Zararları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zararları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2018 Perşembe

Safran Nedir? Nerede ve Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Özellikleri Nelerdir?


Safran Nedir?

Safran bitkisi, Latince "crocus sativus" denilen sonbaharda çiçek açan ve 20-30 cm yüksekliğe ulaşabilen soğanlı bir bitkidir. Mor renkli bitkinin çiçeklerinde üç tepecik vardır ve şu her derde deva ve dünyanın en pahalısı olarak bilenen safran baharatı da işte bu üç tepeceğin kurutularak toz haline getirilmesiyle elde edilir.

Safran Nerede ve Nasıl Kullanılır?

Renklendirici ve tat verici olarak kullanılan bu baharatın elde edilmesi oldukça zahmetlidir. Her bir çiçeğin üzerindeki üç tepecik, sabah daha güneş doğmadan elle tek tek toplanır. Sadece yarım kilo kadar bir miktarda baharat elde etmek için 75 bin çiçeğin 225 bin tepeciği gerekir. Bundan dolayı da 1 gramı en az 15-20 liradır ki bu fiyat yurt dışında 250 dolarlara kadar da çıkıyor.

Safran Nerede Yetişir? Nerelerde Bulunur?

Ana vatanı Güneybatı Asya olan safran, Hititler zamanından beri Anadolu topraklarında yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde de üretimine devam edilen safran, İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerine ihraç bile ediliyordu. Bizim topraklarımızda, özellikle Safranbolu ve Urfa'da yetiştirilen safranın üretimi, 20. yüzyılın başlarında ekonomik sebeplerle azalınca Fransa'dan ithal edilme yoluna gidildi. Günümüzdeyse Türkiye'deki safran, büyük ölçüde İran ve dünyanın safran tedarikçisi konumundaki İspanya'dan alınıyor.

Safran'ın Özellikleri Nelerdir?

Safranın kuvvetli bir kokusu vardır. Keskin ve acımsı bir tada sahiptir. Ilık suyla karışınca turuncu-sarı arası bir altın rengi verir. Kendi ağırlığının tam 100 bin katı suyu altın sarısına boyayabilir. Zaten adı da Arapça'da "sarı" demek olan "asfar" kökünden türemiştir.

Uzmanlar tarafından otsu ve samansı rahiyalar barındıran metalik bir bal tadında olduğu söylenen safran, ülkemizde sıkça zerdeçalla karıştırılır. Gerçi zerdeçal da hem yemeklere renk katan hem de birçok hastalığa yararlı olan şifalı bir bitkidir ama safran değildir. Safranın tarımı çok zahmetlidir.

Sadece 100 gram safran elde etmek için 1 dönümlük alanda ekim yapmak gerekir. İçeriğinde 150'nin üzerinde uçucu yağ ve aroma barındıran safran; gıdadan ilaç sektörüne, parfümeriden kumaş boyamaya kadar birçok alanda kullanılır.

Safranın Faydaları Nelerdir? Safran Nelere İyi Gelir?

Gıda, parfümeri, ilaç ve tekstildeki endüstriyel kullanımları dışında safran ayrıca binlerce yıllardır şifa verici bitki olarak tüketilir. Safranın keskin ve acımsı tadına rağmen çok eski tarihlerden beridir iştah açıcı olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Sinirleri uyarıcı etkisi sayesinde cinsel isteği ve performansı artırır; yine aynı özelliği sayesinde menstrüasyon döneminin daha ağrısız geçmesine yardımcı olur. Ama bu özellik, aynı zamanda, safranın hamilelik döneminde kullanılmasını da tehlikeli hâle getirir: Safran, hamilelikte düşüğe sebep olabilir.
Yatıştırıcı özelliği olan safran, serotonin düzeyini dengeleyerek depresyondan anksiyeteye kadar birçok psikolojik soruna çözüm olabilir.

Karaciğere iyi geldiği, araştırmalarla kanıtlanmış olan safran, aynı zamanda antioksidan ve antikanserojendir de... Kanserli tümörleri küçülttüğü ve yayılmalarını önlediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, iştahı düzenleyerek obeziteye karşı da önemli bir yardımcı görevi görür. Amerika'da yapılan bir araştırma, günde 176.5 gram safran tüketen kişilerde zararlı abur cubur yeme isteğinin yüzde 55 oranında azaldığını ortaya koymuştur.

Safranın Zararları Var mıdır?

Her şeyde olduğu gibi ne diyoruz!? ''azı karar, çoğu zarar'' Yani az kullanımının bir zararı yoktur. Bronşite, astıma, öksürüğe, sinir sistemine, dişlere ve diş etlerine, kalp sağlığına ve gözlere kadar her türlü organımıza ve sağlık sorununa faydası olan safranı yine de fazla kullanmamalısınız. Aşırı kullanımı, hayati tehlike yaratabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Ayrıca böbreklere de zarar verebilir.

Tabi, daha önce belirtmiş olduğumuz gibi hamilelikte de safran kullanımından kaçınmakta fayda var.
Paylaş:

6 Ocak 2018 Cumartesi

Yer Elması Nedir? Yer Elmasının Faydaları ve Zararları Nelerdir?



Yer Elması Nedir?

Yer Elması, papatyagiller ailesinden bir bitki olan yer elmasının kanser, kalp ve kemik hastalıklarının oluşma aşamasını yavaşlattığı ve oluşma aşamasından önce kullanıldığında da oluşma riskini azalttığı görülmüştür. Çok köklü bir sebze olan yer elması bazı ülkelerde Tupinamba olarak da bilinmektedir. Tupinamba Hindistan halkına verilen bir isimdir. Aslında Kuzey Amerika kökenli bir bitki olmasına rağmen, neden bazı dillerde bu şekilde isimlendirildiği sırrını korumaktadır.

Yer elmasının faydaları herkes tarafından bilinmez. Patates gibi toprak altında büyüyen yer elmasının sağlık açısından birçok faydası bulunmaktadır. Sade olarak tüketilebilen yer elması zeytinyağlı yemeklerde, et yemeklerinde birçok salata da tüketilebilir. Ancak yer elmasının nasıl yendiği konusunda insanların kafasında birçok soru işareti bulunmakta. Yer elması nasıl yenir yer elmasının faydaları nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırdık.

Yer elmasının faydalarını, yer elması nasıl yenir gibi soruların cevaplarını sizler için araştırıp bir araya getirdik. Yer elması toprak altında yetişen, tat olarak turpa benzeyen bir yiyecektir. İçerisinde nişasta ve zararlı maddeler bulundurmayan bu yiyeceğin sağlık açısından hiçbir zararı yoktur. Hatta içerisinde nişasta bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından bile tüketilebilir. Yer elması sağlığımıza olan faydalarının yanı sıra zayıflamak için de oldukça yarar sağlayabilir. İçerisinde nişasta ve kalori bulundurmamasından dolayı kilo vermede oldukça etkili olabilir.Zayıflamak isteyenler ve yer elması zayıflatır mı diye soranlar gönül rahatlığıyla yer elması tüketebilirler.

Yer Elması Nerede Yetişir?

Yer elmasının anayurdu Amerika kıtasıdır. 17.yy da avrupaya getirilmiş olan yer elmasının bir çok faydası bulunmaktadır. Ülkemizde bolca yetiştirilen yer elması çok yıllıklı otsu bir bitki olarak bilinmektedir.

Yer Elmasının Faydaları Nelerdir?

Kan şekerini dengeler; Yer elması kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. İçerisinde nişasta da bulundurmadığı için şeker hastaları tarafından tüketildiğinde fayda sağlayabilir.


Metabolizmayı hızlandırır; İçerisinde yer alan İnülin maddesi sayesinde sindirim sistemini hızlandırmaya yardımcı olur. Bu inülin maddesi suda çözülebilen bir madde olduğundan ve içerisinde yer alan zengin lif içeriği sayesinde kabızlık sorununu da engellemeye yardımcı olmaktadır.

Kanser kemik erimesi şeker hastalığı riskini azaltır; Yer elmasının sağlığınıza olan faydaları yine inülin maddesi sayesinde gerçekleşiyor. İnülin maddesi kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesini rahatsızlığının önlenmesine yardımcı oluyor.

İdrar söktürücüdür; Yer elması doğal bir idrar söktürücüdür. İdrar yaparken problem yaşıyorsanız yer elmasını düzenli olarak tüketerek bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Anne sütünü arttırır; Yer elması içerisinde yüksek miktarda C ve A vitamini barındırır. Aynı zamanda içerisinde bolca mineral barındırmasından dolayı anne sütünü arttırıcı etkisi bulunmaktadır.

Demir kaynağıdır; Yer elmasında bulunan demir miktarını 3 ons (yaklaşık 87 gram) kırmızı et yiyerek elde edebilirsiniz.

Saç sağlığı için oldukça faydalıdır; İçerisinde demir mineralleri ve vitamin bakımından zengin olan yer elması saç sağlığı açısından bulunmaz bir nimettir. Saçlarınız sağlıksız görünmeye başladıysa beslenmenize yer elması ekleyebilirsiniz.

Kışın bol bol tüketilmeli; Yer elması özellikle kış günlerinde bolca tüketilmelidir. Hem bağışıklığı güçlendirici etkisi hem de kanseri önleyici etkisi dolayısıyla uzmanlar tarafından sıkça tüketilmesi tavsiye edilir.

Yer Elması Nasıl Yenir?

Yer elması nasıl yenir sorusunun cevabı çoğu insan tarafından merak edilmektedir. Yer elmasının nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda kafanızda soru işaretleri varsa tam olarak doğru yerdesiniz. Uzmanlar yer elmasının genellikle çiğ olarak tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Çiğ olarak yer elmasının lezzetini arttırabileceğiniz tek yöntem onu salatalara eklemek olacaktır. Yer elmasını aynı zamanda yemeklere de ekleyebilirsiniz, bu durum vitaminlerin tamamen kaybolacağı anlamına gelmez. Yer elmasının vitaminleri ve minerallerinin azalmasına neden olabilir.

Yer Elmasının Zararları Var mıdır?

Yer elmasının bilinen herhangi bir zararı yoktur.Tabi her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi yer almasınında gerektiğinden fazla tüketilmemesi gerekir.
Paylaş:

3 Ocak 2018 Çarşamba

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları Nedir? Zararları Nelerdir?



Her bitkinin, sebzenin, meyvenin sağlığımıza önemli faydaları vardır. Tabi atalarımızın dediği gibi ''azı karar çoğu zarar'' sözündeki anlatılmak istenen gibi meyve ve sebzelerin faydaları olduğu kadar doğru ve kararında tüketilmediği zaman sonuçları vahim zararları da mevcuttur.Kayısı meyvesi ülkemizde bolca yetişen ve pek çok derde deva bir meyvedir.İşte bu kayısının çekirdeğinin de aynı şekilde pek çok faydası bulunmaktadır. Tabi yukarıda değindiğimiz gibi kayısı çekirdeğinin faydaları yanında doğru ve kararında tüketilmediğinde ciddi zararları da mevcut olduğu bilinmektedir.

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları: içerisinde A, D, K, E vitaminleri bulunduran kayısı çekirdeği kış hastalıklarına karşı korurken cildin nem dengesini de ayarlar.

Kayısı Çekirdeğinin Faydaları

Kayısı çekirdeği doğru kullanıldığı taktirde B17, A, D, K ve E vitamini ihtiyacını karşılamasından tutunda kış hastalıklarını tedavi etmeye kadar bir çok faydası bulunuyor. En önemli faydası kanser hücrelerini temizlemesi olan kayısı çekirdeğinin yanlış kullanımı sonucunda bir takım zararları bulunuyor.
  • B17 içeren kayısı çekirdeği kanser hücrelerinin aktifleşmesini önlüyor. Başlangıç aşamasında olan kanserin önlenmesini sağlar. 
  • Haftada bir kere kayısı çekirdeği yağını selülitli bölgelere sürerek selülit görüntüsünü azaltabilirsiniz. 
  • Yükselen kan basıncının önlenmesini sağlar. 
  • Cildin ihtiyacı olan her şeyi kayısı çekirdeği tek başına giderir. 
  • Kış hastalıklarına ( nezle, grip ve soğuk algınlığı ) iyi gelir. 
  • 30 yaşından sonra oluşan hafif kırışıklıklar için kullanılarak giderilebilir. Haftada 2 kez cilde yedirerek uygulamak dahi etkisinin oluşmasında oldukça etkilidir. 
  • A, D, K ve E vitaminleri barındırıyor. 
  • A vitamini sayesinde ciltte oluşan sivilce problemlerine iyi geliyor. 
  • Kuru ciltlerin içten nemlenmesini sağlıyor. 
  • Yağlı ciltler de ise ciltteki yağın fazlasını atılmasını sağlayarak ciltteki nem dengesini ayarlıyor.

Kayısı Çekirdeğinin Zararları

  • Birçok uzman kayısı çekirdeğinin acı olanından kaçınılması gerektiğini söylüyor. 
  • Acı kayısı çekirdeği fayda yerine zarar verebilir. 
  • Yetişkin bir bireyin günde 60 tane kayısı çekirdeği tüketmesi ölümüne bile sebebiyet verebilir. 
  • Çocuklarda ise bu durum 5 – 10 arası değişebilir. Bu açıdan acı kayısı çekirdeği tüketmeden mutlaka uzman birine danışılmalıdır.

Kayısı Çekirdeği Kanser Tedavisinde Kullanılıyor... Ama Dikkat!

Kayısı ve badem gibi bazı bitki ve meyvelerin çekirdeklerinden elde edilen laetril; kanser tedavisinde kullanılıyor. 1950'lerde keşfedilen laetril'in 502 yılına kadar Çin'de, 17'nci yüzyıla kadar ise İngilte'de tümör tedavisi için kullanıldığını gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Amigladin ve vitamin b17 adlarıyla da bilinen laetril; bir vitamin değildir. Laetril hakkıdaki bilgiler şöyle:
  • Alternatif kanser tedavisi uygulayan bazı uzmanlar; laetril yerine acı kayısı çekirdekleri, acıbadem çekirdekleri ya da acıbadem yağının yenmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak bu uygulamanın tehlikeli tarafları vardır.

LAETRİL AMERİKA'DA YASAK

  • 1977 yılında ABD'de laetril pazarlayanların, kanser hastalarına yersiz umutlar sunan uyanık iş adamları oldukları iddia edilmiştir. Laetril; 1980 yılında Meksika'da ünlü Hollywood yıldızı Steve McQueen'e uygulanmış ve ilk kez kamuoyunun dikkatini böyle çekmişti. Ancak bu tedavi yöntemi, ünlü yıldızın akciğer kanserinden kurtarmaya yetmemiştir.
  • Laetril tedavisi, Meksika'da yasaldır. Ancak Kanada ve ABD'de uygulanması yasadışı ilan edilmiştir. Laetril'in ABD'ye ithali de yasaklanmıştır.
  • Laetril yapısal olarak acıbadem ve acı kayısı (Prunus armaniaca ya da Armeiaa vulgaris) tohum özütlerine benzeyen bir sentetik bileşiktir.
    Laetril'in aktif bileşiği siyonojenik glikozittir (reaksiyon ürünü olarak hidrojen siyanür oluşturan bir kimyasal olan amigdalindir). Acı kayısı çekirdekleri yaklaşık 50-150 mcMol/g toplam siyanojenik glikozid içerir. Amigdalinden hidroliz yoluyla glikoz hidrojen, siyanür ve benzaldehid elde edilir.
  • Laetril tedavisi; siyanürün, amigdalinin tümör hücrelerinde olağan olan glukosidaz enzimi ile temasa geçmesi sonucu serbest kalacağı hipotezine dayanmaktadır. Laetril savunucuları; siyanirün, tümör hücrelerini öldürdüğünü idda eder.

30 ADET ÇEKİRDEK TOKSİK ETKİ YAPAR 

  • Acıbadem; amigdalinin yanı sıra emülsin denen bir enzim karışımını (amigladin hidrolaz, prunasin hidrolaz ve hidroksi-nitril liyaz) içerir. 
  • Acıbadem çiğnendiği ya da su içinde püre yapıldığında emülsinler siyanür üreten reaksiyonu katalize eder. 
  • Tohumdaki enzimlerin hızlı hidrojen siyanür üretimini kolaylaştırması nedeniyle acıbadem yenmesi, izole laetril almaktan daha tehlikeli olabilir. 
  • Bir araştırma; 30 adet acıbadem çekirdeği yemenin yaşamı tehdit edici toksisiteye yol açtığını göstermektedir. 

 PANGAMİK ASİT VİTAMİN DEĞİLDİR 

  • Acıbadem tohumları; yüzde 1-3 oranında amigladin ve yüzde 45 kararlı yağ açığa çıkartan enzim karışımı emülsin içerirler. 
  • Açığa çıkarma sonrasında geri kalan artıktan buharla distilasyon yoluyla saf acıbadem yağı elde edilir. 
  • Acıbadem yağı esas olarak benzaldehid barındırır ancak serbest kalabilen hidrojen siyanür de içermektedir. 
  •  Acıbadem ve acıbadem yağı bazı kültürlerde baharat olarak kullanılmaktadır ancak bu kullanım hidrojen siyanür nedeniyle tam olarak güvenilir değildir. 
  •  Pangamik asit; B15 Vitamini olarak adlandırılmıştır. Kayısı çekirdeğinden elde ediledilen pangamik asit, vitamin değildir.
kaynakça:https://www.faydalari.com/kayisi-cekirdeginin-faydalarihttps://www.sabah.com.tr/saglik/2014/02/14/kayisi-cekirdegi-vucut-icin-zararli-olabilir
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Asit Yağmuru Nedir? - Asit Yağmurları Nasıl Oluşur? ( Asit Yağmurları Ödev Konusu )



Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan yağışlardır. Özellikle endüstriyel faaliyetlerin ve enerji tüketiminin fazla olduğu yerlerde yakılan, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlardan, azot ve kükürt gazları açığa çıkmaktadır. Oluşan bu gazlar bulutlardaki su buharıyla tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri ortaya çıkarmakta oluşan bu asitler ise kar, yağmur, çiğ ve sis gibi doğal olaylar sonucunda yeryüzüne ulaşmaktadır. Normal koşullar altında oluşan yağmurların pH değeri 5.6’dır. Bunun altında bir değere sahip olan yağış asit yağmuru olarak adlandırılır.

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye başlamıştır. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olan ingiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya koymuştur. Bu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyleki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokola göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokola sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya’ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.


Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.

Asit Yağmurlarının Etkileri
Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki
magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur. Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

Asit Yağmurlarının Etkileri Genel Olarak Şunlardır;
  • Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.
  • Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
  • Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
  • Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.
Asit Yağmurlarının Etkisini En Aza İndirmek İçin Alınabilecek önlemler;

  • Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)
  • Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.
  • Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.
  • Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.
  • Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.
  • Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

kaynakça; 
http://www.bilgiustam.com
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Yapay Zeka Nedir? Ne İşe Yarar? - Faydaları Nelerdir? ( Yapay Zeka Hangi Alanlarda Kullanılır?)



Teknoloji gerçekten de neredeyse ışık hızında gelişiyor ve değişiyor. Teknoloji ve bilişim alanında yaşanan yeni gelişmeler hayatımızın pek alanını etkiliyor.Son zamanların popüler terimlerinden birisi de ''yapay zeka'' veya başka bir ifade ile ''yapay hafıza'' dedikleri teknolojinin insan aklının sınırlarını zorlayacak kadar şaşırtıcı bir yenilik diyebiliriz.Peki nedir bu yapay zeka? ne işe yarar, faydaları ve zararları nelerdir, eksikleri var mıdır? veya nerelerde, hangi alanlarda kullanılır? gibi pek çok önemli soru karşımızda durmaktadır.

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir?

Yapay zeka, üst seviyede bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki akıllı bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyetidir. Yapay zeka çalışmaları genellikle insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek, bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmesine yöneliktir. Yani bilgisayarın, insanlar tarafından gerçekleştirilen görevleri yerine getirmesini sağlar. Başka bir deyişle, Yapay zeka bilgisayarın insanlar gibi düşünmesini sağlar. Makinelerin karmaşık sorunları insana benzer şekilde çözmesine yardımcı olur. Zeka ve akıl gerektiren sorunlar artık bilgisayarları kullanarak etkili bir şekilde çözülebilir.

Yapay zeka temelde bilgisayar bilimi ile ilişkili olmasına rağmen tarım, tıp, matematik ve biyoloji gibi farklı alanlarda sayısız uygulama için yararlıdır. Yapay zeka programları karmaşık verilerdeki kalıpları tanımak, tecrübelerinden faydalanmak ve insanlar tarafından alınan kararları almak için insan bilgisine dayanmaktadır. Yapay zeka sistemleri bir şeyler gözlemlemekte ve daha sonra önceden belirlenmiş parametreler temelinde onu tanımaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, belirli bir duruma göre yapay zeka sistemleri, sorunu çözmek için görev yapmakta ve buna tepki vermektedir.

Yapay Zekanın Faydaları Nelerdir?



  • Hata şansı neredeyse sıfırdır.
  • Uzay araştırmalarında alanı keşfetmek için akıllı robotlar kullanılabilir. Bunlar makine olduğu için gezegensel atmosferlere fiziksel durumlarını ve işlevlerini etkilemeyecek şekilde adapte olabilirler.
  • Dünyanın en dip noktalarına ulaşmak için akıllı robotlar programlanabilir. Yeraltı madenlerine ulaşmak için akıllı robotları kullanmak zaman ve para konusunda ciddi faydalar sağlayabilir. Bu makineler, insanların sahip olduğu sınırlamaların üstesinden gelmek için kullanılabilir.
  • Akıllı telefonlar yapay zeka uygulamasına mükemmel bir örnektir. Kullanıcının yazdıklarının ne olacağını tahmin etmede (bunu mu demek istemiştiniz gibi) ve yazım hatalarını düzeltme gibi konularda, makineler çok faydalıdır. Kişisel asistanlık görevini gören Siri, kullanıcılara en iyi veya en kısa güzergahları veren GPS ve Harita uygulamaları, trafik ve zaman tahmini gibi yapay zeka uygulamaları yapay zekanın en iyi örneklerindendir.

Yapay Zekanın Zararları ve Eksikleri (Var mıdır?) Nedir?

  • Bakım ve onarımları maliyetlidir. Programların değişen gereksinimlere göre güncellenmesi gerekmekte ve makinelerin daha akıllı hale getirilmesi gerekmektedir. Arıza durumunda tamir masrafları çok yüksek olabilir. Kaybedilen kod veya verilerin geri yüklenmesine ilişkin prosedürler zaman kaybına yol açabilir ve masraflı olabilir.
  • Yapay zekanın uygulanmasına ilişkin önemli bir husus etik ve ahlaki değerlerle ilgilidir. İnsanoğlunun kopyalarını yaratmak etik olarak doğru olur mu? o başka bir tartışma konusudur.
  • Makineler muazzam miktarda veriyi depolayabilir, ancak depolama, erişim ve geri alma, insan beyninde olduğu kadar etkili değildir. Uzun süreler boyunca tekrarlayan görevleri yerine getirebilirler, ancak insanlar gibi tecrübe ederek daha iyi hale gelmezler.
  • İnsanları değiştiren makine fikri harika görünüyor. Bizi tüm acılardan kurtaracak gibi görünüyor. Yapay zeka dünyasında, tamamen yürekten, aidiyet duygusuyla ve özveriyle çalışmak gibi insani özelliklere yer yok. Hastanelerde çalışan robotları düşünün. Onların insanların yapacakları ilgiyi ve endişeyi gösterebilir mi? Çevrimiçi asistanlar bir insanın yapacağı hizmeti verebilir mi?
  • Yaratıcı alanlarda istihdam edilen akıllı makineleri düşünün. Sizce robotlar, insan zihnini yaratıcı düşünce veya özgünlük içinde mükemmelleştirebilir veya insan yaratıcılığıyla rekabet edebilir mi? İnsanlar duygusal yaratıklardır; düşünüp hissedebilirler. Duyguları düşüncelerini yönlendirir. Makinelerde ise durum böyle değil. İnsanın sahip olduğu sezgisel yetenekler, insanların önceki bilgilere dayanarak yargılayabilecekleri şekilde, sahip oldukları yetenekler makineler tarafından kopyalanamaz.
Paylaş:

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir? Nasıl Çalışır? Faydaları Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?



Teknoloji gerçekten de neredeyse ışık hızında gelişiyor ve değişiyor. Teknoloji ve bilişim alanında yaşanan yeni gelişmeler hayatımızın pek alanını etkiliyor.Son zamanların popüler terimlerinden birisi de ''yapay zeka'' veya başka bir ifade ile ''yapay hafıza'' dedikleri teknolojinin insan aklının sınırlarını zorlayacak kadar şaşırtıcı bir yenilik diyebiliriz.Peki nedir bu yapay zeka? ne işe yarar, faydaları ve zararları nelerdir, eksikleri var mıdır? veya nerelerde, hangi alanlarda kullanılır? gibi pek çok önemli soru karşımızda durmaktadır.

Yapay Zeka (Hafıza) Nedir?

Yapay zeka, üst seviyede bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki akıllı bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyetidir. Yapay zeka çalışmaları genellikle insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek, bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmesine yöneliktir. Yani bilgisayarın, insanlar tarafından gerçekleştirilen görevleri yerine getirmesini sağlar. Başka bir deyişle, Yapay zeka bilgisayarın insanlar gibi düşünmesini sağlar. Makinelerin karmaşık sorunları insana benzer şekilde çözmesine yardımcı olur. Zeka ve akıl gerektiren sorunlar artık bilgisayarları kullanarak etkili bir şekilde çözülebilir.

Yapay zeka temelde bilgisayar bilimi ile ilişkili olmasına rağmen tarım, tıp, matematik ve biyoloji gibi farklı alanlarda sayısız uygulama için yararlıdır. Yapay zeka programları karmaşık verilerdeki kalıpları tanımak, tecrübelerinden faydalanmak ve insanlar tarafından alınan kararları almak için insan bilgisine dayanmaktadır. Yapay zeka sistemleri bir şeyler gözlemlemekte ve daha sonra önceden belirlenmiş parametreler temelinde onu tanımaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, belirli bir duruma göre yapay zeka sistemleri, sorunu çözmek için görev yapmakta ve buna tepki vermektedir.

Yapay Zekanın Faydaları Nelerdir?


  • Hata şansı neredeyse sıfırdır.
  • Uzay araştırmalarında alanı keşfetmek için akıllı robotlar kullanılabilir. Bunlar makine olduğu için gezegensel atmosferlere fiziksel durumlarını ve işlevlerini etkilemeyecek şekilde adapte olabilirler.
  • Dünyanın en dip noktalarına ulaşmak için akıllı robotlar programlanabilir. Yeraltı madenlerine ulaşmak için akıllı robotları kullanmak zaman ve para konusunda ciddi faydalar sağlayabilir. Bu makineler, insanların sahip olduğu sınırlamaların üstesinden gelmek için kullanılabilir.
  • Akıllı telefonlar yapay zeka uygulamasına mükemmel bir örnektir. Kullanıcının yazdıklarının ne olacağını tahmin etmede (bunu mu demek istemiştiniz gibi) ve yazım hatalarını düzeltme gibi konularda, makineler çok faydalıdır. Kişisel asistanlık görevini gören Siri, kullanıcılara en iyi veya en kısa güzergahları veren GPS ve Harita uygulamaları, trafik ve zaman tahmini gibi yapay zeka uygulamaları yapay zekanın en iyi örneklerindendir.

Yapay Zekanın Zararları ve Eksikleri (Var mıdır?) Nedir?

  • Bakım ve onarımları maliyetlidir. Programların değişen gereksinimlere göre güncellenmesi gerekmekte ve makinelerin daha akıllı hale getirilmesi gerekmektedir. Arıza durumunda tamir masrafları çok yüksek olabilir. Kaybedilen kod veya verilerin geri yüklenmesine ilişkin prosedürler zaman kaybına yol açabilir ve masraflı olabilir.
  • Yapay zekanın uygulanmasına ilişkin önemli bir husus etik ve ahlaki değerlerle ilgilidir. İnsanoğlunun kopyalarını yaratmak etik olarak doğru olur mu? o başka bir tartışma konusudur.
  • Makineler muazzam miktarda veriyi depolayabilir, ancak depolama, erişim ve geri alma, insan beyninde olduğu kadar etkili değildir. Uzun süreler boyunca tekrarlayan görevleri yerine getirebilirler, ancak insanlar gibi tecrübe ederek daha iyi hale gelmezler.
  • İnsanları değiştiren makine fikri harika görünüyor. Bizi tüm acılardan kurtaracak gibi görünüyor. Yapay zeka dünyasında, tamamen yürekten, aidiyet duygusuyla ve özveriyle çalışmak gibi insani özelliklere yer yok. Hastanelerde çalışan robotları düşünün. Onların insanların yapacakları ilgiyi ve endişeyi gösterebilir mi? Çevrimiçi asistanlar bir insanın yapacağı hizmeti verebilir mi?
  • Yaratıcı alanlarda istihdam edilen akıllı makineleri düşünün. Sizce robotlar, insan zihnini yaratıcı düşünce veya özgünlük içinde mükemmelleştirebilir veya insan yaratıcılığıyla rekabet edebilir mi? İnsanlar duygusal yaratıklardır; düşünüp hissedebilirler. Duyguları düşüncelerini yönlendirir. Makinelerde ise durum böyle değil. İnsanın sahip olduğu sezgisel yetenekler, insanların önceki bilgilere dayanarak yargılayabilecekleri şekilde, sahip oldukları yetenekler makineler tarafından kopyalanamaz.
Paylaş:

Asit Yağmurları Nedir ? Nasıl Oluşur ? Zararları ve Etkileri Nelerdir ?



Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan yağışlardır. Özellikle endüstriyel faaliyetlerin ve enerji tüketiminin fazla olduğu yerlerde yakılan, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlardan, azot ve kükürt gazları açığa çıkmaktadır. Oluşan bu gazlar bulutlardaki su buharıyla tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri ortaya çıkarmakta oluşan bu asitler ise kar, yağmur, çiğ ve sis gibi doğal olaylar sonucunda yeryüzüne ulaşmaktadır. Normal koşullar altında oluşan yağmurların pH değeri 5.6’dır. Bunun altında bir değere sahip olan yağış asit yağmuru olarak adlandırılır.

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye başlamıştır. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olan ingiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya koymuştur. Bu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyleki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokola göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokola sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya’ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.


Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.

Asit Yağmurlarının Etkileri
Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur. Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

Asit Yağmurlarının Etkileri Genel Olarak Şunlardır;
  • Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.
  • Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.
  • Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.
  • Mermer, kumtaşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.
Asit Yağmurlarının Etkisini En Aza İndirmek İçin Alınabilecek önlemler;
  • Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)
  • Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.
  • Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.
  • Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.
  • Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.
  • Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

kaynakça; 
http://www.bilgiustam.com
Paylaş:

15 Aralık 2017 Cuma

Pestisit nedir? Zararları Etkileri Nelerdir ve Nerede Kullanılır? Hakkında Bilgi

Pestisit nedir, zararları ve etkileri nelerdir, bu pestisit acaba nerede kullanılır? soruları çok da fazla merak türden sorular değildi.Taki çok izlenen dizilerden olan ''ufak tefek cinayetler'' adlı dizide adı geçinceye kadar. Dizinin malum bölümünden sonra pek çok insan pestisit  hakkında bilgi edinmek üzere geçti internet karşısına... İşte bu sebeple bizde pestisit nedir? sorusuna cevap aradık ve detaylarını aşağıda paylaştık.

Pestisit Nedir?

Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Pestisit, kimyasal bir madde, virüs ya da bakteri gibi biyolojik bir ajan, antimikrobik, dezenfektan ya da herhangi bir araç olabilir. Zararlı organizmalar, insanların besin kaynaklarına, mal varlıklarına zarar veren, hastalık yayan böcekler, bitki patojenleri, yabani otlar, yumuşakçalar, kuşlar, memeliler, balıklar, solucanlar ve mikroplar olabilir. Her ne kadar pestisitlerin kullanılmasının bazı yararları olsa da insanlar ve diğer hayvanlar için potansiyel toksisiteleri nedeniyle bazı sorunlar da yaratabilir.

Pestisit Zararları Nelerdir?

Bir pestisit kimyasal bir madde ya da virüs veya bakteri gibi biyolojik bir ajan olabilir. Kimyasal pestisitlerin çoğu hedef organizmaya seçkin etkinlik gösteremedikleri için hedef organizma dışındaki organizmalarda da çeşitli hastalıklara yol açar hatta öldürücü olabilirler. Birçok pestisit insanlar için de zararlıdır. Kullanıldıkları canlıların yiyecek şeklinde insanlar tarafından kullanılmaları sonucunda insanlarda yaygın hastalıklara ve istenmeyen sıkıntılı durumlara sebep olurlar. Kimyasal pestisitlerin ve etken maddelerinin akut toksik etkileri vardır.

Karbamatlar, organofosfatlar ve klorlanmış hidrokarbonları içeren birçok pestisit genetoksik etkiye sahiptir. Tarım ile uğraşan ve pestisite maruz kalan insanlarda yapılan çalışmalarda bu bireylerde yapısal ve sayısal kromozom anomalileri ile kardeş kromatid değişiminde artmalar gözlenmiştir. Pestisitlerin kronik etkisine maruz kalan tarım işçilerinde birçok genetik hasarın yanı sıra karaciğer, böbrek ve kaslarda bozukluklar görülmüştür. Pestisitin canlılar üzerindeki etkisi fetal yaşamdan itibaren başlamaktadır. Bu ilaçlar plasentadan fetüse geçmekte ve bunun sonucu olarak düşükler, hiperpigmente ve hiperkeratatik çocuk doğumları görülmektedir.


Yapılan hayvan deneylerinde ise radyoaktif olarak işaretlenip anneye verilen pestisitin 5 saat sonra plasentadan fetüse geçtiği ve fetüsün göz, sinir sistemi ve karaciğerine yerleştiği gözlenmiştir. Organofosfatlı ve karbamatlı insektisitler ise etkilerini doğrudan doğruya periferal ve merkezi sinir sistemi üzerinde göstererek canlı yaşamını tehdit etmektedir. Birçok pestisit insana, hayvanlara ve çevreye zarar vermektedir. Bununla ilgili ilk çalışmalar 70'li yılların başında, UNEP Stokholm İnsan Çevresi Konvansiyonu’nu hazırlayan süreçte göstermişlerdir. 30 yıl sonra ABD, Avustralya, Kanada, Japonya ve Yeni Zellanda, uluslararası baskılara boyun eğerek küresel anlaşma taslağının oluşturulmasına karar vermişlerdir.

Pestisit Türleri Nelerdir?

İnsektisit : Böcek, haşerelere karşı kullanılan ilaçlardır.
Fungusit : Funguslara (Mantar) karşı kullanılan ilaçlardır.
Herbisit : Yabancı otlara karşı kullanılan ilaçlardır.
Mollusit : Yumuşakçalara karşı kullanılan ilaçlardır.
Rodentisit : Kemirgenlere karşı kullanılan ilaçlardır.
Nematisit : Nematotlara karşı kullanılan ilaçlardır.
Akarisit : Akarlara karşı kullanılan ilaçlardır.

Paylaş:

12 Aralık 2017 Salı

Trans Yağ Nedir? Zararları veTehlikeleri Nelerdir? Hakkında Bilgi

Her daim dilimizden düşmez bazı yağların sağlığımıza zararlı olduğu.Özellikle amn fazla yağ tüketmeyelim zararlı denir, özellikle kalbe zararlı olduğu sürekli uzmanlar tarafından da uyarılır. Tabi bu yağların içinde en tehlikelisinin trans yağ olduğu görüşü yaygındır. Uzman doktorlar ve diyetisyenler tarafından sık sık dikkat çekilen bu sıvı yağlar ve katı yağlar hemen hemen tükettiğimiz bütün besin maddelerinde kullanılmaktadır. Özellikle hazır gıdalarda kullanılan trans yağ kavramı ise oldukça  merak edilen ve korkulan bir yağ türü olma özelliği ile dikkat çekicidir.  
Kimyasal olarak baktığımızda sıvı yağlardan biraz farklı olduklarını görmekteyiz. Göze çarpan ilk bulgu ise; doğal yağ olmayışlarıdır. Yani tamamen sentetik, yapay yağlardır. Trans yağların elde ediliş şekillerine baktığımızda,yine sıvı yağların ana madde olarak bulunduğu ancak bu sıvı yağlara ilaveten bir de hidrojen kullanıldığını  görmekteyiz.Trans yağlar; sıvı bitki yağlarının hidrojen ile ısıtılması sonucu oluşan yağlardır. Kimyasal  bir tanım yapılacak olursa; sıvı yağların çoklu bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale getirilmesidir. Doğada bulunmayan bu sentetik trans  yağ asitlerini malesef vücudumuz tanıyamaz. Hidrojenlenmiş yağ olarak da bilinen bu yağlar ne kadar hidrojene doyurulursa, o kadar daha katı hale dönüşümü hızlanmaktadır.




Peki sadece hidrojenasyon ile mi trans yağ oluşumu gerçekleşmektedir? Elbette yapay olarak oluşturulabilen trans yağlar dışında bir de doğal trans yağ asitleri mevcuttur. Örneğin; bazı geviş getiren koyun,kuzu,inek gibi hayvanların işkembelelerinde,süt ve etlerinde de az miktarda trans yağ asidi bulunmaktadır. Fakat bu trans yağ asitleri doğal oluşmaktadır ve sentetik trans yağla karıştırılmamalıdır. Doğal oluşan bu yağların zararı yoktur.
Ayrıca bunların dışında bir diğer trans yağ oluşumu da vardır. Yağların yüksek sıcaklıklarda sürekli olarak ısıtılması ve kızartılması ile de bu yağ türü oluşumu gözlenmektedir.
Trans yağların alanlarına baktığımızda; hazır gıda besinlerinde, margarinlerde, işlenmiş yiyeceklerde,ticari kızartma yağlarında oldukça fazla tüketildiğini görmekteyiz.

Trans Yağların Zararları Nelerdir?

Yapılan araştırmalar ilk bakışta masum gibi görünen bu yağların oldukça tehlikeli sonuçlar oluşturduğunu göstermektedir. Birçok ülke besinlerde trans yağ kullanımını azaltmaya ve kısmen kaldırmaya gitmiştir. İnsan hayatı için gerekli olmayan bu yağlar özellikle erken ölümlerde önemli bir etken olarak görülmektedir. Bilinen en önemli zararlarından biri; kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolünü artırması ve iyi kolesterol olan HDL kolesterolünü azaltmasıdır. İnsan vücudunun üretmediği bu yağ, besinler ile vücudumuza girmektedir.

Yapılan araştırmalar da göstermiştir ki; trans yağ seviyesi yüksek olanların  kalp krizi geçirme riski üç kat daha fazladır. Hidrojen yapısının değiştirilmesinin hiçbir faydası olmadığı gibi küçük bir yağ  olması sebebiyle de damara hızla yapışma özelliği göstermektedir. Bu da kötü kolesterolün hızla artırması demektir. Kanser ve obezite bilinen zararlarındandır. Ayrıca bağışıklık sistemini zayıflatarak diyabete  sebebiyet vermekte ve vücutta lipoprotein A miktarını artırarak kalp hastalıklarını oluşturmaktadır. Bunlara ilaveten bir de kas kaybı etkenini eklersek, neden köşe bucak bu yağdan ve bileşiminin bulunduğu besinlerden kaçmamız gerektiğini daha iyi anlayabilmekteyiz.

Tüm bunlara ilaveten genelleme yaparsak hidrojenize yağların sebep olduğu hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: Kanser, obezite, diyabet, kalp hastalıkları, kısırlık, kötü kolesterol artışı, iyi kolesterol azalışı,karaciğer fonksiyon bozukluğu, Alzheimer ve Parkinson sebebiyeti, hücre fonksiyon bozukluğu, kandaki yağ oranı yüksekliği,anne sütü kalitesinde düşüş, düşük doğum riski vb.
Trans Yağlar Neden Tercih Ediliyor ve Nerelerde Bulunur?

Zararları ve etkileri bilindiği halde besin maddelerinde neden trans yağlardan vazgeçilemiyor?Elbette bundaki en büyük etken; maliyetin daha düşük olmasıdır. Birçok gıda firması bu yağın kullanımını daha kolay ve ucuz bulmaktadır. Özellikle de lezzet vermesi için lokanta,pastane,otel,kafe gibi yerlerde çoğunlukla tercih edilmektedir.Kızartma yağlarında da sıklıkla tercih edilir.Patates kızartmaları ,tavuk kızartmaları, lokantalardaki diğer kızartma ürünleri bu sınıfa dahildir.Tasarruf için yarı hidojenize edilmiş bu yağlar defalarca ısıtılıp ısıtılıp kullanılabilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki kurabiyelerin yüzde doksanında,donmuş gıdaların yüzde sekseni  gibi bir oranında hidrojenize edilmiş yağ mevcuttur.
Dahası hazır patates  kızartmalarında,cipslerde,krakerlerde,bisküvilerde,çikolatalarda,gofret ve benzeri besinlerde lezzeti daha fazla artırdığından kitlelerce tercih edilmektedir. Diğer yağlara göre trans yağların ömürleri daha uzundur ve oda şartlarında besinler içerisinde resmen katılaşarak hapsolmaktadır. Fastfood sektörünün büyük bir patlamayla ilerlemesinin en büyük sebeplerinden biri de trans yağlardır. Bazı margarinlerde, katı yağlarda ve fırınlanmış besinlerde bulunduğu da unutulmamalıdır.
Peki Neler Yapılabilir?
Tüm gıdalar yağ içerir ve bu yağlar  büyüme, gelişme için de son derece gereklidir. Vücut için enerji kaynağı olan yağı, iyi ve kötü yağ olarak  ayırt etmek gerekmektedir. Örneğin; zeytin yağı, soya yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, kanola  yağı birçok olumsuz etkiye sebep vermeden sağlığın devamlılığını sağlayabilmektedir. Sığır eti,süt ,peynir gibi hayvansal besinlerde de trans yağ mevcuttur ve doğal olduğundan birçok faydası da vardır.
Hazır paketlenmiş ürünlerde, pastane ürünlerinde ve lokanta yemeklerinde fazla miktarda trans yağ olmamasına özen göstermeliyiz. Etiket bilgisi olan ürünlerde “hidrojenize yağ”,  “hidrojene nebati yağ” ve “hidrojene bitkisel yağ” gibi trans yağ kullanıldığını belirten ibarelere dikkat edilmelidir. Listedeki önceliğine göre bu yağın miktarı da artış göstermektedir. Hidrojenleştirilmiş veya kısmen hidrojenleştirilmiş gibi ifadeler, alınan ürünün etiketinde aranmalıdır. Fakat bazen ürünler trans yağ oranını belirtmemektedir. Bu durumda verilen yağ oranlarının toplamını, toplam yağ miktarından çıkararak da hesaplayabiliriz.Lokantalarda özellikle kızartmalar yerine ızgara ve haşlamalar tercih edilebilir. Pastane ürünlerinden ziyade sütlü tatlıları tercih etmek de bu tüketimi azaltabilmektedir ve evde yapılan pasta ürünleriyle zarar en aza indirilebilmektedir. Ayrıca margarin yerine doğal sıvı yağlar ve tereyağı kullanılabilir. Kolay sürülebilen kap içerisindeki yumuşak margarinlerde de kısmen daha az trans yağı mevcuttur. Besinlerde yapay süt tozu,krema ve mayonez kullanımı azaltılarak süt ve yoğurda ağırlık verilebilir. Yine de bu ürünlerden ve hidrojene yağdan vazgeçilemiyorsa ürün listesinde bu yağın en alt sıralarda yer almasına dikkat edin.
Unutulmamalıdır ki bu tüketim hızı ile trans yağ içeren birçok besin gelecekte en büyük hastalık sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkacak ve malesef margarinler üzerine “sağlığa zararlıdır” ibaresi yer almak zorunda kalacaktır.

kaynak: 
http://www.bilgiustam.com/trans-yag-nedir-tehlikeleri-nelerdir
Paylaş: