nerelidir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nerelidir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2018 Cuma

Elif Güngör Kimdir? Nerelidir? Kaç Yaşında? (Survivor All Star 2018)



Elif Güngör kimdir? Nerelidir? Kaç Yaşında? gibi sorular son zamanlarda Google'da en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Bunun nedeni ise Barcelona forması giyen milli futbolcumuz Arda Turan'ın Elif Güngör'e ınstagram üzerinden DM atması ve Survivor All Star 2018 kadrosunda yer alacağı haberleri...

Aslıhan Doğan ile birliktelikleri devam eden Arda Turan'ın, fıtness eğitmeni Elif Güngör'e ınstagramdan mesaj atması magazin gündemine oturmuştu.Yayın tarihi yaklaşan Survivor 2018 All Star yarışması için adaylar yavaş yavaş belli olurken, sürpriz gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Bu gelişmelerden en sonuncusu ise Milli Takım kaptanı Arda Turan'ın Survivor ile ismini andığı Elif Güngör oldu. Peki, Survivor 2018'e katılacağı intibası ortaya çıkan Elif Güngör kimdir? sorularının yanıtı yazımızın devamında

Elif Güngör Kimdir?

Elif Güngör , Milli Takım kaptanı Arda Turan'ın Instagram üzerinden direkt mesaj gönderdiği iddiasıyla gündeme geldi. Yaşı, mesleği gibi hakkında sorgulamalar yapılan Elif Güngör ile ilgili en çok merak edilen konu ise Survivor 2018’ katılıp katılmayacağı oldu. Peki Elif Güngör kimdir, Survivor 2018’e mi katılacak?


Daha önce Ebru Şallı ve Kısmetse Olur ile ismini duyuran Cansu Çördük’e sosyal medya üzerinden mesaj attığı haberleriyle gündeme gelen Arda Turan’ın bu kez Elif Güngör’e mesaj attığı iddia edildi. Milli Takım kaptanının “Survivor'a gideceksin sanırım ben öyle anladım" yazan mesajını ifşa eden Elif Güngör’ün kim olduğu merak konusu oldu.
Elif Güngör, fıtness eğitmenliği yapıyor. Elif Güngör, Instagram hesabından paylaştığı resim ve videolarında yaptığı fıtness hareketlerinin yanı sıra dikkat çekiyor.


Paylaş:

7 Ocak 2018 Pazar

Mustafa Mert KOÇ Kimdir?


Mustafa Mert Koç, 1994 doğumludur ve şuan 22 yaşındadır. Mustafa Mert Koç oyunculuğun yanı sıra eğitimine devam etmekte ve Siyaset Bölümüne gitmektedir. İnstagram fenomeni Mustafa Mert Koç burada ki yüksek takipçi sayısı ile henüz dizilerde rol almadan bir ün kazanmıştır.

Sarı saçları, uzun boyu, güzel fiziği ile genç kızların beğenisini alan Mustafa Mert Koç instagramda paylaştığı resimlerin altına hangi dizilerde rol alıyorsun gibi sorular geldiğini ve bunun üzerine oyuncu olmak için kolları sıvadığını belirtmekte. Düzgün fiziği ile ön plana çıkan Mustafa Mert Koç boyu 1,82 metredir.

Mustafa Mert Koç babası da soyadından dolayı merak edilmekte. Fakat Türkiye’nin sayılı zenginleri arasında bulunan Koç ailesi ile bir yakınlığı bulunmamaktadır. Instagram'a yüklemiş olduğu fotoğraflarla sanal alemde oldukça popüler olan yakışıklı oyuncu 30.100 kişilik takipçi ordusuna sahip siyaset bilimi okuyan ve gayet aklı başında biri olan Mustafa Mert Koç; özellikle Sırbistan ve Balkan taraflarından çok güzel yorumlar geldiğini belirtiyor.


Daha önce 110 kilo olan Mustafa Mert Koç 35 kilo vererek 83 kiloya inmiş ve bu sayede hayatının değiştiğini belirten oyuncu gördüğü ilgiden çok memnun. Kolpaçino 3. devre isimli film için Şafak Sezer'le görüştüğünü belirten Mustafa Mert Koç küçük bir rol olsa da bu sayede sinemaya adım atmış olacak.Mustafa Mert Koç, 1994 doğumlu bir sosyal medya fenomeni. Yakışıklılığı ile dikkat çeken Mustafa Mert Koç'un 1 milyona yakın takipçisi var ve fotoğrafları binlerce beğeni alıyor.


Paylaş:

M. HAKAN SEMERCİ KİMDİR?


M. Hakan Semerci, Ötüken Birliği Partisi kurucu genel başkanıdır.Şu an itibari ile hakkında pek bilgi sahibi değiliz, ancak önümüzdeki zamanlarda adını sıkça duyacağımız kesin...

Programa göre parti “Türk milletinin, Türk yurdunda kayıtsız şartsız hâkim, tam bağımsız ve birlik olarak yaşamasını amaçlayan Türkçü düşüncenin ürünü” olarak kuruldu.Türkçülük düşüncesiyle yola çıktığını açıklayan partinin programında, “Türk’ü dünyada en üstün ırk olarak gördüğümüz için, Türkiye Türklerindir demek için kurulduk” ifadesi yer alıyor.Partinin sosyal medya hesabında yer alan bilgilere göre kurucu genel başkanı M. Hakan Semerci oldu. Semerci, sosyal medya hesabı üzerinden bugün Cumhuriyet gazetesinin linkini şöyle paylaştı:



Paylaş:

Şah İsmail Kimdir? Nedir? Nerelidir? ve Türk müdür? (Şah İsmail Hakkında Bilgi)


Tarih derslerinde karşımıza çıkan, Türk Tarihine ve tarihte önemli izler bırakmış Türk Hakanlarını (Hükümdar veya Padişahlarını) merak edenlerce de sıkça araştırılan; Şah İsmail veya I. İsmail,tam unvanıyla Ebu'l-Muzaffer Bahadır el-Hüseynî, Safevî Tarikatı'nın lideri ve Safevi Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır.

Şah İsmail Kimdir? Nedir? Nerelidir?

I. İsmail veya Şah İsmail (doğum tarihi 17 Temmuz 1487 Erdebil, Akkoyunlular - ölüm 24 Mayıs 1524; Erdebil, Safevî Devleti)

Şah İsmail, 17 Temmuz 1487 tarihinde Erdebil şehrinde Safevî Tarikatı'nın şeyh ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba tarafı Şeyh Safiyüddin'in sülalesinden olup İsmail'in babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyd'dir. İsmail'in annesi (Alemşah Halime Begim) Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'nın kızıdır.

14 yaşında tahta geçen Şah İsmail, Osmanlı tarihçilerinin göstermek istedikleri gibi Acem değildir. ”Acem mülküne oturmuş bir Türk Hakanı’dır”. Tıpkı Rum topraklarında oturan Osmanlı‘nın Rum olması gerekmediği gibi, Acem topraklarını ele geçiren Şah İsmail’in de İran topraklarında hüküm sürdüğü için Acem olması gerekmez. Safevi devletinin başkenti Tebriz, Azerbeycan‘ın en önemli kentlerinden biridir. Gerek nüfus, gerekse kültür bakımından Tebriz Türk‘tür. Bugünkü İran devletinde nüfusun yarıya yakını Azeri Türkü’dür. Tarihte coğrafya adları kavim adları yerine sık sık kullanılmaktadır. Urfalı Mateos da vakayinamesinde Anadolu’ya gelen Selçuklu ordularını ”İranlı kavimler ”olarak tanımlar.

Bugün İran’da yaşayan Türk boyları şunlardır; Azeri, Kaşgay, Avşar, Kaçar, Şahseven, Türkmen, Karakalpak, Hamse, Kengürülü, Karadağlı.

Şah İsmail, devşirme Osmanlı tarihçilerinin “etrak-ı bi-idrak”‘ veya “nadan” olarak tanımladığı Türkmen-Türk adına şiirlerinde şu güzel anlamı yükler ”Sen ey Türk-i peri peyker ”(Sen ey peri vücutlu, melek endamlı Türk). Ulu atası Şeyh Safi ”Pir-i Türk ” olarak tarihi belgelere kayıt düşülmüştür. Hırslı, zeki, iyi eğitimli, inançlı, adaletli, şair ruhlu ve cömert bir liderdir. ”Ululuk istersen, kulluk eyle” diyecek kadar alçak gönüllü, topların, tüfeklerin üzerine yalın kılıç gidecek kadar cesur fakat tüm bu olumlu yanlarına rağmen düşmanlarına karşı oldukça acımasızıdır.

Divanında Türk kimliği karşısında Arap ve Acem kimliğini küçümser.Hatta onları haksızlıkla suçlar.

Yetdükçe tükenir Arab’un kuy u meskeni,
Bağdat içinde her nice Türkman kopar.
Şirvan halaiki kamu Tebriz’e daşına
Mülk-i Acem sorar ki, kıyamet kaçan kopar ?

Şah İsmail, Şirvan’da hüküm süren Şirvanşahlar hanedanlığının kendisini Anuşirevan veya Acem soyuna dayandırdığı gerçeğinden yola çıkarak Acemliler için kıyametin geldiğine hükmetmektedir. Bu Şah İsmail’de ”Türk ” kimliğinde duyulan aşırı bağlılığın ”milli taassup ” duygusuyla bütünleştiğini açıkça ortaya koymaktadır. ”Ey Türk titre ve kendine gel” diyen Göktürk Hakanını göz önüne almazsak ‘kavmiyetçilik’ bilinci bu denli yüksek başka bir yöneticiye rastlamak mümkün değildir.

Zamanla devşirme yöneticilerin eline geçen Osmanlı, kuruluşundan bir süre sonra kurucu unsurlar olan Türkmenlere artık sırtını dönmüştür. Askerini, yöneticisini devşirme Hiristiyan ahaliden alan Osmanlı, Türkmen’i ordusunu besleyecek, vergi alacak, savaşlarda ön saflara sürülecek bir zümre olarak görmektedir. Tabii ki burada Osmanlı’nın bir kurnazlığı da gözden kaçırılmak lazım. Devşirme görevini icra edip gitmektedir, yönetimde hak iddia edecek ne siyasi ne de etnik bir gücü vardır. Oysa Türkmen’in arkasında bazen binlerce obadan oluşan boyu-aşireti vardır. Oğuz -Türk töresine göre güçlü bir Türkmen beyi yönetimde hak iddia edebilir. Osmanlı basit bir şekilde bu törenin önüne geçmiştir.Devşirmeleri kullanarak Türkmen’leri yönetimden uzak tutmuş, onları her zaman bir tehlike unsuru olarak görmüş, yer yer büyük aşiretleri bölerek yerleşik hayata geçirmeye çalışmış yer yer de Hiristiyan azınlıkları ve yerleşik Türkmen’leri Sünni-İslam potası içinde eritmiştir.

Amerikalı ortaçağ tarihi uzmanı Rudi Paul Lindner, Göçebeler ve Osmanlılar adlı eserinde, Osmanlı-Safevi çatışmasının basit bir İslami anlayış faklılığı olarak değerlendirmemesi gerektiğini, olayın kır ve tarım, göçebe ve çiftçi, Habil ve Kabil arasındaki eski bir mücadelenin devamı olduğunu belirtiyor ve ekliyor; Habil’in katili Kabil yerleşik bir çiftçiydi, Habil de göçebe. İran Safevileri 16. yüzyıl başlarında Osmanlı güçleriyle savaşa tutuştuğunda, ”İran ” güçleri büyük ölçüde Türk’lerden, Osmanlı’nın ”Türk” askerleri de büyük ölçüde Balkan halklarından oluşuyordu. Sırp ya da Arnavutları Osmanlı’ya dönüştüren yanlızca çocuklarının askere alınması değildi. Türk olmayan Osmanlılar yanlızca Bizanslılar değildi.

Gerçekten de olay merkez-çevre çelişkisidir. Yerleşik unsurların hakim olduğu Osmanlı ordusu merkezde, göçebe unsurlara dayanan Türkmenler yani Safeviler merkezin dışındadır. Oysa Osmanlı ordusunun bel kemiğini oluşturan Yeniçeriler aynen Safevi Türkmenleri gibi İmam Cafer mezhebinden, Hacı Bektaş tarikatındandır.

Buradaki asıl çelişki ekonomik ve etniktir. Yeniçeriler ve diğer devşirmeler merkezde oldukları için yerleşik sistemin ve devletin tüm nimetlerinden fazlasıyla faydalanmaktadırlar, Türkmenler için böyle bir durum söz konusu değildir. Bektaşilerle Kızılbaş Türkmenlerin kaderi ise Bektaşilerin 16 Haziran 1820 tarihinde Padişah 2.Mahmut tarafından yasaklanmaları ile kesişir. Devletin içinde olan Bektaşiler artık Kızılbaşlar gibi taşraya sürülmüştür. Tekkelerin kapatılması, kovuşturmalar, sürgünler, idamlar ve benzeri uygulamalar Yavuz’un döneminde Kızılbaşların başına gelenlerle benzerlik arz etmektedir.

Şah İsmail Türk müdür?


Tabiki zor koşullar inanç olarak aynı olan bu iki gurubu birleştirmiştir. Artık adları Alevi-Bektaşi olarak birlikte anılır olmuştur. Safeviler devleti, Anadolu’dan giden 24 Oğuz boyuna bağlı Türkmenler tarafından kurulmuş, Türk kültür ve töresine göre düzenlenmiş bir devletidir. İçinde Acem, Arap, Kürt vs. etniklerden tebalar vardır ama kurucu unsurları ve yöneticileri Anadolu Türkmen’leridir. Osmanlı tarihçisi Hoca Saadeddin Efendi, ”bir alçak başına taç alıp çıktı, idraksiz Türkler etrafında mürid oldular ” diyerek, Şah İsmail’i ve Kızılbaş Türkmen devleti Safevileri kast etmektedir. Sonuç olarak Şah İsmail ”Acem mülküne oturmuş bir Türk Hakanı’dır”.

Şevket Süreyya Aydemir’den alınan aşağıdaki diyaloglar Osmanlı’daki Türk kavramını ve Kızılbaşların Türklüğünü çok yalın bir şekilde yansıtmaktadır ;

”Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.

-Biz hangi milletiz ? deyincede her kafadan bir ses çıktı ;
-Biz Türk değil miyiz? deyincede hemen
-Estağfurullah !!!..
diye karşılık verdiler. Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbu ki biz Türk’tük. Bu ordu Türk ordusuydu. Türklük için savaşıyorduk.
Asırlarca süren maceradan sonra tek sığınağımız ancak Türklük olabilirdi.

Fakat ne çare ki bu ”Biz Türk değil miyiz ?” diye sorunca ”Estagfurullah diye cevap verenlerin görünüşüne göre TÜRK demek KIZILBAŞ demekti.”

Osmanlı devletinin kuruluşunda da Türkmenler kızıl börk giymektedir. İtalyan kaynakları Osman Bey’i ”kızıl börk Otman’ ‘olarak kaydetmişlerdir. Orhan Bey zamanında devlet görevlilerine ak börk giydirilmiş, böylece yönetici sınıf ile halk (Türkmen) birbirinden ayrılmıştır. Osmanlı tarihçileri, Anadolu Türkmenlerinden oluşan Osmanlı ordusu askerlerini ”kızıl börklü” olarak tanımlamaktadır.

Daha sonraları Otman Gazi her nasılsa Osman Gazi olmuş, kızıl börke (Kızılbaş) de oldukça kötü anlamlar yüklenmiştir. Aslında Safeviler devletinin kuruluşu, Osmanlı’nın kuruluşu ile benzeşmektedir.Ana kaynak ”kızıl börklü Türkmenler”dir, gazilerdir. Osmanlı vergi toplama işini bazı yöneticilere ve derebeylerine ”götürü ” vermiş ”sen bana bu kadar ver, ne toplarsan topla ” demiştir. Devşirme yöneticilerin akıl vermesiyle o kadar ileri gidilmiş ki Orta-çağ Avrupa’sında görünen ”bekaret vergisini ” aynen taklit ederek ”gerdek gecesi hakkı”adı altında, Anadolu topraklarında uygulamışlardır.


Ekende biçende ortalıkta görünmeyen Osmanlı yemeye gelince ortaktır Türkmene. Anadolu, Türkmen için yaşanır bir yer olmaktan çıkmıştır. Ağır vergiler altında ezilen, horlanan Anadolu Türkmenleri bunlardan dolayı ”Açılın kapılar Şaha gidelim ” demektedir. Bir Osmanlı tarihçisinin(Kemal Paşazade) de belirttiği gibi ”Türkler terk ettiler diyarlarını, yok pahaya sattılar davarlarını. “Pir Sultan’ın dizelerindeki bazı detaylar o günlerin Anadolu’sundaki sosyal kargaşayı açıkça anlatmaktadır. ”Türkmen kalkıp yaylasına yürümez, bozulmuş aşiret, il bozuk, bozuk ”.

Erdebil dergahı Anadolu Türkmenleri için bir çekim merkezi olmuş, Anadolu’dan İran’a çok ciddi bir nüfus göçü başlamıştır. Rumlu, Ustacalu, Tekelü, Şamlu, Varsak, Çepni, Arabgirlü, Turgudlu, Bozcalu, Acirlu, Hınıslu, Çemişkezeklu, Kaçar, Avşar, Bayat, Karamanlu, Bayburtlu, İspürlü, Beydili (bkz. 11) boylarına mensup Türkmenler akın akın Safevi’ye katılmışlar, Kızılbaş-Türkmen devletini yüceltmişlerdir.

Bu Anadolu Türkmenlerinin devşirme Osmanlı’ya tepkisi olarak algılanmalıdır. 15. yüzyılda Anadolu’daki bazı Türkmen ayaklanmaları şunlardır: Şah Kulu Baba ayaklanması (1511), Nur Ali Halife ayaklanması (1512), Bozoklu Şah Celal ayaklanması (1518), Şah Veli ayaklanması (1519), Baba Zünnun ayaklanması (1526, Zünnunoğlu Halil ayaklanması (1527), Kalender Çelebi ayaklanması (1527). Bu ayaklanmalar Osmanlı ve Selçuklu tarihçilerinin sık sık söz ettikleri ”ayağı çarıklı, başı kızıl börklü ”Türkmenler tarafından icra edilmiştir. Bu ayaklanmalarda esas neden iktisadidir. Dinsel ve etnik boyut daha sora gelir. Bu dönemde Anadolu çoğunlukla Alevi-Türkmenlerden oluşmaktadır. Bu niteliğiyle Türkmenler, Sünni-devşirme Osmanlı’ya muhalif olup Safevi-Türkmen devletine daha yakındır. Şah İsmail’in ortaya çıkışıyla Anadolu Türkmenleri, kendi soylarından, kendi inancından bir öndere sahip olmuş ve onu bir kurtarıcı görerek bağlanmışlardır. Dünya tarihinde bir lidere bu derece bağlılık örneği yoktur.

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran yolunda geri dönmek isteyen askerlerine, Şah’ın askerlerinin ”Şah için ölmek ” için birbirleriyle yarıştıklarını söyleyerek, ‘sizler geri dönelim derken utanmıyor musunuz?’ diye sormuştur (Kühün-ül-Ahbar bkz.2).

Gerçekten de kendilerinden sayıca oldukça fazla olan ve çağının son tekniği toplar, tüfeklerle donanmış Osmanlı ordusuna karşı ok, yay, kılıç gibi klasik silahlarla cesurca savaşmışlar fakat toplar ve tüfekler karşısında yenik düşmüşlerdir. Yavuz topların tüfeklerin ardında savaşırken, Şah atına binmiş kılıç elde en önde savaşmış, hatta bir ara Yavuz’un çadırına çok yaklaşmış, Osmanlı askerleri bütün güçleriyle ordugahı savunmak zorunda kalmışlardır.

Şah, Yavuz’un en iyi adamlarından biri olan Malkoçoğlu’nu kendi elleriyle bir kılıç darbesiyle ortadan ikiye, kelleden ata kadar bölmüştür.

Şah İsmail bu olayı kendi dizelerinde şöyle anlatıyor:

Şah bir kılıç urdu ki
Kelleden indi ata
Melhuçoğlu (Malkoçoğlu) attan düştü
Şah anda geriye kaçtı
Beş yüz elli tüfekçi
Şah’ın ardına düştü

1783’de Paris’de yayınlanan Osmanlı İmparatorluğu Tarihi adlı eserde Selim’in, Şah İsmail’in güçlerinin sayısını bir türlü öğrenemediğini yazıyor ve ekliyor ”İranlılar hükümdarlarına o kadar bağlıydılar ki, içlerinden bir tanesi bile Selim’in tarafına geçmedi ; oysa Türklerden bir çoğu Şah İsmail‘in ordugahına sığındılar” u kaynakta Şah ‘ın güçlerinin sayısı 30.000 olarak verilmiş ve tamamının atlı süvari birliği olduğunu, Şah’ın piyade askerinin olmadığını aktarıyor. ”Osmanlı güçlerinin çok altında ” olduğu da özellikle belirtiliyor (Osmanlı güçleri 150.000 civarında kaydedilmiş kayıpları da 30.000 olarak veriliyor).

Diğer kaynaklarda olmayan başka bir detay ise şöyle aktarılıyor ;İran geleneklerine göre (bu Türkmen geleneklerine göre olacak çünkü bunun örneğini Türk tarihinde Baba İshak yakalanmasında en son olarak da Kurtuluş Savaşımızda görebiliriz) kocalarını savaşta yalnız bırakmamış bir çok kadın buldular. Ayrıca ölüler arasında kocalarıyla birlikte omuz omuza savaşmış olan bir çok silahlı kadının cesedine rastlandı. Selim bunların kendilerine yakışır bir şekilde gömülmelerini emretti. Şah İsmail, kendi tarihçisi Rumlu Hasan’ın, Ahsenü’t Tevarih adlı eserinde aktardığı gibi Tanrının kendisine ve askerlerine yardım ettiğine inanıyor ve (Bakara suresi 249)” Nice az topluluk var ki, Tanrının izniyle çok topluluğa galip gelmiştir” ayeti doğrultusunda hareket ediyor, kendisinden kat kat büyük ordulara saldırmaktan çekinmiyordu.

Çaldıran’a kadar da hiç bir savaşında yenilgi görmedi.Osmanlı ateşli silahları kullandığı halde Şah İsmail bunları inancı gereği kullanmıyordu. Bu eserde (1783 Paris) aktarılan başka bir konu ise iki hakanın savaşmalarının bir sebebinin de ”Kürtlerin kışkırtması” olduğu yolundadır.Başka kaynaklar da bu görüşü destekliyor.Kürtlerin sık sık yön değiştirdikleri, ikili oynadıkları ve Safevi’ye karşı Osmanlı’yı kışkırttıkları, savaştan sora da bu hizmetleri karşılığında Doğu Anadolu’yu Osmanlı’dan aldıkları tarihi bir gerçek.(Bu gün de aynı oyunu Ortadoğu’da malum güçleri arkalarına alarak oynamaya çalışıyorlar mı?Başkaları savaşacak, onlar toprak sahibi olacaklar.)

Safevi – Kürt- Osmanlı İlişkileri:

Paolo Giovio ‘nun Türklerle İranlılar arasındaki savaşla ilgili anlattıkları işte bunlardır.Söyledikleri Şah İsmail’in selefi ve kayınpederi Uzun Hasan’ın ordusunda hizmet etmiş olan Angiolello’un anlattıklarına üç aşağı beş yukarı uymaktadır. Bu yazar, eğer Sultan, İsmail’in Türkiye sınırındaki derebeyleri ve özellikle Şah’ın düşmanı olan Kürtler tarafından kışkırtılmamış olsaydı, hiç bir zaman İsmail’e karşı savaşa girişmemiş olacağını söyler.Bitlis dağlarında yaşayan Kürtler, İsmail’in Tatarlara karşı savaşmakta olduğu ve kuvvetlerinin uzakta, ta Horasan’da bulunduğu sırada Selim’i İran’a davet etmişlerdir.

Kürtlerin Safevi düşmanlığının nedenini Safevi kaynaklarında bulmak mümkün.Han Muhammed Ustacalu ve Sarıkaptan Zülkadir arasındaki savaş;

Han Muhammed, padişah ordusundan ayrılıp, Kara Hamit ‘e yöneldi. Oranın egemeni Emir Bey Musullu’nun kardeşi Gaytemiz Bey karşı geldi ve şehri teslim etmedi. Bu nedenle yiğit gaziler çölde kışladılar. Diyarbakır kürtleri, ordunun dört bir yanına saldırıp, tek tek yakaladıklarını öldürüyorlardı. Gıda stoku yok denecek kadar azalmıştı. Gıda stokunun tükenmekte olduğunu öğrenen Han Muhammed, kürtlerin kışlasına yöneldi, fakat Kürtlerin bulunduğu yere ulaşmanın ve onları ele geçirmenin zor olduğunu görünce, (bir savaş hilesine başvurdu) onlardan kaçmaya başladı. Kürtler de kendisini izlediler. Düzlüğe geldiğinde, Muhammed Han, can yakan bir şimşek gibi onlara çarptı. Kürtlerden bir çoğunu öldürdü ve yaraladı. Kürtler de kılıç ve süngülerle kıyamet gibi etkin ordudan bazılarını öldürdüler. Sonunda fetih ve zaferin esintisi Muhammed Han’dan yana oldu ve Kürtler kaçtılar. Gaziler onları izlediler ve yaklaşık yedi bin kişiyi öldürdüler. Onların bölgesinden çok miktarda ganimet ve yiyecek ele geçiren gaziler daha sonra ordularına döndüler.

912 – (1506/7) YILININ OLAYLARI: Hakan İskender Şan ( Şah İsmail) bu yıl Hoy’da Kışladı. Büyük emirlerini Kürt Sarım’ ın üzerine yolladı. Zafere sığınmış ordu, o yolunu yitirmiş gurubun ülkesine varınca, Kürt’ler gök gibi yüksek dağlara sığındılar. Gaziler onların memleketini yağmaladılar ve o imansızların çoğunu öldürdüler. Bu sıralarda Sarım’ın çatışmaya hazırlandığını ve bu amaçla dağın eteğinde bulunduğunu öğrendiler. Zaferi ilke edinmiş askerler o işe yaramazı defetmeye yöneldiler. Kürtler de savaş amaçlı adımlarını ileriye atınca aralarında çetin bir savaş cereyan etti. Her taraftan da çok sayıda insan öldürüldü. Ünlü Emirlerden Şamlu Abdi Bey ve Tekeli Mühürdar Sarı Ali de öldürülenler arasındaydılar. Bayram Bey Karamanlu ve Hulefa Bey padişah ordusuna döndüler.

914 – (1508/9) YILININ OLAYLARI: Han Muhammed Ustacalu, Mardin yaylasını onurlandırdı, Kardeşi Kara Bey’i Cezire’yi yağmalamak için gönderdi. Kara Bey buyruğu yerine getirdi ve imansız Kürtlerin çoğunu öldürdü ve çok miktarda ganimetle Mardin’de Han’ın ordusuna katıldı.

Yukarda da görüldüğü gibi Safevi güçleri sık sık kürtlerle savaşmaktadır.

Şah İsmail 24 Mayıs 1524'te 37 yaşındayken iç kanamadan öldü, Erdebil'deki Safevi Türbesi'ne defnedildi. Şah İsmail'in on bir çocuğu vardı, bunların altısı erkek ve beşi kız idi.


Kaynakça:
http://www.bilgicik.com/yazi/1-sah-ismail-turk-kaganlari-ve-sultanlari/
Paylaş:

20 Aralık 2017 Çarşamba

Serenay Sarıkaya Kimdir? Nedir? Nerelidir? Bilgilen




Aşağı yukarı 2008 yılından beri her geöen gün ve ay Türk dizi ve sinema sektöründe basamakları hızla tırmanan Serenay Sarıkaya, aynı zamanda yaşadığı aşklarla da magazin dünyasının dikkatlerini de üzerinde topladı.Oynadığı dizi ve reklam projeleri ile her daim gündemde kalmayı başaran  Serenay Sarıkaya  uzun süre Amerika'da yaşadı ve aynı zamanda ünlü ve yakışıklı oyuncu Kerem Bürsin' le ile yaşadığı aşk ile Türk izleyicisinin sürekli radarında kaldı. Peki Türkiye magazin, dizi ve sinema gündeminden hiç düşmeyen güzel ve seksi oyuncu model Serenay Sarıkaya kimdir?, Serenay Sarıkaya kaç yaşındadır, aslen nerelidir? gibi Serenay Sarıkaya hakkında bilgi dolu Biyografi yazımızın detayları aşağıda...

Serenay Sarıkaya Kimdir? (Biyografisi)

Adı Soyadı: Serenay Sarıkaya
Doğum Tarihi: 1 Temmuz 1991
Nereli: Ankara
Burcu: Yengeç
Kilosu: 54 kg
Boyu: 175 cm
Göz Rengi: Kahverengi
Saç Rengi: Kumral
Eğitim Durumu: Lise Mezunu
Sevgilisi: Kerem Bürsin
Evli mi: Hayır
Eşi:  Yok
instagr Hesabı: www.instagram.com/serenayss
Twitter Hesabı: twitter.com/srnysrkyresmi
Facebook Hesabı:  www.facebook.com/serenaysarikayasayfasi

Serenay Sarıkaya Kısaca Hayatı Hakkında Bilgi


1 Temmuz 1991 tarihinde Ankara’da doğan Serenay Sarıkaya, ilk oyunculuk deneyimini 2006 yılında Şaşkın filmi ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. 15 yaşında iken katıldığı bir güzellik yarışması dahilinde jüri özel ödülünü alarak dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca güzellik yarışmasının yapıldığı yıllarda Plajda isimli sinema filminde rol aldı. 2008 yılında Sinan Çetin’in Peri Masalı dizisi ile dizi filmlerde oynamaya başladı. Yine Sinan Çetin’in limon Ağacı dizisinde ilk olarak başrol oynadı. Bu diziden sonra büyük sükse yapan Adanalı dizisinde oynamaya başladı.

Serenay Sarıkaya, 2010 yılında Miss Turkey yarışmasında ikinci olarak Miss Universe yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkını kazandı. Bu yıllardan sonra ünü yavaş yavaş Türkiye’ye yayılmaya başlayan Serenay Sarıkaya Lale Devri ve Medcezir dizileri ile ününü üst seviyelere taşımayı başardı. Ayrıca Ejderhanı Nasıl eğitirsin ve Behzat Ç. Ankara Yanıyor filmlerinde rol aldı. Serenay Sarıkaya dizi ve sinema filmlerinde rol alırken aynı zamanda reklam filmleri ile de ön plana çıktı. 2014 yılında ise GQ Türkiye tarafından yapılan yarışmada yılın kadını seçildi. Bunların haricinde Serenay Sarıkaya iki kez Altın Kelebek Ödülü alarak sanat yaşamını taçlandırdı. 

Çocukluk yıllarında Antalya'da yaşayan ve İstanbul'da yaşama fikrinin korkutucu olduğunu da söyleyen Sarıkaya, annesine oyunculuk yapmak istediğini söylemesi üzerine İstanbul'a taşındılar.  Lise eğitimini Antalya Saime Salih Konca Lisesi'nde tamamlayan Sarıkaya, üniversite eğitimi yurt dışında tamamlamak istemiş, ancak üniversite eğitimi almamıştır. Çocukken oyuncu olmayı düşünmeyen Sarıkaya, modellik yapmayı istiyordu. Uzun süre voleybol oynadı ve bir dönem basketbolla ilgilendi. Ayrıca bir sürede tenis oynayan Sarıkaya, kariyeri öncesinde latin danslarıyla da ilgilendi. 15 yaşındayken Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen Avrupa Gençler Güzellik Yarışması'na katılan Sarıkaya, yarışmada jüri özel ödülünü almasının ardından oyunculuk kariyerine başladı.

Serenay Sarıkaya, çekimleri 2013 yılının Mayıs ayında başlayan, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi isimli dizinin ikinci sinema filmi olan Behzat Ç. Ankara Yanıyor filminde Melisa karakterini canlandırdı. Aynı yıl Amerikan yapımı The OC dizisinden uyarlanan Medcezir dizisinde Çağatay Ulusoy ile birlikte başrolde yer alacağı açıklandı. Senaryosu Ece Yörenç tarafından yazılan ve Ali Bilgin tarafından yönetilen dizide orijinali Marissa Cooper olan Mira Beylice karakterini canlandırdı. 2014 yılında Medcezir'de birlikte rol aldığı Hazar Ergüçlü ile birlikte bir şampuan markasının reklam yüzü oldu.
Aynı yılın mart ayında yönetmenliğini İzlandalı yönetmen Thor'un yaptığı bir reklam filminde yer aldı. Aynı yıl bir giyim markasının yeni reklam yüzü oldu ve iki yıllık bir sözleşme imzaladı. Bu markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için çekilen reklam filminde dünyaca ünlü Brezilyalı model Francisco Lachowski ile birlikte yer aldı. Aynı yılın eylül ayında yine aynı markanın bir reklam filminde daha yer aldı. Aksiyon sahnelerinin yer aldığı reklam filmi üç günde çekildi. 2015 yılında ise yine aynı markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için Kerem Bursin ile birlikte kamera karşına geçti. İki oyuncunun aşkı, reklam çekimlerinde başlamıştı. Sarıkaya ve Bürsin'in birlikte şarkıda söylediği reklam filmi izleyicilerden olumlu tepkiler aldı. Reklam filmi çok ses getirince markayla olan sözleşmeleri bu yılda yenilendi.


Serenay Sarıkaya Rol Aldığı (Oynadığı) Diziler ve Fimler


Çi (DURU)                   2017
Fİ (DURU)                   2017
MEDCEZİR (MİRA)       2013
LALE DEVRİ (YEŞİM)    2010
ADANALI (SOFİA)        2008 - 2010
LİMON AĞACI (PERİ)    2008
PARAMPARÇA AŞKLAR  2008
PERİ MASALI               2008

İşte güzel oyuncu Serenay Sarıkaya'nın Resimleri (Fotoğrafları);


Paylaş:

Serenay Sarıkaya Nedir? Kimdir? Biyografisi, Nerelidir? Kaç Yaşında?


Aşağı yukarı 2008 yılından beri her geöen gün ve ay Türk dizi ve sinema sektöründe basamakları hızla tırmanan Serenay Sarıkaya, aynı zamanda yaşadığı aşklarla da magazin dünyasının dikkatlerini de üzerinde topladı.Oynadığı dizi ve reklam projeleri ile her daim gündemde kalmayı başaran  Serenay Sarıkaya  uzun süre Amerika'da yaşadı ve aynı zamanda ünlü ve yakışıklı oyuncu Kerem Bürsin' le ile yaşadığı aşk ile Türk izleyicisinin sürekli radarında kaldı. Peki Türkiye magazin, dizi ve sinema gündeminden hiç düşmeyen güzel ve seksi oyuncu model Serenay Sarıkaya kimdir?, Serenay Sarıkaya kaç yaşındadır, aslen nerelidir? gibi Serenay Sarıkaya hakkında bilgi dolu Biyografi yazımızın detayları aşağıda...

Serenay Sarıkaya Kimdir? (Biyografisi)

Adı Soyadı: Serenay Sarıkaya
Doğum Tarihi: 1 Temmuz 1991
Nereli: Ankara
Burcu: Yengeç
Kilosu: 54 kg
Boyu: 175 cm
Göz Rengi: Kahverengi
Saç Rengi: Kumral
Eğitim Durumu: Lise Mezunu
Sevgilisi: Kerem Bürsin
Evli mi: Hayır
Eşi:  Yok
instagr Hesabı: www.instagram.com/serenayss
Twitter Hesabı: twitter.com/srnysrkyresmi
Facebook Hesabı:  www.facebook.com/serenaysarikayasayfasi

Serenay Sarıkaya Kısaca Hayatı Hakkında Bilgi


1 Temmuz 1991 tarihinde Ankara’da doğan Serenay Sarıkaya, ilk oyunculuk deneyimini 2006 yılında Şaşkın filmi ile ilk oyunculuk deneyimini yaşadı. 15 yaşında iken katıldığı bir güzellik yarışması dahilinde jüri özel ödülünü alarak dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca güzellik yarışmasının yapıldığı yıllarda Plajda isimli sinema filminde rol aldı. 2008 yılında Sinan Çetin’in Peri Masalı dizisi ile dizi filmlerde oynamaya başladı. Yine Sinan Çetin’in limon Ağacı dizisinde ilk olarak başrol oynadı. Bu diziden sonra büyük sükse yapan Adanalı dizisinde oynamaya başladı.

Serenay Sarıkaya, 2010 yılında Miss Turkey yarışmasında ikinci olarak Miss Universe yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkını kazandı. Bu yıllardan sonra ünü yavaş yavaş Türkiye’ye yayılmaya başlayan Serenay Sarıkaya Lale Devri ve Medcezir dizileri ile ününü üst seviyelere taşımayı başardı. Ayrıca Ejderhanı Nasıl eğitirsin ve Behzat Ç. Ankara Yanıyor filmlerinde rol aldı. Serenay Sarıkaya dizi ve sinema filmlerinde rol alırken aynı zamanda reklam filmleri ile de ön plana çıktı. 2014 yılında ise GQ Türkiye tarafından yapılan yarışmada yılın kadını seçildi. Bunların haricinde Serenay Sarıkaya iki kez Altın Kelebek Ödülü alarak sanat yaşamını taçlandırdı. 

Çocukluk yıllarında Antalya'da yaşayan ve İstanbul'da yaşama fikrinin korkutucu olduğunu da söyleyen Sarıkaya, annesine oyunculuk yapmak istediğini söylemesi üzerine İstanbul'a taşındılar.  Lise eğitimini Antalya Saime Salih Konca Lisesi'nde tamamlayan Sarıkaya, üniversite eğitimi yurt dışında tamamlamak istemiş, ancak üniversite eğitimi almamıştır. Çocukken oyuncu olmayı düşünmeyen Sarıkaya, modellik yapmayı istiyordu. Uzun süre voleybol oynadı ve bir dönem basketbolla ilgilendi. Ayrıca bir sürede tenis oynayan Sarıkaya, kariyeri öncesinde latin danslarıyla da ilgilendi. 15 yaşındayken Çek Cumhuriyeti'nde düzenlenen Avrupa Gençler Güzellik Yarışması'na katılan Sarıkaya, yarışmada jüri özel ödülünü almasının ardından oyunculuk kariyerine başladı.

Serenay Sarıkaya, çekimleri 2013 yılının Mayıs ayında başlayan, Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi isimli dizinin ikinci sinema filmi olan Behzat Ç. Ankara Yanıyor filminde Melisa karakterini canlandırdı. Aynı yıl Amerikan yapımı The OC dizisinden uyarlanan Medcezir dizisinde Çağatay Ulusoy ile birlikte başrolde yer alacağı açıklandı. Senaryosu Ece Yörenç tarafından yazılan ve Ali Bilgin tarafından yönetilen dizide orijinali Marissa Cooper olan Mira Beylice karakterini canlandırdı. 2014 yılında Medcezir'de birlikte rol aldığı Hazar Ergüçlü ile birlikte bir şampuan markasının reklam yüzü oldu. 

Aynı yılın mart ayında yönetmenliğini İzlandalı yönetmen Thor'un yaptığı bir reklam filminde yer aldı. Aynı yıl bir giyim markasının yeni reklam yüzü oldu ve iki yıllık bir sözleşme imzaladı. Bu markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için çekilen reklam filminde dünyaca ünlü Brezilyalı model Francisco Lachowski ile birlikte yer aldı. Aynı yılın eylül ayında yine aynı markanın bir reklam filminde daha yer aldı. Aksiyon sahnelerinin yer aldığı reklam filmi üç günde çekildi. 2015 yılında ise yine aynı markanın ilkbahar-yaz koleksiyonunun tanıtımı için Kerem Bursin ile birlikte kamera karşına geçti. İki oyuncunun aşkı, reklam çekimlerinde başlamıştı. Sarıkaya ve Bürsin'in birlikte şarkıda
söylediği reklam filmi izleyicilerden olumlu tepkiler aldı. Reklam filmi çok ses getirince markayla olan sözleşmeleri bu yılda yenilendi.


Serenay Sarıkaya Rol Aldığı (Oynadığı) Diziler ve Fimler

Çi (DURU)                   2017
Fİ (DURU)                   2017
MEDCEZİR (MİRA)       2013
LALE DEVRİ (YEŞİM)    2010
ADANALI (SOFİA)        2008 - 2010
LİMON AĞACI (PERİ)    2008
PARAMPARÇA AŞKLAR  2008
PERİ MASALI               2008

İşte güzel oyuncu Serenay Sarıkaya'nın Resimleri (Fotoğrafları);


Paylaş:

19 Aralık 2017 Salı

Nasreddin Hoca Kimdir? Nerelidir, Hayatı, Biyografisi, Fıkraları, Sözleri, Hakkında Bilgi



Nasrtettin Hoca denildiğinde hemen yüzümüzde bir tebessüm oluşur. Türk edebiyat ve mizah tarihinin önemli figürlerinde olan Nasrettin Hoca ismi çocukluğumuzdan beri önce okul öncesi masalları ile, daha sonra ilk okul Türkçe derslerinde yine masal ve fıkraları ile, ilerleyen zamanlarda ortaokul ve lisede de edebiyat derslerinde her daim karşımıza çıkmıştır. Tabi uygun bölümlerde üniversite öğrenimimiz sürecinde de yine namı değer Nasrettin Hoca ile alakalı mutlaka konular, sözler veya fıkralar çıkagelmiştir. Sonuçta okul sonrası da olmak üzere bizim Nasrettin Hocamız her daim hayatımızda, zihinlerimizde muhabbetlerimizde olagelmiştir. 

Nasrettin Hoca (d. 1208, Sivrihisar - ö. 1284, Akşehir)
Eskişehir'in ilçesi Sivrihisar'a bağlı Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur.

Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasrettin Hoca biçimini almıştır.

Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.

Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.


Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.

Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir. Akşehir, Nasreddin Hoca ile adını Dünya'ya duyurmuştur. 1208-1284 yıllarında Akşehir'de yaşayan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısına yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir.

Nasreddin Hoca'nın Kişiliği

Nasreddin Hoca, insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasrettin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir. Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.

Nasreddin Hoca Hakkında Söylenenler

İlhan Başgöz "...En az 500 yıldan beri onun fıkralarını dinleyerek, beslenerek büyümüşüz. Bu etki çocuk çoluk, genç ihtiyar hepimize işlemiş. Böylece Nasreddin Hoca'yı Türk halkı yarattığı kadar, Türk halkını da Nasreddin Hoca yaratmıştır..."

Adnan Binyazar "...Nasreddin Hoca, her kesim halkın; köylünün kentlinin, varsılın yoksulun çelişkilerini, düşüncelerini, eleştirilerini dile getirir. Fıkralarda yerellik, sınıfsallık özelliği önemli bir ayrılık yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu görülmez. Başta komşu ülkeler olmak üzere, bütün dünyada tanınmasının, yaygınlaşmasının nedenini, onun bu evrensel yönünde aramak gerekir..."

Toramirzo Cabbarov "...Nasreddin Hoca Türk milletinin yükünü hafifletecek, her bir evde beklenecek, misafirdir. Onun kartviziti kahkahadır. O Dogu ve Batı memleketlerinde faal olan vatandaştır. Ülke sınırlarından eşeğine binip geçer. Onun pasaportunu sınır erleri yoklamıyorlar. Çünkü o dünyanın büyük insanıdır. O yıldan yıla gençleşiyor. Omuzundaki gömleği eskisiyor, ama gülüşü daima yenileşiyor.."

Ahmet Caferoğlu "...Bu aziz halk evladının sarığında şehir, yani yerleşik, küçük eşeğinde ise göçebe Türk yaşayışının bağdaştırılmak istendiğini sezmekteyim. Bu yolla Hoca'mız keçe medeniyeti ile balçik medeniyetini kendi şahsında kaynaştırmış bir şovalyedir."

Ziya Gökalp "...Nasreddin Hoca, Türk nekregüllüğünün en yüksek simasıdır." [Nekre: hosa giden, gülünc, ince bir alay içeren söz]

Abdulbaki Gölpınarlı "...Halk Hoca'dır...Hoca, halkın muhayyilesinde; halk, icap edince öz nefsine bile onun nüktesiyle çatıyor, onun diliyle sözler sarfediyor. Bedri Rahmi Eyuboglu'nun dedigi gibi yakın zamanda bir gün Hoca, otobüse, dolmuşa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka."
Rostislav Holthoer "...Hoca'nın dünyanın başka yörelerindeki fıkralarda ve masallarda yaşaması pek muhtemeldir. Ortadogunun pek çok ülkesi Hoca'yı kendi malı yapmak istiyor. Ama türbesi Türkiye'de Akşehir'de bulunuyor. Ne var ki, kişiliği ve ünü bu kentle sınırlı değildir. Kendisi kozmopolit olup zamanların ötesinde bulunmaktadır."

Fuat Köprülü "...O, bizim en asli mahsullerimizden biridir." [Fuat Köprülü, Nasreddin Hoca'nın tarihi kişiliğiyle ilgili araştırmalara ilk öncülük eden kişidir. A. Kabaçalı, 1991]
Şükrü Kurgan "...Anadolu Türk mizahi, yorgun bir zihnin düşüncelerini boşaltan, dilimizin güçlü bir deyimi ile "lala-pasa eğlendiren" başıbos bir mizah değildir. Nasreddin Hoca mizahı, Türk halkının sorunları ile beraber yürüyen, toplum eğitimine yönelmiş, yapıcı bir mizahtır. Türk halkı, yüzyıllar boyunca dertlerini bu mizahla avutmuş, sevinebildiği mutlu günlerde de, bu mizahın sevinci ile yaşamıştır...Bu 'Nasreddin Hoca sevinci ile yaşamak', hafif olmak, işleri şakaya almak demek değildir, sadece güler yüzü ciddiliğe engel saymamak, yani Türk halkı gibi 'güler yüzle ciddi olmak' demektir..."

Anna Masala "...Nasreddin'in vücudu türbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hiçbir zaman ölmemiştir. Hatta gercek mucize şudur: Bütün dünya ondan bahsetmekte, edebiyatçılar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanımakta ve hikâyeleri rüzgâr gibi yayılıp, ekmek gibi kabarmaktadır. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri şüphesizdir..."

Aziz Nesin "...Doğumundan önce de, ölümünden sonra da yaşamış insan Nasreddin Hoca'dır. Ölümünden sonra yaşamış başka tarihsel ve toplumsal kişiler vardır, ama ölümünden önce de yaşamış olan dünyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dır..."

Nazım Hikmet, "Hoca'yı gülen değil, ağlayan insan sembolu olarak göstermiştir.
Nasreddin Hoca fıkralarının özünde gözyaşı vardır. Türk halkı bu fıkralara, ağlamanın yerine, gülmüştür. Çünkü Nasreddin Hoca yalnız alay etmekle yetinmemiş, ezilen halkın da kaltabanlığı, o çürümüş toplumdaki korkaklığı, ikiyüzlülüğü, yüreksizligi, sahteciliğiyle de alay etmiştir. Aslında Nasreddin Hoca derken, Türk halkının kendisini anlamaktayız. Böylece Türk halkı, kendi kendisiyle alay edebilme olgunluğunu göstermiştir. Goethe, 'Kendi kendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der. Türk halkı, yüzyıllar boyunca yarattığı Nasreddin Hoca'nın toplumsal kişiliğinde, biyandan ezenlerle alay ederken, biyandan da kendikendisiyle alay ederek, çöküntü nedeninde kendisinin de sorumlu olduğunu, payı bulunduğunu göstermiştir...

Cahit Tanyol "...bu fıkralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mümkün değildir. Hoca'da belli bir aptal kişi değil, belli bir aptallığımız ve bönlüğümüz hicvedilir."

Fikret Türkmen "...Karşımıza, Türkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Türklerin ayak bastığı her yerde Nasreddin Hoca çıkmaktadır..."

Paylaş:

18 Aralık 2017 Pazartesi

Ayta Sözeri Kimdir? Ayta Sözeri Kaç Yaşında, Biyografisi, Nerelidir (Aile Arasında Behiye)

Bu günkü ''kimdir'' biyografi sayfamızda Gülse Birsel'in yazdığı başrollerini ise Demet Evgar ve Engin Günaydın'ın paylaştığı Aile Arasında Evgar ve Günaydın'ın komşusu 'Behiye' karakterini canlandıran Ayta Sözeri kendine has üslubuyla ve başarılı olduğu kadar doğal oyunculuğu ile dikkat çekiyor.

Özellikle Ayta Sözeri’nin özel hayatı çok merak ediliyor. Gülse Birsel’in 2017 yapımı Aile Arası’nın kadrosunda Behiye karakteri ile yer alan Ayta Sözleri, daha önce Hayat Bağları, Arka Sokaklar, Dudaktan Kalbe dizilerinde rol al almıştı. Peki cinsiyet değiştirme ameliyatıyla kadın olan trans oyuncu Ayta Sözeri kimdir, nerelidir, kaç yaşında? gibi sorulara cevap olarak hazırladığımız bu yazımızda Ayta Sözeri hakkında çok özel bilgiler sizlerle olacak...

Ayta Sözeri Kimdir? 

Ayta Sözeri, 31 Mart 1976’da Almanya’da doğdu. 6 yaşındayken ailesi ile beraber Almanya’dan İzmir’e taşınan Sözeri, Ege Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun. Kendisini kadın gibi hissettiğini ilk kez ortaokulda fark eden Sözeri, bu durumu da ilk olarak annesi ile konuşmuş. Babası ise bu gerçeği duyduğunda onu evden kibarca kovmuş. Evden ayrılan Sözeri, bir yerde zenneliğe başlamış. Ve bir gün o mekandaki solist gelmeyince sahneye Sözeri çıkmış. 20’li yaşlarında ameliyat olan Sözeri, çok sıkı da insan hakları aktivisti. Tiyatro eğitimi de alan Sözeri, İstanbul’da bir restoranda çalışırken bir yönetmen tarafından keşfedilmiş. Ayta Sözeri, Hayat Bağları, Arka Sokaklar, Dudaktan Kalbe, Paramparça ve Meryem dizilerinde rol aldı.

Ayta Sözeri (Aile Arasında Behiye) Resimleri - Fotoğrafları






Paylaş:

17 Aralık 2017 Pazar

Su Kutlu Kimdir? Kaç Yaşında, Nereli, Hayatı, Biyografisi (Aile Arasında Zeynep)

Aile arasında oynayan Su Kutlu kimdir, kaç yaşındadır, nerelidir, hangi dizilerde ve filmlerde rol aldı veya oynadı diye merak eden okuyucular için hazırladığımız biyografi sayfamızın devamında genç, güzel ve hatta minyon olduğu için olduğundan çok daha küçük görünen dizi ve sinema oyuncusu Su Kutlu hayatı hakkında bilgiler yer almakta...

Su Kutlu Kimdir? - Kaç Yaşındadır? - Nerelidir? - Hayatı - Biyografisi

Su Kutlu 1991yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ekranlara ilk olarak reklam filmi ile çıktı. Haluk Bilginer ve Ebru Özkan'ın da yer aldığı Hayatımın Rolü dizisi ile 2012 yılında oyunculuk kariyerine başladı. 2013 yılında Fahriye Evcen, Burak Özçivit ve Begüm Kütük Yaşaroğlu'nun da yer aldığı Çalıkuşu diziinde rol aldı. Ali Ayşe'yi Seviyor dizisi ile oyunculuğa devam etti. Son olarak Star Tv'de yayınlananan 2014 yapımı Güzel Köylü dizisinde Sude karakterini canladırdı. Dizi çekimlerinin yapıldığı Muğla'da bir barda kavga ettiği için dizi kadrosundan çıkartılan Su Kutlu bazı kesimlerin tepkisini çekmişti. Son olarak Aile Arasında adlı sinema filminde Zeynep karakterini canlandırdı.Su Kutlu'nun Instagram hesabı @suukutlu .

Su Kutlu'nun Rol Aldığı (Oynadığı) Diziler - Sinema Filmleri;

(2017-2018) Aile Arasında
(2014) Güzel Köylü - Sude 
(2013) Çalıkuşu - Mişel 
(2013) Ali Ayşe'yi Seviyor - Nazlı 
(2012) Hayatımın Rolü - Amelya

Su Kutlu'nun Canlandırdığı Karakterler;

Güzel Köylü'de Sude, Çalıkuşu'nda Mişel, Ali Ayşe’yi Seviyor'da Nazlı ve Hayatımın Rolü'nde Amelya, Aile Arasında adlı sinema filminde ise Zeynep rolleriyle karşımıza çıkan Su Kutlu şimdiye dek oynadığı masum kız rollerinin alanının çok dar olduğundan dem vururken Gizem karakterini canlandırırken hakim olduğu yelpazeden dolayı heyecanlı olduğunu dile getirmişti.Son olarak rol aldığı Aile Arasında filminde canlandırdığı Zeynep rolü daha öncekilere göre biraz daha farklı bir karakter olmuş ve Su Kutlu bu karakterin hakkını vererek çok iyi bir oyunculuk çıkarmış doğrusu.

Ve Ek Olarak En Güzel Su Kutlu Resimleri (Fotoğrafları);



    
Paylaş: