hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2018 Pazar

Mustafa Mert KOÇ Kimdir?


Mustafa Mert Koç, 1994 doğumludur ve şuan 22 yaşındadır. Mustafa Mert Koç oyunculuğun yanı sıra eğitimine devam etmekte ve Siyaset Bölümüne gitmektedir. İnstagram fenomeni Mustafa Mert Koç burada ki yüksek takipçi sayısı ile henüz dizilerde rol almadan bir ün kazanmıştır.

Sarı saçları, uzun boyu, güzel fiziği ile genç kızların beğenisini alan Mustafa Mert Koç instagramda paylaştığı resimlerin altına hangi dizilerde rol alıyorsun gibi sorular geldiğini ve bunun üzerine oyuncu olmak için kolları sıvadığını belirtmekte. Düzgün fiziği ile ön plana çıkan Mustafa Mert Koç boyu 1,82 metredir.

Mustafa Mert Koç babası da soyadından dolayı merak edilmekte. Fakat Türkiye’nin sayılı zenginleri arasında bulunan Koç ailesi ile bir yakınlığı bulunmamaktadır. Instagram'a yüklemiş olduğu fotoğraflarla sanal alemde oldukça popüler olan yakışıklı oyuncu 30.100 kişilik takipçi ordusuna sahip siyaset bilimi okuyan ve gayet aklı başında biri olan Mustafa Mert Koç; özellikle Sırbistan ve Balkan taraflarından çok güzel yorumlar geldiğini belirtiyor.


Daha önce 110 kilo olan Mustafa Mert Koç 35 kilo vererek 83 kiloya inmiş ve bu sayede hayatının değiştiğini belirten oyuncu gördüğü ilgiden çok memnun. Kolpaçino 3. devre isimli film için Şafak Sezer'le görüştüğünü belirten Mustafa Mert Koç küçük bir rol olsa da bu sayede sinemaya adım atmış olacak.Mustafa Mert Koç, 1994 doğumlu bir sosyal medya fenomeni. Yakışıklılığı ile dikkat çeken Mustafa Mert Koç'un 1 milyona yakın takipçisi var ve fotoğrafları binlerce beğeni alıyor.


Paylaş:

M. HAKAN SEMERCİ KİMDİR?


M. Hakan Semerci, Ötüken Birliği Partisi kurucu genel başkanıdır.Şu an itibari ile hakkında pek bilgi sahibi değiliz, ancak önümüzdeki zamanlarda adını sıkça duyacağımız kesin...

Programa göre parti “Türk milletinin, Türk yurdunda kayıtsız şartsız hâkim, tam bağımsız ve birlik olarak yaşamasını amaçlayan Türkçü düşüncenin ürünü” olarak kuruldu.Türkçülük düşüncesiyle yola çıktığını açıklayan partinin programında, “Türk’ü dünyada en üstün ırk olarak gördüğümüz için, Türkiye Türklerindir demek için kurulduk” ifadesi yer alıyor.Partinin sosyal medya hesabında yer alan bilgilere göre kurucu genel başkanı M. Hakan Semerci oldu. Semerci, sosyal medya hesabı üzerinden bugün Cumhuriyet gazetesinin linkini şöyle paylaştı:



Paylaş:

4 Ocak 2018 Perşembe

Galileo Galilei Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları Nelerdir?


Bu günkü ''kimdir'' yazımızın konusu, Galileo Galilei dur. Bu sayfamızda, Galileo Galilei kimdir, hayatı, eserleri ve buluşları hakkında bilgilerin detaylarıyla ve yer yer kısa açıklamalarla yer verilmiştir.

Galileo Galilei Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları

Galileo Galilei (15 Şubat 1564 – 8 Ocak 1642), İtalyan fizikçi, matematikçi, gök bilimci ve filozof olup, bilimsel devrimde de büyük rol oynamıştır.

İtalya'nın Pisa kentinde 1564'de dünyaya geldi. Öğrenimini bu kentte tamamladı. Çok erken yaşlardan itibaren matematikte başarılıydı. İtalya'nın öndegelen matematikçilerinden biri oldu. Hayatı boyunca mekanik bilimi, mercekler ve astronomiyle ilgilendi, birçok icatlar yaptı.Dünyanın ve diğer gezegenlerin güneşin etrafında döndüğünü savunduğu için başı Kilise'yle derde girdi. Sonunda Kilise yetkilileri, Galilei'yi yargıladı. Ünlü bilim adamı suçlu bulundu.Görüşlerinin yanlış olduğunu açıklayarak canını zor kurtardı. Ancak tarih Galilei'nin yanındaydı. Dünyanın Güneş'in etrafında döndüğünü bugün artık herkes biliyor. Bir zamanlar Galilei'yi yargılayan Kilise bile bu gerçeği kabul etmiş durumda.

Teleskop Buluşu

Aslında mercekleri kullanarak uzağı gören aletler Galilei'den daha önce yapılmıştı. Ancak bu aletleri, yıldızları ve gezegenleri inceleyecek kadar güçlü hale getiren o oldu.Silindirin göz dayanan kısmına ve diğer ucuna mercekler yerleştiren Galilei teleskopu bulmuş oldu. 1609 yılında yaptığı teleskopla birçok astronomik gözlem gerçekleştirdi. Bunların arasında Ay'ın yüzeyindeki kraterlerin ilk kez tespit edilmesi de vardı.

Jüpiter'in Uydularını Nasıl Keşfetti?

Galilei 7 Ocak 1610 akşamı, kendi yaptığı teleskobuyla Jüpiter'i incelerken, gezegenin yakınında 3 küçük ve parlak yıldız gördü. Böyle birşey beklemediği için bir hayli şaşırmıştı.Onların, diğerleri gibi birer yıldız olduğunu düşündü. Ertesi akşam yine Jüpiter'i gözlemledi. 3 küçük yıldız bu kez Jüpiter'in batısına geçmiş ve gezegene daha fazla yaklaşmıştı. O zaman bunların yıldız değil, Jüpiter'in etrafında dönen gezegenler olduğunu anladı. Sonra bu gezegenlerin bir dördüncüsünü daha keşfetti.Böylece Jüpiter'in ilk 4 uydusu keşfedilmiş oldu. Dönemin öndegelen astronomlarından Simon Marius, Kasım 1609'da, yani Galilei'den enaz 5 hafta önce 4 uyduyu keşfettiğini öne sürdü. Ama daha önce hiçbir açıklama yapmadığı için bunu kanıtlayamadı. Bilim dünyası, Jüpiter'in 4 uydusunu Galilei'nin keşfettiğini kabul eder. Ancak bu uydulara isimlerini 1614 yılında Simon Marius verdi. Uydulara mitolojiden alınan, Io, Europa,Ganymede ve Callisto adları verildi.

Mikroskop Buluşu

Galilei teleskoptan daha küçük ölçülerde bir silindire yine mercekler yerleştirerek "occhialino" adını verdiği mikroskopu yaptı. 1619 - 1624 yılları arasında bu aletten çok sayıda üretti.

Termoskop Buluşu

Galilei, 1597 yılında sıcağı ve soğuğu ölçmek için bir alet yaptı. Termoskop adını verdiği bu alet, ince ve uzun bir tüp şeklinde boynu olan, yumurta büyüklüğünde cam bir şişeydi. Şişenin tüp şeklindeki boynu , içinde sıvı olan başka bir kaba konuluyordu. Yumurta şeklindeki kısmı da elle ovuşturarak ısıtılıyordu. Eller çekildiğinde kaptaki sıvı, tüpün içinde belli bir yüksekliğe ulaşıyordu.


Sarkaç ve Saat Buluşları

Galilei'nin sarkaçlar üzerinde yaptığı incelemeler modern saatin ortaya çıkmasına katkıda bulundu. Bunun ilginç bir öyküsü vardır. Galilei çocukluğunda birgün kiliseye gider. Ayin sırasında uzun boylu bir adamın başı bir kandile çarpar ve kandil ileri geri sallanmaya başlar.Kilisede canı sıkılan ve ayinle fazla ilgilenmeyen küçük Galilei kandilin, yavaşlasa bile hep aynı süre içinde ileri ve geri gittiğine dikkat eder. Ünlü bilim adamı hayatının daha ilerki dönemlerinde de, sarkaçların, yani ipe bağlı ağırlıkların sallanması üzerine incelemeler yaptı. İplerin uzunluğu aynı olduğu zaman, bütün ağırlıkların sallantılarını aynı zamanda tamamladıklarını tespit etti.Eskiden saat yapımında en büyük sorun kendini yineleyen ve hep aynı uzunlukta olan bir hareket bulmaktı. Galilei'nin sarkaçlarla ilgili tespiti saatlere uygulanırsa bu sorun aşılacaktı. Bunu daha sonraki yıllarda Hollandalı bilim adamı Christian Guhens başardı ve "tik - tak, tik - tak" diye çalışan, bildiğimiz modern saati yaptı.

Su Pompalama Makinası Buluşu

Galilei, Padua kentinde 1594 yılında bir su makinası için patent hakkı almıştı. Ne yazık ki bu aletin nasıl çalıştığına dair ayrıntılı bir bilgi elimizde yok. Kayıtlarda makina için şu ifade kullanılıyor: "Suyu almak ve toprağı sulamak için, kullanması kolay ve çok ucuz bir alet. Pompaları sadece bir atın yardımıyla çalıştırıyor ve toprağı sürekli olarak suluyor."

Galilei'nin Ünlü Mahkemesi Nedir?

Galilei'nin yaşadığı çağda, Güneş sistemi konusunda hararetli tartışmalar yapılıyordu. Aslında bu alandaki çalışmalar yeni değildi. Milattan sonra 150 yılında Mısır'ın İskenderiye kentinde yaşayan Batlamyus, kendinden önce gelen düşünürlerin çalışmalarını gözden geçirerek, dünyanın uzaydaki konumuyla ilgili bir çalışma hazırladı.

Batlamyus'a göre; Dünya evrenin merkezinde yeralıyordu. Güneş ve diğer yıldızlar Dünya'nın etrafında dönüyordu. Dünya'yı evrenin merkezine koyan bu anlayış Kilise tarafından benimsendi ve yaklaşık 1400 yıl boyunca resmi görüş olarak varlığını korudu. Ancak Polonyalı Nikolas Kopernik 1530 yılında tamamladığı, "De Revolutionibus" adlı çalışmasıyla yeni bir yaklaşım getirdi.

Kopernik'e göre; Dünya günde bir kez kendi ekseni etrafında, yılda bir kez de Güneşin çevresinde dönüyordu. Kilise'nin bütün öğretilerini altüst eden bu yaklaşımı Galilei de destekledi. Yaptığı gözlemlerle Jüpiter'in aylarının, bu gezegenin çevresinde döndüğünü tespit etti. Bu konuları tartıştığı, "Öndegelen İki Dünya Sistemi Üzerine Diyaloglar" adlı kitabının 1632'de yayımlanması büyük yankı yaptı. Bu kitap, Güneş sistemiyle ilgili karşıt görüşleri savunanların ağzından yazılmış bir tartışmaydı. Bir anlamda bardağı taşıran damla olmuştu.

Katolik Kilisesinin yetkilileri Galilei'yi Vatikan'a çağırdılar. Ünlü bilim adamı, din adamlarının oluşturduğu bir mahkeme tarafından yargılandı. Suçlu bulundu. Dünyanın güneşin etrafında döndüğü yolundaki görüşlerini resmen yalanlamaya zorlandı. Yaklaşık bir yıl süreyle sürgüne yollandıktan sonra evine dönmesine izin verildi. Ancak zaman Galilei'yi haklı çıkardı. Günümüzde, Kilise de dahil olmak üzere herkes, Dünya'nın ve diğer gezegenlerin Güneş'in etrafında döndüğünü kabul ediyor.


Paylaş:

Vecihi Hürkuş Kimdir? Biyografisi, Hayatı Hakkında Bilgi


Vecihi Hürkuş, Türk havacılık tarihine adını yazdıran önemli şahsiyetlerden biri ve pilot ve aynı zamanda da mühendistir. 1896 yılının Ocak ayında, İstanbul’da doğmuştur. İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, Vecihi Hürkuş’un babasıdır. Annesi ise, Vidin’de doğmuş, küçük yaşlardayken İstanbul’a getirilmiş olan Zeliha Niyir Hanım’dır. Daha bebek sayılabilecek yaşlarda iken babası ölmüş, annesi ve geriye kalan geniş ailesi ile birlikte yaşamıştır. Ardından, amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlardır.

Amcası Ahmed Şekür Bey, Harbiye’de eskrim ve resim hocasıdır. Sonraları ise, kardeşleri ve annesi ile birlikte Üsküdar’a taşınmışlardır. Vecihi Hürkuş, 3 kardeşin ortanca olanıdır. İlkokulunu Bebek’te okumuş, sonra ise sırasıyla Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde öğrenim görmüştür. Bir süre sonra, sanata olan merakı ve isteği nedeniyle de, Tophane Sanat Okulu’na geçmiş ve burayı bitirmiştir. 1912’de yaşanan Balkan Savaşı’na, eniştesi olan Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katılmıştır. Bu savaşta, Edirne’ye giren kuvvetlerin içinde yer almıştır. Balkan Savaşı’ndan sonra ise, Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan olmuştur.

Vecihi Hürkuş, gençliğinden bu yana tayyareci olmak niyetindeydi. Yaşının küçük olması sebebiyle, makinist mektebine alınmıştır. Burayı bitirerek, Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit olarak mezun olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında, makinist sıfatıyla Bağdat’a gönderilmiştir. Gönderildiği yerde, 1916 yılının Şubat ayında bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a dönmüştür.

Savaştan yaralı olarak döndükten sonra, Yeşilköy’deki Tayyare Okulu’na girmiş, burada tayyareci olmuştur. Vecihi Hürkuş, pilot olarak ilk uçuşunu 21 Mayıs 1916 tarihinde gerçekleştirmiştir. 15 Kasım 1916 tarihinde ise, tayyarecilik tahsilini başarıyla noktalamış ve pilot diplomasını almıştır. 1917 yılının sonbaharında, Ruslar’a karşı savaşmak üzere Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atanmıştır. Burada oldukça başarılı keşif ve bombardıman uçuşları gerçekleştirmiştir. Kafkas Cephesi’nde girdiği bir hava muharebesinde, bir Rus savaş uçağını düşürerek, uçak düşüren ilk Türk tayyareci olmuştur.

1917 yılının Ekim ayında, bir hava savaşında yaralanıp düşürülmüş, esir olacağını anlayınca, düşmana teslim etmemek için uçağını yakmıştır. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’nda tutulmuştur. Azeri Türkleri’nin yardımıyla adadan yüzerek kaçmış, adanın karşısındaki Bakü, Ruslar tarafından işgal edildiği için, savaşa girmeyen İrandan karaya çıkmıştır. Beraber esaretten kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile, 2,5 ay süren kara yolunu yaya olarak tamamlamıştır. Süleymaniye üzerinden Musula geldikten sonra yurda dönüp, 1918 yılı yaz başlarında Yeşilköy’de bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev almıştır.


Bu zaman zarfında, bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Hürkuş’un projesi, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması nedeniyle yarıda kalmıştır. İstanbul işgal edildiğinde, esaretten dönen askerlerin arasına karışarak, Harem’den kalkan bir gemiyle gizlice Mudanya’ya, oradan da Bursa ve Eskişehir üzerinden Konyaya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında, Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot” olarak başarıyla görev yapmıştır. Özellikle İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, çok başarılı keşif ve destek uçuşları yapmıştır. Bu uçuşlardan birinde, bir Yunan uçağını da indirmiştir. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilot olarak da havacılık tarihine geçmiştir. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi de, Vecihi Hürkuş’tur.

Vecihi Hürkuş’a, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Bununla birlikte, TBMM tarafından 3 kez takdirname verilmiştir. Bu başarısı ile de, 3 takdirname verilen tek kişi olma ünvanına da sahip olmuştur. Kurtuluş Savaşı sıralarında, Akşehir’de Jandarma Komutanı olan Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlenmiştir. Gönül ve Sevim isimli 2 kızı olmuştur.

avaşın ardından, İzmir / Seydiköy’de açılan tayyare okulunda, yeni tayyarecileri eğitmeye başlamıştır. 1923 yılının başlarında, İzmit bölgesindeki Tayyare bölüğüne atanmıştır. Ancak 3 ay geçtikten sonra, İzmir’de görevli Binbaşı Fazıl’ın, eğitim uçuşunda düşüp şehit olmasıyla, tekrar İzmir’e çağrılmıştır. Tüm bu eğitim ve görevlerin yanı sıra, fen işleri ile de uğraşmış, savaşta birçok sıkıntı ve yokluk çekildiğini bildiği için, bu sıkıntıların giderilmesi amacıyla, havacılığı millileştirme düşünceleri zihnine hakim olmuştur.


Yine bu yıllarda, Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilmiştir. Bu hizmeti karşılığında, o uçağa “VECİHİ” adı verilince, uçak tasarlama ve yapma düşüncelerine yoğunlaşmıştır. İzmir Seydiköy Hava Okulu’nda (bugün yerinde Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı bulunan askeri tesis), uçak yapımı projesine devam etmiştir. Kendi ürettiği ilk uçağında, 1923 yılında Yunanlılar’dan savaş ganimeti olarak elde edilen motoru ve bazı parçaları kullanmıştır. Aynı zamanda bu uçak, imal edilen ilk Türk uçağıdır. 28 Ocak 1925 tarihinde, “VECİHİ K-VI” adını verdiği uçağını uçurmuştur. Ancak, bugün gururla anlatılan bu olay, izinsiz uçuş yaptığı için, Vecihi Hürkuş’a ceza getirmiştir. Uçuş için istediği izin nedeniyle bir heyet toplanmış, ancak havacılıktan pek de anlamayan kimselerce izin işi geciktiği için, çeşitli telkinlerle uçuş kararı alan Vecihi Hürkuş’a, heyet tarafından ceza verilmiştir. Bu ceza, havacılık tarihi açısından, bir dönüm noktasıdır.

Ceza aldıktan sonra istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp, Ankara’ya giden Vecihi Hürkuş, yenice kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “İstikbal göklerdedir…” sözünden feyz alan bu cemiyet, çeşitli bağışlarla güçlenmek ve havacı bir nesil yetiştirmek için okul kurmak niyetindeydi. Vecihi Bey, bu cemiyete bağışlamak için yaptığı uçağı geri almaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır.

1930 yılında Kadıköy’de, bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay gibi bir sürede, ilk Türk sivil uçağını, kendisinin de ikinci uçağı olan “VECİHİ XIV”‘ü inşa etmiştir. Bu uçakla ilk uçuşunu, 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de gerçekleştirmiştir. Ardından, VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy’e, sonra da Ankara’ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası’nı alabilmek için, İktisat Bakanlığı’na başvurmuş, ancak 14 Ekim 1930’da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Bu cevap üzerine, istenen belgenin alınması amacıyla, uçak sökülerek Çekoslovakyaya gönderilmiştir. Hürkuş, 6 Aralık 1930da Praga vardığında, parçalanmış tayyare henüz gelmemiştir. Birçok prosedür, montaj ve çeviri işlemlerinin ardından, tayyarenin uçuş kontrolü tamamlanmıştır.

Vecihi Hürkuş, 23 Nisan 1931de, Çekoslovakyalı yetkililerin düzenlediği bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazan bir pankartla onurlandırılarak, uçuş izni almıştır. 25 Nisan 1931de Çekoslovakyadan uçuşuna başlamış, 5 Mayıs 1931de Türkiyeye ulaşmıştır.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti yararına Türkiye turu yapmıştır. Tur güzergahları ise şöyledir;


Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.
İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.
1932 yılında, “Vecihi Sivil Tayyare Mektebi” isimli, ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda, ilk Türk kadın pilotu olan “Bedriye Gökmen” ile beraber, toplam 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de, ilk sivil uçağı “VECİHİ XIV”, ilk eğitim ve spor uçağı “VECİHİ XV”, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı “VECİHİ SK-X” üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, bunun sonucunda, 1933 yılında “NURİ BEY” adı verilen “VECİHİ XVI kabin uçağı” yapılmıştır.
1954 yılında ilk Türk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Havayolları’nı kuran da, Vecihi Hürkuş’tur. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırmış olduğu uçaklardan sekiz tayyare, Ziraat Bankası’ndan kredi kullanılarak satın alınmıştır. Ancak kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar vb. aksilikler sonucunda, Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edilmiştir. Bu kötü gelişmeye rağmen, elinde kalan son uçağını (TC-ERK), Maden Tetkik Arama Enstitüsü adına kullanarak, Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arama faaliyetlerinde görev almıştır.
Hayatının sonlarına doğru çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmaya sürüklenmiş, icra takipleri ve davalarla boğuşurken, vatana hizmet nedeniyle kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konulmuştur.
Ankara’da anılarını yazdığı zaman diliminde, beyin kanamasından komaya girmiştir. Hayatı boyunca havacılıkla uğraşmış olan Vecihi Hürkuş, insanoğlunun aya ayak basmak üzere Dünya’dan ayrıldığı tarihte (16 Temmuz 1969), Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde, hayata gözlerini yummuştur.
Ölümünün ardından, Ankara / Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Vecihi_H%C3%BCrku%C5%9F
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4572
http://www.bilgiustam.com/vecihi-hurkus-kimdir
Paylaş:

29 Aralık 2017 Cuma

Alexander Graham Bell Kimdir? Ne Yapmıştır? (Telefonu İcad Eden Graham Bell Buluşları)



Kısa adı ile Graham Bell, tam adı ile Alexander Graham Bell telefonun mucidi veya telefonu bulan bilim adamı olarak tarihteki yerini almış önemli bir bilim adamıdır.Bu günkü kimdir? biyografi yazımızda, Alexander Graham Bell kimdir, neler yapmıştır, telefonu nasıl icat etmiştir ve  Graham Bell' in hayatı hakkında bilgileri bulabileceksiniz...

Alexander Graham Bell Kimdir?

Alexander Graham Bell, telefonun ilk mucitlerinden biriydi. Sağırlar için bildirişim'de önemli işler yaptı ve 18’den fazla patentli ürün buluş etti. Eğitimi süresince çok sayıda ses denemesinde bulunmuş oldu ve annesinin sağır olması sebebiyle özellikle duyma engelliler için bildirişim'in önünü açtı. Graham Bell, 1922 yılının Ağustos ayında ise vefat etmiştir. Büyük keşifler ve gelişmeler her süre çok sayıda zihinlerin işbirliğini içermektedir. Alexander Graham Bell yaşamı süresince bu misyonu üstlendi ve tüm çalışmalarını kendinden hemen sonra gelecek nesillere ışık tutması amacıyla gerçekleştirmiş oldu.

Graham Bell Hayatı

Alexander Graham Bell hayatı oldukça büyük başarılara tanıklık etmiş olup aynı zamanda bu kişi, telefonun icadını oluşturan kişidir. Orta adı “Graham”, 10 yaşlarındayken eklendi. İki kardeşi vardı, Melville James Bell ve Edward Charles Bell, ikisi de tüberküloz sebebiyle yaşamını yitirdi. Gençliğinde Alexander Graham Bell, daha sonraki yaşamı üzerinde derin etkilere haiz güçlü vakalar yaşamıştır. 12 yaşlarındayken, bir tahıl fabrikasında arkadaşıyla oynarken, buğday tohumunun yetişme sürecini fark etti. Eve döndü, dönen kürekler ve tırnak fırçaları ile tahıldan kabuğu kolayca çıkaran bir alet inşa etti.

Alexander Graham Bell İcatları (Buluşları)

Graham Bell kimdir sorusuna karşın, tam adı Alexander Graham Bell olan bilim adamı aslen İskoçyalıdır ve bununla birlikte da Amerikan vatandaşıdır. Graham Bell’ in maksimum malum icadı telefondur. Edison’un buluş ettiği ve Graham Bell’ in geliştirdiği fonograf için 1 tane, hidro uçaklar için 4 tane, geliştirdiği hava enstrümanları için 5 tane ve selenyum piller için de 2 tane patent almıştır. ABD başkanının uğradığı ağır saldırı ile birlikte, başkanın vücudundaki kurşunların yerini saptamak amacı ile röntgen ışınlarını da bularak oldukça başarılı bir işe imza atmıştır. Bütün bunların yanı sıra, bilim dergilerinde de yer almaktadır.

Graham Bell Telefonu Nasıl Buldu?


Graham Bell hayatı kısaca başarılı buluşlara imza atılan bir hayattır. Bell, annesinin doğuştan engelli olması sebebi ile kendisini sağır kişilere adamış olan birisidir. Ses telleri ve kulak zarı titreşiminden etkilenmesi ile birlikte yola çıkmıştır. Yaptığı sayısız deneme ile birlikte insan sesinden etkilenerek frekanslar elde etti. Sonucunda telefondan ses gelmiştir ve Watson Bell’ in sesini tel üzerinden duymuştur. Böylece tarihteki en önemli anlardan birisi olan ilk telefon çağrısı gerçekleşmiştir. Sonraki 18 yıl süresince, Bell Company, Yüksek Mahkeme’ye gidenler dâhil olmak üzere 550’den fazla mahkeme sorunluğuyla karşı karşıya kalmıştır. Patent sorunlarında bile şirket büyümeye devam etmiştir.

Graham Bell Telefonu Ne Zaman İcat Etti?

Alexander Graham Bell 1876 senesinde telefonu buluş etti. Bell, tüm yaşamını sağırların eğitimine adamıştı. 1877 ile 1886 seneleri içinde ABD’de 150.000’den fazla fert telefona sahipti. Thomas Edison tarafınca buluş edilen avizeye bağlanma ihtiyacını kaldıran bir mikrofon eklenmesi de dâhil olmak üzere aygıt üzerinde iyileştirmeler yapıldı. Ocak 1915’te Bell, ilk kere kıtalararası telefon görüşmesi meydana getirmeye çağrı edildi. New York’tan San Francisco’daki eski ortağı Thomas Watson’la iletişime geçti.

Alexander Graham Bell Sözleri 

“Bazen kapanmakta olan bir kapıya o kadar uzun süre bakakalırız ki açık olanı çok geç görürüz.” “Her şeyden önce, hazırlık başarının anahtarıdır.”
“Tüm düşüncelerinizi elinizdeki işe yoğunlaştırın. Güneş ışınları odaklanmadan yakmaz.”
“Bay Watson, buraya gelin. sizi görmek istiyorum.”
“Bir gün Amerika’nın her büyük şehrinde bir adet telefon olacak.”
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Vecihi Hürkuş Kimdir? Neler Yapmıştır? Neden Önemlidir?



Vecihi Hürkuş, Türk havacılık tarihine adını yazdıran önemli şahsiyetlerden biri ve pilot ve aynı zamanda da mühendistir. 1896 yılının Ocak ayında, İstanbul’da doğmuştur. İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Gümrük Müfettişi Ali Feham Bey, Vecihi Hürkuş’un babasıdır. Annesi ise, Vidin’de doğmuş, küçük yaşlardayken İstanbul’a getirilmiş olan Zeliha Niyir Hanım’dır. Daha bebek sayılabilecek yaşlarda iken babası ölmüş, annesi ve geriye kalan geniş ailesi ile birlikte yaşamıştır. Ardından, amcası Ahmed Şekür Bey’in yanına sığınmışlardır.

Amcası Ahmed Şekür Bey, Harbiye’de eskrim ve resim hocasıdır. Sonraları ise, kardeşleri ve annesi ile birlikte Üsküdar’a taşınmışlardır. Vecihi Hürkuş, 3 kardeşin ortanca olanıdır. İlkokulunu Bebek’te okumuş, sonra ise sırasıyla Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’sinde ve Üsküdar Paşakapısı İdadi’sinde öğrenim görmüştür. Bir süre sonra, sanata olan merakı ve isteği nedeniyle de, Tophane Sanat Okulu’na geçmiş ve burayı bitirmiştir. 1912’de yaşanan Balkan Savaşı’na, eniştesi olan Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak katılmıştır. Bu savaşta, Edirne’ye giren kuvvetlerin içinde yer almıştır. Balkan Savaşı’ndan sonra ise, Beykoz Serviburun’daki esir kampına kumandan olmuştur.

Vecihi Hürkuş, gençliğinden bu yana tayyareci olmak niyetindeydi. Yaşının küçük olması sebebiyle, makinist mektebine alınmıştır. Burayı bitirerek, Tayyare Makinist Mektebi’nden Küçük Zabit olarak mezun olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında, makinist sıfatıyla Bağdat’a gönderilmiştir. Gönderildiği yerde, 1916 yılının Şubat ayında bir uçak kazasında yaralanarak İstanbul’a dönmüştür.

Savaştan yaralı olarak döndükten sonra, Yeşilköy’deki Tayyare Okulu’na girmiş, burada tayyareci olmuştur. Vecihi Hürkuş, pilot olarak ilk uçuşunu 21 Mayıs 1916 tarihinde gerçekleştirmiştir. 15 Kasım 1916 tarihinde ise, tayyarecilik tahsilini başarıyla noktalamış ve pilot diplomasını almıştır. 1917 yılının sonbaharında, Ruslar’a karşı savaşmak üzere Kafkas Cephesi’ne, 7. Tayyare Bölüğü’ne atanmıştır. Burada oldukça başarılı keşif ve bombardıman uçuşları gerçekleştirmiştir. Kafkas Cephesi’nde girdiği bir hava muharebesinde, bir Rus savaş uçağını düşürerek, uçak düşüren ilk Türk tayyareci olmuştur.

1917 yılının Ekim ayında, bir hava savaşında yaralanıp düşürülmüş, esir olacağını anlayınca, düşmana teslim etmemek için uçağını yakmıştır. Esir olarak Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’nda tutulmuştur. Azeri Türkleri’nin yardımıyla adadan yüzerek kaçmış, adanın karşısındaki Bakü, Ruslar tarafından işgal edildiği için, savaşa girmeyen İrandan karaya çıkmıştır. Beraber esaretten kaçtığı istihkâm Teğmeni Salih Bey ile, 2,5 ay süren kara yolunu yaya olarak tamamlamıştır. Süleymaniye üzerinden Musula geldikten sonra yurda dönüp, 1918 yılı yaz başlarında Yeşilköy’de bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev almıştır.


Bu zaman zarfında, bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Hürkuş’un projesi, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması nedeniyle yarıda kalmıştır. İstanbul işgal edildiğinde, esaretten dönen askerlerin arasına karışarak, Harem’den kalkan bir gemiyle gizlice Mudanya’ya, oradan da Bursa ve Eskişehir üzerinden Konyaya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında, Vecihi Hürkuş, “Sivil Pilot” olarak başarıyla görev yapmıştır. Özellikle İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, çok başarılı keşif ve destek uçuşları yapmıştır. Bu uçuşlardan birinde, bir Yunan uçağını da indirmiştir. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilot olarak da havacılık tarihine geçmiştir. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi de, Vecihi Hürkuş’tur.

Vecihi Hürkuş’a, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Bununla birlikte, TBMM tarafından 3 kez takdirname verilmiştir. Bu başarısı ile de, 3 takdirname verilen tek kişi olma ünvanına da sahip olmuştur. Kurtuluş Savaşı sıralarında, Akşehir’de Jandarma Komutanı olan Ratıp Bey’in kızı Hadiye Hanım’la evlenmiştir. Gönül ve Sevim isimli 2 kızı olmuştur.

avaşın ardından, İzmir / Seydiköy’de açılan tayyare okulunda, yeni tayyarecileri eğitmeye başlamıştır. 1923 yılının başlarında, İzmit bölgesindeki Tayyare bölüğüne atanmıştır. Ancak 3 ay geçtikten sonra, İzmir’de görevli Binbaşı Fazıl’ın, eğitim uçuşunda düşüp şehit olmasıyla, tekrar İzmir’e çağrılmıştır. Tüm bu eğitim ve görevlerin yanı sıra, fen işleri ile de uğraşmış, savaşta birçok sıkıntı ve yokluk çekildiğini bildiği için, bu sıkıntıların giderilmesi amacıyla, havacılığı millileştirme düşünceleri zihnine hakim olmuştur.

Yine bu yıllarda, Edirne’ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilmiştir. Bu hizmeti karşılığında, o uçağa “VECİHİ” adı verilince, uçak tasarlama ve yapma düşüncelerine yoğunlaşmıştır. İzmir Seydiköy Hava Okulu’nda (bugün yerinde Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı bulunan askeri tesis), uçak yapımı projesine devam etmiştir. Kendi ürettiği ilk uçağında, 1923 yılında Yunanlılar’dan savaş ganimeti olarak elde edilen motoru ve bazı parçaları kullanmıştır. Aynı zamanda bu uçak, imal edilen ilk Türk uçağıdır. 28 Ocak 1925 tarihinde, “VECİHİ K-VI” adını verdiği uçağını uçurmuştur. Ancak, bugün gururla anlatılan bu olay, izinsiz uçuş yaptığı için, Vecihi Hürkuş’a ceza getirmiştir. Uçuş için istediği izin nedeniyle bir heyet toplanmış, ancak havacılıktan pek de anlamayan kimselerce izin işi geciktiği için, çeşitli telkinlerle uçuş kararı alan Vecihi Hürkuş’a, heyet tarafından ceza verilmiştir. Bu ceza, havacılık tarihi açısından, bir dönüm noktasıdır.

Ceza aldıktan sonra istifa ederek hava kuvvetlerinden ayrılıp, Ankara’ya giden Vecihi Hürkuş, yenice kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.T.C.) katılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “İstikbal göklerdedir…” sözünden feyz alan bu cemiyet, çeşitli bağışlarla güçlenmek ve havacı bir nesil yetiştirmek için okul kurmak niyetindeydi. Vecihi Bey, bu cemiyete bağışlamak için yaptığı uçağı geri almaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır.

1930 yılında Kadıköy’de, bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay gibi bir sürede, ilk Türk sivil uçağını, kendisinin de ikinci uçağı olan “VECİHİ XIV”‘ü inşa etmiştir. Bu uçakla ilk uçuşunu, 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de gerçekleştirmiştir. Ardından, VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy’e, sonra da Ankara’ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası’nı alabilmek için, İktisat Bakanlığı’na başvurmuş, ancak 14 Ekim 1930’da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Bu cevap üzerine, istenen belgenin alınması amacıyla, uçak sökülerek Çekoslovakyaya gönderilmiştir. Hürkuş, 6 Aralık 1930da Praga vardığında, parçalanmış tayyare henüz gelmemiştir. Birçok prosedür, montaj ve çeviri işlemlerinin ardından, tayyarenin uçuş kontrolü tamamlanmıştır.

Vecihi Hürkuş, 23 Nisan 1931de, Çekoslovakyalı yetkililerin düzenlediği bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazan bir pankartla onurlandırılarak, uçuş izni almıştır. 25 Nisan 1931de Çekoslovakyadan uçuşuna başlamış, 5 Mayıs 1931de Türkiyeye ulaşmıştır.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti yararına Türkiye turu yapmıştır. Tur güzergahları ise şöyledir;


Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.
İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.
1932 yılında, “Vecihi Sivil Tayyare Mektebi” isimli, ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda, ilk Türk kadın pilotu olan “Bedriye Gökmen” ile beraber, toplam 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de, ilk sivil uçağı “VECİHİ XIV”, ilk eğitim ve spor uçağı “VECİHİ XV”, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı “VECİHİ SK-X” üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, bunun sonucunda, 1933 yılında “NURİ BEY” adı verilen “VECİHİ XVI kabin uçağı” yapılmıştır.
1954 yılında ilk Türk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Havayolları’nı kuran da, Vecihi Hürkuş’tur. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırmış olduğu uçaklardan sekiz tayyare, Ziraat Bankası’ndan kredi kullanılarak satın alınmıştır. Ancak kazalar, kaçırılmalar, sabotajlar vb. aksilikler sonucunda, Hürkuş Hava Yolları’nın uçakları uçuştan men edilmiştir. Bu kötü gelişmeye rağmen, elinde kalan son uçağını (TC-ERK), Maden Tetkik Arama Enstitüsü adına kullanarak, Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arama faaliyetlerinde görev almıştır.
Hayatının sonlarına doğru çok sıkıntı çekmiş, borçlandırılmaya sürüklenmiş, icra takipleri ve davalarla boğuşurken, vatana hizmet nedeniyle kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz konulmuştur.
Ankara’da anılarını yazdığı zaman diliminde, beyin kanamasından komaya girmiştir. Hayatı boyunca havacılıkla uğraşmış olan Vecihi Hürkuş, insanoğlunun aya ayak basmak üzere Dünya’dan ayrıldığı tarihte (16 Temmuz 1969), Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde, hayata gözlerini yummuştur.
Ölümünün ardından, Ankara / Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Kaynakça:http://tr.wikipedia.org/wiki/Vecihi_H%C3%BCrku%C5%9F
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4572
http://www.bilgiustam.com/vecihi-hurkus-kimdir
Paylaş:

Hülagü Han Kimdir? Nedir? - Hayatı Hakkında Tarihi Bilgiler



Hülagü Han (1217-1265) 

Cengiz Han'ın torunudur.İlhanlı Devleti'nin kurucusudur. Soyu Cengiz Han dan gelen Hülagü Han, adını Abbasileri yıkan hükümdar olarak tarihe geçirmiştir. Özellikle İran seferi ve Bağdat ın alınması sebebiyle tarihe Türklerin kanını yerde bırakmayan, zalimliğe uğrayan milletini için  kan akıtmaktan çekinmeyen Moğol hükümdarı, tarihin en büyük ve en güçlü kişiliklerinden biridir.

Cengizhan'ın ölümünün ardından babası büyük han Mengü tarafından güneyde İran ve Abbasilere karşı dedesi Cengiz Han'ın politikalarını devam ettirmesi için görevlendirilmiştir. Ardından büyük bir Ordu Kuran Hülagü Han, İran'a sefer düzenlemiş, ilk etapta hiçbir direnç ile karşılaşmadan feth ederek yoluna devam etmiştir.

Haşhaşileri Yok Eden Hükümdar

Meşhur haşhaşilerin Alamut Kalesi'ni kuşatmış, yüzyıllar boyu kimsenin alınamaz, girlemez dediği Alamut kalesini Usta bir Bilginlik ve teknoloji ile kolayca fethetmiştir.

Hülagü Han mühendisleri sayesinde Sarp Alamut kalesini fethederek dünya tarihine geçmiştir. Bilindiği üzere Alamut kalesi oldukça Sarp kayalıklarda, oldukça profesyonel Haşhaşiler tarafından korunmakta ve alınması çok zor bir konumdaydı. Hülagü Han mühendislerin akıl vermesiyle Kalenin altındaki tepenin içine tüneller kazdırmış ve bu  tünelleri tamamen petrol ve barut ile doldurmuştur. Adeta Kalenin bulunduğu Tepeyi dev bir bombaya dönüştürmüş kaleyi havaya uçurmuştur. Hülagü Han ve Moğol ordusu, böylelikle hiç alınamaz denilen Alamut Kalesi'ni fetih etmiş ve ardından Bağdat'a yönelmiştir.

Babası Büyük Han'nın ona öğüdü, kendisine direnmeyen kasabaları ve milletleri hoşgörülü davranması, ancak ona direnen şehirleri tamamen kılıçtan geçirmesini öğütlemiştir. Abbasilerin Türklere uyguladığı zalimliklerden dolayı oldukça rahatsız olan Hülagü Han, intikam almak üzere Bağdat'a sefere çıkmış ve son Abbasi Halifesi Mustasım' dan teslim olmasını istemiştir. Halife ise kendisine saldırırsa Allah'ın gazabına uğrayacağını söylemiş teslim olmayı reddetmiştir.


Hülagü Han bu sebepten oldukça kızmış ve Moğol savaş makinesini harekete geçirmiştir. Abbasiler üzerine Bağdat'a oldukça kanlı bir sefer yapmış, Bağdat şehrini çok fazla zorlanmadan yıkıcı savaş gücü ile ele geçirmiştir. Dünya tarihinde kanlı savaşlar arasında gösterilen bu sefer de Bağdat'ın tamamının öldürüldüğü rivayet edilmektedir.Kimi kaynaklarda 90 bin kişinin 1258 yılında öldürüldüğü, bir hafta boyunca tüm Bağdat'ın yağmalandığı rivayet edilir.

Hülagü Han Orta Asya Gök Tengri - Şaman inançlarına sahipti. Hülagü Han'ın Abbasilerin Türklere yaptığı acımasızca kanlı katliam ve zulümlerden dolayı, Araplara nefret beslediği söylenir.

Moğollar yapılan Düceyil Muharebesi'nin ardından Bağdat şehrini tamamen ele geçirmiş, kaçmak isteyenlerin ise yakalayıp öldürmüşlerdir. Halife yakalanmış ve Türk kültürü ve bozkır geleneklerine göre asil kanın yere düşmesi uğursuzluk sayıldığından, son Abbasi halifesi'nin keçeye sarılıp atlar tarafından çiğnetilerek öldürüldüğü söylenir.

Hülagü Han'ın o dönemde kazandığı savaşlarda kaç düşmanı öldürdüğü bilinmese de o zamanın Fransa Kralına yazdığı mektupta ordusunun yaklaşık 200 bin kişiyi öldürdüğünü söylemiştir.

Hülagü Han, ardından Filistin seferine çıkmış, Suriye ve Eyyubiler üzerine gitmiştir. Bir sonraki hedefleri Mısır olurken babası büyük Han Mengü'nün ölümü Hülagü Hani bu sefer den Vazgeçmek Zorunda bırakmıştır. Ardından taht karışıklıkları nedeniyle Hülagü Han hakimiyetindeki bölgeye kuzeye geri döndü. Bu süreçte yerine bıraktı Ordu Araplar tarafından Ayn Calut bölgesinde yenilgiye uğratılıca Hülagü Han, intikam için yeni bir Ordu topladı. Ancak kuzeni Berkehan ona Savaş açmış ve bu Seferden vazgeçmiştir.

Kuzeni ile yaptığı savaşta hayatının ilk yenilgisini alan Hülagü Han kafkaslarda Bozguna uğramıştır. Bu savaş Moğol orduları arasındaki ilk savaş olup taht kavgalarının kıvılcımını ateşlemiştir. Hülagü Han 1265 yılında ölmüş, atı ve cariyeleri de kurban edilerek onunla birlikte gömülmüştür. Cenazesi Gök Tengri -Şaman geleneklerine göre yapılmış olan Büyük Türk Hükümdarı Hülagü Han 'ın  mezarı Urmiye Gölü'ndeki bir adaya gömülmüştür.

En büyük oğlu Abaka Han yerine geçerek babasının politikasını devam ettirmiştir.
Hülagü Han, tarihe ünlü Bağdat seferi ile Abbasi'leri tarihten silmesi ve Alamut Kalesi'ni fethetmesiyle Haşhaşi'leri  yok etmesiyle geçmiştir. Bilime ve kimyaya çok ilgili olduğu pek çok kaynakta belirtilmektedir.

Hülagü Han'ın soyu kökü Gök-Türklere dayanan Cengiz soyundan gelen safkan bir Türktür.  Hülagu Hanın bir diğer özelliği ise; Feth ettiği yerlerde Türkçe konuşmayı mecbur kılmıştır. Bunu İran tarihini incelediğimiz de görüyoruz. Türk milleti belki bu gün Türkçe konuşmasını bile Hülagu Hana borçlu olabilir.

Kale kuşatmalarında her zaman Türk olmayan unsurları en ön saflara sürmüş olması kendi kanından olanların hayatına verdiği önemi göstermektedir.Kale kuşatmalarında Çinli' ler gibi Türk olmayan askerleri ön saflarda kullanmıştır.
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Serenay Sarıkaya Kimdir? Nedir? Nerelidir? Bilgilen




Aşağı yukarı 2008 yılından beri her geöen gün ve ay Türk dizi ve sinema sektöründe basamakları hızla tırmanan Serenay Sarıkaya, aynı zamanda yaşadığı aşklarla da magazin dünyasının dikkatlerini de üzerinde topladı.Oynadığı dizi ve reklam projeleri ile her daim gündemde kalmayı başaran  Serenay Sarıkaya  uzun süre Amerika'da yaşadı ve aynı zamanda ünlü ve yakışıklı oyuncu Kerem Bürsin' le ile yaşadığı aşk ile Türk izleyicisinin sürekli radarında kaldı. Peki Türkiye magazin, dizi ve sinema gündeminden hiç düşmeyen güzel ve seksi oyuncu model Serenay Sarıkaya kimdir?, Serenay Sarıkaya kaç yaşındadır, aslen nerelidir? gibi Serenay Sarıkaya hakkında bilgi dolu Biyografi yazımızın detayları aşağıda...

Serenay Sarıkaya Kimdir? (Biyografisi)

Adı Soyadı: Serenay Sarıkaya
Doğum Tarihi: 1 Temmuz 1991
Nereli: Ankara
Burcu: Yengeç
Kilosu: 54 kg
Boyu: 175 cm
Göz Rengi: Kahverengi
Saç Rengi: Kumral
Eğitim Durumu: Lise Mezunu
Sevgilisi: Kerem Bürsin
Evli mi: Hayır
Eşi:  Yok
instagr Hesabı: www.instagram.com/serenayss
Twitter Hesabı: twitter.com/srnysrkyresmi
Facebook Hesabı:  www.facebook.com/serenaysarikayasayfasi

Serenay Sarıkaya Kısaca Hayatı Hakkında Bilgi


1 Temmuz 1991 tarihinde Ankara’da doğan Serenay Sarıkaya, ilk oyunculuk deneyimini 2006 yılında Şaşkın filmi ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. 15 yaşında iken katıldığı bir güzellik yarışması dahilinde jüri özel ödülünü alarak dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca güzellik yarışmasının yapıldığı yıllarda Plajda isimli sinema filminde rol aldı. 2008 yılında Sinan Çetin’in Peri Masalı dizisi ile dizi filmlerde oynamaya başladı. Yine Sinan Çetin’in limon Ağacı dizisinde ilk olarak başrol oynadı. Bu diziden sonra büyük sükse yapan Adanalı dizisinde oynamaya başladı.

Serenay Sarıkaya, 2010 yılında Miss Turkey yarışmasında ikinci olarak Miss Universe yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkını kazandı. Bu yıllardan sonra ünü yavaş yavaş Türkiye’ye yayılmaya başlayan Serenay Sarıkaya Lale Devri ve Medcezir dizileri ile ününü üst seviyelere taşımayı başardı. Ayrıca Ejderhanı Nasıl eğitirsin ve Behzat Ç. Ankara Yanıyor filmlerinde rol aldı. Serenay Sarıkaya dizi ve sinema filmlerinde rol alırken aynı zamanda reklam filmleri ile de ön plana çıktı. 2014 yılında ise GQ Türkiye tarafından yapılan yarışmada yılın kadını seçildi. Bunların haricinde Serenay Sarıkaya iki kez Altın Kelebek Ödülü alarak sanat yaşamını taçlandırdı. 

Çocukluk yıllarında Antalya'da yaşayan ve İstanbul'da yaşama fikrinin korkutucu olduğunu da söyleyen Sarıkaya, annesine oyunculuk yapmak istediğini söylemesi üzerine İstanbul'a taşındılar.  Lise eğitimini Antalya Saime Salih Konca Lisesi'nde tamamlayan Sarıkaya, üniversite eğitimi yurt dışında tamamlamak istemiş, ancak üniversite eğitimi almamıştır. Çocukken oyuncu olmayı düşünmeyen Sarıkaya, modellik yapmayı istiyordu. Uzun süre voleybol oynadı ve bir dönem basketbolla ilgilendi. Ayrıca bir sürede tenis oynayan Sarıkaya, kariyeri öncesinde latin danslarıyla da ilgilendi. 15 yaşındayken Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen Avrupa Gençler Güzellik Yarışması'na katılan Sarıkaya, yarışmada jüri özel ödülünü almasının ardından oyunculuk kariyerine başladı.

Serenay Sarıkaya, çekimleri 2013 yılının Mayıs ayında başlayan, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi isimli dizinin ikinci sinema filmi olan Behzat Ç. Ankara Yanıyor filminde Melisa karakterini canlandırdı. Aynı yıl Amerikan yapımı The OC dizisinden uyarlanan Medcezir dizisinde Çağatay Ulusoy ile birlikte başrolde yer alacağı açıklandı. Senaryosu Ece Yörenç tarafından yazılan ve Ali Bilgin tarafından yönetilen dizide orijinali Marissa Cooper olan Mira Beylice karakterini canlandırdı. 2014 yılında Medcezir'de birlikte rol aldığı Hazar Ergüçlü ile birlikte bir şampuan markasının reklam yüzü oldu.
Aynı yılın mart ayında yönetmenliğini İzlandalı yönetmen Thor'un yaptığı bir reklam filminde yer aldı. Aynı yıl bir giyim markasının yeni reklam yüzü oldu ve iki yıllık bir sözleşme imzaladı. Bu markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için çekilen reklam filminde dünyaca ünlü Brezilyalı model Francisco Lachowski ile birlikte yer aldı. Aynı yılın eylül ayında yine aynı markanın bir reklam filminde daha yer aldı. Aksiyon sahnelerinin yer aldığı reklam filmi üç günde çekildi. 2015 yılında ise yine aynı markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için Kerem Bursin ile birlikte kamera karşına geçti. İki oyuncunun aşkı, reklam çekimlerinde başlamıştı. Sarıkaya ve Bürsin'in birlikte şarkıda söylediği reklam filmi izleyicilerden olumlu tepkiler aldı. Reklam filmi çok ses getirince markayla olan sözleşmeleri bu yılda yenilendi.


Serenay Sarıkaya Rol Aldığı (Oynadığı) Diziler ve Fimler


Çi (DURU)                   2017
Fİ (DURU)                   2017
MEDCEZİR (MİRA)       2013
LALE DEVRİ (YEŞİM)    2010
ADANALI (SOFİA)        2008 - 2010
LİMON AĞACI (PERİ)    2008
PARAMPARÇA AŞKLAR  2008
PERİ MASALI               2008

İşte güzel oyuncu Serenay Sarıkaya'nın Resimleri (Fotoğrafları);


Paylaş:

Serenay Sarıkaya Nedir? Kimdir? Biyografisi, Nerelidir? Kaç Yaşında?


Aşağı yukarı 2008 yılından beri her geöen gün ve ay Türk dizi ve sinema sektöründe basamakları hızla tırmanan Serenay Sarıkaya, aynı zamanda yaşadığı aşklarla da magazin dünyasının dikkatlerini de üzerinde topladı.Oynadığı dizi ve reklam projeleri ile her daim gündemde kalmayı başaran  Serenay Sarıkaya  uzun süre Amerika'da yaşadı ve aynı zamanda ünlü ve yakışıklı oyuncu Kerem Bürsin' le ile yaşadığı aşk ile Türk izleyicisinin sürekli radarında kaldı. Peki Türkiye magazin, dizi ve sinema gündeminden hiç düşmeyen güzel ve seksi oyuncu model Serenay Sarıkaya kimdir?, Serenay Sarıkaya kaç yaşındadır, aslen nerelidir? gibi Serenay Sarıkaya hakkında bilgi dolu Biyografi yazımızın detayları aşağıda...

Serenay Sarıkaya Kimdir? (Biyografisi)

Adı Soyadı: Serenay Sarıkaya
Doğum Tarihi: 1 Temmuz 1991
Nereli: Ankara
Burcu: Yengeç
Kilosu: 54 kg
Boyu: 175 cm
Göz Rengi: Kahverengi
Saç Rengi: Kumral
Eğitim Durumu: Lise Mezunu
Sevgilisi: Kerem Bürsin
Evli mi: Hayır
Eşi:  Yok
instagr Hesabı: www.instagram.com/serenayss
Twitter Hesabı: twitter.com/srnysrkyresmi
Facebook Hesabı:  www.facebook.com/serenaysarikayasayfasi

Serenay Sarıkaya Kısaca Hayatı Hakkında Bilgi


1 Temmuz 1991 tarihinde Ankara’da doğan Serenay Sarıkaya, ilk oyunculuk deneyimini 2006 yılında Şaşkın filmi ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. 15 yaşında iken katıldığı bir güzellik yarışması dahilinde jüri özel ödülünü alarak dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca güzellik yarışmasının yapıldığı yıllarda Plajda isimli sinema filminde rol aldı. 2008 yılında Sinan Çetin’in Peri Masalı dizisi ile dizi filmlerde oynamaya başladı. Yine Sinan Çetin’in limon Ağacı dizisinde ilk olarak başrol oynadı. Bu diziden sonra büyük sükse yapan Adanalı dizisinde oynamaya başladı.

Serenay Sarıkaya, 2010 yılında Miss Turkey yarışmasında ikinci olarak Miss Universe yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkını kazandı. Bu yıllardan sonra ünü yavaş yavaş Türkiye’ye yayılmaya başlayan Serenay Sarıkaya Lale Devri ve Medcezir dizileri ile ününü üst seviyelere taşımayı başardı. Ayrıca Ejderhanı Nasıl eğitirsin ve Behzat Ç. Ankara Yanıyor filmlerinde rol aldı. Serenay Sarıkaya dizi ve sinema filmlerinde rol alırken aynı zamanda reklam filmleri ile de ön plana çıktı. 2014 yılında ise GQ Türkiye tarafından yapılan yarışmada yılın kadını seçildi. Bunların haricinde Serenay Sarıkaya iki kez Altın Kelebek Ödülü alarak sanat yaşamını taçlandırdı. 

Çocukluk yıllarında Antalya'da yaşayan ve İstanbul'da yaşama fikrinin korkutucu olduğunu da söyleyen Sarıkaya, annesine oyunculuk yapmak istediğini söylemesi üzerine İstanbul'a taşındılar.  Lise eğitimini Antalya Saime Salih Konca Lisesi'nde tamamlayan Sarıkaya, üniversite eğitimi yurt dışında tamamlamak istemiş, ancak üniversite eğitimi almamıştır. Çocukken oyuncu olmayı düşünmeyen Sarıkaya, modellik yapmayı istiyordu. Uzun süre voleybol oynadı ve bir dönem basketbolla ilgilendi. Ayrıca bir sürede tenis oynayan Sarıkaya, kariyeri öncesinde latin danslarıyla da ilgilendi. 15 yaşındayken Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen Avrupa Gençler Güzellik Yarışması'na katılan Sarıkaya, yarışmada jüri özel ödülünü almasının ardından oyunculuk kariyerine başladı.

Serenay Sarıkaya, çekimleri 2013 yılının Mayıs ayında başlayan, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi isimli dizinin ikinci sinema filmi olan Behzat Ç. Ankara Yanıyor filminde Melisa karakterini canlandırdı. Aynı yıl Amerikan yapımı The OC dizisinden uyarlanan Medcezir dizisinde Çağatay Ulusoy ile birlikte başrolde yer alacağı açıklandı. Senaryosu Ece Yörenç tarafından yazılan ve Ali Bilgin tarafından yönetilen dizide orijinali Marissa Cooper olan Mira Beylice karakterini canlandırdı. 2014 yılında Medcezir'de birlikte rol aldığı Hazar Ergüçlü ile birlikte bir şampuan markasının reklam yüzü oldu. 

Aynı yılın mart ayında yönetmenliğini İzlandalı yönetmen Thor'un yaptığı bir reklam filminde yer aldı. Aynı yıl bir giyim markasının yeni reklam yüzü oldu ve iki yıllık bir sözleşme imzaladı. Bu markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için çekilen reklam filminde dünyaca ünlü Brezilyalı model Francisco Lachowski ile birlikte yer aldı. Aynı yılın eylül ayında yine aynı markanın bir reklam filminde daha yer aldı. Aksiyon sahnelerinin yer aldığı reklam filmi üç günde çekildi. 2015 yılında ise yine aynı markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için Kerem Bursin ile birlikte kamera karşına geçti. İki oyuncunun aşkı, reklam çekimlerinde başlamıştı. Sarıkaya ve Bürsin'in birlikte şarkıda
söylediği reklam filmi izleyicilerden olumlu tepkiler aldı. Reklam filmi çok ses getirince markayla olan sözleşmeleri bu yılda yenilendi.


Serenay Sarıkaya Rol Aldığı (Oynadığı) Diziler ve Fimler

Çi (DURU)                   2017
Fİ (DURU)                   2017
MEDCEZİR (MİRA)       2013
LALE DEVRİ (YEŞİM)    2010
ADANALI (SOFİA)        2008 - 2010
LİMON AĞACI (PERİ)    2008
PARAMPARÇA AŞKLAR  2008
PERİ MASALI               2008

İşte güzel oyuncu Serenay Sarıkaya'nın Resimleri (Fotoğrafları);


Paylaş: