ne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2018 Pazar

Blockchain nedir? (Blok Zinciri) Nasıl çalışıyor ve Ne İşe Yarıyor?


Satoşi Nakamoto takma adını kullanan kişi veya kişiler tarafından yaratılan ve dahice olduğu şüphe götürmeyen blok zinciri, gitgide önem kazanarak herkesin aklından geçen bir sorunun hedefine dönüştü. Peki nedir bu blok zinciri? denen şey...


Dijital verinin kopyalanmasına değil dağıtılmasına izin verem blok zinciri, yepyeni bir internet türünün omurgasını oluşturuyor. Aslında dijital para birimi Bitcoin için hazırlanmış olsa da, teknoloji camiası bu teknolojiye yeni potansiyel kullanım amaçları buluyor. Tıpkı internette ya da otomobillerde olduğu gibi, blok zincirini kullanmak için nasıl işlediğini bilmeniz gerekiyor. Ama bu yeni teknolojiye aşinalık kazandıkça neden devrimci bir teknoloji daha iyi anlıyorsunuz.

Dağıtılmış Veri Tabanı Hakkında...
Bilgisayarlardan oluşan bir ağa binlerce kez kopyalanarak dağıtılan bir hesap tablosu düşünün. Sonra da bu ağın, söz konusu tabloyu düzenli olarak güncellemek üzere tasarlandığını düşünün. İşte blok zincirini anlamaya başladınız. Bir blok zincirindeki bilgi, paylaşılan ve sürekli güncellenen bir veri tabanı halinde varlığını sürdürüyor. Ağı bu biçimde kullanmanın bariz faydaları var. Blok zinciri veri tabanı tek bir konumda saklanmadığı için, kayıtlar herkese açık ve kolayca doğrulanabiliyor. Bu bilginin hackerların erişip bozabileceği merkezi sürümü de bulunmuyor. Aynı anda milyonlarca bilgisayarda barındırıldığından, veri tabanındaki veriye internetteki herkes erişebiliyor.

Blok Zincirinin Sağlamlığı ve Güvenilirliği Nedir?

Blok zinciri, tıpkı internet gibi dahili bir sağlamlığa sahip. Ağ boyunca birbirinin aynı bilgi blokları saklandığından, blok zinciri:

1- Tek bir kurum ya da kuruluş tarafından kontrol edilemiyor.
2- Tek bir kırılma noktasına sahip değil.

Bitcoin 2008'de icat edildi ve o günden bu yana önemli bir problem yaşanmaksızın Bitcoin blok zinciri çalışmayı sürdürüyor. Şu ana kadar Bitcoin'in yaşadığı tüm sorunların altında ya hackleme çabaları var ya da yönetimsel hatalar. Bir diğer deyişle, bu sorunlar kötü niyetten ya da insan hatasından kaynaklanıyor; altında yatan konseptlerde hata olduğu için değil. İnternet de 30 yıl ayakta kalabildi. Bu da henüz geliştirilmeye devam eden blok zinciri teknolojisi için iyi bir haber demek.

Şeffaf ve Bozulmaz Özelliği
Blok zinciri teknolojisi kendisini her 10 dakikada bir otmatikman güncelleyen bir fikir birliği halinde. Kendi kendini denetleyen bir dijital değer ekosistemi olan ağ, gerçekleşen her işlemi 10 dakikalık aralıklarla güncelliyor. Bu işlemlerin her birini "blok" adı veriliyor ve böylece ortaya iki önemli şey çıkıyor: İlki, şeffaflık ilkesinin tüm ağa gömülü ve herkese açık olması. Diğeriyse blok zincirindeki herhangi bir bilgi birimini değiştirmek için tüm ağınkinden daha büyük bir işlem gücüne ihtiyaç olması ve bu yüzden bozulmaması. Bu durum teoride mümkün olsa da, uygulamada olanaksız. Örneğin, Bitcoin toplamak için sistemin yönetimini ele geçirirseniz Bitcoin'lerin değerini de sıfırlamış oluyorsunuz.

Düğümlerden Oluşan Ağ

Blok zinciri, hesaplama yapan "düğümlerden" oluşuyor. Düğüm, blok ağı zincirine bağlı çalışan ve işlemleri onaylamakla ve aktarmakla yükümlü bir istemci çalıştıran bilgisayar demek. Düğümler blok zinciri ağına aktarıldıkları anda otomatikman blok zincirinin bir güncel kopyasını indiriyor. Bir araya gelen düğümler, internetin şu anki işleyişinden tamamen farklı ikinci düzey ve güçlü bir ağ oluşturuyor. Her düğüm, blok zinciri üzerinde bir yönetici ve ağa kendi isteğiyle katılıyor. Bu bakımdan ağın merkezi olmadığı söylenebilir. Bununla birlikte, her düğümün ağa katılmasının bir ödülü var: Bitcoin kazanma şansı.


Düğümlerin yaptığına "maden çıkarma" dense de aslında bu yanlış bir tabir. Aslında her düğüm, hesaplamalı yapbozları çözmek için birbirleriyle yarışıyor. Bitcoin, ilk başta blok zincirinin merkez noktasındaydı. Şimdilerdeyse bu teknolojinin sayısız uygulama alanından yalnızca biri olarak düşünülüyor: Günümüzde Bitcoin benzeri kripto para birimlerinin sayısı 700'ü aşıyor. Ayrıca orijinal blok zinciri konseptinin potansiyel uyarlamaları da şu anda sürüyor ya da geliştirme safhasında. Blok zinciri, yapısı itibariyle merkezi olmayan bir teknoloji. Blok zincirinde meydana gelen her şey tüm ağı etkiliyor. Bununda birtakım önemli sonuçları var.

İşlemleri doğrulamanın yeni bir yolu olan blok zinciri, geleneksel ticaretinin bazı yönlerini de geçersiz kılıyor: Söz gelimi, borsa işlemleri blok zincirinde neredeyse anında gerçekleşebilir ya da tapu kadastro gibi kayıtlar tümüyle halka açık tutulabilir. Bitcoin işlemlerini kaydeden veri tabanı, blok zinciri teknolojisi kullanan bir küresel bilgisayar ağı tarafından ortaklaşa yönetiliyor: Yani Bitcoin'in yöneticisi tek bir kurum değil, ağın ta kendisi. Merkezi olmayışı, ağın kullanıcıdan kullanıcıya esasıyla çalışabileceği anlamına geliyor. Bu kitlesel işbirliğinin potansiyelini daha yeni keşfediyoruz.


Blok Zincirini Kim Kullanacak?

Web altyapısında olduğu gibi, blok zincirinden de faydalanmak için iç yüzünü bilmek gerekmiyor. Şu anda blok zinciri teknolojisinin en büyük potansiyel kullanım alanı finans dünyası. Dünya Bankası 2015'te yapılan para transferlerinin 430 milyar ABD dolarını aştığını söylüyor ve şu anda blok zinciri geliştiricilere büyük rağbet var. Blok zinciri bu tür işlemlerde aracıyı ortadan kaldırabiliyor. Nasıl ki grafiksel kullanıcı arabirimleri masaüstü kavramı sayesinde bilgisayar kullanımını herkese açtıysa blok zincirini kullanmak için de "cüzdan" isimli grafiksel kullanıcı arabirimleri yaygın olarak kullanılıyor. İnsanlar Bitcoin'le alışveriş yapmak ya da diğer kripto para birimleriyle birlikte depolamak için bu uygulamaları kullanıyor. Çevrimiçi işlemler kimlik doğrulama süreçleriyle yakından ilişkili. gelecekte, cüzdan uygulamalarının başka türlü kimlik yönetim türlerinin önünü açacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Blok Zinciri yeni bir Web 3.0 mı demek?

Blok zinciri internet kullanıcılarına değer yaratma becerisi kazandırıp dijital bilginin doğrulamasını yapıyor. Bundan işyerleri nası fayda sağlayacak? Adına "akıllı sözleşme" denen dağıtılmış kayıt defterleri, ancak belirtilen şartlar yerine getirildiğinde işletilen basit sözleşmeler kodlanmasını olanaklı kılıyor. Ethereum, sırf bu amaçla yapılmış bir açık kaynak kodlu blok zinciri projesi. Daha emekleme aşamasında olmasına rağmen, Ethereum'un blok zincirlerinin yararlılığını dünyayı değiştirecek ölçeğe taşıma potansiyeli bulunuyor. Teknolojinin şu anki düzeyinde akıllı sözleşmeleri basit işlevleri yerine getirecek biçimde programlamak olanaklı. Söz gelimi, blok zinciri teknolojisi ve Bitcoin kullanarak, belirli bir finansal araç belirli bir düzeye gelince bir ödemeyi gerçekleştirebiliyorsunuz. Örneğim şu anda bir taşıma aracını paylaşmak isteyenlerin Uber gibi aracıya ihtiyacı var. Oysa kişiler arası ödeme sayesinde blok zinciri, tarafların doğrudan etkileşmesine ve ortaya gerçekten de merkezi olmayan bir bir paylaşım ekonomisinin çıkmasına yol açabilir.

Bunun bir örneği de OpenBazaar. Site blok zinciri kullanarak eBay'in P2P versiyonu oluşturuyor. Uygulamayı aygıtlarınıza kuruyor; sonra OpenBazaar satıcılarıyla hiçbir komisyon ve aracılık bedeli olmaksızın alışveriş yapıyorsunuz. Protokolün "kural tanımayan" doğası, kişisel ününüzün iş anlaşmalarında şu an eBay'de olduğundan çok daha etkili olmasını sağlıyor.

Kitle Kaynak 
Kickstarter ve Gofundme gibi kitle kaynak girişimleri, yavaş yavaş ortaya çıkan P2P ekonomisinin ileri çalışmalarını yürütüyor. Bu sitelerin popülerliği, insanların ürün gelişiminde doğrudan söz sahibi olmak istediğinin bir kanıtı. Blok zincirleri bu ilgiyi bir sonraki basamağa taşıyarak kitle kaynaklı risk sermayesi yatırım fonları kurumasını sağlayabilir.

Fikir Haklarının Korunumu

Bilindiği gibi, dijital bilgileri sonsuz defa kopyalamak ve internet sayesinde her yere dağıtmak olanaklı. Bu da web kullanıcılarına ücretsiz içeriklerden oluşan bir altın madeni sağlıyor adeta. Ne var ki telif hakkı sahipleri o kadar şanslı değil. Hem fikir haklarını yitiriyor hem de bu yüzden maddi zarara uğruyorlar. Akıllı kontratlar telif haklarını koruyabilir, yaratıcı eserlerin internetten satışını otomatikleştirerek dosya kopyama ve dağıtma işlemini ortadan kaldırabilir. Örneğin İngiliz şarkıcı ve besteci Imogen Heap'in kurduğu Mycelia, P2P müzik dağıtımı için blok zinciri kullanıyor ve müzisyenlerin şarkılarını doğrudan hayranlarına satmasını sağlıyor. Aynı zamanda yapımcılara lisans örnekleri gönderiyor, telif gelirini şarkı yazarları ve müzisyenler arasında otomatikman bölüştürüyor. Tüm bunlar da akıllı sözleşmelerle otomatikleştirilmiş. Blok zincirlerinin kesirli kripto para birimlerinde ödemeyi mümkün kılması blok zincirinin bu senaryoda büyük başarı şansı olduğunu akla getiriyor.

Kimlik Yönetimi 
Web üzerinde daha iyi kimlik yönetimine gereksinim olduğu şüphe götürmez. Kimlik doğrulama iinternet üzerinden gerçekleşen tüm finansal işlemlerin zayıf noktası. Ne var ki webden ticaretle birlikte gelen güvenlik risklerine karşı çözümler hiç de iyi değil. Dağıtılmış kayıt defterleri kim olduğunuzu kanıtlamanın geliştirilmiş yöntemlerini ve kişisel belgeleri sayısallaştırma fırsatını sunuyor. Güvenli bir kimlik sahibi olmak paylaşım ekonomisinde gerçekleşen çevrimiçi etkileşimler için de önemli olacak. Sonuçta iyi bir ün sahibi olmak internet alışverişin en temel gereksinimi.

Kaynakça:
http://www.hurriyet.com.tr/blockchain-nedir-nasil-calisiyor-40701324

Paylaş:

Mankurt Nedir? Mankurt Ne Demektir? Hakkında Bilgi


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son zamanlarda sıkça  kullandığı "mankurt" kelimesi çok merak edildi. Peki mankurt nedir ve ne anlama geliyor? Mankurt nedir? Mankurt ne demek? İnsanlar nasıl mankurt haline getirilir? Mankurt Nedir hakkındaki detaylar aşağıda...


Mankurt - Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen bilinçsiz köle

TDK'ya göre mankurt: 
Ulusal kimlikten uzaklaşan, içinde bulunduğu topluma yabancılaşan.

Mankurt - Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen bilinçsiz köle. Mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak Güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür.

Cengiz Aytmatov'un 1980 yılında yazdığı Gün Olur Asra Bedel adlı eserinde, Orkun Uçar'ın ise Metal Fırtına 2 / Kayıp Naaş adlı eserinde Kırgız destanlarından yararlanarak güncelleştirdikleri bir kişiliktir. Mankurt bazı işlemler sonucu öz benliğini yitirerek kendisini kimliksizleştiren düşmanının kuklası haline gelmiş bir zavallı insan tipidir.

Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" adlı eseri pek çok Batı diline ve Türk lehçelerine çevrilip yaygınlaşırken "mankurt" kavramı da kabul görerek literatüre girmiş ve “mankurt” ve “mankurtlaştırma” temaları yaygınlaşmıştır. Fransa'da V. Lackhine tarafından "yılın kitabı" olarak gösterilen Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" eserinden yapılan iktibasla "Mankurtizm" "sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma" temalarını karşılayan bir terim olarak sosyal psikoloji literatüründe yerini almıştır.

Çağdaş Sovyet Kazak şairlerinden Muhtar Şahanov "Ye­nilen Galip ya da Cengiz Hanın Halası" konulu Otrar manzumesi’nin doğuşunu anlatırken şunları söylemekte­dir: "Eserimizde kültür tarihimize derin kökler salmanın bizler için pek önemli olduğunu anlatmak istiyordum. Her insanın doğduğu yere sıkı sıkıya bağlı olması gere­kir. Bunsuz büyük çaplı yazar olmaz. Köksüz insanlar ortaya çıkınca "mankurtizm" hali olur."

Nasıl Mankurt Yapılır? 
Eski Türk, Kazak ve Kırgız destanlarından edinilen bilgi ve Orta Asya Mitlerine göre "Mankurt" dönemin Orta Asya halkları arasında çok yaygın bir İşkence ve zihin kontrol yöntemiydi.

Bir İnsanı Nasıl Mankurt Yapılır? 

O kişinin kafası (saçları) iyice kazınır, Kafasına devenin boyun derisi iyice gerdirilirek geçirilir, Kafasında deve derisi bulunan Mankurt adayı sıcak çölde güneş altında birkaç gün bırakılırdı.

Böylece sıcağın etkisiyle deve derisi büzülür ve kafaya iyice yapışır. Deve derisinin artık kafa derisiyle bütünleşmeye başlamasıyla kazınan saçlarda yeniden uzamaya başlar. Fakat deri kafaya o kadar yapışır ki zaten sert olan deve derisi sıcağın etkisiyle iyice sertleşir ve uzayan saçlar deriyi delip uzamasına devam edemez.

Bu nedenle saçlar uzamaya vücudun dışı yönünde değil de kafanın içine doğru uzamaya başlar. Sıcaktan büzüşen deve derisinin kafatasına yaptığı baskı ve kafanın içinde ters yönde uzayan saçların kafatasını delip beyne doğru ilerlemesiyle mankurt büyük acılar çeker. Bu acılara dayanamayan mankurt bir müddet sonra kuklaya döner. Hafızasını yitirir, anne-babasını dahi tanımaz. Aklını çalıştırıp düşünemez hale gelir. Bu nedenle sahibi ne söylerse ona itaat eder.

Günümüzde modern işkence ve zihin kontrol yöntemlerinin kullanılması nedeniyle Mankurt tekniği geçmişte kalmıştır.

(Bun/Ban/Man) kökünden türemiştir. Bun sözcüğü akıl yoksunluğunu ifade eder. Moğolca Munu/Mung (Türkçe Bunu/Bung) fiilleri aklını yitirmeyi, Munah (Türkçe Bunak) sözcükleri yaşlılık nedeniyle aklını yitirmiş olan kişileri anlatır.Eski Altaycada Manu, Tunguz ve Mançu dillerinde Mana sözcüğü akıl yitimini ve kullanılmaz hale gelmeyi belirtir. Sözcük Türkçedeki Mankafa tabiri ile aynı kökten gelir ve benzer manalar içerir.
Paylaş:

5 Ocak 2018 Cuma

Ripple Nedir? Kripto Para Birimi Ripple Nasıl Alınır? ve Nasıl Para Kazanılır?



Bitcoin para birimini tam yeni tanımaya başlamışken alternatif yine biotcin benzeri kripto para birimi olan ripple dikkatleri çekmeyi başardır. 2017 yılında değerini en çok artıran kripto para Bitcoin değil, Ripple oldu. Yüzde 36018 artış kaydeden Ripple, dün de 3.84 dolar ile rekor kırarak piyasa değeri açısından Bitcoin'den sonra en büyük ikinci kripto para birimi oldu.

24 saat içerisinde yüzde 40'dan fazla değerlenen kripto para birimi Ripple, 3.84 dolar ile dün tarihi zirvesini gördü.2 / 17Yeni yıla 2.30 seviyesinden başlayan Ripple, 1 dolar seviyesini ilk kez Aralık 2017'de geçmişti.Ripple, 137.3 milyar dolar piyasa değeriyle Bitcoin'in ardından en büyük kripto para konumunda. Bitcoin'in piyasa değeri ise 250.9 milyar dolar civarında.Ard arda kırdığı rekorlarla 2017'de yatırımcının en çok ilgisini çeken kripto para Bitcoin oldu. Ancak Ripple, Bitcoin'e kıyasla mikro bir kripto para olsa da kaydettiği artışla Bitcoin'i geride bıraktı.Ripple, 2017 yılında değerini yüzde 36018 artırarak en çok artan kripto para olmayı başardı. Yüzde 1318 artış gösteren Bitcoin ise 2017'de yatırımcısına en çok kazandıran 14'üncü kripto para oldu.

Peki Ripple nedir? Ripple nasıl alınır? Nasıl işler ve Nasıl para kazanılır? İşte alternatif kripto para birimi Ripple hakkında bilgiler...


Ripple, 2012 yılında bir ödeme ağı (RippleNet) ve aynı zamanda da bir kripto para (Ripple XRP) olarak hayata geçti.Bilinen pek çok kripto paranın aksine Ripple, madenciliği yapılamayan ve ledger adı verilen blockchain tabanlı defterlerin tamamen bir şirket tarafından yönetildiği bir kripto para birimi.Ripple bir merkezinin bulunması farklılığıyla, özellikle ödeme sistemleri sağlayan büyük şirketlerin ve bankaların bir muhattap bulabildikleri için sıkça tercih ettikleri bir coin ve ağ olarak öne çıkıyor.

Ripple, temel olarak swift işlemleri yerine kullanılıyor. Ripple ile yapılan para transferlerinin geleneksel yönteme göre daha ucuz ve hızlı olması nedeniyle 100 kadar banka bu sistemden yararlanıyor.Madencilik yapılmayan ve bir merkezi bulunan Ripple'da şirket tarafından belli periyotlarda pazara yeni para arzı yapılıyor.
Brad Garlinghouse'un CEO'su olduğu Ripple'ın New York, Londra, Singapur gibi kentlerde ofisleri bulunuyor.


Bir merkezinin bulunması ve bankalar tarafından kullanılıyor olması nedeniyle Ripple, yatırımcılar açısından daha güvenilir bulunuyor.Eğer Ripple'ı tercihe edecekseniz, yatırımı yapacağınız şirket ile ilgili iyi araştırma yapın. İnternette bu platformlar ile ilgili pek çok yorum ve öneri bulunuyor.Söz konusu platformların Ripple alım ve satım işlemleri karşılığı sizden tahsil edeceği ücretleri de incelemenizde fayda var. Zira bu oran oldukça değişken bir yapıya sahip.

Yatırım yapacağınız platformu seçip, üyeliğinizi oluşturduktan sonra mutlaka 2FA özelliğini devreye sokun. Çift aşamalı güvenlik örneği hesabınızın hack'lenip paranızın çalınma riskini en aza indirmek için mutlaka yapmanız gereken bir işlem.2FA için ya SMS desteği ya da Google'ın uygulaması Authenticator'ı kullanabilirsiniz. Google'ın söz konusu uygulaması her girişinizde size özel ikinci bir şifre oluşturduğu için hesabınız daha korunaklı hale geliyor.
Paylaş:

29 Aralık 2017 Cuma

Liseye Geçiş Sınavı Tarihi Ne Zaman? (Nedir?) Tarihi ve Saati Ne? ( Teog Yerine Gelen Sınav Ne Zaman Yapılacak)



Uzun zamandır ortaokul öğrencilerinin büyük merakla beklediği TEOG yerine gelecek olan yeni sistem ve sınavı, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından açıklandı.liseye (liselere) geçiş sınavı tarihi ne zaman? saat kaçta yapılacak? İşte TEOG yerine gelen liseye geçiş sınavı tarihi ve saati hakkında bilgi...

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından liseye geçiş için uygulanacak olan yeni sistem Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından duyuruldu. Açıklanan yeni sistemle birlikte öğrenciler yeni liseye geçiş sınavı tarihini araştırmaya başladı. İnternet üzerinde "liseye geçiş sınav tarihi" aramasını yapan öğrenciler merakla sınavın yapılacağı tarihi araştırıyor. Peki 2018 liseye geçiş sınavı ne zaman yapılacak? İşte liseye geçiş sınav tarihi...

MEB, LGS (Liseye Geçiş Sınavı) örnek soruları 28 Aralık saat 15:00'te resmi web sayfasından yayımlandığını açıkladı. Bu sene LGS örnek soruları üzerinden sınava girecek olan öğrenciler için dikkat çekici sorular bulunuyor. Lise sınavlarında ortaöğretim öğrencileri bu tarz sorulara göre sınava girecek. Önceki aylarda Milli Eğitim Bakanı, sınavın nasıl yapılacağını açıklamıştı.

Liseye Geçiş Sınavı Tarihi ve Saati


Liselere geçiş sınavı yani teog yerine gelen yeni sınav'ın 2 Haziran Cumartesi günü saat 10:00'da yapılacağı açıklandı.Öğrencilerin büyük merak ve heyecanla beklediği yeni liseye geçiş sınavı kapsamında 90 dakika sınav süresi olacak ve öğrencilere 60 soru sorulacak.

LGS örnek soruları 28 Aralık Perşembe günü saat 15:00'te bakanlığın sayfasında yayımlandı. Liseye giriş sınavında, sınav süresi toplam 135 dakika olacak. 75 dakikası sözel bölümü, 60 dakikası sayısal bölüm. Sözel bölümde; Türkçe 20 dakika, T.C İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Yabancıl Dilden 10’a soru sorulacak. Toplam 50 soru sorulacak.Sayısal bölümde; Matematikten 20, Fen Bilimlerinden 20 soru olmak üzere toplam 40 soru sorulacak. Bakanlığın yayımladığı Liseye giriş sınavı örnek soruları aşağıda yer almaktadır. MEB'in açıklamasıyla yeni sınav sisteminde bu tarz sorular bu sene sorulacaktır.

Liseye geçiş sınavı, Haziran ayının ilk hafta sonunda yapılacak. Sınavda öğrencilere sorulacak olan sorular, 6. 7. ve 8. sınıf müfredatından hazırlanacak. Öğrenciler, sınava kendi okulunun bulunduğu ilde girecek ve aynı zamanda Haziran ayının sonunda da isteyen öğrencilerin gireceği bir sınav yapılacak.


Sınava Girmek İsteğe Bağlı

Liseye geçiş sistemini tanıtan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, "Yeni sistemin temel felsefesi sınava girmek isteğe bağlı. Velilerimiz çocuklarını bu sınava ister yönlendirir isterse de yönlendirmez. Bir liseye yerleşmek için bu sınava girmek zorunlu değildir. Mevcut TEOG'da mutlaka sınava girmek zorundaydınız. Sınav mecburiyeti ortadan kalktı. Esas gayemiz liselere sınavsız geçişi sağlayabilmektir. Bunun için bizim bütün liselerimizi fen lisesi, sosyal bilimler lisesi ve proje okullar ayarına çıkarmamız lazım. Diğer okulların kalitesini artırdığımız zaman sınavsız geçişi sağlayacağız." dedi.


Yeni Sistemde Mahalle Vurgusu
Yeni sistemde, liselerin tamamına yakını mahallinden öğrenci alacak şekilde il ve ilçe müdürlükleri tarafından öğrenci, adres ve ortaokul bazlı olarak gruplandırılarak "Eğitim ve Kayıt Bölgeleri" oluşturuldu.
Toplam Kaç Öğrenci Sınavsız Liseye Girecek?
Öğrencilerin bulunduğu her bölgede, her okul türünden en az 9 okul yer alacak. Öğrenciler, zorunlu 5 tercih yapacak. Ortaokul 8. sınıflarda öğrenim gören 1 milyon 192 bin öğrenciden 1 milyon 80 bini sınavsız, 110 bin öğrenci de sınav ile yerleştirilecek.
Eğitim Bölgeleri Nereden Öğrenilebilecek?
Haziran ayından önce eğitim bölgeleri, e-okul üzerinden veli ve öğrencilerin bilgilerine sunulacak. Tercihlerin alınmasının ardından temmuz ayı sonunda kayıt bilgileri ilan edilecek.

Paylaş:

Mors Alfabesi Nedir? Nasıl Yazılır? Ne İşe Yarar?- Mors Alfabesinin Tarihçesi (Hakkında Bilgiler)



Mors alfabesi olarak adlandırılan bu özel alfabe, çok zor ve bilmeyen için anlaşılması neredeyse imkansızdır.Film ve belgesellerde çoğu zaman kullanıldığını görürürüz. Ancak mors alfabesi çevirisi yapmaya çalışsanız da, ilk etapta anlamakta güçlük çekeceğiniz kesindir. İlk olarak 1835 yılında Samuel Morse tarafından oluşturulmuş ve ilk kullanımı 1837 yılında olmuştur.

Mors Alfabesi Nedir?

Kısa ve uzun sinyalin farklı olan kombinasyonlarının harfleri, noktalama işaretleri ya da sayıların oluşturmuş olduğu bir haberleşme dilidir. Elektrik sinyali ya da radyo frekansları ile kişiden uzak olan farklı bir noktaya yazılı olan bir metnin iletilmesidir. Aralarda oluşan sessizlikler de aynı şekilde anlam ifade etmektedir. Telefon ve cep telefonu teknoloji gibi düşünülebilir. İlk olarak Samuel Morse’nin telgraf ile uğraşması sonucu bulunmuştur. Telefonun olmadığı dönemlerde mors alfabesi ile benzer iletişim kurulabilmekteydi. Günümüz koşullarında çok fazla karşınıza çıkacaktır diyemiyoruz. Ancak, yine de mors alfabesi öğren ve kendini geliştir diyebiliriz. Online internet sitelerinde mors alfabesinin nasıl öğrenileceği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.

Mors Alfabesi Nerelerde Kullanılır?

Mors alfabesi nerelerde kullanılır diye merak ediyor olabilirsiniz. Günümüzde çok fazla kullanılan bir alfabe değildir. Bazı amatör radyolarda ve gemilerde mors alfabesinin halen kullanıldığını görebilirsiniz. Özellikle gizli bilgilerin paylaşılabilmesi için mors alfabesini öğrenmek faydalı olacaktır. Genel anlamda mors alfabesi öğrenme çok zor olmayacaktır. Temel mantığını kavradığınız takdirde kısa sürede öğrenebileceksiniz. Mors alfabesini öğrenmek için temel sinyallerin anlamlarını bilmek şarttır. Bu anlamları öğrendikten sonra süreç çok daha hızlı ilerlemiş olacaktır.

Mors Alfabesi Nasıl Öğrenilir? 

Mors alfabesinin ilk icat edildiği yıllarda tüm dünyada adeta bir devrim gibi karşılanmıştı. Hemen herkes bu haberleşme dilini kullanmaya başlamıştı. Ancak, teknolojinin gelişmesi ve ilerlemesi ile birlikte mors alfabesinin kullanımı ve öğrenilmesi azalmıştır. Genel olarak öğrenmenin kolay yolu kısa sinyal aldığınızda sola, uzun sinyal aldığınızda da sağa yönelmenizdir. Mors alfabesini öğrenmenin yolları şu şekildedir.

  • Temel Sinyallerin Anlamlarını Öğrenin: Mors alfabesinde farklı iki sinyal vardır. Uzun ve kısa bu sinyalleri öğrenerek başlayabilirsiniz.
  • Mors Alfabesini İnceleyin: Alfabe içerisinde yer alan bir harfi seçin ve detaylı olarak inceleyin. Harf için karşılık seslere bakın ve dit ya da dat seslerine denk geldiğinde bunu tekrarlayın.
  • Tüm Harflerin Seslerini Çıkarın: Daha sonrasında tüm harflerin üzerine yoğunlaşın. Çıkan sesleri anlamaya ve tekrar etmeye çalışın.
  • Kelime Tekrarları Yapın: Kelime tekrarı yapmak harflerin çıkardığı sesi anlamak için çok önemlidir. Bunu sürekli olarak yapmak öğrenmek için büyük önem arz etmektedir.
  • Basit Kelimeler Oluşturun: Az heceden oluşan basit ve kolay kelimeler oluşturmaya çalışarak öğrenme sürecini hızlandırabilirsiniz.


Mors Alfabesi Nasıl Kullanılır? 


Mors alfabesini kullanabilmek için öncelikli olarak öğrenilmesi gerekmektedir. Önemli olan sesleri kavramaktır. Daha sonrasında harflerin karşılık geldiği semboller kendiliğinden kafanıza yerleşmiş olacaktır. Sürekli tekrarlar yaptığınızda çıkan sesleri çok kolay bir şekilde anlayabiliyor ve mors alfabesini kullanabiliyor olacaksınız.

Mors Alfabesi Harfleri Nelerdir?

Mors alfabesi harf, rakam ve işaretlerden oluşmaktadır. A, b, c, d, e, f, g, h, ı, j, k, l, m, n, o, p, q, r, s, t, u, v, w, x, y, ve z harflerinden oluşmaktadır. Öğrenmek için online site üzerinden mors alfabesi çevirici kullanabilirsiniz. Rakam olarak da 0’dan başlamak üzere 9’a kadar tüm rakamlar mevcuttur. Bunun yanında nokta, virgül, soru işareti, / ve @ gibi işaretler de mors alfabesi içerisinde mevcuttur.



Paylaş:

Alexander Graham Bell Kimdir? Ne Yapmıştır? (Telefonu İcad Eden Graham Bell Buluşları)



Kısa adı ile Graham Bell, tam adı ile Alexander Graham Bell telefonun mucidi veya telefonu bulan bilim adamı olarak tarihteki yerini almış önemli bir bilim adamıdır.Bu günkü kimdir? biyografi yazımızda, Alexander Graham Bell kimdir, neler yapmıştır, telefonu nasıl icat etmiştir ve  Graham Bell' in hayatı hakkında bilgileri bulabileceksiniz...

Alexander Graham Bell Kimdir?

Alexander Graham Bell, telefonun ilk mucitlerinden biriydi. Sağırlar için bildirişim'de önemli işler yaptı ve 18’den fazla patentli ürün buluş etti. Eğitimi süresince çok sayıda ses denemesinde bulunmuş oldu ve annesinin sağır olması sebebiyle özellikle duyma engelliler için bildirişim'in önünü açtı. Graham Bell, 1922 yılının Ağustos ayında ise vefat etmiştir. Büyük keşifler ve gelişmeler her süre çok sayıda zihinlerin işbirliğini içermektedir. Alexander Graham Bell yaşamı süresince bu misyonu üstlendi ve tüm çalışmalarını kendinden hemen sonra gelecek nesillere ışık tutması amacıyla gerçekleştirmiş oldu.

Graham Bell Hayatı

Alexander Graham Bell hayatı oldukça büyük başarılara tanıklık etmiş olup aynı zamanda bu kişi, telefonun icadını oluşturan kişidir. Orta adı “Graham”, 10 yaşlarındayken eklendi. İki kardeşi vardı, Melville James Bell ve Edward Charles Bell, ikisi de tüberküloz sebebiyle yaşamını yitirdi. Gençliğinde Alexander Graham Bell, daha sonraki yaşamı üzerinde derin etkilere haiz güçlü vakalar yaşamıştır. 12 yaşlarındayken, bir tahıl fabrikasında arkadaşıyla oynarken, buğday tohumunun yetişme sürecini fark etti. Eve döndü, dönen kürekler ve tırnak fırçaları ile tahıldan kabuğu kolayca çıkaran bir alet inşa etti.

Alexander Graham Bell İcatları (Buluşları)

Graham Bell kimdir sorusuna karşın, tam adı Alexander Graham Bell olan bilim adamı aslen İskoçyalıdır ve bununla birlikte da Amerikan vatandaşıdır. Graham Bell’ in maksimum malum icadı telefondur. Edison’un buluş ettiği ve Graham Bell’ in geliştirdiği fonograf için 1 tane, hidro uçaklar için 4 tane, geliştirdiği hava enstrümanları için 5 tane ve selenyum piller için de 2 tane patent almıştır. ABD başkanının uğradığı ağır saldırı ile birlikte, başkanın vücudundaki kurşunların yerini saptamak amacı ile röntgen ışınlarını da bularak oldukça başarılı bir işe imza atmıştır. Bütün bunların yanı sıra, bilim dergilerinde de yer almaktadır.

Graham Bell Telefonu Nasıl Buldu?


Graham Bell hayatı kısaca başarılı buluşlara imza atılan bir hayattır. Bell, annesinin doğuştan engelli olması sebebi ile kendisini sağır kişilere adamış olan birisidir. Ses telleri ve kulak zarı titreşiminden etkilenmesi ile birlikte yola çıkmıştır. Yaptığı sayısız deneme ile birlikte insan sesinden etkilenerek frekanslar elde etti. Sonucunda telefondan ses gelmiştir ve Watson Bell’ in sesini tel üzerinden duymuştur. Böylece tarihteki en önemli anlardan birisi olan ilk telefon çağrısı gerçekleşmiştir. Sonraki 18 yıl süresince, Bell Company, Yüksek Mahkeme’ye gidenler dâhil olmak üzere 550’den fazla mahkeme sorunluğuyla karşı karşıya kalmıştır. Patent sorunlarında bile şirket büyümeye devam etmiştir.

Graham Bell Telefonu Ne Zaman İcat Etti?

Alexander Graham Bell 1876 senesinde telefonu buluş etti. Bell, tüm yaşamını sağırların eğitimine adamıştı. 1877 ile 1886 seneleri içinde ABD’de 150.000’den fazla fert telefona sahipti. Thomas Edison tarafınca buluş edilen avizeye bağlanma ihtiyacını kaldıran bir mikrofon eklenmesi de dâhil olmak üzere aygıt üzerinde iyileştirmeler yapıldı. Ocak 1915’te Bell, ilk kere kıtalararası telefon görüşmesi meydana getirmeye çağrı edildi. New York’tan San Francisco’daki eski ortağı Thomas Watson’la iletişime geçti.

Alexander Graham Bell Sözleri 

“Bazen kapanmakta olan bir kapıya o kadar uzun süre bakakalırız ki açık olanı çok geç görürüz.” “Her şeyden önce, hazırlık başarının anahtarıdır.”
“Tüm düşüncelerinizi elinizdeki işe yoğunlaştırın. Güneş ışınları odaklanmadan yakmaz.”
“Bay Watson, buraya gelin. sizi görmek istiyorum.”
“Bir gün Amerika’nın her büyük şehrinde bir adet telefon olacak.”
Paylaş:

28 Aralık 2017 Perşembe

Çin Seddi (Nedir?) Neden ve Ne Zaman Yapıldı?



Çin Seddi, uzaydan bile görünen devasa büyüklüğü, Dünya tarihindeki ödemi ve eşi benzeri olmayan bir yapı olması nedeni ile önemini hiç kaybetmeyen bir yapıttır.

1986 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesine alınan ve gelişen teknoloji sayesinde insanoğlunun içinde yaşadığı dünyaya dışardan bakabilme fırsatı yakalamasıyla “uzaydan da görülebildiği” fark edilen Çin Seddi, insan eliyle yapılmış en uzun savunma hattıdır. Günümüzde Çin Seddi’nin uzunluğu her ne kadar 2 bin 500 kilometre olsa da, asıl setin uzunluğu 6 bin kilometre kadardır. Qin Shi Huang tarafından M.Ö. 221 yılında yaptırılan Çin Seddi aslında daha önceki dönemlerde de var olan birçok farklı uzunluktaki duvarın birleştirilmesiyle ortaya çıktı. 17. yüzyıla kadar yani yaklaşık olarak 2 bin yıl kadar sürekli yeni bölümler eklenen Çin Seddi’nin büyük bir bölümü geçen yüzyıllar içinde yıkılmış ve günümüzde yalnızca 2 bin 500 kilometrelik bir bölüm kalmıştır ki bu dahi yeterince uzundur.

Çin Seddi Neden Yapıldı? Çin Seddi Türk Akınlarına Karşı'mı Yapıldı?

Çin Seddi’nin yapılmasında askeri ve siyasi birçok farklı neden olsa da, bu nedenlerin en önemlisi Türk boylarıdır. Tartışma götürmez bir biçimde Çin Seddi’nin yapılmasında en büyük neden, Kuzeyde sürekli olarak gelişen ve Çin üzerine akınlar düzenleyen Türk boylarının durdurulmasıdır. Ülkenin siyasi yapısı sebebiyle ülke dışına kaçmak isteyenlerin engellenmesi için de yapılan Çin Seddi, kaçakların ve düzene karşı çıkanların yakalanabilmesini kolaylaştırmak için de oldukça işe yaramıştır. Bir sürgün bölgesi olarak da düşünülebilecek olan Çin Seddi inşaatı, aslında hemen bitirilmesi planlanmayan ve mahkumların ağır işlerde çalıştırıldığı bir sürgün olarak da kabul edilebilir. Çin İmparatorluğu düzenlediği seferlerde esir düzenleri ve siyasi suçluları yüzyıllar boyunca devam eden ve sürekli yeni kısımlar eklenen Çin Seddi inşaatına göndermekteydi. İmparator için dış dünyaya ülkedeki siyasal birliğin tamamlandığını ve Çin’in çok güçlü bir devlet olduğunu göstermenin bir yolu olan Çin Seddi, bir siyasi simge işlevi de görmüştür. Yüzlerce yıl öncesinde olduğu gibi günümüzde dahi gerçek anlamda uğraş gerektiren ve maliyetli bir inşaat projesi olan Çin Seddi, imparator için bir övünç kaynağıydı. Ülkenin dost düşman herkese ne kadar güçlü olduğunun belirtilmesini sağlayan Çin Seddi, günümüzde dahi Çin ile özdeşlemiş sembollerden biridir ki set ülkenin ismi ile anılır.

Çin Seddi'nin Tarihi Önemi Nedir?

Çin Seddi’nin belirli bir ortalama yüksekliği ya da genişliği yoktur. Dağlık bir alana kurulu olduğu için bölgenin şartlarına göre uzayıp kısalan duvarlarda yapı malzemesi olarak da her zaman tuğla kullanılmamıştır. Çin Seddi’nin en sert tuğlalardan ve en uzun olduğu bölgeler Kuzey bölgesinden gelen geçişlerin bulunduğu alanlardır ki, bu da yapının Kuzeydeki Türk boylarının düzenlediği akınların durdurulması için yapıldığının en önemli göstergesidir.Büyük bir turizm potansiyeline sahip bu eser, meraklıları tarafından her yıl binlerce ziyaretçi kabul etmekte, aynı zamanda sportif aktiviteler için de kullanılmaktadır. Örneğin İngiliz William Lindesay duvarın üzerinde 2.400 kilometre koşmuştur. 21. Yüzyıl da gelmiş olduğumuz savaş ve mimari teknolojideki ilerlemeye baktığımızda , Mor hudut veya Dünyanın ejderhası gibi isimlerle de anılan Çin Seddi’nin çok büyük bir şahaser olarak anılacak ve hatırlanacaktır. Böyle bir şaheserin yapımında çalıştırılan işçilerden bahsetmemek gerekirse ; geneli esirlerden oluşan yaklaşık 1 milyon işçi inşaatın yapım aşamasında ölmüş ve Çin Seddi’nin altına gömülmüştür. Bundan dolayı yapı Dünyanın en uzun mezarlığı olarak da bilinmektedir. Çin Seddi’nin yakın tarihte uzaydan görünebildiği iddia edilse de, bilinenin aksine çevre yapısı ve coğrafyanın rengi nedeniyle bazı hava alanlarının görünmesine rağmen bu eşsiz yapı ne yazık ki uzaydan gözlenememektedir.



Çin Seddi Efsaneleri Nelerdir?

Çin Seddi’yle ilgili birçok efsane bulunmaktadır bu efsanelerin başlıca şunlardır:


  • Söylenenlere göre Çin Seddi’nin yapımını izleyen bir ejderha bıraktığı izlerden bir güzergâh oluşturulmuştur ve muhtemelen “Dünyanın Ejderhası” ismi burdan gelmiştir.
  • Çin Seddi’nin yapımında çalışan işçilerden biri olan Meng Jiang Nu’un öldüğünü duyan karısı duvarın önünde acılar içinde ağlamış ve gözyaşlarından duvarın yıkıldığı söylenmiştir. Sonrasında kocasının kemiklerinin çıktığı, karısının da eşini götürüp evinin yakınlarına gömdüğü anlatılmıştır hatta bu olayın anısına Çin Seddi’nde kadının heykeli bulunmaktadır.
  • Her ne kadar savunma duvarı olarak kabul etmeseler de Türk kavimlerinin Çinliler üstünde kurdukları baskı aşikârdır ve Türkler için “rüzgâr gibi gelip geçtiler” ifadesini kullanmışlardır. Orhun kitabelerinde Bilge Kağan şöyle bir tabir kullanır “…batıda Demirkapı ya kadar… Ordu sevk ettim, bunca yerlere Türk adının Türk şanını ulaştırdım.” Kuranı Kerim de yer alan bir rivayete göre de Zülkarneyn Peygamber (diğer adı İskender) buraya uğradığında buradaki kavimler Moğollar kavimleri olduğu düşünülen Yecüc ve Mecüc den şikâyetçi olmuşlardır. Zülkarneyn Peygamber de zulüm gören bu kavimleri korumak için bölgeye bir set çekerek Yecüc ve Mecüc kavimlerini Seddi’n öte yanına sürmüştür ve bu sebepten Çin Seddi ne aynı zamanda Zülkarneyn Seddi de denilmektedir.


Dünya tarihi açısından baktığımız zaman öncelikle yapılış tarihi ve mimari yapısıyla dikkatimizi çeken, yukarıda da özelliklerini belirtmiş olduğumuz Çin Seddi her ne kadar Çin ulusunun gurur kaynağı olarak gösterilse de Türk kavimlerinin utanç duvarıdır. Belgelerle de kanıtlanmış olduğu gibi Türk boyları sürekli Çin’e akınlarda bulunmuşlardır. Tarihi iyi incelersek Çinlilerin bu duvarı özellikle Hun Türklerinin akınlarını durdurmak için yaptıkları görülmektedir. Tıpkı mısır piramitleri gibi bu akıl almaz yapıda insanların yıllarca süregelen kültürel miraslarından biri olmaya devam edecektir ve hakkındaki söylenilmiş efsaneleri hep var olacaktır. Geçmişten günümüze süregelen ve her insanın yaşamında mutlaka görmesi gerektiğini düşünülen bu yapının şöhretinde özellikle Çin hükümdarı Qin Shi Huhang’ın duvarların içine canlı canlı gömdürmüş olduğu diğer beyliklerin hükümdarlarının ve askerlerinin de yankısı çok etkili olmuştur.


Birçok filme de konu olan bu yapı ( MUMYA-Ejder İmparatorunun Mezarı, The Karate Kid, Yasak Krallık) özellikle büyüklüğünden ziyade ölü kemiklerinden oluşturulduğuna inanılarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu savunma duvarının üzerinde savaş mantığı ile hazırlanmış değişiklikler yapılmış olmasına rağmen aynı zamanda üzerinde tapınaklar ve saraylarda inşa edilmiş bir dini merkez olarak da kullanılması uygun bulunmuştur.

Çin ulusunun dünyadaki bütün uluslara ve hükümdarlara gözdağı verircesine düşmanlarının ve isyan edenleri duvarın altına gömülmesi de duvara ayrı bir gizem katmıştır. Çin ulusunun işkence ve kıyımlarda uyguladıkları insanlık dışı teknikleri de hatırlandığında binlerce yıl önce yapıldığı iddia edilen bu kıyımında pek hurafe olamayacağı gözlerden kaçmamıştır. İster katil isterse diktatör diyelim Çinliler ölümsüz bir eser dünyaya kazandırmıştır. Bu mimari şaheser tıpkı yaratıcısı olan Çin ulusu gibi daha binlerce yıl tüm ihtişamıyla ayakta kalmaya devam edecektir. Her ulus kültürel eserleriyle bulundukları çağın olanaklarını aşıp ileriki çağlara taşınacak eserler yarattıkları sürece ölümsüzleşeceklerdir. kültürel miras oluşturma çabasında olmayan birçok ulus ve beylik, tarih boyunca sadece bir piyon olarak kullanılmış ve Dünya sahnesinden silinmeye mahkûm kalmıştır.
Paylaş:

Gök Tengri (Tanrı) Dini İnancı Nedir? - Ne Demek? ( Tengricilik Nedir? )



Gök Tengri ve Gök Tanrı Dini İnancı konusuna başlamadan önce Tengri nedir? bu konuda bir açıklama ile başlayalım;

Tengri: Gök (Tanrısı). Bu cümlenin en eski kanıtları eski Çin edebiyatında Hsiung-nu (M.Ö. 1766-400) halkını anlatan yazılarda bulunmuştur. Çinlerin tcheng-li şeklinde verdikleri bu cümle hiç şüphesiz, iki heceli Tengri cümlesinin Çinceleştirilmesidir. Daha geç yazılmış kaynaklarda Çinler Tengri olarak teng-ning-li (ya da teng-yi-li) şeklinde üç heceli bir cümle veriyorlar. Ortaya -in’in eklenmesi Çin tercümelerinde normaldir ve üç heceli cümle Türk dillerinde kanıtlanmışsa da en eski kaynaklarda bulunmaz.

Türk dillerindeki kullanımları aşağıdaki gibidir;

  • Yakutça: Tangara,
  • Kuman: Tengre,
  • Karaim: Tangrı,
  • Çuvaş Türkçesi: Tura,
  • Hakas dilinde: Tigir,
  • Tuva dilinde: Deyri,
  • Kırgız-Kazak Türkçesinde: Tengri,
  • Tatar dilinde: Tängre,
  • Karaçay-Malkar Türkçesinde: Teyri,
  • Azerbaycan Türkçesinde: Tarı/Tanrı,
  • Türkiye Türkçesinde: Tanrı.
    • Yukarı git Tengri
    • Yukarı git (Eski Türklerin Mitolojisi [Die alttürkische Mythologie], Jean-Paul Roux, sayfa 255)

    Bu konu hakkında farklı fikirler var: Şimdiye kadar karşılaştırılmak amacıyla ortaya konulmuş Sümerce Dingir (Sümerlerin en yüksek Tanrısı) ve Çince T'ien (Gök)'den daha çok memnun bırakan (Eski) Türkçe Teng- (dönmek) olmuştur.

    Tengricilik ya da Göktanrı dini tüm Türk ve Moğol halklarının, şimdiki inanç sistemlerine katılmadan önceki inancıdır. Tengri’ye ibadet etmenin yanında Animizm, Şamanizm, Totemizm ve atalara ibadet etmek bu inancın ana hatlarını oluşturur. Tengri, bugünkü Türkçe’deki Tanrı kelimesinin eski söyleniş şeklidir.

    Bu inanca göre Gök’ün yüce ruhu Tengri’ydi. İnsanlar kendilerini gök baba Tengri, toprak ana Ötüken ve insanları koruyan atalarının ruhları arasında güven içinde hissedip, onlara ve diğer doğa ruhlarına dua ederlerdi. Büyük dağların, ağaçların ve bazı göllerin güçlü ruhları barındırdıklarına inanarak dualarını bu cisimlere yöneltirlerdi. Göğün ve yeraltının 7 katı olduğuna, her katta çeşitli tanrıların, tanrıçaların ve ruhların var olduğuna inanılırdı. İnsanlar doğaya, tanrılara, ruhlara ve diğer insanlara saygılı davranıp belli kurallara uyarak dünyalarını dengede tutmaları ile kişisel güçlerinin doruğuna varıp dışarıya yansıdığına inanırlardı. Eğer bu denge, kötü ruhların saldırısı veya bir felaketten dolayı bozulursa, bir şamanın yardımı ya da Tengri’ye verilen bir adak ile tekrar düzene sokulması gerektiğine inanılırdı.

    Bu inancın kalıntılarını bugün Moğollarda (Lamaizmle birleşmiş şekilde), ve bazı hâlâ doğa’ya bağlı göçebe yaşam tarzı sürdüren Türk Halkları’nda, örneğin Altay-Türkleri ve Yakutlarda bulmak mümkündür. Ama Tengriciliği çoktan bırakmış halklarda da bu inancın birçok parçası, İslam, Hıristiyanlık, Budizm, Musevilik veya Taoizm ile birlikte, batıl inanç ya da geleneksel kültür olarak hâlâ sürmektedir. Örnek olarak, Türkiye Türkçesindeki “Utançtan yedi kat yerin dibine girdim” deyimi gösterilebilir.

    Eski Türk İnancının Adı Şamanizm Değil, Tengricilik veya Gök Tengi ( Gök-Tanrı)

    Eski Türklerin ve Moğolların, bugün Tengricilik adıyla bilinen geleneksel inancı, kısa zaman öncesine kadar Türk şamanizmi diye adlandırılıyordu. Ama Şamanizm terimi artık sadece Sibirya’daki inanç sistemi için değil, bütün dünyadaki ilkel inançlar için kullanıldığından, son 10-15 yıldan beri Türklerin ve Moğolların geleneksel inancı için batılı bilimciler arasında Tengrizm ismi giderek yaygınlaşmaktadır.

    Julie Stewart “Moğol Şamanizmi” adlı makalesinde şunları belirtiyor:

    Batılı bilim adamları bu inanç için gitgide daha sık Tengrizm adını kullanıyor. Bu isim bu inanç için çok daha isabetli, çünkü bu inanç tamamen Tengri’nin etrafına inşa edilmiştir ve insanların günlük ibadetleri için bir Şaman (Kam)’a ihtiyaçları yoktur.

    Tengricilik Tarihi Hakında Bilgi

    Tengri-Kültü’nün en eski kanıtları 3000 yıllık Çin kaynaklarında Hiung-nu (Doğu Hunlar) ve Tue’kue halklarını anlatan yazılarda bulunmuştur Hiung-nu’lar hükümdarlarının kanlarının Tengri tarafından tanrısallaştırılmış olduğuna inanırlardı. Destanlarında, Tengri’nin yolladığı bir dişi ya da erkek kurdun tanrısal kanının çiftleşme yoluyla hükümdarlarının sülalesine karışmış olduğuna inandıkları çeşitli yollarla belirtilmektedir. En eskisi ve en yaygın olanı kutsal dişi kurt Asena hakkındaki efsanenin farklı sürümleridir. Birçok eski Türk topluluğunda, Göktürkler’de ve Orta Çağ’a kadar var olmuş Türk devletlerinde, kendi köklerinin kutsal Asena sülalesine dayandığını vurgulayan ve bu yüzden halkı tarafından yaşayan bir yarı tanrı olarak görülmüş olan Türk hükümdarlarına rastlayabiliriz. Bu hükümdarlar, Tengri’yi yeryüzünde temsil eden Tengri’nin oğulları olarak kabul edilmiştir. Tengri’nin bu hükümdarlara verdiği kudretli hükümdar ruhu olan kut’u elde etmiş olduklarına inanılarak adlarına Tengrikut ya da kutluğ gibi ilaveler yapılmıştır.

    Göktürkler ve Tengricilik

    Göktürkler, Türk toplulukları arasında inançları, kültürleri ve politikaları hakkında kıymetli bilgiler içeren yazılı kanıtlar bırakan ilk ulus olmuştur. Orhun Yazıtları’nda Bilge Kağan eski Türk inancını sadece bir söz ile açıklamaktadır:
    üzä kök tänri asra yağız yer kılıntıkda, ekin ara kişi oğlı kılınmış.“
    (Üstte mavi Gök, aşağıda yağız yer meydana geldiğinde, ikisinin arasında insan oğlu kılınmış.)

    Göktürk hükümdarlarının unvanları daima Tengri ile olan bağlantılarına değinir; mesela “kök tengri yaratmış” ya da “tänri täg tänri yaratmış türk bilge kağan
    Göktürk İmparatorluğu’nda Tengricilik tek tanrıcı bir din olarak görünmektedir ve muhakkak birçok başka inançları da barındırmış olan bu kültürde en büyük rolü oynamış ve hatta bu dönemde en parlak zamanlarından birini yaşamıştır. Göktürk hükümdarları halkları tarafından, yaşayan bir tanrı oğlu olarak kabul edilmiştir. Dört ‘il’e ayrılmış olan devletin bu illerinin yönetimi dört il han’ca temsil edilmiş ve bu ilhanlar da halkları tarafından tanrısal muamele görmüşlerdir. Ölen bir Han ya da Kağan’ın ölümden sonra da tanrısal varlığını sürdürdüğüne inanılmış ve halkına destek olmaya devam etmesi için her sene ölüm gününde onun için bir kurban kesilmiştir.
    Ancak bunların yanında Göktürklere Doğu Hunlardan miras kalmış olan Çin etkileri de bulmak mümkündür: Doğu Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra son hükümdarların oğullarının birbirlerine düşman olmaları sağlanmış, güneyde kalan kısmı Han Çinleri ile birlik olmuş ve onların kültüründen etkilenmiştir. Bu dönemde ve sonraki yüzyıllarda, Tabgaçlar gibi birçok Türk topluluğunun Çinlerin arasında erimiş olduğu tahmin edilir. Bilge Kağan, atalarının yaptığı bu hataları yazılarında ayrıntılı olarak ele almış ve halkını Çinlilerden gelen tehlikeye karşı uyarmıştır. Bu yüzden Göktürklerde halkın bütünlüğünü korumak için etkili şekilde vurgulanan bir Türk milliyetçiliğine ve Tengriciliğe büyük önem verilmiştir. Göktürk yazıtlarında bulunan diğer bir cümle, Tengricilikteki mahşer günü hakkında bir fikir verir:
    Üstte gök basamasa, altta yer delinmese, Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilir?

    Böylece Göktürklerde dünyanın sonunun ‘gök’ün yıkılması ve yerin çökmesi ile gerçekleşeceğine inanıldığı söylenebilir.
    Kalıntılardan birinde, Budizm’in Türklerin arasında yayılmaması için uyarıcı bir metin bulunmaktadır. Metinde Büyük Kağan’ın kardeşi, Budizmin, Türkleri umursamaz, tembel ve edilgin yaptığını ve bunun önlenmesi gerektiğini kaydetmektedir.
    Tengriciliğin diğer inançlara karşı anlayışının ve hoşgörüsünün kanıtlarını bulmak mümkündür. Örneğin, Karadeniz’in kuzeyinde yapılan kazılarda, Tengrici oldukları bilinen Ön Bulgarlar’ın kalıntıları arasında, Musevi, Hristiyan ve Budistlerin de olduğuna dair kanıtlar bulunmuştur.

    Moğollar ve Tengricilik

    Moğolların ve birçok Türk boyunun önderi olan Cengiz Han’ın da diğer inançlara karşı düşmanca bir tutumu yoktu. Savaş olmayan zamanlarda, hatta bazen savaşlardan sonra, Budist manastırlarında dinlenir, meditasyon ve oruç ile “ruhunu arıtırdı”. Tengrist halkları birleştirip insanlık tarihinin en büyük devletini kurmuş olan hükümdar, konuşmalarına daima, Sonsuz “Kök Tengri’nin” (mavi Gök’ün) dileğiyle.. sözü ile başlardı. Cengiz Han’ın döneminde Tengricilik, Hunlardan ve Göktürklerden sonra, tekrar ve son kez, büyük bir ün kazanmıştı.
    Kubilay Kağan, Çin’i fethettikten sonra oradaki yaygın dinlerle de ilgilenmeye başlamıştır. Örneğin; Tengricilik ile zaten akrabalığı olan Çinlilere ait “tek bir gök felsefesi” Tien Min’i taklit etmiştir. Ama özellikle Budist Uygur-Türk rahiplerinin bilgilerine ve eğitimlerine hayran kalmış ve onlardan bir heyeti, Buda’nın felsefesini Moğolların arasında da yaymak ve yeni bir Buda tapınağı kurmak görevi ile Karakurum’a göndermiştir. Bu rahipler sadece bugüne kadar Moğolistan’da var olan Lamaizmi değil, Uygurların kendi dillerine göre şekillendirdikleri sanskrit alfabesini de Moğolistan’a taşımışlardır.
    Ama Budizm’e rağmen, Tengricilik Moğolistan’daki ağırlığını sürdürmüş, Budizm, Tengriciliğin içine ilave edilmiştir. Bugünkü Moğolların Budizmi, küçük bir Buda heykelini, boylarının Ongun’u ve ulu ataları Cengiz Han’ın resmi ile birlikte çadırın kutsal sayılan kuzey köşesine yerleştirmekten ibarettir.

    Avrupa ve Tengricilik

    Tengricilik, Hunlar, Avarlar, Ön Bulgarlar, (Türk Bulgarlar), Kumanlar ve antik çağın bazı diğer savaşçı Türk ve Moğol toplulukları ve daha sonra da Cengiz Han’ın Altın Ordusu tarafından Avrupa’ya da taşınmıştır.
    Bu inanç göçebe yaşamına o kadar bağlıdır ki, Tengrici kavimlerin yerleşik bir yaşama geçişleri daima göçebe hayatı ile birlikte Tengriciliği de bırakmalarını ve diğer inançları kabul etmelerini beraberinde getirmiştir. Göçebeliği bırakmayan kavimler, Tengriciliği de bırakmamışlardır. Doğu ve Orta Avrupa’da, Orta Çağ’ın sonlarına kadar, Tengri’ye dua eden bazı ufak göçebe kavimlere rastlamak mümkün olmuştur.
    Avrupa’ya göç etmiş olan göçebe Tengrici kavimler, yerli olmaları ile birlikte zamanla eski inançlarını unutmuş ve yerli Slav, Germen ve Roman halklarıyla karışmışlardır.

    Diğer Türk Toplumları ve Tengricilik

    10. yüzyıl öncesinde Araplar ve Farslarla temasa girip, bazen gönüllü olmadan İslam’ı kabul etmiş olan Türk boyları vardır. Ama İslam’ı toplu halde kabul etmiş olan ilk büyük Türk topluluğu, Saltuk Buğra Karahan emri altındaki Karahanlılar olmuşlardır (920) Bundan sonra İslam, Orta Asya’nın güneybatısındaki Türk kavimleri arasında hızla yayılmıştır.
    Bazı Türk kavimlerinin İslama katılmadan evvel Nestoryan Hristiyanları oldukları hakkında da kanıtlar bulmak mümkündür. 581 yılından kalma bir Farsça yazıda, bir savaştan sonra esir düşen Türk askerlerinin yüzlerinde Haç dövmeleri bulunduğundan söz edilir.
    762 yılında Bögü Kağan, Göktürk ülkesinin parçalanmasından doğmuş olan Uygur ülkesinde, Mani dinini ülkenin resmî inancı olarak ilan etmiştir. Ama Farslardan alınmış olan Mani dini, eski Türklerin Tengricilik ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmadığından Uygur halkının tümüyle bu dini kabul ettiğine inanmak zordur.
    Bundan yüz yıl kadar sonra, Uygurların çoğunluğu Budizmi kabul edip bu temelin üzerine ilk “yerleşik Türk kültürünü” geliştirmişlerdir. Hatta Budizmin öncüleri olup, dini diğer halkların arasında yaymaya başlamışlar, binlerce Çince ve Sanskritçe Budist yazısını özenle Türkçe’ye çevirmişlerdir. Budizmi kendi kültürlerine göre şekillendirmiş ve hatta ilk kez kadınlar için bir manastır inşa ederek “Budist rahibeler” geleneğini başlatmışlardır. Kırgızlar’ın saldırısından sonra bir süre göçebeliğe geri dönmek zorunda kalmışlardır. Bugünkü Uygurlar çoğunlukla Müslümandır. Uygurlar bazı gelenekleri Budizm’den İslam’a taşımışlardır. Örneğin, kendini ruhsallığa adamış, maddi varlığı olmayan, göçmen rahip geleneğini İslam’da da devam ettirerek, kapı kapı dolaşarak hayır duaları ile geçimini sağlayan ve bazen ermiş olarak görülen derviş geleneğini çıkarmışlardır. İslam’daki tüm derviş şekilleri buradan kaynaklanmışdır.
    16. yüzyıldan sonra, Sibirya’nın Türk kavimleri Ruslar tarafından gitgide Hıristiyanlaştırılmış ve Slavlaştırılmıştır. Ama bu toplulukların Hıristiyanlığında hâlâ Tengricilik kalıntılarını bulmak mümkündür. Örneğin hâlâ Şaman geleneği sürdürülmektedir ve köylerdeki Şamanlara olan güven, köyün papazına ya da doktoruna olan güvenden daha fazladır. Bugün Tengricilik artık sadece Moğollarda Lamaizm ile karışmış bir şekilde ve hâlâ doğaya bağlı ve göçebe yaşam sürdüren bazı Sibiryalı küçük Türk kavimlerinde görülmektedir.
    Tengriciliği bugüne kadar muhafaza etmiş olan kavimler daima göçebe olmuşlardır. Bazı Müslüman Türkmen ve Kırgız boyları hâlâ tamamen veya kısmen göçebe bir yaşam sürdürmektedirler. Bu boylarda, eski dini törelerini İslami dualar ile karışık şekilde uygulayan şamanlara rastlamak mümkündür.
    Son yüzyıllarda birkaç defa Tengriciliği modernleştirme ve canlandırma denemeleri yapılmıştır. Bu çabalardan biri, Altay bölgesinde doğmuş olan ve Batılı bilimcilerin Burhanizm dedikleri Ak Yang dır (Ak Din). 1902 yılından 1930 yılına kadar süren Ak Din’in en önemli özelliği Şamanlara ve Ruslara karşı düşmanlığıdır. Onlara göre Şamanlar, yüzyıllar boyunca diğer dinlerin ritüellerini taklit etmiş ve saçma sapan şeyler yapmaya başlamışlardır. Ak Din, Şamanların Gök’ün (yani Tengri’nin) değil, yeraltının, yani kötülüğün temsilcileri olduklarını vurgulamış ve Şamanları yok etmeye çağırmıştır. Ak Din için vaaz verilen toplantılarda Şaman elbiseleri, Şaman davulları ve hatta Rusların şeytanlığı olarak görülen Rus kâğıt paraları bile yakılmıştır. Bu uygulamalara 1930 yılında Ruslar tarafından, şiddetli ve kanlı bir şekilde son verilmiştir.

    Gökyüzünün Kutsallığı

    Güneş, ay, ateş ve su, Tengri’nin kudretinin sembolleridir. İnsanların Gök’e dua ederek elde ettiklerine inandıkları “Buyan” adlı enerji, güneşin göğün neresinde durduğuna bağlı olarak değişir. En fazla buyanın yeni ay ve dolunayda elde edilebildiğine inanılır. Senenin en uzun gününün yaşandığı ve gündüz ile gecenin eşit olduğu günler, en önemli bayramlardır.
    Yılbaşı, 21 Aralık’tan sonra gelen ilk yeni ayda, “Kızıl Güneş Bayramı” 21 Haziran’dan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.
    Venüs gezegeninin Türkler’deki adı “Erklik,” Moğollar’daki adı “Tsolman“dır. “Ateşli ok” denilen yıldız kaymalarını ve yeryüzüne düşen meteorları Erklik Han’ın gönderdiğine inanılır (Erlik Han ile karıştırılmamalı). Büyük ayı yıldızlarına Moğollar’da Doolon Obdog “Yedi Yaş Damlalı Adam” derler. Gök’ün Ülker yıldızlarına bağlı olduğuna, ve Ülker’in etrafında döndüğüne inanılır.
    Beyaz Ay bayramında 14 adet tütsü yakılır. Bunların ilk yedisi “Yedi Yaş Damlalı Adam” ve diğer yedisi Ülker içindir.

    Üç-Dünya Kozmolojisi ve Hayat Ağacı

    Çoğu eski inançlardaki gibi Tengricilikte de gerçek âlemin yanında bir “gök âlemi,” bir de “yeraltı âlemi” vardır. Bu âlemlerin arasındaki tek bağlantı, dünyanın merkezinde duran “Dünyalar Ağacı“ veya ''Hayat Ağacı'' dır.
    Gök âlemi ve yeraltı aleminin yedişer katları vardır (bazen yeraltı 9, gök de 17 kat olarak geçmektedir). Şamanlar bu âlemlere yolculuk yapmak için birçok girişler tanırlar. Bu âlemlerin katlarında, aynı yeryüzündeki insanlar gibi bir hayat sürdüren varlıklar vardır. Onların da kendi saygı gösterdikleri ruhları ve şamanları vardır. Bazen bu varlıklar yeryüzünü ziyaret ederler ama insanlara görünmezler. Sadece ateşin garip bir cızırtısında ya da bir tilkinin havlamasında kendilerini belli ederler ve şamana görünürler.

    Yeraltı Alemi (Yerlik)

    Yeraltı âleminin yeryüzü ile çok benzerlikleri vardır ama yeraltı halkının insanlarda olduğuna inanıldığı gibi 3 ruhu değil, sadece 2 ruhu vardır. Onlarda, vücut ısısını üreten ve nefes alınmasını sağlayan “ami ruhu” eksiktir. Bu yüzden çok beyaz tenlilerdir ve kanları çok koyu renklidir. Yeraltı âleminin güneşi ve ayı çok daha az ışık verir. Yeraltında da ormanlar, ırmaklar ve yerleşim yerleri vardır.
    Yeraltı âleminin efendisi Erlik Han’dır (Moğolca: Erleg Han). Erlik, Tengri’nin bir oğludur. Yeraltında yeniden doğmayı bekleyen ruhları da Erlik Han kontrol eder. Eğer hasta bir insanın “süne ruhu” daha ölmeden yeraltı âlemine kayarsa bir şaman, Erlik Han ile pazarlık yaparak onu tekrar geri getirebilir. Eğer bunu başaramazsa hasta ölür.

    Gök Alemi

    Gök âleminin de yeraltı alemi gibi yeryüzü ile benzerlikleri vardır ama bu âlemde insanların ruhları bulunmaz. Bu âlem yeryüzünden çok daha aydınlıktır. Bazı rivayetlere göre yedi tane güneşi vardır. Yeryüzündeki şamanlar bu âlemi ziyaret edebilirler. Burada sağlıklı, hiç dokunulmamış bir doğa vardır ve buranın yerlileri atalarının geleneklerinden hiçbir zaman sapmamışlardır. Bu âlem Tengri’nin diğer bir oğlu olan Ülgen’in himayesi altındadır.
    Bazı günlerde Gök âleminin kapısı aralanır ve ışığı bulutların arasından parlar. Bu anlar, şaman dualarının en tesirli olduğu anlardır. Bir şaman, kendisini gök âlemine götüren hayali yolculuğunu bir kuşun, geyiğin ya da atın sırtına binerek, ya da bu hayvanların şekline girerek gerçekleştirir.

    İnsanların Üç Ruhu


    Tengricilikte, insanların ve hayvanların birden çok ruha sahip olduklarına inanılır. Genelde her insanın üç ruha sahip olduğu kabul edilir ama ruhların isimleri, özellikleri ve sayıları bazı kavimlerde farklı olabilir: örneğin, Sibirya’nın kuzeyinde yaşayan ve bir Moğol halkı olan Samoyetler, kadınların dört, erkeklerin beş ruha sahip olduklarına inanmaktadırlar.

    Kut, Tengrikut ve Iduk

    Kut” Tengrinin sadece hükümdarlara verdiği güçlü bir ruhtur. Tengri bu ruhu bir kağana, uygun gördüğü zaman verir ve yine uygun gördüğü zaman geri alır. Bu ruha sahip olan bir kağanın unvanına “Tengrikut” eklenir.
    Iduk” Umay’ın, Yer Su’ların ve bazı diğer dişi cinsiyetli kutsal varlıkların ismine katılan bir ektir.

    Sibirya Türklerinde Tengricilik

        * Kara Han: Altaylılarda yüksek derecede bir tanrı. Gök’ün en yüksek katında, altın bir sarayda, altın bir taht’da oturduğu anlatılır. Altayların yaratılış efsanesinde hatta insanların yaratıcısı olarak gösterilir.
        * Ayzıt ya da Aykız: Aşk, güzellik ve Ay tanrıçası. Gök’ün 3. katında oturur. Kamlar alkışlarında (alkış= Dua) inanılmaz güzelliğini methederler.
        * Gün Ana: Güneş tanrıçası. Güneş ile birlikte Gök’ün 7. yani en yüksek katında oturur.
        * Ay ata ya da Ay dede: Ay tanrısı. Ay ile birlikte Gök’ün 6. katında oturur.
        * Alasbatır: Ev hayvanlarının koruyucusu.
        * Ancasın: Yıldırımların efendisi.
        * Su Iyesi: Su tanrıçası.
        * Taş Gaşıt: Kısmet tanrısı.
        * Andarkan: Ateşin efendisi.
        * Satılay: Kötülük tanrıçası. İnsanların dengesini bozar, yoldan çıkarır ve ruh hastalıkları getirir.   
        * Kış Han: Kışın efendisi.
        * Arah, Toyer, Tarila, Sabıray: Yeraltı âleminde, insanların ruhları hakkında kararlar veren hakim derecesindeki ruhlar.
        * Gölpön Ata: Koyunların koruyucusu.
        * Erdenay: Haberci. Tanrıların insanlara bildirmek istedikleri iyi  kararları  insanlara ileten ruh.
        * Kambar Ata: Atların koruyucusu.

    Doğa Ruhları

    Tengricilikte doğa ruhlarla doludur. Bu ruhlar bulundukları yerlere ve özelliklerine göre kategorilere ayrılırlar. Bunların isimleri Tengrici halkların farklı dilleri ve lehçelerine göre değişebilir. Ama bunlar genel olarak iki büyük gruba ayrılabilirler:
        * Gök ile bağlantısı olan ruhlar: Bunların adlarına çoğunlukla “kök-” (mavi) ya da “-tengri” (gök) kelimeleri eklenir.
        * Yer ile bağlantısı olan ruhlar: Bunlar toplu olarak Türklerde “Yer su” ve Moğollarda “Gazriin ezen” olarak adlandırılırlar.

    Altaylıların Güçlü Doğa Ruhları

        * Altay Han: Altay dağlarının efendisi. Altay dağlarının zirvesinde  oturduğuna inanılan çok güçlü bir ruh.
        * Buncak Toyun: Buzul Toyun ile birlikte gök âleminin en yüksek katında büyük Kara Han’ın sarayına giden yolun bekçiliğini yapar.
        * Demir Han: Güçlü bir dağ ruhu.
        * Talay Han: Güçlü bir dağ ruhu.
        * Okto Han: Yer Su kategorisinden, güçlü bir dağ ruhu.

    Kutsal Dağlar, Nehirler, Göller ve Ağaçlar

    Tengrici bir insanın doğaya karşı büyük saygısı vardır, çünkü doğa ruhlarla doludur. Büyük bir dağın, görkemli yaşlı bir ağacın, bir gölün ya da bir vahşi hayvanın bir ruhu ve böylece bir kişiliği vardır. İnsan doğadan sadece kendine ve ailesine lazım olduğu kadarını alır, savurganlık Tengriyi ve Yer suları öfkelendirir. Eğer insan doğadan bir şey alabildiyse bu sırf doğa ruhlarının rızası ile olmuştur. Bu yüzden onlara minnettar olması gerekir.
    Çin’in Tang döneminden kaldığı düşünülen Göç destanında, Türkler 40 kuşaktan beri kutsal saydıkları ve ondan güç aldıkları bir kayayı Çinlilere bırakırlar. Gök aniden garip sarımsı bir renge bürünür, kuş ötüşleri ve doğadaki diğer sesler kesilir, bozkırlar sararmaya solmaya başlar, Türklerin ve sürülerinin arasında salgın hastalıklar çıkar ve doğadan Yer suların sesleri duyulur “gööç, gööç” diye. Yer su ruhları bu şekilde kendilerine ihanet eden Türkleri memleketlerinden kovar ve cezalandırır.
    Dağ ruhlarının çok güçlü olduklarına inanılır ve bereket için onlara dua edilir. Her Tengrici halk, yaşadığı bölgenin en yüksek dağına hitap eder. Böylece günümüze kadar tüm Avrasya’da bazı dağ isimleri, bu eski inancın kalıntıları olarak muhafaza edilmiştir. Bir Dağ ruhuna edilen dua, bir “Oba” ya yöneltilir. Bu oba dağın yakınında bulunan ve o dağı temsil eden, 2-3 metre yüksekliğinde dallardan oluşan bir yığıntıdır. Bu obanın yanından geçen kimse üç kez etrafında dolanır ve sonunda obanın tepesine bir taş koyar. Böylece yolculuğunun devamı için uğur ve kendisi için güç aldığına inanır.
    Bazı kavimlerde dağa verilecek kurban dağda bulunan bir gölün içine atılır.
    Bazı kutsal dağlar ve göller
        * Han Tengri Kazakistan
        * Altay dağları; zirvesinde Altay Han’ın oturduğuna inanılır.
        * Issık Kul: Kırgızistan Kırgızların mitolojilerinde güçlü bir ruhu barındıran kutsal göl.
        * Musala (Bulgaristan) Bulgaristan Bu dağ Balkanların en yüksek dağıdır ve 15. yüzyıla kadar Ön Bulgarların verdiği Tangra (Tengri) isimi ile tanımlanmıştır. Daha sonra Osmanlılar bu dağa “Maşallah” ismini vermiştir. Günümüzdeki Bulgarlar Maşallahtan türetilmiş olarak “Musala” derler.
        * Tien Shan: (Uygurca: Tengri Tav, (Tanrı dağı))

    Adak (Kurban) Geleneği veya Örfü

    Tengricilikte iki türlü adak vardır; kanlı ve kansız adaklar.
    Kanlı adaklar
    En çok makbule geçtiğine inanılan adak hayvanları beyaz atlardır. Atların dışında koyun, keçi ve sığır da kurban edilir.
    Kansız adaklar
    Kansız adak olarak özel seçilmiş çeşitli gıda malzemeleri, içki, tütün, silah, ev eşyaları ve at yarışları ile güreş gibi farklı şeyler kullanılır. Örneğin gök gürüldediğinde bir tas kımız, yoğurt ya da ayran ile üç kez çadırın etrafında dolanılır. Yıldırımın düştüğü noktada gençler Tengrinin hoşnutluğunu tekrar kazanmak için güreşler ederler. Ama her gün yapılan, en sık rastlanan adak, bir tas kımızdan Gök’ün dört yönüne doğru biraz sıçratarak o içkiyi böylece Tengriye, Ötükene, atalara adayıp gerisini bir dikişte içmektir. Bu gelenek günümüze kadar tüm Sibirya’da ve özellikle Moğolistan’da yaygındır. Bazen votka ile de yapılmaktadır.

    Tengricilik’te Din Adamları: Kam ve Bakşi

    Tengricilik’te Kam (Şaman) kutsal birisi değildir. Sadece ruhlar ile iletişim kurabildiği için toplum ona saygı gösterir. Bu yüzden diğer dinlerden tanılan din adamları ile karşılaştırılması doğru olmaz. Kam’ın en önemli görevleri bozulan dengeyi tekrar yerine getirmek ve hastaları iyileştirmektir. İnsanlar günlük ibadetleri için bir kam’a ihtiyaçları yoktur.
    Bazı kamlar daha güçlü ruhlar ile iletişim kurabilir ve diğer kamlardan daha güçlü olur. Ak- ve Kara kamlar vardır. Bunların görevleri ve hünerleri farklıdır. Ak kamlar gök’e bağlı ruhlar ile iletişim kurar, kara kamlar ise yere ve yeraltı alemine bağlı ruhlar ile. Kamların giysilerine Manyak denir. Kam’ın manyağına asılı birsürü kendisine güç veren, ya da kendisini kötü ruhlara karşı koruyan eşyalar vardır.
                                                                                                       

    Kamların doğaya verdikleri önem

    Daha önce belirlediğimiz gibi hayvan türlerinin yitirilmesi kaygısı, yani doğaya saygı, çevreyi koruma, ihtiyaçtan fazlasını tüketmeme veya şaman dininde hâkim-sahipleri incitmeme endişesi, oldukça iyi bilinen birçok töre ve geleneğin kaynağını oluşturur Cengiz Han döneminde yasak altında yasalaştırılmışlardır.

    ''Her şeyin ateşle arındırıldığına inanıyorlar. Dolayısıyla elçilerin veya prenslerin veya diğer herhangi bir yabancı kişinin gelmesi halinde, bu kişilerin ve getirdikleri hediyelerin tehlikeli olması, büyü yapmaları, zehir getirmeleri veya herhangi bir kötülük yapmaları olasılığına karşı arınmalarını sağlamak için ateş arasından geçmeleri gerekmektedir.”

    Kamların uygulamaları

    Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta Asya Şamanizminin temelleri Göktanrı, Güneş, Yer, Su, Atalar ve Ocak (ateş) kültleridir. Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır.

    Rüzgâr Tayı ve Buyanhışıg

     Tengriciliğin günümüze kadar çok canlı kalmış olan Moğolistan’da, insanların kişisel gücü “Rüzgâr tayı” olarak tanımlanır. Rüzgâr tayının gücü, insanın dünyasını dengede tutması ile bağlantılıdır. Çok güçlü bir rüzgâr tayı, insanın sağlam bir mantığa sahip olmasını, kişisel gücünü dışarıya yansıtmasını ve daima doğru kararlar vermesini sağlar. Eğer bir insan gücünü kötü niyetleri için kullanırsa ve böylece dengeyi bozarsa, bu onun rüzgâr tayını zayıflatır. Böylece kötülük yapan insanların kendilerine de zarar verdiklerine inanılır (Karma felsefesinde olduğu gibi).

    Tek-Tanrı Kuramı

    Eski Türk inancının tektanrıcı mı yoksa çoktanrıcı mı olduğu hakkında farklı fikirler vardır. Bu noktada en mühim tartışma konusu Tengri kelimesinin hangi zamanda Gök, ve hangi zamanda Tanrı anlamında kullanılmış olduğudur. Her iki anlamı da her kaynakta mantıklı bir söylem oluşturur. Bu sorunun cevabını bulmak emin olabilmek için çok mühimdir.
    Viyana Üniversitesi’nin bir makalesinde, eski Türk inancı hakkında iki genel fikir olduğu şöyle açıklanmaktadır:[20]
        1) Türklerde Şamanizm de Totemizm de yoktu. Türk dini tektanrıcı bir dindi: Bu fikir özellikle Türk bilimcileri tarafından temsil edilmektedir.
        2) Türklerde hem Şamanizm hem Totemizm vardı: Eski dikilitaş yazılarında Şamanların sözü edilmese de daha geç yüzyıllarda var olduğu kanıtlanmıştır ve birçok kuzey Türk dillerinde kam kelimesi hâlâ bulunmaktadır. Türklerin Şamanist olduğu, örneğin bazı antik Çin yazıları ile de kanıtlanabilmektedir. Türklerdeki Totemizm hakkında pek fazla bilgi olmasa da, bazı kanıtlar buna işaret etmektedir. Scharlipp’e göre en mühim kanıt Türklerin türeyiş efsanesidir. Bu efsanede Türklerin kurtlardan türedikleri anlatılır. Ayrıca Türk orduları kurt kafası resmi olan bayraklarla savaşa gitmiş ve hatta ordunun yüksek düzeydeki önderlerine doğrudan Böri (Kurt) adını vermişlerdir.

    Günümüzde Tengricilik

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bu rejimden kurtulmuş olan Türk halkları tekrar kendi köklerini ve milli kişiliklerini aramaya başlamışlardır. Bu gelişme 1990’lı yıllarda ilk başta Tataristan’da, sonradan Rusya’da ve Kırgızistan’da belli olmuştur. Tataristan’da bu hareketin ismi ilk başlarda “Bizneng yul” (Bizim yol) iken sonradan “Tengirçilik” (Tengricilik) daha sık duyulur olmuştur. Zamanla Tengricilik halkın arasında yaygın olan bir heves olmaktan çıkmış, devlet tarafından desteklenmeye ve enstitüleri kurulmaya başlanmıştır. Böylece 1997 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Tengrici bir topluluk kurulmuştur ve en son verilere göre 500.000 resmî üyeye sahiptir. Tengriciliğin Kırgızistan’da bulunan başka önemli bir kuruluşu da “Tengir Ordo” (Tengri’nin Ordusu)’dur. Bu kuruluş Kırgızistan’ın parlamentosunda milletvekili olan Dastan Sarygulov tarafından kurulmuş ve yine kendisi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca Tengricilik araştırma merkezidir. Bu kuruluş İstanbul Üniversitesi’nin Türk Dünyası Araştırma Merkezi ile bir işbirliği yapmaktadır. Tengir Ordo’nun çalışmalarına zamanla diğer Türk halklarının da ilgisi artmış ve Orta Asya’da çok kez basına yansımıştır.
    Kazakistan’ın Başbakanı Nursultan Nazarbayev ve Kırgızistan’ın Başbakanı Askar Akayev yaptıkları konuşmalarında Tengriciliğin Türk halklarının ortak millî ve geleneksel inancı olduğunu vurgulamaktadırlar.
    Bu gelişmelerin yanında Orta Asya ülkelerinin bayraklarında ve armalarında Tengricilikle alakası olan simgelerin geriye döndüğü dikkati çekmektedir. Özellikle Gök’ün mavi rengi ve kurt sembolleri günümüzün Türk Cumhuriyetleri’nin bayraklarında yer almaktadırlar.
    Yakutlar, tekrar doğmuş olan yeni Tengriciliklerine “Ayy” adını verirler.

    Tengricilik Dininin (İnancının) Esasları:

        * Çok tanrılı gibi gözükmesine rağmen aslında tek tanrılı bir dindir. Bu inanca göre Tengri tektir, en üstündür ve her şeyin yaratıcısıdır.   
        * Tengriciler, kendi dinlerinin, kitaplı dinlerden önce var olduğuna inanırlar.
        * Umay, Ülgen, Erlik Han gibi tanrı ve tanrıçalar, Gök-Tengri’nin özel melekleri olarak da kabul edilebilir.
        * Tengriciler, doğaya çok önem verirler. Doğada bir dengenin olduğuna, bu dengenin değiştirilmesi durumunda insanların ve diğer canlıların zarar göreceklerine inanılır.
        * Tengriciler, hayvanların ve bitkilerin de ruhları olduğuna inanırlar.
        * Tengriciler, doğadaki diğer maddelerin de ruhları olduğuna inanırlar.   
        * Bazı dağlara, ormanlara ve ırmaklara kutsal değerler yüklerler.
        * Tengriciler, bazı gezegenleri, uyduları, yıldızları, yıldız kümelerini ve diğer astronomik cisimleri kutsal sayarlar.
        * Tengricilik’de erkeğin toplumdaki statüsü kadınınkinden üstün değildir.

    Kaynakça:  Türklerin ve Moğolların Eski Dini / Jean-Paul Roux,Altay Türklerinde Ölüm / Jean-Paul Roux, ISBN 9759970910 Tengrianism: Religion of Türks and Mongols (Tengrianizm: Türklerin ve Moğolların Dini) / Rafael Bezertinov (Kitaptan bölümler (İngilizce))Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu / Emel ESİN, ISBN 9759970295Türk Mitolojisi, Yazar:Murat Uraz, ISBN 9759792359www.yenidenergenekon.com

    Paylaş: