eserleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eserleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2018 Perşembe

Galileo Galilei Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları Nelerdir?


Bu günkü ''kimdir'' yazımızın konusu, Galileo Galilei dur. Bu sayfamızda, Galileo Galilei kimdir, hayatı, eserleri ve buluşları hakkında bilgilerin detaylarıyla ve yer yer kısa açıklamalarla yer verilmiştir.

Galileo Galilei Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları

Galileo Galilei (15 Şubat 1564 – 8 Ocak 1642), İtalyan fizikçi, matematikçi, gök bilimci ve filozof olup, bilimsel devrimde de büyük rol oynamıştır.

İtalya'nın Pisa kentinde 1564'de dünyaya geldi. Öğrenimini bu kentte tamamladı. Çok erken yaşlardan itibaren matematikte başarılıydı. İtalya'nın öndegelen matematikçilerinden biri oldu. Hayatı boyunca mekanik bilimi, mercekler ve astronomiyle ilgilendi, birçok icatlar yaptı.Dünyanın ve diğer gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü savunduğu için başı Kilise'yle derde girdi. Sonunda Kilise yetkilileri, Galilei'yi yargıladı. Ünlü bilim adamı suçlu bulundu.Görüşlerinin yanlış olduğunu açıklayarak canını zor kurtardı. Ancak tarih Galilei'nin yanındaydı. Dünyanın Güneş'in etrafında döndüğünü bugün artık herkes biliyor. Bir zamanlar Galilei'yi yargılayan Kilise bile bu gerçeği kabul etmiş durumda.

Teleskop Buluşu

Aslında mercekleri kullanarak uzağı gören aletler Galilei'den daha önce yapılmıştı. Ancak bu aletleri, yıldızları ve gezegenleri inceleyecek kadar güçlü hale getiren o oldu.Silindirin göz dayanan kısmına ve diğer ucuna mercekler yerleştiren Galilei teleskopu bulmuş oldu. 1609 yılında yaptığı teleskopla birçok astronomik gözlem gerçekleştirdi. Bunların arasında Ay'ın yüzeyindeki kraterlerin ilk kez tespit edilmesi de vardı.

Jüpiter'in Uydularını Nasıl Keşfetti?

Galilei 7 Ocak 1610 akşamı, kendi yaptığı teleskobuyla Jüpiter'i incelerken, gezegenin yakınında 3 küçük ve parlak yıldız gördü. Böyle birşey beklemediği için bir hayli şaşırmıştı.Onların, diğerleri gibi birer yıldız olduğunu düşündü. Ertesi akşam yine Jüpiter'i gözlemledi. 3 küçük yıldız bu kez Jüpiter'in batısına geçmiş ve gezegene daha fazla yaklaşmıştı. O zaman bunların yıldız değil, Jüpiter'in etrafında dönen gezegenler olduğunu anladı. Sonra bu gezegenlerin bir dördüncüsünü daha keşfetti.Böylece Jüpiter'in ilk 4 uydusu keşfedilmiş oldu. Dönemin öndegelen astronomlarından Simon Marius, Kasım 1609'da, yani Galilei'den enaz 5 hafta önce 4 uyduyu keşfettiğini öne sürdü. Ama daha önce hiçbir açıklama yapmadığı için bunu kanıtlayamadı. Bilim dünyası, Jüpiter'in 4 uydusunu Galilei'nin keşfettiğini kabul eder. Ancak bu uydulara isimlerini 1614 yılında Simon Marius verdi. Uydulara mitolojiden alınan, Io, Europa,Ganymede ve Callisto adları verildi.

Mikroskop Buluşu

Galilei teleskoptan daha küçük ölçülerde bir silindire yine mercekler yerleştirerek "occhialino" adını verdiği mikroskopu yaptı. 1619 - 1624 yılları arasında bu aletten çok sayıda üretti.

Termoskop Buluşu

Galilei, 1597 yılında sıcağı ve soğuğu ölçmek için bir alet yaptı. Termoskop adını verdiği bu alet, ince ve uzun bir tüp şeklinde boynu olan, yumurta büyüklüğünde cam bir şişeydi. Şişenin tüp şeklindeki boynu , içinde sıvı olan başka bir kaba konuluyordu. Yumurta şeklindeki kısmı da elle ovuşturarak ısıtılıyordu. Eller çekildiğinde kaptaki sıvı, tüpün içinde belli bir yüksekliğe ulaşıyordu.


Sarkaç ve Saat Buluşları

Galilei'nin sarkaçlar üzerinde yaptığı incelemeler modern saatin ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Bunun ilginç bir öyküsü vardır. Galilei çocukluğunda birgün kiliseye gider. Ayin sırasında uzun boylu bir adamın başı bir kandile çarpar ve kandil ileri geri sallanmaya başlar.Kilisede canı sıkılan ve ayinle fazla ilgilenmeyen küçük Galilei kandilin, yavaşlasa bile hep aynı süre içinde ileri ve geri gittiğine dikkat eder. Ünlü bilim adamı hayatının daha ilerki dönemlerinde de, sarkaçların, yani ipe bağlı ağırlıkların sallanması üzerine incelemeler yaptı. İplerin uzunluğu aynı olduğu zaman, bütün ağırlıkların sallantılarını aynı zamanda tamamladıklarını tespit etti.Eskiden saat yapımında en büyük sorun kendini yineleyen ve hep aynı uzunlukta olan bir hareket bulmaktı. Galilei'nin sarkaçlarla ilgili tespiti saatlere uygulanırsa bu sorun aşılacaktı. Bunu daha sonraki yıllarda Hollandalı bilim adamı Christian Guhens başardı ve "tik - tak, tik - tak" diye çalışan, bildiğimiz modern saati yaptı.

Su Pompalama Makinası Buluşu

Galilei, Padua kentinde 1594 yılında bir su makinası için patent hakkı almıştı. Ne yazık ki bu aletin nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bir bilgi elimizde yok. Kayıtlarda makina için şu ifade kullanılıyor: "Suyu almak ve toprağı sulamak için, kullanması kolay ve çok ucuz bir alet. Pompaları sadece bir atın yardımıyla çalıştırıyor ve toprağı sürekli olarak suluyor."

Galilei'nin Ünlü Mahkemesi Nedir?

Galilei'nin yaşadığı çağda, Güneş sistemi konusunda hararetli tartışmalar yapılıyordu. Aslında bu alandaki çalışmalar yeni değildi. Milattan sonra 150 yılında Mısır'ın İskenderiye kentinde yaşayan Batlamyus, kendinden önce gelen düşünürlerin çalışmalarını gözden geçirerek, dünyanın uzaydaki konumuyla ilgili bir çalışma hazırladı.

Batlamyus'a göre; Dünya evrenin merkezinde yeralıyordu. Güneş ve diğer yıldızlar Dünya'nın etrafında dönüyordu. Dünya'yı evrenin merkezine koyan bu anlayış Kilise tarafından benimsendi ve yaklaşık 1400 yıl boyunca resmi görüş olarak varlığını korudu. Ancak Polonyalı Nikolas Kopernik 1530 yılında tamamladığı, "De Revolutionibus" adlı çalışmasıyla yeni bir yaklaşım getirdi.

Kopernik'e göre; Dünya günde bir kez kendi ekseni etrafında, yılda bir kez de Güneşin çevresinde dönüyordu. Kilise'nin bütün öğretilerini altüst eden bu yaklaşımı Galilei de destekledi. Yaptığı gözlemlerle Jüpiter'in aylarının, bu gezegenin çevresinde döndüğünü tespit etti. Bu konuları tartıştığı, "Öndegelen İki Dünya Sistemi Üzerine Diyaloglar" adlı kitabının 1632'de yayımlanması büyük yankı yaptı. Bu kitap, Güneş sistemiyle ilgili karşıt görüşleri savunanların ağzından yazılmış bir tartışmaydı. Bir anlamda bardağı taşıran damla olmuştu.

Katolik Kilisesinin yetkilileri Galilei'yi Vatikan'a çağırdılar. Ünlü bilim adamı, din adamlarının oluşturduğu bir mahkeme tarafından yargılandı. Suçlu bulundu. Dünyanın güneşin etrafında döndüğü yolundaki görüşlerini resmen yalanlamaya zorlandı. Yaklaşık bir yıl süreyle sürgüne yollandıktan sonra evine dönmesine izin verildi. Ancak zaman Galilei'yi haklı çıkardı. Günümüzde, Kilise de dahil olmak üzere herkes, Dünya'nın ve diğer gezegenlerin Güneş'in etrafında döndüğünü kabul ediyor.


Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Afife Jale Kimdir? Hayatı, Biyografisi ve Eserleri Hakkında Bilgi



Türk tiyatro tarihe geçmiş ve Türk kadını için çok başka anlamlar taşıyan, öncü bir Türk kadını olarak gösterdiği mücadele ve sanatsal başarıları Türk kadınlarının simge ismi haline gelen ve Türkiye tiyatral sahne hayatının mihenk taşlarından biri olmayı hak ederek başaran Afife Jale Kimdir?, nasıl bir hayatı oldu, biyografisi ve eserleri hakkında bilgiler içeren ''Afife Jale Kimdir'' yazımız başlıyor...

Çi dizisinde Serenay'ın Sarıkaya'nın canlandırdığı Duru karakterinin baş oyuncusu olmak için çabaladığı Afife Jale'nin anlatılacağı müzikal gözleri birkez daha Afife Jale'ye çevirdi. Türk kadının en güçlü seslerinden "ilk Türk kadın tiyatrocu" Afife Jale kimdir? Türk kadının en güçlü seslerinden "İlk Türk kadın tiyatrocu" Afife Jale Fi yeni sezon Çi dizisine damga vurdu. Çi'nin yeni sezonunda Serenay Sarıkaya'nın canlandırdığı Duru karakteri Afife Jale'nin konu alındığı müzikalde baş dansçı olmaya çalışıyor.İlk Türk tiyatro kadın oyuncusu olan sanatçı, her yıl düzenli olarak tekrarlanan Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri ile anılıyor. Peki Türk kadını ve tiyatrosu için büyük öneme sahip olan, başarısı günümüze kadar yüzlerce belki binlerce kadını etkilemiş ve Türkiye'nin sahne hayatında bir mihenk taşı oluşturan Çİ dizisi ile tekrar gündeme gelen Afife Jale kimdir?

Afife Jale Kimdir?

Afife, 1902 yılında İstanbul'un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. 10 Kasım 1918 günü Darülbedayi’ye talebe olarak kabul olunan Beyza, Refika, Behire ve Memduha adlı beş kızdan biriydi.

Afife ve Refika hariç öteki kızlar daha fazla dayanamamış ve “nasılsa sahneye çıkamayacakları" gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı. Afife Jale, Müslüman kadınların sahnede rol yapması, oynaması günah ve yasak olan bir dönemde zoru başardı. Aynı yılın 18 Aralık günü Refika tiyatrosunun suflör, Afife de "mülazım artistlik" (stajyer oyuncu) kadrolarına alınmışlardı. Afife bir yıl süreyle bütün provalara devam etti, ama bir türlü sahneye çıkamadı. Öte yandan Refika, sahne gerisinde görev alan ilk Türk kadını oldu.

Afife Jale Hayatı Hakkında Bilgiler

1919 yılının 13 Nisan gecesi premier'i yapılacak olan, Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyununda, Emel rolü, Eliza Binemeciyan'ın Paris'e gitmesiyle ortada kaldı. Darülbedayi yöneticileri rolü Afife'ye oynatmaya karar verdiler. Böylelikle Afife, " Jale" takma adıyla 22 Nisan gecesi, Kadıköy'deki Apollon Sineması'nda (sonraki Hale, şimdiki Reks) Emel rolünü oynayarak sahneye çıkan ilk Türk kadını oldu. Fakat sanatçının mutluluğu kısa sürdü. Şehir tiyatrosu polis tarafından baskına uğradı.


Sanatçı o esnada “Tatlı Sır” adlı oyunda rolünü ifşa ediyordu. Polisi gören ermeni bir oyuncu sanatçıyı bahçeye kaçırarak polisin elinden kurtardı. Fakat bu baskınlar son bulmuyordu. “Odalık “adlı oyunda rolünü sahneleyen sanatçı, tekrar baskına uğradı ve yine makine odasına kaçırılarak polisin elinden kurtarıldı. Bu olaylardan sonra İçişleri Bakanlığı devreye girdi ve Müslüman Türk Kadının sahnede rol almasını yasakladı. Ve sanatçı ilk baskınlarda kurtulsa da son baskında yakalanarak polisler tarafından götürüldü. Ve devletine karşı geldi, isyan çıkardı, dinine, milletine karşı çıktı düşüncesi ile hırpalandı. Babası da sanatçıyı evlatlıktan reddetti. Usta oyuncu bu olumsuzlar karşısında yalnız yaşamak zorunda kaldı.


Maddi ve manevi bunalıma giren sanatçı, şiddetli baş ağrıları ile de savaşmaktaydı. Ve nihayet 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına sahneye çıkma yasağını ortadan kaldırdı. Ve Afife Jale özgür bir şekilde oyunculuğu yapmaya başladı. Zorlu aşamalardan geçen ve tiyatroya olan aşkı için çaba gösteren sanatçı, idealleri uğruna tutku ile bağlı olduğu sahnede rolünü ifşa etmiştir. Turnelere çıkan sanatçı, birçok tiyatro mekanında rol aldı. Fakat sanatçı, yaşadığı ağrılar ve buhranlı günler neticesinde morfin bağımlısı haline gelmişti. Ve tiyatroyu bırakmak zorunda kaldı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılarak, 39 yaşında daha hayatının baharında iken yaşama veda etti.
Paylaş:

12 Aralık 2017 Salı

Heredot Kimdir? - Hayatı ve Eserleri Hakkında Kısaca Bilgi

Heredot Kimdir? 


Heredot, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış Antik Yunan  tarihçi, yazar ve bilginidir. Cicero ve pek çok ünlü tarihçi'nin "tarihin babası" olarak adlandırdığı Herodot, ülkemizde Halikarnaslı Herodot olarak da tanınır.Heredot'un gezip gördüğü yerleri insanlara anlatması sayesinde tarih bilimine önemli katkılarda bulunduğu söylenir. En büyük eseri olan ve "Herodot Tarihi" ismine sahip olan kitabında dünyanın farklı bölümlerine yaptığı seyahatler yaşadıklarını anlatmıştır.

Sürgün yedikten sonra dünyanın birçok farklı bölgeyi gezen Herodot, bir dönem Atina 'da da yaşamıştır. Atina 'da yaşadıktan sonra Mısır 'a giden Herodot, burada Assuan 'a kadar inmiştir. Mısır 'a gittikten sonra Mezotopamya 'nın büyük bölümünü gezen Herodot, günümüzde Filistin olarak bilinen bölgeyi de ziyaret etmiştir. Filistin 'den çok uzak olmasına rağmen Güney Rusya topraklarına da giden Herodot 'un yolculukları hakkında bazı tahminler de vardır. Tarihçiler kesin olarak belirtmese de, Herodot 'un Güney Afrika sahillerine kadar gittiğini de düşünmektedir. Yaşlılık yıllarını İtalya 'nın Thurii isimli Yunan kolonisinde geçiren Herodot, burada uzun yıllar boyunca yaptığı geziler hakkında büyük eserini yazmıştır.

Tarihin babası olarak anılmasını sağlayan ünlü eserini yazmak için İtalya 'da bir nevi inzivaya çekilen Herodot, gördüğü birçok bölge ve özellikle Persler ile Yunanlılar arasındaki savaşlar hakkında yazmıştır. Herodot Tarihi isimli ünlü eserinde birçok farklı bölgeden bahsetse de, Herodot 'un bu eserindeki temel konunun Pers-Yunan Savaşları olduğu söylenebilir. Persler ile Yunanlılar arasındaki savaşların ilki Herodot doğmadan kısa süre önce gerçekleşmiş ve ikinci savaş da Herodot 'un çocuk olduğu yıllarda yapılmıştır.


Herodot Tarihi isimli eserin yalnızca bir tarih kitabı olduğunu söylemek de yanlış olur. Zira Herodot Antik Yunanlıların ilgilendiği sanat eserleri üzerine yazdığı gibi, Asya 'daki kavimlerin sosyal yaşamlarına da değinmiştir. İlk üç kitabı daha çok Asya 'da yaşanan olaylar üzerineyken, ikinci üç kitap Avrupa ve son üçleme de Yunan tarihi hakkındadır.


Ölümünün üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen Herodot isminin günümüzde dahi hatırlanmasını sağlayan bu kitap, özellikle Pers Savaşları konusunda tarihçilerin temel kaynaklarından biri olmuştur. Persler ve Antik Yunanlılar arasında yapılan Pers Savaşları 'nı detaylı bir şekilde anlatan Herodot, M.Ö. 492 ile 449 yılları arasında yapılan bu savaşların günümüz tarihçileri tarafından incelenebilmesini sağlamıştır. Batı Anadolu 'da günümüzün Bodrum 'unda dünyaya gelen Herodot, daha sonra Tiran tarafından sürgün yemiş ve kendisine dünya çapında ün kazandıracak gezilerini de bu şekilde yapmıştır.

Heredot'un M.Ö. 426-415 yılları arasında öldüğü sanılmaktadır.
Paylaş:

11 Aralık 2017 Pazartesi

Aristo Kimdir? Kısaca Hayatı ve Eserleri Nelerdir?


Aristo Kimdir?  Aristoteles veya kısa adı ile Aristo, Antik Yunan filozofudur. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

Aristo Hayatı 

Aristo M.Ö 322 ile 384 seneleri aralığında Stageria’da dünyaya gelmiştir, Stageria Ege denizinde yer almaktadır. Doğduğu bölge İyonluların kültürüne hâkim olduğu ve İyonluların bölgesi olduğu için Aristo İyon filozofu olarak da tanınmaktadır. Aristo’nun yapmış olduğu çalışmalar ile düşünceler günümüzde matematik, fizik ve metafizik alanlarında birçok gelişmeye öncü olmuştur. Aristoteles’i
filozof olarak harekete geçirmiş olan etken önceki filozofları harekete geçiren etken ile aynıdır. Diğer filozoflara olduğu gibi Aristo da gerçeğin ne olduğunun farkına varmak ve bu gerçekleri bulmak istemiştir. Aristo diğer filozoflara göre gerçekliklere daha çok yaklaşmış ve diğerlerinden daha çok yol almıştır. Bunu sağlayan aklı, düşüncesi, yaşadığı toplum ve yaşadığı dönemdir ve Aristoteles’e Yunan felsefesi de fazlasıyla yardımcı olmuştur.

Aristo Yunan düşünürüdür, 18 yaşına geldiğinde Atina’ya gitmiş ve Platon’un öğrencisi olmuştur. 20 yılı aşkın onun kurduğu akademide öğrencilik yapmıştır. Plato’nun vefat etmesi ile Aristo Assos, ardından da Lesbos’a yerleşmiştir ve Büyük İskender’e hocalık yapmıştır. Atina’ya dönen ünlü düşünür Lykeion lisesini hayata geçirmiştir, Büyük İskender’in vefat etmesinden sonra Atina’da yaşayan Makedonyalılara gösterilen tepkilerden korkmuş ve Eubo adasında hayatına devam etmiştir, yine bu adada yaşama veda etmiştir. Aristo’nun günümüze kadar gelen eserlerinden de anlaşıldığı gibi ünlü düşünür her türlü bilim dalı ile yakından ilgilenmiştir.

Aristo Eserleri Nelerdir?

Günümüzde mantık adı verilen Aristo’nun analitik adını vermiş olduğu bilim, doğruluğunun tam anlamı ile araştırılmasını, nesnelerin nedenlerini ortaya çıkartan bir bilin dalıdır. Bu tarz bilgiler kesin olan bilgi öncülerinden elde edilmektedir. Ünlü düşünür analitik düşüncenin öncüleri ile yola çıkacak olan diyalektik ve doğruluğu değil, tartışmalarda haklı durumda kalmayı hedefleyen eristikten ayrıldığını belirtmektedir. Bundan kaynaklı olarak da Aristo’ya göre var olan nesnelerin var olan nedenleri dört farklı şekilde toplanmaktadır. Bunlar;
  • Ereksel neden
  • Biçimsel neden
  • Etken neden
  • Maddesel neden
Sanat ile alakalı olan yapıtlarında dışında kalan nesnelerin tamamında ilk üç neden bir arada olmaktadır. Aristo var olan nesnelerin 2 tane temek nesnenin birleşmesi ile ortaya çıktığını savunmaktadır. Biçim ile maddesel olan bu nesnelerin varlığını oluşturmaktadır. Maddesel olan öğelerin nasıl bir varlık olarak ortaya çıkacağını biçim belirlemektedir. Ünlü düşünür maddesel öğe ile biçimden feyz alarak 2 türlü varoluşu ortaya çıkartmıştır. Bunlar;
  • Gücül varoluş ( Dynamis varoluş )
  • Edimsel varoluş ( Ebergeia varoluş )
Ortaya çıkarmış olduğu varoluş şekilleri ile kendinden önceki filozofların varlık ile yokluk arasında var olan varoluşları çözümleyememiş olduklarını da çözümlemiştir. Aristoteles ortaya çıkarmış olduğu bu görüşü ile sonraki dönemlerde oluşan dirimselcilik anlayışını ortaya çıkartacak olan Schel-ling ve Leibniz’i de etkilemiştir. Dünyada var olan hareketlerin sebeplerini Tanrı’dan yol alarak açıklayan filozof, Tanrı’nın evrenden aşkın mı yoksa içkin mi olduğunu da açıklanması gerekli olan bir sorun olduğunu belirtmiştir.

Aristo’nun Eserleri (Aristoteles Yapıtları)

Aristoteles’i birçok filozoftan ayırıp önemli bir yere koymamızı sağlayan yukarıdaki tespitlere, elbette ki yapıtlarından ulaşılmıştır. Akademia’da çalıştığı sırada yazmaya başladığı ve hayatının sonuna kadar yazdığı yapıtları şunlardır:
  •  Kategoriai ( Kategoriler )
  •  Peri hermeneias ( Önerme üzerine )
  •  Analytika I ( Tasım üzerine )
  •  Analytika II ( Tanıtlama, tanım, sınıflama ve bilginin ilkeleri üzerine )
  •  Topika ( Dialektik tasımlar üzerine )
  •  Peri sophistikon elegkhon ( Sofistlerin yanlış çıkarımları üzerine )
  •  Metaphysika ( Metafizik )
  •  Physika ( Fizik )
  •  Peri ta zoa historia ( Zooloji, karşılaştırmalı bir anatomi ve fizyoloji )
  •  Peri psykhe ( Ruh üzerine )
  •  Ethika Nikomakheia ( Nikomakhos Ahlakı )
  •  Politika
  •  Politeia Athenaion ( Atinalıların devleti )
  •  Rhetorika ( Hitabet )
  •  Poetika ( Sanat öğretisi )

Aristo’nun Temel İlkeleri

Aristo’nun filozofluk açısından en önemli olan özelliği sağduyuya yakın olmasıdır, Aristo Demokritos’un atom ile alakalı olan görüşlerine ve Platon’un idealarına karşı çıkmıştır.  Bilim doğrularını ortaya koyabilecek olan bir kuram, ahlaki açıdan değerleri tam anlamı ile teminat altına alabilecek olan teori ahlaka ve bilime hakkını vermek adına teori arayışlarında bulunmuştur. Bulduğu çözüm töz öğretisidir, bu tözler özneller ve nihai gerçeklerden oluşur. Nihai anlamdaki gerçeklik somut şeylerden oluşmaktadır ve somut olan şeyler de ünlü düşünür için biyolojik olan bireylerden oluşmaktadır. Tözler tamamen nihai gerçeklerden oluşmaktadır, tözler var olmadığında var olan başka şeyler tözün özelliklerini alarak tümellerde var olmaz. Aristo Ploto’nun idealarının yanlışla da olsa birey olarak görüldüğü tümellerin de var olduğunu öne çıkartmaktadır. Tümellerin gerçekten var olduğunu öne sürer, tümellerin var olmaları nesnelere ve bireyselliğe bağlıdır. Var olanlar tümellere değil kedilere ve ağaçlara dış dünyada karşılaştığımız nesnelerdir.



Aristoteles Tarihteki Önemi

Doğu’da da Batı’da da “filozof” deyince akla gelen ilk isimlerden olan Aristoteles, pek çok açıdan önemli bir şahsiyettir. Kurduğu sistem bilginin hemen her yönüyle ilgilidir. Bilgiyi sağlam bir temele oturtma çabaları da onu mantığın kurucusu yapmıştır. Ayrıca bilimsel kavramlarımızın çoğu onun formüllerinden çıkmıştır. Bu da onun soyut kavramlar kurabilme yeteneğinden kaynaklanmıştır. Kavramlarının tutarlılığı onu iki bin yıl boyunca ön planda tutmuştur. Metafizik öğretisi de ortaçağ astrolojisinin temeli olmuştur.

Aristo’nun Ünlü Sözleri

  • Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar.
  • Kahraman çevresine ölüm yaymaz ama ölüme meydan okur.
  • Kimi ister, kimi verir; doğa ile insan bir bütündür.
  • İnsanları iyi yapan yasalardır.
  • Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler.
  • Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür.
  • İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.
  • İsteklerini tutsak al, vicdanına tutsak ol.
  • Hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır.
  • Eflatun’u severim ama gerçeği daha çok severim.
  • Zayıflar her zaman adalet ve eşitlik isterler. Güçlülerse bunların hiçbirini takmaz
Paylaş:

7 Aralık 2017 Perşembe

Albert Einstein Kimdir? Hayatı Biyografisi


Albert Einstein, 20. yüzyılın dehası Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi oluşuyla ve Dünya bilim tarihini değiştiren deha olarak bilinen ve dahası çocukken geri zekalı olduğu dahi düşünülen ünlü bilim adamı... Küçükken geri zekalı olduğu düşünülmesine rağmen daha sonra atomu parçalayarak herkesi şaşırtan muhteşem süper zeka olarak tanıyoruz hepimiz Albert Einstein'i.

Albert Einstein Kimdir? Albert Einstein Hayatı (Biyografisi)

Albert Einstein (14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955), Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.
20. yüzyılın dehası olarak anılan Albert Einstein’in fizik alanında bilime yaptığı katkılar hiç kuşkusuz. Ünlü fizikçinin oluşturduğu teoriler astronomi başta olmak üzere birçok bilim dalının önünü açıcı bir işlev yüklendi.Zekası fark edilene kadar birçok zorluk yaşamış Einstein kendi dünyasında. Okulu belki hiç sevmemiş, ama zekasının kendisini yönlendirmesine de engel olmamış.14 Mart 1879 tarihinde Almanya’nın Ulm kentinde doğdu.

1896’da Zürich Politeknik Enstitüsü’ne girdi. 1909’da profesör olan Einstein, önce Zürich’te sonra da Prag’da çalıştı. 1913’te Almanya’da Berlin Kaiser Wilhelm Enstitüsü Direktörlüğü’nü yaptı. 1922’de Nobel Ödülü aldı. 1933’e kadar Berlin’de yaşayan Einstein, Nazilere karşı tavır aldığı için Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Fransa, Belçika, İngiltere ve son olarak da ABD’de yaşadı.







Albert Einstein’in fizik alanında bilime yaptığı katkılar hiç kuşkusuz 20. yüzyılın en büyük katkılarıdır. 1905’te yayınladığı dört önemli çalışması; Rölativite Teorisi, Kütle-Enerji Eşitliği (E=mxc'2), Brownsal Devinmenin Açıklanması ve Işığın Foton Teorisi, Einstein’i fizik biliminin yaşayan en önemli otoritesi durumuna getirdi. Fakat onun bilime en önemli katkısı 1916’da açıkladığı “Genel Rölativite” teorisidir. Fizik biliminin eski mekanik fiziği aşarak kuantum fiziği aşamasını yakalamasında en büyük pay sahibi olan Einstein, hayatının son yıllarını elektromanyetik ve çekim alanlarını birleştiren Birleşik Alanlar Teorisi’ni oluşturmak için harcadı.

20. yüzyılın dehası olarak da anılan ünlü fizikçinin oluşturduğu teoriler astronomi başta olmak üzere birçok bilim dalının önünü açıcı bir işlev yüklendi. 1955’te ABD’de Princeton’da ölen Einstein, yalnızca bilimsel dehasıyla değil, alçak gönüllü oluşu ve sadeliğe düşkünlüğüyle de anılırdı. Ayağında terlikler ve dağınık saçlarıyla ünlü üniversitelerin salonlarında konferanslar veren bu büyük deha insancıllığını hiç yitirmedi.

Albert Einstein Eserleri

Kitapları
*Görelilik; Özel ve Genel Kuram: Popüler Bir Yorum, 1920.
*Görelilik'in Anlamı, 1921.
*Tek Atomlu Đdeal Gazların Kuantum Kuramı, 1924.
*Brown Hareketi Kuramı Üzerine Araştırmalar, 1926.
*Siyonizm Hakkında, 1930.
*Niçin Savaş, 1933.
*Gördüğüm Kadarıyla Dünya, Denemeler, 1934.
*Felsefem, 1934.
*Fiziğin Evrimi, Leopold Infield ile birlikte, 1938.
*Otobiyografik Notlar, Denemeler, 1949. 

Paylaş:

6 Aralık 2017 Çarşamba

Ernest Miller Hemingway Kimdir? Biyografisi Hayatı Eserleri


Amerikalı romancı, hikâye yazarı Ernest Miller Hemingway kimdir, nasıl bir yazardır, Ernest Hemingway'ın hayatı,biyografisi ve eserleri hakkında bilgilerin yer aldığı ''Ernest Hemingway Kimdir? Biyografisi Hayatı Eserleri'' başlıklı biyografi yazımızın detayları aşağıda...

Ernest Miller Hemingway Kimdir?

Ernest Miller Hemingway (21 Temmuz 1899 - 2 Temmuz 1961), Amerikalı romancı, hikâye yazarı ve gazetecidir. Basit yazma tekniği ve sade üslubuyla 20. yüzyıl kurgu romancılığını etkilemiştir. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibi yazarın çoğu eseri, bugün Amerikan edebiyatının başyapıtlarından kabul edilir.

20. yüzyıl ABD yazarları arasında çok büyük bir ün kazanan öykü ve roman yazarı Ernest Hemingway, doğum yeri olan Ilinois'da öğrenim gördü. Daha ortaokuldayken yazmaya başlayan Hemingway, liseyi bitirir bitirmez Kansas'ın önde gelen gazetelerinden Kansas City Star'a muhabir olarak girdi. Bir görme bozukluğundan dolayı askere alınmadığı için I. Dünya Savaşı sırasında ABD Kızılhaç örgütünde cankurtaran sürücülüğü yaptı. 1918'de, henüz 19 yaşındayken Avusturya-İtalya sınırında yaralandı. Savaşta tanık olduğu olaylar ve özel yaşamına ilişkin anılar yaşam boyu belleğinden silinmedi ve yazılarına esin kaynağı oldu.

İyileştikten sonra dönemin F. Scott Fitzgerald, Gertrude Stein ve Ezra Pound gibi yazarlarından gördüğü destekle ilk öykü derlemesi olan In Our Time'ı (1925; "Zamanımızda") yayımladı.
Hemingway, 1926'da yayımlanan Güneş de Doğar'da (The Sun Also Rises) da olduğu gibi, ilk romanlarında I. Dünya Savaşı'nın altüst ettiği bir dünyada yaşama yenik düştükleri duygusuyla ülkelerinden kopmuş, amaçsız, "yitik kuşak"tan insanları anlatır.

İtalya'da I. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarından esinlenerek yazdığı Silahlara Veda (A Farewell to Arms; 1929) savaşla aşkın iç içe işlendiği umutsuz ama güçlü bir romandır. Hemingway yapıtlarında mücadeleci, yenileceklerini bilseler bile, yiğitçe direnerek yaşamlarına anlam vermeye çalışan kişilerin portrelerini çizer. Romanlarında yaşama savaşı kimi zaman doğal güçlere karşı verilen mücadeleyle simgelenir. Death in the Afternoon (1932; "Öğleden Sonra Ölüm") ve Afrika'nın Yeşil Tepeleri (Green Hills of Africa; 1935) buna örnektir.

İspanya İç Savaşı sırasında çok sevdiği bu ülkeye savaş muhabiri olarak giden Hemingway, Cumhuriyetçiler'in yanında yer alarak General Franco'ya karşı mücadeleye katıldı. Madrid'in kuşatılmasıyla ilgili olarak The Fifth Column (1938; "Beşinci Kol") adıyla bir de oyun yazdı. Gene İspanya İç Savaşı'nın esinlendirdiği Çanlar Kimin için Çalıyor (Far Whom the Bell Tolls; 1940) satış rekorları kırdı ve yazarına Pulitzer Ödülü'nü kazandırdı.

İspanya'dan ayrıldıktan sonra Küba'ya yerleşen Hemingway Afrika'da safari gezilerine çıktı ve bir uçak kazası atlattı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Londra'da savaş muhabirliği yaptığı sırada gizli bilgi toplama, gerilla taktikleri gibi konulardaki deneyimleri ve gözüpekliğiyle dikkati çekti.
Hemingway, kendisine 1953 Pulitzer Ödülü'nden başka 1954 Nobel Edebiyat Ödülü'nü de kazandıran İhtiyar Adam ve Deniz (The Old Man and the Sea; 1952) adlı uzun öyküsünde okyanusta dev bir balık avlamayı başardıktan sonra, tüm çabasına karşın bunu köpekbalıklarına kaptıran yaşlı balıkçı Santiago'nun direnişini anlatır.

Savaş, boğa güreşi, avcılık, kayak, gezi gibi konulardaki yazılarına temel oluşturan serüvenlerden büyük tat alan Hemingway yaşamı tutkuyla seviyordu. Coşkuyla yaşar, buna karşın ölümün gölgesi düşüncelerinden gitmezdi.Yapıtlarında özlü ve çarpıcı bir dil kullanan ve olayların bağlantısını büyük bir titizlikle kuran Hemingway ardında yayımlanmamış pek çok taslak yazı bıraktı. Bunlardan bir bölümü kendi eliyle yaşamına son verdikten bir süre sonra yayımlandı.


Ernest Hemingway Eserleri


  • Silahlara Veda [A Farewell to Arms], 1929;
  • Beşinci Kol [The Fifth Column and the First Forty-nine Stories], 1938;
  • Çanlar Kimin İçin Çalıyor [For Whom the Bell tolls], 1940;
  • Irmağın Ötesi [Across the River and into the Trees], 1950)
  • Afrika'nın Yeşil Tepeleri [The Green Hills of Africa], 1935;
  • İhtiyar Adam ve Deniz [Old Man and the Sea], 1952)
  • Öykü türü ([Men without Women], 1927;
  • Ya Hep Ya Hiç [To Have and Have not], 1937),
  • Güneş de Doğar [The Sun Also Raises], 1926
  • Paris Bir Şenliktir [A Moveable Feast], 1964
  • Öğleden Sonra Ölüm [Death in the Afternoon], 1932

Paylaş:

Victor Hugo Kimdir? Hayatı Eserleri Nelerdir?


Dünyaca ünlü romantik akımcılardan Fransız şair,yazar, romancı ve oyun yazarı aynı zamanda devlet adamı, aynı zamanda Fransa'nın en büyük yazarı olarak görülen Victor Hugo kimdir,Victor Hugo'nun hayatı ve eserleri hakkında bilgiler biyografimizin detayında...

Victor Hugo Kimdir? (1802 - 1885)

Victor Marie Hugo, 26 Şubat 1802  tarihinde Fransa'da dünyaya geldi.




Çocukluğu, Fransa'nın siyasi açıdan en çalkantılı olduğu dönemlerden biriydi.
Hugo iki yaşındayken Napolyon kral ilan edilmiş, on sekiz yaşındayken ise Bourbon Monarşisi tekrar yönetime gelmişti. Babasının subay olmasından dolayı sık sık taşınan Hugo, hayatının bu evresinde birçok şey tecrübe etti.


1821 senesinde hayatta en büyük destekçisi olan annesini kaybeden Hugo, bundan bir sene sonra çocukluk aşkı Adele Foucher ile evlendi. Aynı sene ilk şiir kitabı "Odlar ve Çeviriler" yayınlandı.
1822 seneinde ilk romanı "İzlanda Hanı" çıktı. Bu kitapla edebiyat dünyasına kendisini kabul ettirdi ve romantizme bağlı bir yazar olarak tanındı. 

Yazdığı oyunlardan "Marion de Lorme" isimlieserine sansür uygulandı. Bu sansüre "Hernani" oyununu yazarak karşılık verdi. Bu başkaldırış sonrası ünü arttı. Hugo, bu durum sonrasında liberallere yaklaştı. 11'inci Louis dönemini anlatan romanı "Notre Dame'ın Kamburu" edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı. Bu başarılarla yoğun bir çalışmaya girdi. 1841'de Fransız Akademisi'ne seçildi.

1851 senesindeki hükümet darbesinden sonra 3'üncü Napolyon iktidara gelince Brüksel'e kaçtı. Bu sürgün yaşamı 1870'teki cumhuriyete dek devam etti. Sürgün yıllarında 1852-1855 arasında İngiltere'de de kaldı. Eserlerinin çoğunu sürgün döneminde yazdı. Ünlü romanı "Sefiller" 1862 senesinde yayınlandı ve olağanüstü ilgi gördü. Kısa sürede çeşitli dillere çevrilen bu roman, ona uluslararası düzeyde başarı sağladı.
Fransız- Alman savaşının ülkesinin yenilgisiyle son bulması ve cumhuriyetin kurulmasının ardından Paris'e döndü. 1870'te Paris'in kuşatmasını anlatan "Korkunç Yıl" şiireyle ulusal bir kahraman oldu ama ailesindeki kayıpların verdiği acıyla yaşamdan koptu. 1871'de kurulan Paris Komünü'nü destekledi, yine Brüksel'e kaçmak zorunda kaldı. Kısa süre sonra döndü. Senatör seçildi.
Aynı sene Ulusal Meclis üyesi oldu ama bir ay sonra istifa etti.1863 senesinde evlenmek için ABD'ye kaçan kızı 1872'de akli delirmiş olarak geri döndü. 1871 ve 1873'te iki oğlunu kaybetti.

Victor Hugo, Fransız edebiyatının en çok ürün veren yazarıdır. 1830'lu yıllarda "Romantizmin en güçlü beyni" olarak anılmaya başlandı.Popüler Fransız edebiyatının babası ve Fransa'nın ulusal şairi oldu. Ancak sonraki yıllarda daha çok düzyazıları ve özellikle romanlarıyla akıllarda kaldı.
15 yaşındayken bir şiiriyle Akademi Ödülü'nü kazandı. 17 yaşında ise Toulouse Edebiyat Akademisi'nin en büyük ödülü olan Altın Zambak'ı aldı.1825'te Légion d'Honneur nişanının sahibi oldu.Hugo, 1878 senesinde beynindeki bir dolaşım sorunu nedeniyle rahatsızlandı. 22 Mayıs 1885 tarihinde de hayatını kaybetti. Cenazesi, ulusal törenle kaldırıldı.
Pantheon'da medfundur.

Victor Hugo'nun Eserleri:

Şiirleri
Odes et poésies diverses (1822; Odlar ve Çeşitli Şiirler)
Nouvelles Odes (1824; Yeni Odlar)
Odes et Ballades (1826; Odlar ve Baladlar)
Les Orientales (1829; Doğulular)
Les Feuilles d'automne (1831; Sonbahar Yaprakları)
Les Chants du crépuscule (1835; Şafak Türküleri)
Les Voix intérieures (1837; Gönülden Sesler)
Les Rayons et les Ombres (1840, Işınlar ve Gölgeler)
Les Châtiments (1853; Azaplar)
Les Contemplations (1856; Düşünceler)
La Légende des siècles (1859, 1877, 1883; Yüzyılların Efsanesi)
Les Chansons des rues et des bois (1865; Sokak ve Orman Şarkıları)
L'Année terrible (1872; Korkunç Yıl)
L'Art d'être grand-père (1877; Büyük Baba Olma Sanatı)
Le Pape (1878)
La Pitié suprême (1879)
L'Âne (1880)
Religions et religion (1880)
Les Quatre Vents de l'esprit (1881; Usun Dört Rüzgarı)
La Fin de Satan (1886; Şeytanın Sonu)
Toute la Lyre (ös 1888, 2 dizi; 1893, 1 dizi; Bütün Lir)
Dieu (1891; Tanrı)
Les Années funestes, 1852-1870 (ös 1898; Uğurusuz Yıllar: 1852-1870)

Romanları:
Han d'Islande (1823; İzlanda Hanı)
Bug-Jargal (1818)
Le Dernier Jour d'un condamné (1829; İdam Mahkûmunun Son Günü)
Notre-Dame de Paris (1831; Notre Dame'ın Kamburu)
Claude Gueux (1838)
Les Misérables (1862; Sefiller)
Les Travailleurs de la mer (1866; Deniz İşçileri)
L'Homme qui rit (1869; Gülen Adam)
Quatrevingt-treize (1874; Doksan Üç İhtilali)

Oyunları:
Cromwell (1827)
Amy Robsart (1828)
Hernani (1830; Hernani)
Marion de Lorme (1831; Marion de Lorme)
Le roi s'amuse (1832; Kral Eğleniyor)
Lucrèce Borgia (1833)
Marie Tudor (1833)
Angelo, tyran de Padoue (1835; Padova Tiranı Angelo)
Ruy Blas (1838; Ruy Blas)
Les Burgraves (1843; Derebeyler)
Théâtre en liberté (1886; Özgürlükte Tiyatro)

Victor Hugo'nun Tarihe Geçen Önemli Sözleri:

Aşk, iki iken bir olmak demektir.
Az yalan söylenmez; yalan söyleyen her yalanı söyler!
Bana yağmuru anlatma, yağ!
Bir insani görevin yarısı vatana, diğer yarısı ise halka hizmettir.
Bir kütüphane, bir inancın işaretidir.
Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.
Bir okul fazla yapın, bir hapishane eksiltmiş olursunuz.
Çalışmak, uçup gidebilecek bir alışkanlıktır; bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlıktır.
Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır...
Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz.
Dikkat, aklın en büyük çocuğudur.
Kimse "vazgeçilmez" değildir ve hiç kimse kendini vazgeçilmez sanan biri kadar "aptal" değildir.
Düşmanlarınız mı var? Niye, gerçekten büyük bir iş başaran ya da yeni bir düşünce oluşturan her insanın öyküsüdür bu.
Evlatlarını sevmeyen babalar olabilir; ama, torununu çıldırasıya sevmeyen dede olamaz.
Fakirlik, insanın sözde dostlarını uzaklaştırır.
Felsefe düşüncenin mikroskobudur.
Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az öncedir...
Gençliğe, yaşlılıktan çok hürmet etmeliyiz.
Gülmek bir güneştir, insanın yüzünden hüzün ve keder kışını defeder.
Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz.
Güzellik, kısa süren bir saltanattır.
Gitme diyebilecek kadar güçlü olmalı insan hayatta. Çünkü hiç kimse, kaybettiklerini unutabilecek kadar güçlü değil aslında.
Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.
Her köyde bir meşale olur, o öğretmendir; ve her köyde bir söndürücü olur, o papazdır.
Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz.
Herşeyi dengede tutmak iyidir. Herşeyi uyumlu tutmak daha iyidir.
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.
İzmir bir prensestir.
Kadınlar zayıftır, ama analar kuvvetlidir.
Kadınsız bir erkek horozsuz bir tabanca gibidir; erkeği ateşleyen kadındır.
Kalp boşaldıkça kese dolar.
Müzik, söylenemeyen ve hakkında sessiz kalmanın imkânsız olduğu şeyleri ifade eder.
Melankoli mutsuz olma zevkidir.
Okumak gıdadır. Okuyan insanlık, bilen insanlıktır.
Onurun kurallarını bizim yıldızları incelediğimiz gibi inceleyenler var: Uzak bir mesafeden.
Öğrendikten, sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz.
Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; Ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!
Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.
Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne denli büyükse, o kadar çok eğilir.
Ruhunu kaybeden dünyayı kazansa ne çıkar?
Savaş alanlarının olmadığı bir gün gelecek; dükkânlar ticaret ve akıllar düşünceler için açılacak o gün.
Seni o kadar hayal ettim ki artık bir hayalsin...
Sizi tedirgin eden şeyi söyleyeyim mi? Fransa'nın üç yüz yıldır yaydığı büyük özgürlük ışığı tedirgin ediyor sizi; o akıldan yapılmış ışık. Aydınlık Fransız ulusundan meydana gelen ve dünyanın bütün uluslarının yüzüne Fransa'nın parıltısı halinde vurmuş olan o ışık rahatsız ediyor sizi. (Dinsel içerikli Falloux yasasının onaylanmasından önce verdiği ve özgür düşüncenin bir çeşit bildirisi olarak da anılan ünlü söylevi)
Yalan zeka işidir, dürüstlük ise cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, Cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene...
Yerini vaktinde terketmeyi bilmek, gerçek olgunluktur.
Yetenekli insanların kişisel özgünlüklerinden vazgeçmeleri, Tanrı'nın bir hizmetçiye dönüşmesine benzer.
Yıldızların düşmediğini söylediği için Prinelli'yi dövdürten, kanın vücutta dolaştığını ispatladığı için Harvey'e işkence eden onlardır. Galilei'yi, Kristof Kolomb'u zindana attıran, Pascal'ı, Monteigne'i, Moliere'i din ve ahlak adına aforoz eden onlardır. Fransa'nın 300 yıldır yaydığı büyük ışık onları rahatsız ediyor. O ışık akıldan müteşekkildir. Gerçek mümin benim ey rahipler, sizler dinsizsiniz.
Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın.
Kadını güzel yapan Tanrı, sevimli yapan ise şeytandır.
Kurdu kurtaran, koyunları öldürür.
Siyah bir ışık görüyorum.
Paylaş:

28 Ocak 2013 Pazartesi

Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir? hayatı

-->
Cahit Sıtkı TaranciCahit Sıtkı Tarancı kimdir,Cahit Sıtkı Tarancı hayatı,Cahit Sıtkı Tarancı biyografisi hakkında bütün ansiklopedik bilgiler kim kimdir biyografi sayfamızda.

Cahit Sıtkı Tarancı;
Diyarbakır‘ın soylu ailelerinden olan Pirinçcizadeler’dendir. 2 Ekim 1910 yılında dünyaya gelen Tarancı’nın babası Bekir Sıtkı, annesi Arife Hanım’dır. Diyarbakır’da ilk eğitimini tamamladı. Orta öğrenim için buradan İstanbul Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi‘ne gönderildi ve burada dört yıl eğitim aldıktan sonra 1931 yılında Galatasaray Lisesi‘ne gitti.

Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme‘yi özümsedi. 1931-1935 yılları arasında Mülkiye Mektebi‘nde ve Yüksek Ticaret Okulu’nda okudu. 1938-1940 yılları arasında Paris’te Sciences Politiques’te yüksek öğrenimini tamamladı.

Paris’teyken Paris Radyosu’nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 1940 yılında İkinci Dünya Savaşı sırasında bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye’ye geri döndü.

Askerliğini ise 1941-1943 yıllarında Ege‘nin küçük kentlerinde yaptı.

1946′da CHP Şiir Ödülü’nde birincilik aldı. Anadolu Ajansı ve Çevirme Bakanlığı’nda tercüman olarak çalıştı. 1953 yılında, genç yaşta ağır bir hastalığa yakalandı. 1956 yılında tedavi için Avrupa’ya götürüldü; fakat iyileşemedi. Aynı yıl Viyana’da öldü.

Eserleri Nelerdir?
Şiir Kitapları
  • Ömrümde Sükut (1933)

  • Otuz Beş Yaş (1946)

  • Düşten Güzel (1952)

  • Sonrası (1957) 
Mektupları 
  • Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba’ya mektupları) 
Öykü Kitapları 
  • Gün Eksilmesin Penceremden (Ölümünden sonra derlendi)

Paylaş: