ürünlerin yenilmediği vegan tarzı beslenmede kronik bir demir eksikliği gelişebilir. Demir, kandaki oksijeni taşıyan alyuvarların içinde oksijenin bağlandığı hemoglobinin temel elementidir. Hemoglobin, kan hücrelerine kırmızı rengi veren bir protein ve demir kompleksidir.


Ayrıca Sebze Tüketilmeli

Akciğerden hava yoluyla alınan oksijen hemoglobin içindeki demire bağlanarak dokulara taşınır, demirin eksik olduğu durumlarda oksijenlenme bozulur, anemi gelişir. Yetişkin bir insanın vücudunda toplam 5-6 gr kadar demir bulunur. Vücudun sürekli ihtiyacının karşılanması için günlük 3-4 mg demir alınması gerekir, bu miktarın demirden zengin sebzelerden karşılanması oldukça güç” diyor.

Vejeteryanlar Dikkatli Olmalı

Kansızlığın sıkça görüldüğü bir başka hastalık B12 vitamininin eksikliğidir. Bu vitamin insan vücudunda başta kemik iliği hücreleri olmak üzere, bölünen hücrelerin DNA sentezi için gerekli bir maddedir. Vücutta sentezlenmez, yiyeceklerle dışarıdan alınır. Sindirim sistemine gelen B12 vitamini doğrudan emilemez. Özellikle kemik iliğinde bulunan kan hücreleri erken yıkıma uğrar ve kansızlık ortaya çıkar.

B12 Vitamini ve Demir Eksikliği

B12 vitamini eksikliği, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Bunun için dışarıdan kas yoluyla B12 vitamini verilir. B12 iğneleri eksikliğin tespit edildiği ilk günler her gün yapılır. Daha sonra haftada bir uygulanır. Birkaç uygulama sonrası ayda bir olmak üzere ömür boyu B12 vitamini verilmesi gerekir. Folik asit denilen bir başka B vitamininin eksikliği de B12 eksikliğine benzer bir kansızlık yapar. Bu vitamini gıdalarla yeteri kadar almayan ya da ihtiyacın arttığı durumlarda ortaya çıkabilir. Tedavide folik asit hapları ağız yoluyla dışarıdan verilir.

Demir Yönünden Zengin Besinler Nelerdir?


  • Kırmızı et Tavuk, hindi
  • Ton balığı, somon
  • Yumurta Tofu, soya fasulyesi
  • Kuru baklagiller (kuru fasulye, mercimek, nohut, iç bakla, barbunya gibi)
  • Yağlı tohumlar (fındık, ceviz, badem)
  • Zenginleştirilmiş tahıllar Taze bezelye, börülce, fasulye, yeşilbiber
  • Taze meyveler (portakal, kavun, çilek, dut, muz gibi)
  • Yeşil yapraklı sebzeler (maydanoz, nane, roka, ıspanak, pazı, brokoli, dereotu…)
  • Pekmez, tahin, kuru meyveler (kuru üzüm, kuru erik, kuru incir, hurma, kuru kayısı gibi),
  • Demirle zenginleştirilmiş mısır gevrekleri


kaynak:
Güneş Gazetesi / 16 Ağustos 2017
Paylaş:

3 Ocak 2018 Çarşamba

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları Nedir? Zararları Nelerdir?



Her bitkinin, sebzenin, meyvenin sağlığımıza önemli faydaları vardır. Tabi atalarımızın dediği gibi ''azı karar çoğu zarar'' sözündeki anlatılmak istenen gibi meyve ve sebzelerin faydaları olduğu kadar doğru ve kararında tüketilmediği zaman sonuçları vahim zararları da mevcuttur.Kayısı meyvesi ülkemizde bolca yetişen ve pek çok derde deva bir meyvedir.İşte bu kayısının çekirdeğinin de aynı şekilde pek çok faydası bulunmaktadır. Tabi yukarıda değindiğimiz gibi kayısı çekirdeğinin faydaları yanında doğru ve kararında tüketilmediğinde ciddi zararları da mevcut olduğu bilinmektedir.

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları: içerisinde A, D, K, E vitaminleri bulunduran kayısı çekirdeği kış hastalıklarına karşı korurken cildin nem dengesini de ayarlar.

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları

Kayısı çekirdeği doğru kullanıldığı taktirde B17, A, D, K ve E vitamini ihtiyacını karşılamasından tutunda kış hastalıklarını tedavi etmeye kadar bir çok faydası bulunuyor. En önemli faydası kanser hücrelerini temizlemesi olan kayısı çekirdeğinin yanlış kullanımı sonucunda bir takım zararları bulunuyor.
  • B17 içeren kayısı çekirdeği kanser hücrelerinin aktifleşmesini önlüyor. Başlangıç aşamasında olan kanserin önlenmesini sağlar. 
  • Haftada bir kere kayısı çekirdeği yağını selülitli bölgelere sürerek selülit görüntüsünü azaltabilirsiniz. 
  • Yükselen kan basıncının önlenmesini sağlar. 
  • Cildin ihtiyacı olan her şeyi kayısı çekirdeği tek başına giderir. 
  • Kış hastalıklarına ( nezle, grip ve soğuk algınlığı ) iyi gelir. 
  • 30 yaşından sonra oluşan hafif kırışıklıklar için kullanılarak giderilebilir. Haftada 2 kez cilde yedirerek uygulamak dahi etkisinin oluşmasında oldukça etkilidir. 
  • A, D, K ve E vitaminleri barındırıyor. 
  • A vitamini sayesinde ciltte oluşan sivilce problemlerine iyi geliyor. 
  • Kuru ciltlerin içten nemlenmesini sağlıyor. 
  • Yağlı ciltler de ise ciltteki yağın fazlasını atılmasını sağlayarak ciltteki nem dengesini ayarlıyor.

Kayısı Çekirdeğinin Zararları

  • Birçok uzman kayısı çekirdeğinin acı olanından kaçınılması gerektiğini söylüyor. 
  • Acı kayısı çekirdeği fayda yerine zarar verebilir. 
  • Yetişkin bir bireyin günde 60 tane kayısı çekirdeği tüketmesi ölümüne bile sebebiyet verebilir. 
  • Çocuklarda ise bu durum 5 – 10 arası değişebilir. Bu açıdan acı kayısı çekirdeği tüketmeden mutlaka uzman birine danışılmalıdır.

Kayısı Çekirdeği Kanser Tedavisinde Kullanılıyor... Ama Dikkat!

Kayısı ve badem gibi bazı bitki ve meyvelerin çekirdeklerinden elde edilen laetril; kanser tedavisinde kullanılıyor. 1950'lerde keşfedilen laetril'in 502 yılına kadar Çin'de, 17'nci yüzyıla kadar ise İngilte'de tümör tedavisi için kullanıldığını gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Amigladin ve vitamin b17 adlarıyla da bilinen laetril; bir vitamin değildir. Laetril hakkıdaki bilgiler şöyle:
  • Alternatif kanser tedavisi uygulayan bazı uzmanlar; laetril yerine acı kayısı çekirdekleri, acıbadem çekirdekleri ya da acıbadem yağının yenmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak bu uygulamanın tehlikeli tarafları vardır.

LAETRİL AMERİKA'DA YASAK

  • 1977 yılında ABD'de laetril pazarlayanların, kanser hastalarına yersiz umutlar sunan uyanık iş adamları oldukları iddia edilmiştir. Laetril; 1980 yılında Meksika'da ünlü Hollywood yıldızı Steve McQueen'e uygulanmış ve ilk kez kamuoyunun dikkatini böyle çekmişti. Ancak bu tedavi yöntemi, ünlü yıldızın akciğer kanserinden kurtarmaya yetmemiştir.
  • Laetril tedavisi, Meksika'da yasaldır. Ancak Kanada ve ABD'de uygulanması yasadışı ilan edilmiştir. Laetril'in ABD'ye ithali de yasaklanmıştır.
  • Laetril yapısal olarak acıbadem ve acı kayısı (Prunus armaniaca ya da Armeiaa vulgaris) tohum özütlerine benzeyen bir sentetik bileşiktir.
    Laetril'in aktif bileşiği siyonojenik glikozittir (reaksiyon ürünü olarak hidrojen siyanür oluşturan bir kimyasal olan amigdalindir). Acı kayısı çekirdekleri yaklaşık 50-150 mcMol/g toplam siyanojenik glikozid içerir. Amigdalinden hidroliz yoluyla glikoz hidrojen, siyanür ve benzaldehid elde edilir.
  • Laetril tedavisi; siyanürün, amigdalinin tümör hücrelerinde olağan olan glukosidaz enzimi ile temasa geçmesi sonucu serbest kalacağı hipotezine dayanmaktadır. Laetril savunucuları; siyanirün, tümör hücrelerini öldürdüğünü idda eder.

30 ADET ÇEKİRDEK TOKSİK ETKİ YAPAR 

  • Acıbadem; amigdalinin yanı sıra emülsin denen bir enzim karışımını (amigladin hidrolaz, prunasin hidrolaz ve hidroksi-nitril liyaz) içerir. 
  • Acıbadem çiğnendiği ya da su içinde püre yapıldığında emülsinler siyanür üreten reaksiyonu katalize eder. 
  • Tohumdaki enzimlerin hızlı hidrojen siyanür üretimini kolaylaştırması nedeniyle acıbadem yenmesi, izole laetril almaktan daha tehlikeli olabilir. 
  • Bir araştırma; 30 adet acıbadem çekirdeği yemenin yaşamı tehdit edici toksisiteye yol açtığını göstermektedir. 

 PANGAMİK ASİT VİTAMİN DEĞİLDİR 

  • Acıbadem tohumları; yüzde 1-3 oranında amigladin ve yüzde 45 kararlı yağ açığa çıkartan enzim karışımı emülsin içerirler. 
  • Açığa çıkarma sonrasında geri kalan artıktan buharla distilasyon yoluyla saf acıbadem yağı elde edilir. 
  • Acıbadem yağı esas olarak benzaldehid barındırır ancak serbest kalabilen hidrojen siyanür de içermektedir. 
  •  Acıbadem ve acıbadem yağı bazı kültürlerde baharat olarak kullanılmaktadır ancak bu kullanım hidrojen siyanür nedeniyle tam olarak güvenilir değildir. 
  •  Pangamik asit; B15 Vitamini olarak adlandırılmıştır. Kayısı çekirdeğinden elde ediledilen pangamik asit, vitamin değildir.
kaynakça:https://www.faydalari.com/kayisi-cekirdeginin-faydalarihttps://www.sabah.com.tr/saglik/2014/02/14/kayisi-cekirdegi-vucut-icin-zararli-olabilir
Paylaş:

21 Aralık 2017 Perşembe

Rektum Nedir? Rektum Anatomisi ve Fonksiyonu



Rektum, dışkının geçici bir süreliğine depolanmasını sağlayan sindirim sisteminin alt parçasına verilen addır.Bu yazımızda rektum nedir, ne işe yarar, nasıl çalışır,rektumun un anatomisi ve fonksiyonu hakkında bilgiler ve detayları aşağıda açıklanmıştır.

Bağırsak hareketlerinin sıklığı konusunda hiç bir kural yoktur. Ancak, sağlıklı bir birey için sıklık haftada üç kez veya günde üç kez arasında değişmektedir.İnsan sindirim sistemi, sindirim sürecinden sorumludur. Sindirim sürecinin her biri son derece önemli olan bir çok aşamaları bulunmaktadır. Böyle önemli aşamalardan biri de vücuttan sindirilmemiş gıda ve atık ürünlerinin kaldırılmasını içeren aşamadır. İşte bu aşamada rektum devreye girmektedir.

Rektum Nedir?

Sindirim kanalının sigmoid fleksuradan anüse kadar olan parçasına rektum denilmektedir. Ayrıca anüste son bulan kalın bağırsağın son bölümü olarak da ifade edilebilir.

Rektum Anatomisi:

Sindirim sistemi ağızdan anüse kadar, uzunluğu yaklaşık 8.3 metre olan boru şeklinde bir yapıdır. Sindirim sisteminin son bölümü çekum, kolon, rektum, anüs bölümlerini içeren yaklaşık 1,8 metre uzunluğundaki kalın bağırsaktır. İnsanlarda rektum yaklaşık 10-12 cm arasında ortalama bir uzunluğa sahiptir. Yukarıda bahsedildiği gibi sigmoid kolonu anüse bağlamaktadır. Rektumun dış duvarı boylamasına kaslarla çevrelenmiştir. Pankreas, dalak, karaciğer gibi organların yanı sıra üreme organları ve idrar yolları rektuma yakın yer almaktadır. Bu nedenle kolorektal kanser (hem kolon hem de rektumu ilgilendiren kanser türü) gibi durumlar kalın bağırsağın dışına çıktığı takdirde komşu organları etkileyebilir.



Rektum'un Fonksiyonları:

Rektumun fonksiyonu, dışkılamaya kadar dışkıyı geçici bir süre depolamaktır. Bir kişi bir yiyeceği ilk kez çiğnediği andan itibaren sindirim sürecinin bir parçası olarak, sırasıyla mide, ince bağırsak ve son olarak kalın bağırsaktan geçmelidir. Sindirim işlemi sırasında biriken sindirilmemiş gıda ve atık maddeler, dışkı maddesi şeklinde rektum içine doğru hareket eder. Bu dışkı maddesini toplamak ve dışkılama sürecine kadar geçici olarak saklamak rektumun fonksiyonudur. Böylece dışkı anüsten atılana kadar, rektum içinde saklanmaktadır.

Rektum Nasıl Çalışır?

Sindirilmemiş yiyecekler ve diğer artık maddeler dışkı formunda rektuma ulaşıp, rektumu doldurduğunda sensörler bu durumu beyine bildirir. Daha sonra beyin dışkılamanın uygun olup olmadığına karar verir. Sinyaller beyin ile birlikte, dışkı tahliyesi için, kişiyi hazır hale getirmek için karın duvarı kasları, anal kanal, göğüse gönderilir. Eğer beyin dışkılamanın mümkün olduğuna karar verirse, sfinkter gevşer ve rektum kasılır böylece dışkılama gerçekleşir. Eğer beyin dışkılama için uygun olmadığına karar verirse sfinkter kasılır, rektum dışkıyı daha uzun bir süre tutar ve bir süre için tuvalete gitme dürtüsünün uzaklaşmasını sağlar.Rektum ile ilişkili olabilen belirli hastalıklar veya sorunlar olduğunda rektal muayene teşhis için yapılabilir.

Bu durumlar arasında erkeklerde prostat kanseri ve benign prostat hipertrofisi, fekal inkontinans ve basur bulunmaktadır. Kolonoskopi veya sigmoidoskopi rektumu görüntülemek için rehberli kamera kullanılan endoskopinin türleridir. Bu tetkikler gerekirse biyopsi almak için de kullanılabilmektedir ve kanser gibi hastalıkları teşhis etmek için de kullanılabilir. Örneğin rektal kanser endoskopi yardımı ile tespit edilebilmektedir.Vücut sıcaklığı rektumdan ölçülebilmektedir. Cıvalı termometre 3- 5 dakika boyunca, dijital termometre bip sesi gelene kadar vücutta tutulmalıdır. Normal rektum sıcaklığı genel olarak 36 ile 38 ° C arasında değişmektedir ve ağızdan ölçülen sıcaklıktan 0.5 °C, koltuk altından ölçülen sıcaklıktan 1 °C kadar daha yüksektir.

Çocuk hekimleri bebeklerin ve küçük çocukların vücut sıcaklıklarının rektumdan ölçülmesi gerektiğini önermektedir. Bunun nedeni rektal sıcaklığın çekirdek vücut sıcaklığına en yakın olmasıdır ve küçük çocuklarda vücut sıcaklığının doğruluğu çok önemlidir. Oysaki son zamanlarda ortaya çıkan timpanik ve alın termometreleri kullanımlarının daha kolay olması sebebiyle aileler ve doktorlar tarafından daha sık kullanılmaya başlanmıştır ve rektumdan ateş ölçümünün önemi unutulmaya başlamıştır.


Kaynakça:
http://www.buzzle.com/articles/anatomy-and-function-of-the-rectum.html<br />
 http://en.wikipedia.org/wiki/Rectum
 http://www.bilgiustam.com/rektum-nedir-anatomisi-ve-fonksiyonu-nedir/ 
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Kolera Nedir? Belirtileri Nelerdir? Nasıl Bulaşır ve Tedavi Edilir? - (Kolera Hakkında Bilgiler)



Kolera hastalığı, vibrio adı verilen bakterilerin insanların ince bağırsaklarına yerleşerek parazitlenmesi sonucu oluşan bulaşıcı bir rahatsızlık türü olmakla kalmayıp, özellikle Dünyanın az gelişmiş toplumlarında insanların hayatını tehdit eder durumdadır.

Kolera nedir?

Kolera, vibrio isimli bakterilerin insanların ince bağırsaklarında parazitlenmesi sonucu oluşan bulaşıcı bir rahatsızlık türüdür. Bu hastalık ilk olarak Hindistan da ortaya çıkmıştır. Daha sonra dünyaya yayılarak 1817′de Japonya'ya, 1826′da Moskova’ya, 1831′de Berlin'e, 1892'de Hamburg’a 1965’te Basra'ya, 1970’te de Afrika’ya kadar gelmiştir. Türk tarihinde ise en büyük kolera salgını 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında yaşanmıştır. Bu olayın sonucunda binlerce asker ve muhacir hayatını kaybetmiştir.

Kolera Nasıl Bulaşır?

Kolera, kusma, dışkı ve su yoluyla bulaşır. Genellikle yaz aylarında ortaya çıkmaktadır.


Kolera Belirtileri Nelerdir?

-Kusma ve karın ağrısı
-Kas krampları
-Morarma ve ses kısıklığı
-Çökük gözler ve kırışık deri
-Tansiyon düşüklüğü
-Hızlı nabız ve aşırı susama


Kolera Nasıl Tedavi Edilir?

Kolera tedavisinde hastaya yoğun bir sıvı takviyesi yapılmalıdır. Bu sıvı hem ağız yoluyla hem de damardan serum şeklinde verilmelidir. Bunun yanında antibiyotik kullanımıda hastalık süresini kısaltması sebebiyle önemlidir.

Kolera'dan Korunmak İçin Nasıl Önlemler Alınmalıdır?

Kolera'yı önlemek için en başta çevre koşulları düzeltilmelidir. Bunun yanında temizliğe dikkat edilmeli, çiğ gıdalardan uzak durulmalı, hastalığın olduğu bölgelerde su içilmemeli ve düzgün bir kanalizasyon sistemi oluşturulmalıdır. Öte yandan en önemli tedbir ise aşı olmaktır.


Kolera Aşısı Nasıldır?

Kolera aşıları yaygın olarak kullanılsa da henüz hastalığa karşı güçlü bir bağışıklık kazandırdığı söylenemez. Ancak bu tedavi için yapılan araştırmalar hala devam etmektedir.


Paylaş:

Bit Nedir? Neden Olur, Nasıl Bulaşır,Tedavisi Nedir? - Bitler ve Türleri Hakkında Bilgiler



Ana sınıfına veya ilk okulu giden çocuğunuz varsa muhtemelen bit sorunsalı ile başınız derttedir. Siz ve çocuğunuz ne kadar temiz olursa olsun bit bulaşması konusunda kesin bir garantide değilsiniz malesef. Bit canlısı çok enteresan bir canlı ve çok kolay bir şekilde yakın etkileşim içerisinde olan insandan insana veya diğer canlılardan insana bulaşabilen veya geçebilen canlılardır.En fazla görülen türü olan saç biti daha çok kız çocuklarında görülür, çünkü uzun ve gür saçların arasında kendine uygun yaşam alanı bulur. Bit sorunsalını en ufak ayrıntısına kadar inceleyerek hazırladığımız yazımızda; bit nedir, neden ve nasıl olur, nasıl bulaşır, bit türleri, zararları ve tedavi ve mücadele yöntemleri hakkında merak edilen tüm soruların cevaplarını ve bitler hakkında bilinmesi gereken tüm bilgileri bulacaksınız.

Temiz olan ortamlarda daha kolay üreyip yaşayabilen bitler, yok etmesi en zor olan sorunlardan biridir. Ne kadar temizlerseniz temizleyin, tamamen kurtulmadığınızda kısa süre sonra geri gelen bu haşereler, kullanılan ilaçlar ve devamlı bakım sayesinde üstesinden gelinecek bir problemdir. İnsan üzerinde hayatını sürdürebilen saç, vücut ve kasık biti bulunmaktadır. Gün içinde yaklaşık 4 ila 10 defa arasında kan emen bu canlılar, birkaç gün içinde sayılarını 5’e katlayabilirler.

Halk arasında en çok saç biti bilinse de bakımsız vücutlarda vücut ve kasık biti de görülmektedir. Saç temizliği daha zor olduğu için saç biti sorunu uzun vadede çözüm getirir. Diğer ikisinin temizlenmesi biraz daha kolaydır. Pek çok denenmiş yöntem olmakla beraber önü alınamayan bu sorun ilaç kullanımı gerektirir. Bununla beraber limondan sirkeye kadar evde denenen teknikler de bulunmaktadır. Kişinin psikolojik olarak da kendini kötü hissetmesine neden olan bitler, devamlı kaşıntı ve huzursuzluk verirler.

Çevreden rahatlıkla bulaştığı gibi bireyin kendi vücudunda da üreyebilirler. Phthiraptera familyasına ait olan bitler tahminlere göre 5000 kanatsız böcek türünden biridir. Üç ayrı türü bulunan bu canlılar; kuşlarda, memeli hayvanlarda ve insanlarda yaşayabilmektedir. Bulundukları canlının kanını yiyerek beslenen böcekler, kısa süre sonra büyük problem haline dönüşebilmektedir.

Bit Nedir?

Phthiraptera familyasına ait olan bitler, 4,5 mm büyüklüğe ulaşabilen, insan ve hayvanların vücutlarında yaşayan küçük böceklerdir. Beyaz, kahverengi ve gri arasında değişkenlik gösteren renkleri, kancalı bacakları vardır. Farklı türleri bulunan bitler, kan emerek beslenen canlılardır. En yaygın bit türü, saç biti olarak bilinmektedir. Genellikle uzun saça sahip oldukları için kadınlarda görülse de, erkeklerde de bit istilası olabilir. Kanatları bulunmadığı halde hızlı hareket edebilen bu böcekler, bulaşıcı özelliğe sahiptir. Bir kişiden kolaylıkla başka birine yayılabilirler. Herhangi bir canlı üzerinde kalmadıklarında yaklaşık 3 gün dayanabilen bitler, canlı üzerinde beslenerek 1 ay yaşayabilirler.

Yumurtaları sirke olarak bilinen bitler, temizlenmek istendiğinde sirkelerinden başlanır. Bit tarakları ile bitler temizlenebilir fakat sirkeler çok küçük olduğu için elle tek tek temizlenmelidir. Bu nedenle bit sorunu uzun vadede çözüm üretilebilen bir sorundur. Türüne göre farklılık gösterse de bitler hakkında bilinmesi gereken en önemli konu, hastalık taşıyıcısı olduklarıdır. Bu nedenle herhangi bir hastalığa neden olmaması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Bit Türleri Nelerdir? - Kaç Çeşit Bit Vardır?

Son derece zararlı bir canlı türü olan bitlerin, oluştukları ve yaşam alanı buldukları yere göre farklı türleri vardır. Bitler halk arasında bilinen isimleriyle saç (baş), kasık, elbise (giysi) ve vücut biti olmak üzere üçe ayrılır. Bunlardan en yaygın olan bit türlerinin genel özellikleri şu şekildedir:

Saç Biti

Pediculozis kapitis olarak bilinen saç biti, saç diplerinde üreyen özellikle kulak arkası ve ense kökünde yoğun bulunan canlılardır. Devamlı kaşıntıya ve huzursuzluğa neden olan saç biti, saç ilaçları ve bakımıyla temizlenebilir. Bitin yumurtasına sirke adı verilmektedir. Saçlarda sirke temizlenmesi önemlidir. Aksi halde sirkeler çok kısa süre sonra bite dönüşecektir. Saç bitleri, en yoğun şekilde, enseye yakın saçlara tutunmaktadır. Saç bitleri, yoğun ve bakımsız sakallara da yerleşir ve sakalı tıraş etmeden kurtulmak, neredeyse imkansızdır.

Vücut Biti

Pediculus corporis ismiyle bilinen vücut biti, kıyafetlere yumurta bırakmasıyla bilinir. Kısa süre sonra yumurtalar bite dönüşmektedir. Saç bitine göre temizliği biraz daha kolay olan bu sorun, çamaşırların yüksek ısıda yıkanmasını gerektirir. Üstelik kişinin vücut biti için ilaç kullanması da yararlı olacaktır.

Kasık Biti

Phthirus pubis diğer iki türe göre daha nadir görünen kasık bitidir. Kasıklarda da saçlarda olduğu gibi tüyler bulunmaktadır. Yalnızca kasıkta değil tüy olan kol altında da yaşayabildiği bilinmektedir. Devamlı temiz ve bakımlı olunduğunda görülmeyen bir sorundur. Kasık biti, saç bitinden farklı bir yapıya sahiptir ve sirkeleri, saç bitlerine kıyasla, çok daha küçük olduğundan, görülmeleri çok zordur. Kasık bitleri, sadece temas ile bulaşabilir ve tedavisi için doktor yardımı şarttır.

Bit Neden Nasıl Oluşur?

Bit, yerleştiği yerde, beslenmeye başladığı anda üremeye hazırdır. Ortalama 9 saatte 20’nin üzerinde yumurta, yani sirke bırakabilir. Bu sirkeler, ortalama 7 günde yumurta halinden bit haline geçerler. Çok kısa zamanda erişkin haline gelen sirkelerle, üreme döngüsü başa döner. Sirkeler, saçtan uzak olsa bile, 48 saat kadar canlı kalabilir. Özellikle giysi bitleri, dikiş katlarında uzun süre uygun ortamı bekleyebilir. Bitler, zıplayamaz ve uçamaz. Sadece bitli bölgeyle temas halinde, yeni vücuda geçiş yapabilirler. Geçiş yapıldıktan hemen sonra, kendilerine beslenecek bir nokta bulup, üreme hazırlığına başladıklarından, son derece hızlı ve kontrolsüz şekilde çoğalabilirler. Bakım yapılmadığı takdirde, kaş ve kirpik diplerine kadar yerleşip, ağır hasarlı ısırıklar bırakabilirler.

Bit Nasıl Bulaşır?

Özellikle okulların açıldığı dönemlerde, birbirine çok yakın olan ve aynı sınıfta okuyan çocukların birbirine bulaştırması sebebiyle bit salgınları görülmektedir. Çocukların kafasındaki bitler geç fark edilirse, evdeki tüm bireylere bulaşabilir. Evdeki çocuğundan biti alan yetişkin aile bireyi, farkında olmadan iş yerindeki arkadaşlarına bit bulaştırabilir. Özetle; bit fark edildiğinde, artık çok geç olabilir. Bu yüzden, saçında bit bulunan kişi, bunu kendine saklamak yerine, yakın çevresine mutlaka haber vermelidir.
Saçında bite rastlanan kişilerin pis olduğu kanısı yaygın olduğundan, bu durumu saklama eğiliminde olabilirler. Bu yüzden, yakın temasta bulunduğunuz kişilerin elleri sürekli saçlarındaysa ve aralıksız kaşınıyorsa, bit konusunda şüphelenmeli ve kendiniz için tedbir alıp, bu durumda olan kişiyi de uyarmalısınız. Bitler, son derece hızlı ürediklerinden, kolayca salgın haline dönüşebilir. Pek çok kurtulma yöntemi olmasına rağmen, bit problemi yaşayan insanların hepsi birlikte tedbir almazsa, grup içinde sorun tekrar edecektir.

Bitin Zararları Nelerdir?

Bitler, yerleştikleri kıl diplerinde, kan emerek hayatta kalır. Yerleştiği yeni vücuttan önceki vücuttaki hastalıkları da kan yoluyla alır ve taşır. Bulaşıcı hastalıklar, bit ve türevleri olan parazitler aracılığıyla yayılmaktadır. Bitlerin yumurtası olan sirke, saç telleri boyunca dizilir ve saçların toplanması ve taranması halinde, rahatlıkla görünür hale gelir. Bu yüzden, saçına bit yerleşmiş kişi, sürekli tedirgin olur ve bu durum günlük hayatlarını aksatabilir.


Bit Nasıl Temizlenir (Bitlenme Tedavisi)?

Öncelikle bit deyip geçmeyin ve bit tedavisi için bir uzman hekime başvurun. Bitle mücadele ve tedavi yöntemlerini mutlaka doktor tavsiyesi ve kontrolü altında yapın.

Bit sorununu ortadan kaldırmak için doktora gitmeye gerek yoktur. İlaç kullandığınızda rahatlıkla yok olacakları için eczanelerden almanız mümkün. Eczaneden alınan bit ilacı, saça uygulandıktan sonra zaman kaybetmeden sirkeleri temizlemelisiniz. Ne yazık ki hiçbir bit ilacı sirkeleri öldürmek için yeterli değildir. Bu yüzden saçınıza bakılması, tek tek sirkelerin temizlenmesi gerekir. Bitin yerleştiği saçlar, yoğun olarak temizlenmeli. Bit bulaşan kişinin yaşadığı yerdeki, iş yerindeki, öğrenci ise sınıfındaki herkes, bitten kurtulmak için ortak çalışmalı, her birey ayrı ayrı saç temizliği yapmalıdır.
Çünkü; aile bireylerinden biri, bu kurtulma çalışmasına katılmazsa, herkesin saçı temizlense bile, o bir kişinin hala bit taşıma ihtimali vardır. Bitle mücadele için geliştirilmiş olan, son derece etkili bit şampuanları vardır. Bitin yerleştiği saç derisi, sık sık bu şampuan ile yıkanmalı. Sık dişli ve sert bir tarakla, sık sık taranmalı ki bitin yumurtası sirkeler saçtan uzaklaşsın. Bit şampuanı kutusunun içinde, bu işlemi gerçekleştirmek için bir tür fırça çıkabilir. Bitleri doğal yollarla yok etmek isterseniz sirke kullanabilirsiniz.Sirkeyi saçınıza sürüp sonra streç film ile sarın. Yaklaşık 1 saat kadar saçınızda sirke ile bekleyin. Daha sonra ılık su ile temizleyebilirsiniz.

Bit Bulaşması Nasıl Önlenir?

Bitten korunmanın en geçerli yolu, sürekli kontroldür. Saçlarınızı çok temiz tutuyor olsanız bile, bitli bir kişiyle temasınız, size bulmasına sebep olabilir. Öğrenci olan evlerde, sık sık saç dipleri kontrol edilmelidir. Kuaför ve berber gibi ortak hizmet alanlarından, yüksek oranda bit bulaştığı tespit edilmiştir. Mümkün oldukça, bu tür yerlerde, kendi saç fırçalarınızı kullanmanız, geçerli bir korunma yöntemidir. Bu tür hizmet veren yerleri, sık sık uyararak, genel temizliğine dikkat etmelerini sağlayabilirsiniz. Bunların dışında başkasına ait tarak, bere, şapka, havlu gibi eşyaları da kullanmamaya özen göstermelisiniz.

Bitler Nasıl Canlılardır ve Özellikleri Nelerdir?

Alt ve üstten basık, 6 bacaklı ve oldukça küçük olan bitler; insandan insana rahatlıkla yayılabilen canlılardır. Hızlı üreyen ve bulaşan bu canlılar özellikle toplu yaşanılan yerlerde kabus olabilir. Bilhassa kreş, okul, yatakhane gibi fiziksel temasın yoğun olduğu yerlerde bitler hızla çoğalacaktır. Gerekli tedbirler alındığında sorun olmaktan çıkan bitler, dikkat ve bakım gerektirir. Herhangi bir hastalığın temeli olmasa da taşıma ihtimalleri nedeniyle hemen temizlenmelidir. Kaşıntıya neden oldukları için bu kaşıntılar enfeksiyona dönüşebilir. Dişi bir bit tek seferde 50’den fazla yumurta bırakabilmektedir. Bu rakam saç bitlerinde 100, vücut bitlerinde 200’e kadar çıkabilir.

Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda kişi ne kaşıntıdan durabilir ne de rahat hareket edebilir. Bitleri göz yardımıyla rahatlıkla görüp temizlemek mümkündür ancak hızlı hareket ettikleri için özellikle saç bölgesinde kolay kaçabilirler. Bu nedenle bit tarağı kullanmak çok daha faydalı olacaktır. Bitler, kan emen yaratıklar olduğundan, en belirgin özellikleri, saç derisi içine kafalarını sokabilmeleridir. Kafalarını deriye saplayarak, beslenmeye başlarlar.

Gün içinde, ortalama 4 kez beslenirler. Uzun süre başları deriye saplı halde kalırlar. Bir kez yaralanan deriye, tekrar iyileşene kadar yaklaşmadıklarında, sürekli hareket ederek, sağlam saç derisi bulmaya çalışırlar. Bitlerin bir diğer özelliği, üremek için başka bir bite ihtiyaçları olmamasıdır. Kendi bünyelerinde yumurtaları üreterek, saçın dibe en yakın kısmına tutunmalarını sağlarlar.
Parazitler, kendi başlarına hayatta kalamadıklarında, hedef aldıkları canlının vücudunda yaşarlar ve hedefteki canlıyı sömürerek hayatta kalırlar. Bit, insan derisindeki, saç başta olmak üzere, kıl diplerinde yaşayan ve uygun kafa şekli sayesinde, kan emerek yaşayan bir tür parazittir. Bit sorunu olan alana temas ile kolaylıkla bulaşır. Bir kez yerleştiğinde, saatler içinde üremeye başlarlar. 7 günlük hayat süreleri olmasına rağmen, hızlı üreme özellikleri sebebiyle, çok uzun süre saçta varlıklarını sürdürebilirler.
Paylaş:

13 Aralık 2017 Çarşamba

Reishi Mantarı Nedir? - Faydaları ve Zararları Nelerdir? - Ölümsüzlük Mantarı Nerede Bulunur?

Dünyaca nam salmış ve yetişmesi uzun yıllar alan uzak doğuya has reishi mantarı nedir, aynı zamanda ölümsüzlük mantarı olarak da bilinen bu özel mantarın faydaları ve zararları nelerdir, bu mantar nerede bulunur ve hatta nasıl yetişir gibi sorularınız varsa işte detatlar...

Reishi Mantarı Nedir?

10 bin ağaçta bir yetişen nadide bir mantar türü olan reishi mantarı, lingzhi olarak da bilinen ve sıvı olarak özünün tüketildiği bir mantar türü.

Reishi Mantarı Faydaları Nelerdir?

Kansere ve Ebola Virüsüne Karşı Koruyucu Özelliğe Sahip!

Reishi mantarının tıbbi etkisi içeriğindeki triterpenoid ve bazı polisakaritlerden kaynaklanmaktadır. Bu polisakaritler bağışıklık sistemini güçlendirici, yüksek kan basıncını düşürücü ve kandaki yağların miktarını azaltıcı etkilere sahiptir ve bağışıklık sistemini uyarır. Amerikadaki İndianapolis Kanser Araştırma laboratuarında yapılan bilimsel çalışmalarda kırmızı reishi mantarının özellikle hızlı yayılma eğilimi olan meme kanserinde ve metastatik meme kanserlerinde koruyucu ve tedaviyi destekleyici etkileri saptanmıştır.

Ve Diğer Faydaları

Karaciğer için koruyucu özellikte olduğu ve kullanımının karaciğer hücrelerinin hayati fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlayıcı nitelikte olduğu belirtiliyor. 2010’da yayınlanan bir bilimsel çalışmada farelerin karaciğerinde hasar meydana getirilmiş ve reishi mantarının karaciğerdeki hasarı azalttığı tespit edilmiştir. Bağışıklık sistemini desteklemesi nedeniyle hepatit ve AIDS gibi hastalıklara karşı mücadele etmeye de yardımcı olmaktadır. Tansiyonu ve kötü kolesterolü düşürücü etkinliktedir. Çin’de yapılan bir çalışmada astımlı kişiler için rahatlatıcı etkiler taşıdığı tespit edilmiştir. Yaşlanma sürecini yavaşlatması, vücuda detoks etkisi, kan basıncını düşürmesi, iltihaplanmayı engellemesi, kanseri engellemesi, bilinci açması ve enerji vermesi de faydaları arasındadır.

Reishi Mantarı Nasıl kullanılır?

Yenilebilir bir mantar değil!
Reishi mantarının tadı acı ve sert. Tadının acı olması nedeniyle genellikle taze veya kurutulmuş olarak ince toz haline getirilir ve suda çözdürülerek kullanılır. Yüksek miktarda antioksidan içerir bu nedenle hemen kullanılmazsa yaklaşık bir buçuk saat içinde özelliğini büyük ölçüde yitirir.
Bu yüzden bu reishi mantarını toz ya da çay olarak tüketmek gerekiyor.

Reishi Mantarı Zararları ve Yan Etkileri Nelerdir? 

Reishi mantarının tıbbi olarak yan etkilerinin olduğu belirtilmektedir. Bulantı, kusma, karaciğer problemleri bu belirtiler arasındadır. Greyfurt suyunda da tanımlandığı şekilde karaciğer sitokrom enzimleri üzerinden etki ederek, kemoterapi veya beraberinde kullanılan bulantı önleyici ilaçların etkilerinin azalmasına neden olabilir. Bulantı, kusmaya yol açması, kanama yan etkisi, kemoterapi ve diğer ilaçların etkilerini azaltma sorunları yüzünden özellikle kemoterapi ile beraber kullanılması, kemoterapiden önce ve/veya sonra alınması sakıncalıdır.

kayak:
https://yemek.mynet.com
Paylaş: